ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Bir Tutam Hikaye (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=456)
-   -   Kızıl Gök (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=438509)

Prof. Dr. Sinsi 08-13-2012 02:58 AM

Kızıl Gök
 

Dalgalar sahile vuruyor ve her geri çekilişinde su seviyesi daha da azalıyor. Azaldıkça azalıyor. Ve ısınıyor. Sonrasında sessizlik... Yalnızca birkaç yengecin kıskaç sesleri... Onlar da suya doğru kaçışıyorlar. Kara bulutlar hızla hareket ediyor. Dağlara doğru... Kuşlardan ses soluk yok. Tek tük sürüler geçiyor uzaklarda, batıya doğru... Hiç rüzgâr yok! Tek damla yağmur yok. Gök kızıl... Levha sınırlarından bir parça kopuyor. Magmaya karışıyor. Ve bir parça daha... Bir daha... Tek parça kalıyor. Kalan son parça milyonlarca insanın kaderini taşıyor. Ve bu ağır yüke daha fazla dayanamıyor, kopuveriyor. Olağanüstü bir rüzgâr... Karşıda irice bir dağ çöküyor! Sular daha da hızlı çekiliyor. Kumlarda kara delikler oluşuyor. Ufukta dev bir dalga... Akabinde kara bulutlar... Bardaktan boşalırcasına bir yağmur...

Televizyon karşısında uyuklayan babasına bakarak, mutfağa girdi Tibet. Üzerinde bir tişört, altında pijama vardı. Saçları darmadağın, gözleri şişmişti. Fazla uyuduğundandı sanırım. Masaya oturdu.
"Günaydın," dedi Tibet. "babam napıyor?"
"Kar bekleniyormuş bugün. Haberlere bakıyor."
"Haziranda ne karı yaa?"
"İlginç olan da o ya..."
Tibet'in bardağına çay doldurdu Nilgün. Çaydanlığı ocağa bırakıp, masaya oturdu. Sessizce kahvaltıya başladı.
"Ne güzel de hava var hâlbuki." dedi Tibet.
"Dün ne kadar soğuktu öyle. Aslında gerçekten de aniden soğudu hava. Kar olma ihtimali var."
"...da neden haziranda?"
Nilgün, iki kaşını kaldırıp masumca baktı Tibet'e.
"Servis gelecek," dedi Tibet. "çıkıyorum ben."
Hızla yerinden kalkıp, mutfaktan çıktı.
"Dikkatli ol." diye bağırdı Nilgün.
Salondan sesi geldi Tibet'in, "tamaaam!"

(Döngü)
Dalgalar sahile vuruyor ve her geri çekilişinde su seviyesi daha da azalıyor. Azaldıkça azalıyor. Ve ısınıyor. Sonrasında sessizlik... Yalnızca birkaç yengecin kıskaç sesleri... Onlar da suya doğru kaçışıyorlar.

Beyaz okul servisi, geniş ve tenha sokaklardan okula doğru ilerliyordu. Tibet, şoförün yanında oturuyordu. Yolu ikiye bölen ağaçlardan bir kaçı rüzgârla sallanmaktaydı. Kara bulutlar, ara ara birkaç damla atıştırıp, karşıdaki dağlara doğru süzülüyordu.

(Döngü)
Kara bulutlar hızla hareket ediyor. Dağlara doğru... Kuşlardan ses soluk yok. Tek tük sürüler geçiyor uzaklarda, batıya doğru...

Servis, okul kapısında durdu. Bütün yol boyunca dalgınca oturan Tibet, servisten inip, okul kapısından geçti. Uyandığında var olan güneşten eser kalmamıştı. Sanırım meteoroloji yine haklı çıkacaktı. Karşıdan ona doğru gelen Bilge'yi gördü ve tebessüm etti Tibet.
"Günaydın tatlım," dedi Bilge. "Naber?"
"İyi gibi. Saçma bir gün... Senden?"
"Sıkıntı..."
Yan yana okula doğru yürümeye başladılar.
"Kar bekleniyormuş, biliyor musun?" dedi Tibet.
"Haziran ayında ne karıymış o?"
"Ne bileyim."

(Döngü)
Tek tük sürüler geçiyor uzaklarda, batıya doğru... Hiç rüzgâr yok! Tek damla yağmur yok. Gök kızıl...

Bilge önden kantine girdi. Ardından da Tibet... Kantin oldukça dar ve oldukça kalabalıktı. Pencere kenarındaki masalardan birine oturdular. İkisi de dışarıyı seyrediyordu.
"Çalıştın mı yazılıya?" diye sordu Bilge.
"Hayır. Kolay zaten."
"Hıı..."
"Gökyüzü," dedi Tibet. "Kırmızı..."
"Evet. İlginç bir gün."

(Döngü)
Levha sınırlarından bir parça kopuyor. Magmaya karışıyor. - 2.1 -

"Sınıfa çıkalım mı? Son bir kez bakarız." dedi Tibet.
"Olur. Ben bir su alayım. Sen çıkadur."
"Tamam canım."
Bilge, kantine yöneldi. Tibet ise merdivenlere. Birkaç merdiven çıktı ve tökezledi.

(Döngü)
Başının döndüğünü hissetti. Sanki yer ayağının altından kayıyordu. Kaloriferden su fışkırmaya başladı. Tibet, hem sırılsıklam, hem de haşlanmış olarak merdivenlerden yuvarlandı. O sırada korkuluk demirleri yerinden sökülüp, Tibet'in üzerine devrildi. Duvardaki kırmızı kovalar, bir bir yere indi. Çerçevelerin camları...

Birkaç merdiven çıktı ve durdu. Derin derin nefes almaya başladı. Korkuluklardan uzak durdu. Duvara sırtını dayayıp, yan adımlarla çıkmaya başladı. Tıpkı bir yengeç gibi...

(Döngü)
Ve bir parça daha... Bir daha... Tek parça kalıyor. Kalan son parça milyonlarca insanın kaderini taşıyor. - 4,3 -

Duvara sırtını vermiş bir şekilde merdivenleri çıkmayı sürdürdü Tibet. O sırada bir sarsıntı olduğunu hissetti. Gözlerini kapadı.
"Biliyordum." dedi.
Gelip geçenler Tibet'e merakla bakıyor, neler olduğunu algılamaya çalışıyordu. Sarsıntıyı hissetmemiş olmalılardı.
"Tibet?"
"Bilge..."
"Neler oluyor?"
"Deprem. Kaloriferden su fışkırıyor."
"İyi misin sen? Sadece biraz salandık."
"Devamı var."
"Tibet, iyi görünmüyorsun." dedi ve Tibet'i kolundan tutup kaldırmaya çalıştı.

(Döngü)
Ve bu ağır yüke daha fazla dayanamıyor, kopuveriyor. Olağanüstü bir rüzgâr...

Bilge, ani bir sarsıntıyla geriye doğru uçtu. Takla atarak merdivenlerden inerken, Tibet yakalamaya çalışsa da başaramadı. Ayağa kalkıp, bekledi. Gözlerini yumdu. Bina birden ayaklarının altından yitti. Havada asılı kaldığı birkaç saniyenin ardından yere düşerken, hızla yükselen zeminle yukarıya savruldu. Bacağında inanılmaz bir acı; kaval kemiğiyle, uyluk kemiği birbirine girmiş gibi... Bacakları gövdesinden ayrılmış gibi... Sonra ortalık yine sakinleşti. Yerde yatıyordu öylece Tibet. "Tssss..." sesinin ardından kaloriferden sular çıkmaya başladı. Yarı baygın yatan Tibet, hissettiği bu acıyla gözlerini açtı ve ayağa kalktı.

(Döngü)
Deprem bitiyor. Kantin tarafındaki kolonlardan biri yıkılıyor. Kantin yerle bir... Çığlıkların ardı arkası kesilmiyor.

Yıkılmaya başlayan merdivenlerden aşağıya inmeye çalıştı Tibet. Birkaç adımdan sonra sağ ayağı boşlukta kaldı. Geriye dönüp, yukarıya tırmandı. Koridorlarda asılı tablolar, yere iniyor, cam kırıkları etrafa saçılıyordu. Kantinden çığlıklar geliyordu. Bilge'yi düşündü Tibet. Birden durdu. Kurtulabilmiş miydi acaba? Kapıya çok yakındı. Çıkabilir miydi oradan? Geriye dönmeyi düşündü. Ama merdivenler yoktu. Yoluna devam etmeye karar verdi.. Koridordun sonuna doğru koşarken yakınlarda bir çığlık duydu.
"Nerdesin?!" diye bağırdı.
Bir daha ses çıkmadı.
"Sana yardım edeceğim. Ses ver!"
Ses yok...
"Heeey!"
"İmdaaaaat!"
Sesin geldiği yere doğru koşmaya başladı Tibet. Bina hala sallanıyordu. Koridorun diğer ucuna koşuyordu. Birden bir kapı devrildi ve Tibet'in sağ ayağı altında ezildi. Kemiklerin çatırtısını duymuştu. Ama bu kargaşada bunu düşünecek durumu yoktu. O sınıftaki kişiyi alıp, buradan çıkacaktı.

(Döngü)
İki çift ayak, yangın merdivenine doğru gidiyor. Koridorun sonuna varılmak üzereyken, demir kapı ve duvar birbirinden ayrılıyor. Kapı dışarıya doğru devrilirken, duvar yere çöküyor ve yolu tıkıyor.

Tibet, yanında bir kızla yangın merdivenine doğru koşuyordu. Birden durdu. Demir kapı ile, tavan arasındaki derin çatlağı gördü.
"Yıkılacak. Bütün tavan çöker. Bu taraftan!"
Koşarak bir üst kata çıktılar.
"Burası çökecek. Bir kat daha..."
Bir kat daha çıktılar. Bu sırada korkuluklar döküldü. Bina hala beşik gibiydi.
"Öleceğiz. Burda öleceğiz." deyip ağlamaya başladı yanındaki kız.
"Sus! Suus! Ölmeyeceğiz. Anladın mı? Anladın mııı? Kendine gel!"
"Ezilip gideceğiz. Öleceğiz..."
"Şu ana kadar nasıl yaşadıysak, öyle yaşayacağız. Burdan kurtulacağız. Kendine gel. Uyan, ayıl. Kendine gel geri zekalı!"
Kıza okkalı bir tokat atı. Kız, ağlamayı kesti.
"Kurtulacağız. Anladın mı? Güven bana."
Koşarak koridorun sonuna geldiler. Demir kapıyı açıp, yangın merdivenine çıktılar. Sarsıntı durdu.
"Kurtulduk. Çıktık buradan."
"Bina göçecek."

(Döngü)
Yangın merdiveni hızla göçüyor. Onlarca insan toz olup, uçuyor. Okulun 3 katı yerle bir. En üst kat yıkılmak üzere; 3 katın üzerinde duruyor.

Tibet, yangın merdiveninden aşağı baktı.
"Yıkılacak... Burası yıkılacak... Koş!"
Tibet koştu. Kız ise olduğu yerde bekliyordu.
"Neyi beliyorsun? Yukarı çıkmalıyız."
"Kurtulamayacağız."
"Sarsıntı durdu. Korkma artık. Çatıya çıkarsak..."
"Öleceğiz işte!"
"Sarsıntı durdu diyorum sana."
Binanın son katı da büyük bir gürültüyle yıkıldı. Çıkacak çatıları da kalmamıştı. Aşağıda yangın merdivenini izleyen insanlar vardı. Binaya ek olarak yapılan yangın merdiveni, daha sağlam çıkmıştı. Yine de 5 kattan yalnızca 2'si kalmıştı.
"Söyledim..." dedi kız.
Tibet, başını iki yana sallayıp, koşmaya başladı. Merdivenleri hızla çıkıp, en üst kata tırmandı. Gök yüzüne baktı. Kızıldı... Gökyüzü kızıldı. Ve yavaş yavaş kar taneleri düşmeye başladı. Uzakta da bir helikopter belirdi. Tibet, yere çöktü. Bacakları acıyordu. Sırtı harlıyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Her şey bitmişti. Helikopter, ona doğru yaklaştı. Bir merdiven sarkıtıldı. Bir alt katta bekleyen kızla beraber merdivene tutundular. Helikopter yükseldikten birkaç saniye sonra da yangın merdiveni tamamen çöktü.

(Döngü)
Sular daha da hızlı çekiliyor. Kumlarda kara delikler oluşuyor. Ufukta dev bir dalga...

Tibet, helikopterin içinde battaniyeye sarınmış, oturmaktaydı. Kurtardığı kız da aynı şekilde oturmuş, dışarıyı izlemekteydi.
"Kurtulacağız demiştim."
"Kurtulduk mu?"
"Ben Tibet," dedi ve elini uzattı. "Memnun oldum."
"Kevser... Memnun oldum. Hadi, çıkalım buradan."
"Sen iyi değilsin."
"Sen çok mu iyisin?"
"O da doğru ya..."
Başını cama yasladı ve dışarıyı seyre koyuldu. Bir süre yalnızca pervane ve motorun sesiyle gidildi.
"Ailemizi arayabilir miyiz?" dedi Tibet.
"Müsait olmayabilirler. Bence inince görüşün." dedi helikopterdeki diğer adam.
"Ölmüşler midir?"
"Bilemem. Büyük deprem..."
"Biz öldük mü?"
"Fiziken hayır..."
"Ben de öyle düşünmüştüm." dedi ve gözlerini yumup, beklemeye koyuldu Tibet.

(Döngü)
Dev dalga, şehrin içlerine kadar giriyor. Arabaları, insanları, binaları savuruyor. Tüm şehri savuruyor. Bir kadın, elinde telefon... Sokakta evine bakıyor. Dalga yutuyor. Gökte bir helikopter ilerliyor. Helikopteri de içine alıyor. Şehrin gerisindeki ormana doğru ilerliyor.

Hızla gözlerini açtı Tibet.
"Geliyor. Dalga geliyor."
"Efendim?" dedi helikopterdeki adam.
"Tsunami..."
"Türkiye'de tsunami olmaz delikanlı."
"En az 7 şiddetinde bu deprem! Geliyor diyorum, dev dalga geliyor."
"Bence onu dinle. Sezgileri sayesinde çıktık o binadan." dedi Kevser ve aynı sakinlikle oturmayı sürdürdü.
"Siz delisiniz gençler. Delisiniz."
"Sen çok mu akıllısın? Şu telefonu ver. Ver!"
Adamdan telefonu alır. Nilgün'ün numarasını tuşlar. Telefon açılır.
"Annem!" der ve büyük bir sevinçle ağlamaya başlar Tibet. "İyi misiniz siz? Babam nasıl? Anne? Anne..? Anne, orda mısın? Orda mısın? Bir şey söyle!"
"Noluyor?" diye sordu adam.
"Dalga geliyor. Şehirde... Bize doğru ilerliyor."
Adam Tibet'e doğru bakıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Ya bu çocuğun söylediği doğruysa? O binadan sağ çıkabilmiş birisi geri zekalı olamazdı ya. Belki de psikolojik hasar gördüğünden saçmalıyordu? Birkaç dakika öylece duruldu. Adam helikopteri kullanan arkadaşına baktı.
"Ormana doğru devam et."
Helikopter ormana doğru yöneldi. Birkaç dakika sonra dağların ardında kayboldu.

Aradan geçen birkaç günden sonra şehir yaralarını sarmaya çalışıyordu. Tibet, bir hastane odasında uzanmaktaydı. Babası Aykut, elinde bir tepsiyle odaya girdi. Tibet'in alçıdaki ayaklarını şöyle bir süzdükten sonra tepsiyi yemek sehpasına bıraktı ve sehpayı Tibet'in önüne çekti.
"Nasılsın bugün?" diye sordu.
"Fena değil. Bilge nasıl? Yanına gittin mi?"
"Hıı. Bomba gibi. Yakında taburcu edeceklermiş."
"Güzel." dedi ve tebessüm etti Tibet.
Sakince çorbasından yudumlamaya başladı. Annesinin yokluğu hariç, her şey yoluna girmiş gibiydi onun için. En azından bir hastane odasında, babasından aldığı haberler öyle diyordu... Çorba kasesini sıyırırken gözlerinin içi gülüyordu. Ve diğerlerinin nasıl kurtulduğunu hala bilmiyordu.

[SON]


Mutlu Çapraz


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.