ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Genel Konular (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=324)
-   -   Çıplak Kalmış Bedenler... (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=382754)

Prof. Dr. Sinsi 08-03-2012 01:09 AM

Çıplak Kalmış Bedenler...
 
Açık”ta bırakılmış kadınlar…

Kalabalıkta özellikle o dikkat çekiyor. Yakası açık bırakılmış, kolları kısa

tutulmuş, eteğinin ucu hayli yukarıdan kesilmiş, beli iyice daraltılmış

elbisesi değil dikkat çeken.

Elbiseden taşan beden parçaları.. O elbiseyi

özenerek seçmiş olmalı. “Üzerinde güzel duracak” demiş olmalılar. “Bana

yakışacak” diye umutlanmış olmalı. Ama hoyrat bakışlar, elbiseyi değil,

elbiseden arta kalan kısımları süzüyor.

Öylesine yok gibi ki elbise hepten

çıplak kalmak istediğini haykıran bedenin üzerinde “engel” gibi duruyor.

Bedenin tamamlayıcı parçası değil, “fazlalık” gibi görünüyor.

Bakılsın diye oradaydı bedeniyle. Bakıldıkça varolacağına inandırılmıştı.

Bir tür bakılma açlığı ile donanmış olmalıydı. Farkında olmadan, diğer

gözlerin “nesne”si haline getirilmişti. Öyle bir nesne ki, üzerine bakış

düşmediğinde karanlıkta kalıyordu. Gözler üzerinde olmadığında kıymetini

kaybettiğini sanıyordu.

Gözlerin kayması için açıkta bırakılmış bir bedene, teşhir etme niyeti de

eşlik ederse,-bu niyetle bakılanın gözleri de sizin bakan gözlerinize

kilitlenmişse- kendi içinde tutarlı bir sahne seyredersiniz.

Seyredilmek

isteyen bir ruh ve seyredilen bir beden, birbiriyle yan yana, kardeşçe

oturuveriyorlardır: Sorun yok gibidir. Ama çıplak bırakılmış bedene,

içindeki ruh başka telaşlar peşinde koştururken gözünüz kaydığında, mağdur

edilmiş bir beden buluyorsunuz karşınızda.

Uçağa yetişme telaşının sardığı,

tatilden dönme hüznünün hükmettiği bir ruhun ardı sıra yürüyen, hâlâ daha

plaj kıyafetine takılmış bir beden, gözünüzün önünde, birden bire

çıplaklaşıyor, topraklaşıyor, et ve kemik soğukluğuna düşüyor. “Açılmış”

değil “açıkta bırakılmış” oluyor.

Onu o çıplaklığa özendiren tüketim mekanizmalarıyla paketlenmiş, onu açıklık

içinde utanmaktan alıkoyan ısrarlı teşviklere sarılmış bir cesedi sürüklüyor

ardı sıra. Kadın bedeninin özellikle sivriltilmiş bir kaç detayına

indirgenmiş bir kişilik sergisine icbar edilmiş, zorlanmış, itilmiş oluyor.

Özel bir insan olarak yaratılmış, yüzü özel, duyguları biricik, kalbi

bi’tane, varlığı müstesna bir kadını, “her kadın gibi” eyleyen, “herhangi

bir kadın” gibi “den den”leştiren, sıradan bir serinin modüler parçası kılan

sürecin ucuna yerleşiyor: Kalça hareketleri kadar var olan bir kadın. Göğüs

dekoltesi kadar öne çıkan bir kadın. Yüzünden çok belden aşağısı muhatap

alınan bir kadın. Kişiliği dişiliğine kilitlenmiş bir kadın.

Mağlup, mağdur, mazlum o. Kendi rızasının şimdi ve burada olması bir şeyi

değiştirmiyor. Kendi rızasını iptal eden, kendi iradesini unutturan, utanma

duygusunu uykuya yatıran hayli uzunca, karşı konulmaz ve sistemli bir ikna

sürecinin kurbanı..

Ara sıra, varlığını hatırlatan o kadınsı irade, o utanç

duygusu hiç uzamayacak eteğini refleksif bir hareketle çekiştirtiyorsa da

ona; nafile. Bedeni üzerine yapışmış gözleri kabullenen, yaban bakışları

evcilleştiren bir çaresizlikle oturduğu yerde oturtuyor onu görünmez bir

iktidar. Alnına boncuk boncuk dizilmeye hazırlanan utancını müşfik bir el

hareketiyle siliveriyor. Bir anda çıplak olarak yakalandığını hissettiği o

nadir şaşkınlık anlarında gözlerini kurnazca kapatıveriyor. Sakinleştiriyor

onu, uysallaştırıyor, hırçınlığını gideriyor.

Kendinden uzağa düşürüyor kadını çıplaklık. “Kendine özel”, “sahici” ve

“sahih” bakışlar arıyor boşuna. Baştan ilan edilmiş bir sadakatsizlik vardır

çıplak bedende.. “Bakan sadece sen değilsin ki bana!” “Ben bütün bakışlara

açı(ğı)m.” “Bunca bakanım var benim.” “Sen de kim oluyorsun?” Galip gibi

duruyor ama mağlup. Zulmediyor görünüyor ama mazlum. Kadir kıymet bilmiyor

ama kadir kıymeti de bilinmiyor. Mağdur ediyorken mağdur ediliyor.

“Açık”ta bırakılmış kadın, sırf şehvet üzerinden tanımlanıyor. “İnsan”da

olan ama tümüyle “insan” olmayan bir şehvet üzerinde dikelmeye zorlanıyor.

Böylece, “dişi” yanı “kişi” yanına galip getiriliyor. Olan “kişi”ye oluyor.

Önce ve hep “insan” olan kadın, bedeninin kıvrımlarına sürgün ediliyor,

teninin sığlıklarında hapis tutuluyor. Kadın ruhu, kadın bedeninin altında

eziliyor.

Örtünmek, kişiliğini dişiliğinin üstüne koymaktır. Kendini sonsuza

saklamaktır. Kadınsı merhameti, kadınsı inceliği, kadınsı zerafeti ipekten

tüller ardına saklayıp inci gibi büyütmektir örtünmek.

“Tesettürsüzlük

nedir?” diye sorsaydınız bana, “Kadının dişiliğini kişiliğinin önüne geçiren

her haldir” derdim… Bir “kişilik tutulması”… Bir “kadınlık eklipsi”…

Ay tutulur ya hani dünyanın gölgesi üzerine düştü diye. Dişiliğin kişiliği

gölgede bırakıp kadın ruhunu gözden kaçırdığı bir tür eklips hali bu..

Saçları kapatmaktan fazlası: Kadın ruhunun bedenle kapatılması…


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.