![]() |
Deyimler Sözlüğü-M-
Kaynak:Türkceciler Deyimler Sözlüğü
eyimler Sözlüğü-M-[/url] Maaşa geçmek: Aylığa geçmek. çalıştığı yerden ücret almaya başlamak."Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar." Madalyanın ters (öteki) yüzü: Olumlu bir olay. iş ya da durumun düşünülmesi. hesaba katılması gereken olumsuz yönü. Madik atmak: Hile. düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek."Ona kolay kolay kimse madik atamaz." Mahalle karısı: Kaba. terbiyesiz. görgüsüz. kavgacı kadın. Mahalleyi ayağa kaldırmak: Bağırıp çağırarak. gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek. telâşlandırmak."Bağırıp durma öyle. mahalleyi ayağa kaldıracaksın." Mahkemelik olmak: Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek."Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba." Mahşer midillisi: Kısa boylu. fitneci kimse. Mahşer gibi: Çok kalabalık."Meydan mahşer gibiydi." Makaraları koyvermek: Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak. uzun uzun gülmek."Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları koy verdi." Makas almak: Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak. Mal bulmuş mağribi gibi: Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku ile. Mal etmek: 1. Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak. 2. Bir mala. bir değer karşılığında sahip olmak."O tarlayı kendisine mal etmesine göz yummayacağım." Malın gözü: 1. Aşağılık ve düzenci kimse. 2. İffetsiz. 3. İyi mal. Mânâ çıkarmak: Yanlış bir yargıya varmak. bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak."Öyle alıngandı ki her sözümden bir mânâ çıkarıyordu." Mânâ vermek: Kendine göre bir yargıya varmak. yorumlamak."Senin bu davranışına bir mânâ veremiyorum." Maneviyatı bozulmak: Moral gücü sarsılmak. kendine güveni yitirmek. kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek."Düşmanlar. toplumumuzun önce maneviyatını bozdular." Mantar gibi yerden bitmek: Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak."Adamlar mantar gibi yerden bitmişlerdi. bir anda etrafımızı sarıverdiler." Maraza çıkarmak: Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak. kavgaya yol açmak. Martaval atmak: İnanılmayacak şeyler uydurmak. yalan söylemek."Amma da martaval atıyordu adam." Mart içeri pire dışarı: Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır. Masal okumak: İnandırıcı olmayan. oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek."Bana masal okuma. olayın gerçek yüzünü anlat." |
Deyimler Sözlüğü-M-
Maskara olmak: Gülünç hâllere düşmek. alay konusu olmak."Kim düşmanının maskarası olmak ister?"
Maskesi düşmek: Gerçek yüzü. kimliği. niteliği ortaya çıkmak."Nihayet maskesi düştü. herkes onun ne mal olduğunu anlayacak." Masrafa girmek: Çok para harcamak."Evi yaptılar ama çok da masrafa girdiler." Masrafı çekmek: Bir iş için gereken parayı ödemek. gideri karşılamak."Yarınki gezide bütün masrafları Ahmet çekecekmiş." Maşallahı var: Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu anlatmak için kullanılır."Adamın maşallahı var. hiçbir yoksulu geri çevirmedi." Maşası olmak: Sakıncalı bir işte. biri tarafından araç olarak kullanılmak."İşverense işveren. onun maşası olamam ben!" Mat etmek: 1. Satranç oyununda yenmek. 2. Bir tartışmada. karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek."İleri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti." Matrak geçmek: Alay etmek. karşısındakiyle eğlenmek. dalga geçmek."İnsanlarla matrak geçmeye bayılıyorsun." Maval okumak: Tutarlı. inandırıcı olmayan. yalan sözler söylemek."Kes sesini. maval okumandan bıktım artık!" Mayası bozuk: Karaktersiz. kötü yaradılışlı. aşağılık (kişi)."Şu mayası bozuk adamın çenesini kapayın. sesini duymak istemiyorum." Maymun iştahlı: Kararsız. hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen."Maymun iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler geldi." Mekik dokumak: İki yer arasında durmadan gidip gelmek."Mağaza ile ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli." Mendil açmak: Dilenmek. Merak etmek: 1. Kaygılanmak. 2. Öğrenmek. anlamak isteği taşımak."Merak etmeye başladım. bu saate kadar gelmeliydiler." |
Deyimler Sözlüğü-M-
Merhabası olmak: Birisiyle selâmlaşacak kadar tanışıklığı. yakınlığı bulunmak.
Merhabayı kesmek: Biriyle ilgiyi kesmek. arkadaşlığa son vermek."Onunla merhabayı keseli epey zaman olmuştu." Mesele çıkarmak: Üzüntü verecek. içinden zor çıkılacak. bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak."Haydi. bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan." Mesken tutmak: Yerleşmek."Yarim İstanbul`u mesken mi tuttun!" Meteliğe kurşun atmak: Parasız pulsuz kalmak. hiç parası olmamak."Dün meteliğe kurşun atıyordu. ya bugün..." Metelik vermemek: Değer vermemek. umursamamak. aldırış etmemek."Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun?" Mevki sahibi olmak: Yüksek bir görevde. bir işte önemli bir aşamada bulunmak."Mevki sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu." Meydana çıkmak: 1. Görünmek. 2. Belli olmak. 3. Yetişmek. büyümek. olmak."Korkak herif meydana çık da yüzünü görelim." Meydana gelmek: 1. Olmak. oluşmak. vücut bulmak. 2. Ortaya çıkmak."Olay akşam üzeri meydana geldi diyorlar." Meydanı boş bulmak: Kendisine mâni olacak kimse bulunmadığı için aşırı davranışlarda bulunmak. bir şeyden çekinmemek."Meydanı boş bulan eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başlamışlardı." Meydan okumak: Kavga ya da yarışmaya çağırmak. korkmadığını ve çekinmediğini açıkça bildirmek."Bir an meydan okumayı içinden geçirdi. sonra bundan vazgeçti." Meydan vermemek: Olumsuz bir olay ya da durumun gerçekleşmesine imkân ve zaman vermemek. engel olmak."Onların kavga etmesine sakın meydan vermeyin çocuklar." Mezhebi geniş: Namus konusunda gerekli olan titizliği göstermeyen. kadın-erkek ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen. iffetsizliğe meydan veren. geniş davranan. Mezar kaçkını: Çok zayıf. bitkin. güçsüz düşmüş kişi. Mırın kırın etmek: Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri sürüp nazlanmak."Mırın kırın etmeyi bırak da yak şu sobayı." Mızıkçılık etmek: Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak. razı olmamak. Mide bulandırmak: 1. Kusacak bir duruma getirmek. 2. Kuşkulandırmak."Çekil çabuk karşımdan. midemi bulandırıyorsun!" |
Deyimler Sözlüğü-M-
Midesi bulanmak: 1. Kusacak gibi olmak. 2. İğrenmek. tiksinmek. 3. Kuşkulanmak."Yaptığınız iş. mide bulandırıcı bir işti!"
Mideye oturmak: Yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi. Mihenk (taşı): Birinin değerini. ahlâkını anlamaya yarayan ölçüt. Mim koymak: 1. (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2. Önemli bularak üstünde durmak. dikkate almak. önemli şeyler arasında saymak."Bu ata sözüne bir mim koy. dedi öğretmenim." Minnet etmek: Boyun eğmek. yalvarmak."Ona buna minnet etmeden yaşamak istediğimi biliyorsun değil mi?" Moda olmak: Yaygın duruma gelmek. gözde olmak. beğenilir ve arzu edilir olduğu için yapılır olmak."Saçları kısa kestirmek bu yıl moda oldu." Modası geçmek: Yaygın olmaktan çıkmak. önemini yitirmek."Bu elbisenin modası geçti artık." Mola vermek: Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun. çalışmanın. yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek."Yarım saat sonra mola verecekler. onlara mola yerinde yetişebiliriz." Muhallebi çocuğu: Nazlı. el bebek gül bebek büyütülmüş. dayanıksız. narin kimse."Senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam ben." Mukabelede bulunmak: Karşılık vermek. Mumla aramak: Çok istek ve özlemle aramak."O anneyi siz mumla arayacak ama bir daha bulamayacaksınız." Mum (gibi) olmak: 1. Yaramazlığı. hırçınlığı. uyumsuzluğu bırakıp yola gelmek. 2. Razı olmak."Askerde onun da mum gibi olacağına eminim." Muradına ermek: Dileği gerçekleşmek. çok istediği şeye kavuşmak."İnşallah muradına erersin kızım." Mümkün mertebe: Olabildiğince. yapabildiği kadar."Zararınızı mümkün mertebe karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen." Mürekkebi kurumadan: Bir şeyin yazılmasından çok kısa bir süre sonra. Mürekkebi kurumadan bozmak: Bir kararı. sözleşmeyi. anlaşmayı yazılmasından kısa bir süre sonra bozmak. Mürekkep yalamış: Az çok öğrenim görmüş. okuyup yazmış. belli bir kültüre sahip olmuş kimse."Maval okumayı bırakın. biz de mürekkep yalamışlardan sayılırız." Mürüvvetini görmek (anne. baba için): 1. Özellikle evlâdının evlendiğini. çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. Çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak."Acaba çocuklarımın mürüvvetini görecek miyim?" Müslüman adam: Hak yemeyen. doğruluktan ayrılmayan. İslâm`ın emirlerine uyan kimse."Müslüman adam. başı daima dik olan adamdır." |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.