ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   Cehennemden Kaçan Adam.. (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=394807)

Prof. Dr. Sinsi 08-04-2012 02:24 AM

Cehennemden Kaçan Adam..
 
Sevgiliyi unutmak, ayrı durmak, gönül diyarını kendi haline terketmekti.

Gönül diyarını terk edemiyordu, Salebe -bin Abdurrahman-. O'nun nazarları altında hizmetinde kusur etmiyordu.


Ensar... Nebi (A.S.)’ın Medine’ye hicretinde, bütün müminlere kucak açan

gönül erleri... İslâm toplumunun iki temel direğinden biri...


Yurtları ise, Medine... Madde ve mana dünyasının aleme yansıyan yönü. Dünya

ve ahiretin denge taşlarının konulduğu şehirlerin anası Mekke'de doğan Allah

Rasulü’nün müminlere bu dünyada son kez tebessüm ettiği kutlu şehir.


Medine... O şehir ve halkı daha ilk günden meftun olmuştu Sevgili Resul’e...

Kainatın en sevgilisini bağrına basmak için can atardı büyüğüyle, küçüğüyle.

İnsanları Nebi (A.S.)'a tutkun, Efendimiz (A.S.) onların gönlüne hakimdi.

İnsanların gönül dünyasındaki hürriyet, bu tutsaklığın ardından geldi.


Medine'li müminler, kainatın serveri Efendimiz'i kalplerine yerleştirirken

boyunlarını bükmüş, O’nun nazarlarının aydınlığında ağaçların meyveye

durması gibi olgunlaşırlarken, Sevgili Peygamberimiz'in gönlünde de özel bir

yer edinmişlerdi. Bir gün şu sözler dökülmüştü mübarek dudaklarından: "Allah

biliyor ki, ben sizi seviyorum." (İbnu Mace)


Bakış . . . !


İşte bu şehrin insanıydı, Salebe bin Abdurrahman. Sevgili Peygamberimiz

(A.S.)'ın sevgisinde eriyor, O'nun bir dediğini iki etmiyor, asla yanından

ayrılmıyordu. Her zaman Efendimiz'in hizmetinde idi. Gönlünü sevgiyle

doldurmuş, sevgisini aşka boyamıştı.


Sevgiliyi unutmak, ayrı durmak, gönül diyarını kendi haline terketmekti.

Gönül diyarını terk edemiyordu, Salebe. O'nun nazarları altında hizmetinde

kusur etmiyordu.


İslâm, dünya ve ahiret hayatının toplamıydı. Müslüman, dünyada ahireti için

çabalayan, ahirette ise bu çabaların karşılığını devşirendi. Bu dünya

ahiretin tarlasıydı. Sevinçler, kederler, sıkıntılar bu dünyaya mahsustu.


Derken, birgün Sa'lebe bin Abdurrahman, komşusunun evinin önünden geçerken

bir an istemeden gözü evde yıkanan bir kadına takıldı. Ardından bir daha

baktı. Gözlerine hakim olamamıştı. Kendini toparladığında ise pişmanlık

bütün benliğini sarmıştı.


Cümle kapısı


Gözler, sarayların cümle kapılarına benzer. O kapılar, sarayların da,

surların ardındaki bir şehrin de ilk göze çarpan görkemli mimari

yapılarıdır. Bazen insan, şaheserin daha içini görmeden o kapılara tutulur

kalır. İnsanın da güzelliği gözlerden başlar.


Bakışları çok görkemli insanlar vardır; saf, duru, akpak gönüllerini

yansıtan. Gönül sarayı tertemizdir onların. Zira o sarayın tahtına

oturttukları Yüce Sevgili, kalplerini tertemiz istemiştir:


"Rasulüm! Mümin erkeklere, gözlerini harama dikmemelerini söyle." (Nur/30)


"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar."

(Nur/31)


Medine'li Salebe bin Abdurrahman, kendi tertemiz gönül sarayının daha cümle

kapısında, Allah’ın yasakladığı bakışı ile o an, kendini belki de yapayalnız

hissetti. Yüce Sevgili’nin rıza göstermediği haram bakış, müminin gönül

sarayında sevgilisiz kaldığı, heva ve heveslerin hakimiyet kurduğu

yalnızlığı doğurur.


İhtimal, Salebe bu yalnızlığın neticesinde Rasulü Ekrem (A.S.)'e vahiy

gelmesinden korktu. Belki, bu korku en çok sevdiği Allah ve Rasulü’nü

kaybetmek endişesinden kaynaklanıyordu. Mahzundu. Medine ve Mescid-i Nebi

artık ona dar gelmeye başlamıştı. Kolay değildi, Efendimiz'in bakışları

arasında büyümek. Ve...


Medine'den ayrıldı. İlahi irade bir hakikati daha ispatlayacaktı. Salebe

belki Efendimiz'in nazarından uzaklaşmıştı ama O'nun tasarrufatıyla günahını

kendine dert edinmişti. İşte bu yüzden derdini içinden söküp atamıyordu.

Sevmesine rağmen, günahkârdı. Allah’a yöneldi ve Cenab-ı Hak, Salebe'ye

tevbe kapısını açtı. Salebe, derdinin ancak Alemlerin Rabbi tarafından

çözüleceğine inanmıştı bir kere. Yönelecekti En Yüce Sevgili'ye. Zira O:


"Allah, bir adamın içinde iki kalb yaratmadı." (Ahzab/4) demiyor muydu?

Kalbin sahibi Allah, buna güç yetirirdi.


Nebi (A.S.), mescidde Salebe'yi göremeyince Sahabe-i Kiram'a onu sordu.

Salebe terketse bile O, sevdiğini bırakmazdı. Zira o eli Allah için

tutanların tek sahibi Cenab-ı Hak’tı:


"Muhakkak ki, sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın

eli onların elleri üzerindedir. Kim verdiği sözü bozarsa, ancak kendi

aleyhine bozmuş olur." (Feth/10)


Dünya ve ahiret hayatında denge istiyordu, kainatı yaratan... Belki de bu

dengenin kilidini gözlerde gizlemişti. Salebe bin Abdurrahman, gönülleri

ateşleyen Muhammedî nurun; bir türlü unutamadığı o bakışların derin

manalarıyla boynunu Allahu Tealâ'ya büktü.


Allah'a boyun eğenler ne zaman yükselmedi ki?!... Ve Cebrail (A.S.) Sevgili

Peygamberimiz’e durumu haber verdi:


"Ey Nebi! Ümmetinden biri Medine dağlarında, Allah'ın azabından, yine

Allah'a sığınıyor!"


Sevgi ve muhabbet asla karşılıksız bırakılmaz. Resulü Ekrem (A.S.) Hz.Ömer

ve Selman-ı Farisi'yi, Sa'lebe bin Abdurrahman 'ı bulup getirmekle

görevlendirdi. Dosttu bunlar; tanıştıkları günde cankardeşi olmuşlardı.

Salebe'yi bulup derdini çözmeliydiler. Zira ellerini Allah için tutup gönül

verdikleri O Sevgili Resul:


"Mümin, kardeşini zor durumda bırakmaz." (Buharî, Müslim) diyordu.


Züfafe


Züfafe... Medine dağlarında koyun otlatırdı. Hz. Ömer ve arkadaşı, Züfafe'ye

Sa'lebe'yi sordular:


“Buralarda, dağlarda yaşayan bir genç biliyor musun?”


“Herhalde siz cehennemden kaçanı soruyorsunuz.”


“Cehennemden kaçtığını nereden biliyorsun?”


“Gece yarısı olunca şu taraftan ağlayarak gelir ve ‘Keşke ruhum bu iki

alemden ayrılmasaydı...’ diye feryat eder.”


Züfafe kaç kere görmüstü Salebe'yi, Alemlerin Rabbi’ne yalvarırken... Gece

yarısına doğru Salebe aynı sözleri söyleyerek geldi. Hz Ömer gence yaklaştı.

Hz. Ömer'i görünce Salebe:


“Rasulullah’a benim ne tür bir günah işlediğim bildirildi mi?!..” diye

sordu. Hz.Ömer:[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...]


“Bilmiyorum. Rasulullah bizden seni getirmemizi istedi.” dedi.


“Senden birsey istiyorum: Bilal kamet getirip, Resulullah tam namaza

başladığında mescide girelim. Zira ben, Rasulullah'dan çok utanıyorum.”


“Haydi gidelim.” dedi Hz.Ömer. Dostumuz


Saf olmustu Mescid-i Nebi'de müminler. Salebe, Efendimiz (A.S.)'ın namazdaki

kıraatini işitince bayılıverdi. Kendine gelince Rasulullah (A.S.)’ın yanına

getirdiler. Buyurdular:


“Benden niçin uzaklaşıyorsun?”


“Ya RasulAllah! Senden çok utanıyorum.” dedi


“Allah hata ve günahları bağışlar..."


Ve... Sevgili Peygamberimiz (A.S.), Salebe'ye evine gitmesini söyledi.


Salebe gitti ama aradığı huzuru bir türlü bulamıyordu. Hastalanmıştı ve

günler geçtikçe günahının ağırlığı artıyor gibiydi.


Sahabe-i Kiram'ın durumu haber vermesi üzerine, Nebi(A.S.) Salebe bin

Abdurrahman'ın evini şereflendirdi. Bu, Mevlâna Hazretleri’nin "O geliyor

O!... Dostumuz, Yarimiz geliyor!..." dediği gibi bir gelişti bu.


Rasullullah (A.S.), Salebe'nin yatağına oturdu. O'nun başını dizlerine

yasladı. Şefkat nazarlarını, Salebe'ye lutfettiler. Salebe:


"Ey Allah'ın Rasulü, o baş günahlarla dolu. Sizin tertemiz teninize layık

değildir!" deyince Efendimiz:


"Peki Salebe. Sen ne istiyorsun?" diye sordu.


"Ey Allah'ın Rasulu! Sadece RABBİMin beni affetmesini istiyorum." dedi.


"Salebe! Cebrail sana RABBİMin selamını söylüyor. Ve O’nun, ‘Kulum dünya

dolusu hatayla bile bana kavuşursa, ben onu dünya dolusu mağfiretle

karşılarım.’ buyurduğunu söylüyor.”


O anda Salebe sükûnete kavuştu. Aradığı huzuru bulmuştu. Ve o huzurla

günahlarından arınmış tertemiz bir mümin olarak Rabbine kavuştu.


Cenaze namazını, Efendimiz (A.S.) kıldırdı ve onu defnetti. Kabirden

dönerken parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Sahabe-i Kiram nedenini

sorunca:


"Salabe'yi karşılayan melekler o kadar çok ki, onların kanadına basmamak

için bu şekilde yürüyorum" buyurdu. (Ebu Nuaym, İbnu’l Esir, İbnu Hacer)


İşte günah... İşte samimiyetle yapılan bir tevbe... Ve işte Rahman ve Rahim

olan Allah'ın verdiği karşılık:


"Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşan kullarım! Allahın

rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki

O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Zümer/53)


"Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz

sizin kötülüklerinizi örter; Peygamber’i ve iman edenleri utandırmayacaği

günde, Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Çünkü onların

nurları, önlerinden ve yanlarından koşar da, ‘Ey RABBİMiz! Nurumuzu tamamla,

bizi bağışla. Çünkü sen her şeye kadirsin.’ derler.” ( Tahrim/8)


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.