ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   İblisi Kızdıran Ve Ağlatan Ayet-İ Kerime (Okuyun İnşaallah) (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=394336)

Prof. Dr. Sinsi 08-04-2012 03:43 AM

İblisi Kızdıran Ve Ağlatan Ayet-İ Kerime (Okuyun İnşaallah)
 
Fakih anlatıyor:


-Rahmetlik babam (senedi saydıktan sonra) Hz. Ali b. Ebî Talib (r.a.) şöyle dediğini anlattı:


-Resûlüllah (s.a.v), müslümanlar arasında kardeşlik bağı kurdu. Bu çeşitten olmak üzere , Said b. Abdullah ile Sa'lebe Ensarî arasında bir kardeşlik bağı kurdu.

Bu sırada , Resûlüllah(s.a.v.) , Tebük gazasına çıkmıştı.

Said b. Abdullah gaza niyeti ile yola çıktı. Yerine kardeşi Sa'lebe'yi çoluk çocuğunun işi için vekîl bıraktı. Sa'lebe odun taşıyor; su getiriyor. Bütün bunları yaparken , sevabını Allahu Tealadan diliyordu. Bir gün dönüşünde eve girdi.

İçeri girince ona iblis geldi:


- Şu perdenin arkasına bak, deyince , Sa'lebe, perdeyi kaldırdı ve kardeşinin güzel hanımını gördü. Dayanamadı; yanına girdi onu okşadı.

Kadın şöyle dedi:


- Ey Sa'lebe! Allah yolundaki kardeşinin bizim için sana bıraktığı hakkı koruyamadın.

Bunun üzerine Sa'lebe :


- Eyvah, mahvoldum! Diye bağırıp yola düştü. Bir dağa çıktı.

Yüksek sesle şöyle yalvarıyordu:


- İlahi Sen Sen'sin: ben de benim. Sen mağfiretle karşılayansın. Ben ise, günahlarla, hatalarla huzuruna geldim...


Resûlüllah (s.a.v.) gazadan döndükleri zaman, herkes kardeşini karşılamaya geldi. Ama, Said'in kardeşliği gelmedi.

Said evine gitti; hanımına sordu:


- Allah yolunda kardeş olduğumuz Sa'lebe nerede?

Kadın şöyle anlattı:


-O kendini hatalar denizine attı; dağa doğru çıkıp gitti. Said kardeşini aramak üzere yola çıktı; gidip buldu.


Sa'lebe yüzüstü düşmüştü. Başını iki eli arasına almıştı. Yüksek sesle şöyle diyordu:

- Zillet makamım ne kadar düşük! Rabbine âsi olan kimsenin makamı nasılsa öyle...

Said ona şöyle dedi:


- Kalk ey kardeşim, bu gördüğüm hâl nedir?

Sa'lebe şöyle dedi:


- Seninle gelemem. Ancak, şu şekilde gelebilirim: Elimi boynuma bağlamalısın. Zelil bir kul, efendisinin kapısına nasıl sürülürse öyle sürmelisin.


Said onun dediğini yaptı. Sa'lebe'nin Hamsane adında bir kızı vardı. Gelip babasını aldı; Hz. Ömer (r.a)'in kapısına götürdü. Evden içeri girdiler.

Sa'lebe , Hz. Ömer(r.a.)'e şöyle dedi:


- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ömer (r.a.) şöyle dedi:


- Git yanımdan, saçlarından tutup seni ezmek istiyorum. Buradan çık, git; benim yanımda sana yer yok.

Buradan çıkınca , Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in yanına gitti; şöyle dedi:


- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ebû Bekir (r.a.) şöyle dedi:


-Git buradan ; benide kendi ateşini yakma; Bana göre , senin için hiçbir tevbe yoktur.

Oradan çıktı; Hz. Ali (r.a.)'nin kapısına gitti.Şöyle dedi:


- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:

- Çık git buradan. Bence, senin için bir tevbe yoktur.

Buradan çıkınca, şöyle dedi:


- Ey kardeşim! Ey kızım! bu üç kişi beni ümitsiz bıraktı. Ümidim o ki, Resûlüllah (s.a.v.) beni ümitsiz bırakmaz.


Bunun üzerine kızı, onu Resûlüllah (s.a.v.)'ın yanına götürdü.

Resûlüllah (s.a.v.) onu görür görmez şöyle dedi:


- " Cehennemin zicirlerini ve bukağılarını, bana hatırlattın."

Resûlüllah (s.a.v.)'a şöyle dedi:


- Yâ Nebiyyallah! Allah yolunda gazi kardeşimin karısına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


- "Çık buradan ; bana göre hiçbir şekilde senin tevben yoktur."

Oradan böyle çıktıktan sonra kızı ona şöyle dedi:


- Ey baba, Muhammed (s.a.v.) ve ashabı senden razı oluncaya kadar; sen benim babam değilsin; ben de senin kızın değilim.

Bunun üzerine Sa'lebe yüksek sesle:


- Yâ Rabbi! Ömer'in kapısına gittim; beni dövmek istedi. Hz. Ebû Bekir'e gittim; beni azarladı, tahkir etti. Hz. Ali'nin yanına gittim; beni kovdu. Peygambere gittim; beni ümitsiz bıraktı.


Ey Mevlam! Benim için sen ne yapmayı istiyorsun. Bu duâma "evet" diyecekmisin? yoksa cevabın "hayır" şeklinde mi olacaktır?

Bunun üzerine semadan bir melek geldi; Resûlüllah (s.a.v.)'a şöyle dedi:


-Allahu Teala soruyor: Halkı sen mi yarattın, yoksa ben mi?

Resûlüllah (s.a.v.), Allahu Teala'yı murad edip şu cevabı verdi:


-"Sen, ey efendim!"

Bunun üzerine melek şöyle dedi:

-Allahu Tealâ şöyle buyuruyor:


-Kuluma müjdele; onu bağışladım.

Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) ashabına sordu:


- "Sa'lebe'yi kim bana getirecek?"

Hz. Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) kalktılar:


- Biz getiririz, Yâ Resûlallah! Dediler.

Hz. Ali (r.a.) ve Selman (r.a.) da kalktılar:


- Ya Resûlallah! Biz getiririz, dediler.


Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.) ve Selman (r.a.)'a izin verdi.


Sa'lebe'nin yolunu tutup gittiler. Yolda Medine çobanlarından birine rastladılar.

Hz. Ali (r.a.) ona sordu:


- Resûlullah'ın ashabından birini gördünmü?

Çoban şöyle dedi:


- Galiba siz cehennemden kaçan birini arıyorsunuz?


- Evet,onu arıyoruz. Bizi onun yanına götür, deyince çoban şöyle dedi:


- Gece basınca, şu dereye gelir gider, şu ağacın altına oturur. Sonra Yüksek sesle şöyle der:


- Rabbine âsi olanın makamı ne kadar düşüktür!


Orada beklediler. Gece olunca Sa'lebe geldi; o ağacın altına gidip oturdu. Sonra ağlayarak secdeye kapandı.

Selman onun ağlamasını duyunca, ona doğru yürüdü ve şöyle dedi:


- Yâ Sa'lebe kalk. Âlemlerin Rabbi seni bağışladı.

Bu sesi duyunca sordu:


-Habîbim Muhammed nasıldır?


Allah'ı ve seni seviyor, dediler. Bilâl namaza kalktığı zaman, Sa'lebe'yi mescide getirdiler. Safın son kısmında durdular.

Resûlüllah (s.a.v.) namazda :


- "Çoklukla övünmek sizi oyaladı" (Tekâsür sûresi, âyet:1) âyetini okuduğu zaman, bir bağırırş bağırdı.


- "O kadar ki; kabirleri ziyaret ettiniz" (Tekâsür sûresi, âyet:2) âyetini okuyunca bir daha bağırdı;dünyadan ayrıldı.

Resûlüllah (s.a.v.) namazı bitirince Sa'lebe'nin yanına geldi.


-" Ey Selman, onun üzerine su serp."

Selman:


- Yâ Resûllallah, o dünyadan ayrıldı.


Sonra kızı geldi; Resûlüllah'a şöyle dedi:


- Yâ Resûlallah, babam nerede? Ona hasret kaldım.

Resûlüllah (s.a.v.) ona:


- " Mescide gir " dedi. Mescide girince, babasını ölmüş buldu. Elini başına götürdü.


- Ah perişan halim, ah babacığım, senden sonra bana kim bakacak?


Demeye başladı.

Onun bu haini gören Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


-" Ey Hamsane! İstermisin: Ben, senin baban olayım; Fatımada kardeşin?"

Buna karşılık şöyle dedi:


- Olur Yâ Resûlallah!


Resûlullah (s.a.v.) Sa'lebe'nin cenazesine gitti. Kabrin kenarına geldiği zaman, parmak uçlarına basarak yürüdüğü görüldü.

Döndükleri zaman, Hz. Ömer (r.a.) şöyle sordu:


- Yâ Resûlallah! Kabrin başında parmak uçlarına basarak yürüyordun; nedendir?

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


- "Yâ Ömer! Meleklerin çokluğundan, ayağımın tabanını basacak yer bulamadım ."

FAKİH der ki:


- Yukarıdaki hikâye çeşitli lafızlarla anlatılmıştır.

Söylendiğine göre şu âyet-i kerime o sahabe hakkında nâzil olmuştur:


- " O kimselerki: Bir kötülük işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarlar; günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir?

Bir de onlar, günaâh üzerinde bile bile ısrar etmezler. Bunlara rablerinden mağfiret vardır; altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedî kalırlar. Böyle yapanların mükâfatı, ne kadar güzeldir. " (Âl-i İmrân sûresi, âyet: 135-136)


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.