ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Tarih / Coğrafya (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=656)
-   -   İrkçılığı İlk Dâvâ Eden Kimdir Ve Bu Davranış, Kimin Özelliğidir? (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=375578)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 05:29 AM

İrkçılığı İlk Dâvâ Eden Kimdir Ve Bu Davranış, Kimin Özelliğidir?
 
Irkçılık, zaten bir dâvâ olmaktan çok uzak. Şu veya bu ırktan olmamız nasıl irademiz dışında ise, ırk değiştirmekten mahrum olduğumuz da bir gerçek... O halde, insan ırk dâvâsı güttüğü ve onun reklâmını yaptığı zaman ne demek istiyor?.. Bir adam ortaya atılıp, “benim gibi boylu var mı” diye bir dâvâ gütse maskara olmaz mı?.. Herkes ona der ki: “Arkadaşım, annenle baban seni çekip uzatarak uzun yapmadılar... Kısa boyluyu da, kimse mengenede sıkıştırmadı... Senin dâvân tamamen yersiz. Ben seni takdir etsem bile senin gibi olmak elimde mi? Öyle ise neyin dâvâsını güdüyorsun?”
rkçılığı ilk dâvâ eden kimdir ve bu davranış, kimin özelliğidir?[/url]
Soy dâvâsı gütmek de buna benzemiyor mu? Türk olan, Kürt olan, Arap olan zaten olmuştur. Bundan çıkmaları mümkün değil. Olmayanlar da olmamışlardır. Buna girmeleri mümkün değil. Dâvâ ona derler ki, insan, onu kabullendiğinde intisap edebilsin. Irkçılıkta bu mümkün mü?..

Bir zamanlar birtakım kimseler Türkçülük namına bu milletin İslâm âleminden kopmasına yardım ediyor ve onları bizden ayırmaya çalışan İngiliz ajanlarının işini kolaylaştırıyorlardı...

Bu sırada bu milletin bağrından çıkan büyük Üstad Bediüzzaman'ın şöyle haykırdığını işitiyoruz: “Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et... Senin milliyetin İslâmiyet ile imtizaç etmiş, ondan kabil-i tefrik değil, tefrik etsen mahvsın. Bütün senin mazideki mefahirin İslâmiyet defterine geçmiş, bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!..”

O günkü fitnenin bir başkası şimdi sahneleniyor. O halde aynı ikazı Türk yerine Kürt kelimesini koyarak şarktaki din kardeşlerimize, mazideki silah arkadaşlarımıza, Osmanlı'nın önemli bir rüknü olmakla garbı titreten kahraman vatandaşlarımıza yine Üstadın dilinden okumamız gerekmiyor mu? Gerekiyor... Hem de mazidekinden kat kat fazla vurgulayarak...

Irkçılık dendi mi hemen akla iki millet gelir: Yahudi ve Alman. Üstün ırk safsatasına kendini en fazla kaptıran Yahudiler, diğer milletleri hayvandan da aşağı görürken, hatta onlara zulmetmeyi, haksızlık etmeyi sevap sayarken, Almanlar da Hitler'in bayraklaştırdığı Alman ırkçılığının sarhoşluğuyla cihana hâkim olma hayaline kapıldılar ve dünyanın huzurunu altüst ettiler... Ne gariptir ki, bugün memleketimizi parçalamaya dönük faaliyetlerin arkasında, bu iki ırkçı milletin desiseleri, entrikaları, propagandaları ilk sıraları alıyor...

Irkçılığın bu iki temsilcisinden daha ön sırada biri var... Bu felsefe, temelde ona dayanıyor: Şeytan... Aslıyla övünmeyi, başka asıldan gelenleri hor görmeyi o başlatmıştı. “Onu topraktan yarattın, beni ise ateşten” diyerek Hz. Âdem'e (A.S) secde etmemişti. “Ateş topraktan üstün. Öyle ise ben kendimden daha aşağı birine nasıl secde edebilirim?” diyerek isyanını müdafaaya kalkışmıştı.

Şimdi ise, hepsi topraktan yaratılanlar arasında yine aynı şeytan mantığının hüküm sürdüğünü görüyor ve üzülüyoruz. Bu ters mantık, bu yanlış değerlendirme, sahibini ancak şeytanın yanına götürür. Zira, bu düşüncenin mucidi odur, patenti ona aittir...



[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 05:30 AM

İrkçılığı İlk Dâvâ Eden Kimdir Ve Bu Davranış, Kimin Özelliğidir?
 
Öncelikle Teşekkur ederim.
Güzel ve ehemmiyetli olduğunu düşündüğüm bir mesele, unsuriyetler meselesi... Bu meselede bazen çıkmaza girilir gibi olabilir. Şöyle ki iddiaya göre bazen milliyetçilik yani faşistlik ve kafatasçılık çağrıştırmayan mensubiyetçiliğin bir kısmı da hatarlıdır. Bu yüzden çoğu zaman aynı anlamda düşünülebilen vatanseverlik ile milliyetçiliği birbirinden ayırmalı ve farklı yanlarını düşünmek gerek. Kısaca ve kabaca şöyle deyivereyim: bu ayrım yapıldığı takdirde"milliyetçiliğin şerrinden Alaha sığınırım"derim. Bir de şu var: milletlerin müslüman olması durumuna göre ayrıcalıkları bulunabilir denebilir. Buna ise derim ki burada yakınlık duyarken zikredilen kelime ve cümle önemlidir. Ne itibarla ayrıcalıklı olabilir?.. burada yapılacak "ikisi de aynı şey" şeklindeki basit yaklaşım aslında ciddi bir problem olabilir.
( Bunlarda amaç kavramlarda, kelimelerde yapılagelen tahrifata rağmen ifadenin
netliğine kendince katkıda bulunmaktır.)

Bir de mesele ile uzaktan yakından ilgili, risale i nur dan bir alıntı :

29.MEKTUP'TAN: DÖRDÜNCÜ İŞARET

Tahribatçı ehl-i bid'a iki kısımdır.

Bir kısmı, güya din hesabına, İslâmiyete sadakat namına, güya dini milliyetle takviye etmek için, "Zaafa düşmüş din şecere-i nuraniyesini milliyet toprağında dikmek, kuvvetleştirmek istiyoruz" diye, dine taraftar vaziyeti gösteriyorlar.

İkinci kısım, millet namına, milliyet hesabına, unsuriyete kuvvet vermek fikrine binaen, "Milleti İslâmiyetle aşılamak istiyoruz" diye, bid'aları icad ediyorlar.

Birinci kısma deriz ki:

Ey "sadık ahmak" ıtlakına mâsadak biçare ulemâü's-sû' veya meczup, akılsız, cahil sufîler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet, mevhum, muvakkat, cüz'î, hususî, menfî, belki esassız, garazkâr, zulümkâr, zulmanî unsuriyet toprağına dikilmez. Onu oraya dikmeye çalışmak, ahmakane ve tahripkârâne, bid'akârâne bir teşebbüstür.

İkinci kısım milliyetçilere deriz ki:

Ey sarhoş hamiyetfuruşlar! Bir asır evvel milliyet asrı olabilirdi. Şu asır, unsuriyet asrı değil. Bolşevizm, sosyalizm meseleleri istilâ ediyor, unsuriyet fikrini kırıyor, unsuriyet asrı geçiyor. Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti, muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağlanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da, İslâm milletini ifsad ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka edemez.

Evet, muvakkat aşılamakta bir zevk ve bir muvakkat kuvvet görünüyor; fakat pek muvakkat ve âkıbeti hatarlıdır. Hem Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak. O vakit milletin kuvveti, bir şık bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet, o iki kuvvetle oynayabilir, yukarı kaldırır, aşağı indirir.
...


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.