ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Edebiyat / Dil Bilgisi (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=658)
-   -   Deyimler Sözlüğü-M- (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=375843)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 05:55 AM

Deyimler Sözlüğü-M-
 
Kaynak:Türkceciler Deyimler Sözlüğü
eyimler Sözlüğü-M-[/url]
Maaşa geçmek: Aylığa geçmek. çalıştığı yerden ücret almaya başlamak."Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar."
Madalyanın ters (öteki) yüzü: Olumlu bir olay. iş ya da durumun düşünülmesi. hesaba katılması gereken olumsuz yönü.
Madik atmak: Hile. düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek."Ona kolay kolay kimse madik atamaz."
Mahalle karısı: Kaba. terbiyesiz. görgüsüz. kavgacı kadın.
Mahalleyi ayağa kaldırmak: Bağırıp çağırarak. gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek. telâşlandırmak."Bağırıp durma öyle. mahalleyi ayağa kaldıracaksın."
Mahkemelik olmak: Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek."Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba."
Mahşer midillisi: Kısa boylu. fitneci kimse.
Mahşer gibi: Çok kalabalık."Meydan mahşer gibiydi."
Makaraları koyvermek: Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak. uzun uzun gülmek."Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları koy verdi."
Makas almak: Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.
Mal bulmuş mağribi gibi: Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku ile.
Mal etmek: 1. Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak. 2. Bir mala. bir değer karşılığında sahip olmak."O tarlayı kendisine mal etmesine göz yummayacağım."
Malın gözü: 1. Aşağılık ve düzenci kimse. 2. İffetsiz. 3. İyi mal.
Mânâ çıkarmak: Yanlış bir yargıya varmak. bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak."Öyle alıngandı ki her sözümden bir mânâ çıkarıyordu."
Mânâ vermek: Kendine göre bir yargıya varmak. yorumlamak."Senin bu davranışına bir mânâ veremiyorum."
Maneviyatı bozulmak: Moral gücü sarsılmak. kendine güveni yitirmek. kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek."Düşmanlar. toplumumuzun önce maneviyatını bozdular."
Mantar gibi yerden bitmek: Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak."Adamlar mantar gibi yerden bitmişlerdi. bir anda etrafımızı sarıverdiler."
Maraza çıkarmak: Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak. kavgaya yol açmak.
Martaval atmak: İnanılmayacak şeyler uydurmak. yalan söylemek."Amma da martaval atıyordu adam."
Mart içeri pire dışarı: Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır.
Masal okumak: İnandırıcı olmayan. oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek."Bana masal okuma. olayın gerçek yüzünü anlat."


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 05:55 AM

Deyimler Sözlüğü-M-
 
Maskara olmak: Gülünç hâllere düşmek. alay konusu olmak."Kim düşmanının maskarası olmak ister?"
Maskesi düşmek: Gerçek yüzü. kimliği. niteliği ortaya çıkmak."Nihayet maskesi düştü. herkes onun ne mal olduğunu anlayacak."
Masrafa girmek: Çok para harcamak."Evi yaptılar ama çok da masrafa girdiler."
Masrafı çekmek: Bir iş için gereken parayı ödemek. gideri karşılamak."Yarınki gezide bütün masrafları Ahmet çekecekmiş."
Maşallahı var: Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu anlatmak için kullanılır."Adamın maşallahı var. hiçbir yoksulu geri çevirmedi."
Maşası olmak: Sakıncalı bir işte. biri tarafından araç olarak kullanılmak."İşverense işveren. onun maşası olamam ben!"
Mat etmek: 1. Satranç oyununda yenmek. 2. Bir tartışmada. karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek."İleri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti."
Matrak geçmek: Alay etmek. karşısındakiyle eğlenmek. dalga geçmek."İnsanlarla matrak geçmeye bayılıyorsun."
Maval okumak: Tutarlı. inandırıcı olmayan. yalan sözler söylemek."Kes sesini. maval okumandan bıktım artık!"
Mayası bozuk: Karaktersiz. kötü yaradılışlı. aşağılık (kişi)."Şu mayası bozuk adamın çenesini kapayın. sesini duymak istemiyorum."
Maymun iştahlı: Kararsız. hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen."Maymun iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler geldi."
Mekik dokumak: İki yer arasında durmadan gidip gelmek."Mağaza ile ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli."
Mendil açmak: Dilenmek.
Merak etmek: 1. Kaygılanmak. 2. Öğrenmek. anlamak isteği taşımak."Merak etmeye başladım. bu saate kadar gelmeliydiler."

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 05:55 AM

Deyimler Sözlüğü-M-
 
Merhabası olmak: Birisiyle selâmlaşacak kadar tanışıklığı. yakınlığı bulunmak.
Merhabayı kesmek: Biriyle ilgiyi kesmek. arkadaşlığa son vermek."Onunla merhabayı keseli epey zaman olmuştu."
Mesele çıkarmak: Üzüntü verecek. içinden zor çıkılacak. bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak."Haydi. bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan."
Mesken tutmak: Yerleşmek."Yarim İstanbul`u mesken mi tuttun!"
Meteliğe kurşun atmak: Parasız pulsuz kalmak. hiç parası olmamak."Dün meteliğe kurşun atıyordu. ya bugün..."
Metelik vermemek: Değer vermemek. umursamamak. aldırış etmemek."Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun?"
Mevki sahibi olmak: Yüksek bir görevde. bir işte önemli bir aşamada bulunmak."Mevki sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu."
Meydana çıkmak: 1. Görünmek. 2. Belli olmak. 3. Yetişmek. büyümek. olmak."Korkak herif meydana çık da yüzünü görelim."
Meydana gelmek: 1. Olmak. oluşmak. vücut bulmak. 2. Ortaya çıkmak."Olay akşam üzeri meydana geldi diyorlar."
Meydanı boş bulmak: Kendisine mâni olacak kimse bulunmadığı için aşırı davranışlarda bulunmak. bir şeyden çekinmemek."Meydanı boş bulan eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başlamışlardı."
Meydan okumak: Kavga ya da yarışmaya çağırmak. korkmadığını ve çekinmediğini açıkça bildirmek."Bir an meydan okumayı içinden geçirdi. sonra bundan vazgeçti."
Meydan vermemek: Olumsuz bir olay ya da durumun gerçekleşmesine imkân ve zaman vermemek. engel olmak."Onların kavga etmesine sakın meydan vermeyin çocuklar."
Mezhebi geniş: Namus konusunda gerekli olan titizliği göstermeyen. kadın-erkek ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen. iffetsizliğe meydan veren. geniş davranan.
Mezar kaçkını: Çok zayıf. bitkin. güçsüz düşmüş kişi.
Mırın kırın etmek: Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri sürüp nazlanmak."Mırın kırın etmeyi bırak da yak şu sobayı."
Mızıkçılık etmek: Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak. razı olmamak.
Mide bulandırmak: 1. Kusacak bir duruma getirmek. 2. Kuşkulandırmak."Çekil çabuk karşımdan. midemi bulandırıyorsun!"

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 05:56 AM

Deyimler Sözlüğü-M-
 
Midesi bulanmak: 1. Kusacak gibi olmak. 2. İğrenmek. tiksinmek. 3. Kuşkulanmak."Yaptığınız iş. mide bulandırıcı bir işti!"
Mideye oturmak: Yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi.
Mihenk (taşı): Birinin değerini. ahlâkını anlamaya yarayan ölçüt.
Mim koymak: 1. (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2. Önemli bularak üstünde durmak. dikkate almak. önemli şeyler arasında saymak."Bu ata sözüne bir mim koy. dedi öğretmenim."
Minnet etmek: Boyun eğmek. yalvarmak."Ona buna minnet etmeden yaşamak istediğimi biliyorsun değil mi?"
Moda olmak: Yaygın duruma gelmek. gözde olmak. beğenilir ve arzu edilir olduğu için yapılır olmak."Saçları kısa kestirmek bu yıl moda oldu."
Modası geçmek: Yaygın olmaktan çıkmak. önemini yitirmek."Bu elbisenin modası geçti artık."
Mola vermek: Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun. çalışmanın. yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek."Yarım saat sonra mola verecekler. onlara mola yerinde yetişebiliriz."
Muhallebi çocuğu: Nazlı. el bebek gül bebek büyütülmüş. dayanıksız. narin kimse."Senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam ben."
Mukabelede bulunmak: Karşılık vermek.
Mumla aramak: Çok istek ve özlemle aramak."O anneyi siz mumla arayacak ama bir daha bulamayacaksınız."
Mum (gibi) olmak: 1. Yaramazlığı. hırçınlığı. uyumsuzluğu bırakıp yola gelmek. 2. Razı olmak."Askerde onun da mum gibi olacağına eminim."
Muradına ermek: Dileği gerçekleşmek. çok istediği şeye kavuşmak."İnşallah muradına erersin kızım."
Mümkün mertebe: Olabildiğince. yapabildiği kadar."Zararınızı mümkün mertebe karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen."
Mürekkebi kurumadan: Bir şeyin yazılmasından çok kısa bir süre sonra.
Mürekkebi kurumadan bozmak: Bir kararı. sözleşmeyi. anlaşmayı yazılmasından kısa bir süre sonra bozmak.
Mürekkep yalamış: Az çok öğrenim görmüş. okuyup yazmış. belli bir kültüre sahip olmuş kimse."Maval okumayı bırakın. biz de mürekkep yalamışlardan sayılırız."
Mürüvvetini görmek (anne. baba için): 1. Özellikle evlâdının evlendiğini. çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. Çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak."Acaba çocuklarımın mürüvvetini görecek miyim?"
Müslüman adam: Hak yemeyen. doğruluktan ayrılmayan. İslâm`ın emirlerine uyan kimse."Müslüman adam. başı daima dik olan adamdır."


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.