![]() |
Kalbimizde Akrep Mi Var?(Bir Başka Boyutuyla İnfak
Anlaşılıyorki infak konusunda emaneti yüklenmiş hiç kimsenin bir kaçma noktası yok. Cimriliği bırakalım artık. haydi cebimizde akrep var, bu > akrep ağzımıza da mı girmiş, kalbimize de mi? O zaman durum çok vahim > demektir. Böyle bir durumda o zehri izale edecek nafi bir panzehir > gerek. Lokman Hekim çare bulur mu bilinmez... >> İNFAk... Aslında bize çok yabancı bir kelime. Çoğumuz nafaka > kelimesini duymuşuzdur, fakat "infak" kavramı çok fazla oturmamıştır > zihinlerimizde. İtirafta bulunmalıyım ki, beş on sene öncesine kadar > bana da çok yabancı bir kavramdı. Ama, ne zaman ki Onk. Dr. Haluk > Nurbaki ' den Maun suresini kaynak göstererek, "infakınız yoksa > namazınız da yoktur" sözünü duydum, hayatımda yeni birşeyler > şekillenmeye başladı. Neydi infak? Neden infakı olmayanın namazı > olmuyordu? Hangi ayete binaen bunu söylemişti? >> Öncelikle Maun suresinin mealine bir bakalım: >> Bismillahirrahmanirrahim >> 1-Gördün mü o dine yalan diyeni? > 2-İşte yetimi itip kakan odur! > 3-Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. > 4-Fakat veyl o namaz kılanlara ki, > 5-namazlarında yanılmaktadırlar. > 6-Onlar ki, gösteriş yaparlar. > 7-Ve yardımlığı sakınır (zekatı vermezler). >> Zira yetimi itip kakana, yoksulu doyurmayana büyük bir ikaz vardır. Ki > o namaz kılanlar üzerine yemin edilmektedir. Namaz kılıp, kıldıkları > namaz üzerinde yanılanlar üzerine. Neden bu derece bir ikaz vardır bu > ayetlerde? Ve özellikle bizim sıklıkla okuduğumuz, ve namaz surelerine > dahil olan ve özellikle namazda okuduğumuz bu surenin ayetlerinde. > Neyin hatırlatması yapılmaktadır bu sıklıkta? >> İnfak, nafaka verip geçindirme, besleme, Allah yolunda harcama > demektir. Terim olarak ise infak; gerek hısımlardan ve gerekse diğer > insanlardan yoksul ve muhtaç olanlara para veya maişet yardımı > yaparak, onların geçimini sağlama anlamına gelmektedir. > Ve hemen gözümüzü Bakara suresinin ilk ayetlerine tevcih > ediyoruz. >> Elif, Lam, Mim, (1)>> Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir > kitaptır. (2)>> Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık > olarak verdiklerimizden infak ederler. (3)>> Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve > ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. (4)>> Üç ve dördüncü ayete dikkat topladığımızda Mü'minlerin sıfatlarını> tadad ettiğini görüyoruz. Onlar gayba iman ederler, namazı dosdoğru > kılarlar (ikame ederler), ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden > infak ederler.> Asrın müceddidi birinci dünya savaşında cephede at sırtında > yazdığı İşaratü'l-İ'caz adlı tefsirinde bu ayetlerin açılımını > yaparken şöyle söyler: >> Namaz "imadüddin" yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekat da > İslamın kantarası, yani köprüsüdür. Demek, birisi dini, diğeri asayişi > muhafaza eden İlahi iki esastırlar. Bunun için birbiriyle > bağlanmışlardır. >> Ve zekat ile sadakanın layık oldukları mevkileri bulmak için gerekli > olan birkaç şartı şöyle sıralar: >> 1. Sadakayı vermekte israf olmaması. > 2. Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp > kendi malından olması. > 3. Minnetle in'amın bozulmaması. > 4. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi. > 5. Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, > ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın > verilmesi. > 6. Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı > zaruriyesinde sarf etmesi lazımdır. >> Demek sadaka verilirken israfa gidilmemesi, başkasından alıp > başkasına verme suretiyle değil, kendi malından olması, sadaka verilen > kişinin minnet altında bırakılmaması, fakir kalmak korkusuyla > sadakanın terk edilmemesi, sadakanın yalnız mal ve parayla değil, > ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara verilmesi, > sadakayı alan adamın o sadakayı harama değil, zaruri ihtiyaçlarına > sarf etmesi gerekmektedir. >> Kur'an, hayatımızdan çıkarılmaya çalışılan bu kavram üzerinde > neden bu kadar ehemmiyetle durmuştur? Şimdi biz infak'ın maddi > boyutuna, yani paraya ve mala münhasır olan kısmına değil ilim, fikir, > kuvvet ve amelin dahil olduğu kısmına dikkati çekmeye çalışacağız. > Zekat ve sadaka denince bunun sadece zenginlere mahsus bir > ibadet olduğu zannı toplumun genel kanaati haline gelmiştir. Halbuki > çok ucuza elde edilebilen namaz bile bir nevi zekattır. Yirmi dört > saatlik zaman diliminin kırkta birini namaza ayırmakla o günün > sermayesinin zekatı verilmiş olmaktadır. > Peki bunun haricinde yani mal ve para dışında nasıl infakta > bulunabiliriz? Kendi nefsimize tevcih ettiğimiz birkaç soru ile > sanırım bu soruya cevap bulma imkanına sahip olacağız: >> En başta bize verilen iman nimetini infak edebiliyor muyuz? >> Ve bize verilen teslimiyeti >> Ve tevekkülü >> Ve bize verilen ilmi >> Ve sabır kuvvetini infak edebiliyor muyuz? >> Çok vecihlerle günümüze bakan Asr suresi asra yemin edip, > insanın hüsranda olduğunu belirttikten sonra, o hüsranın dışında > kalanların ancak "iman edip, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye > edenler olduğunu" sarih bir surette ifade buyurur. >> Peki bize ne oluyor da infak etmekte bu kadar cimrilik > ediyoruz. Acaba o kadar zor birşey midir bizdeki pozitif enerjiyi > çevremize lanse etmek. O kadar zor birşey midir musibete düçar > olanlara teselli vermek. O kadar çok insan tanıyorum ki dostlardan > beklediği o teselliyi bulamadığı için başına gelen musibet karşısında > gösterdiği sabırsızlıktan dolayı o musibetin artmasına zemin izhar > etmiş olmasın. >> Bu kadar mı cimriyiz? Öyle bir anda bizim vereceğimiz küçük bir > tesellinin karşı tarafta ne büyük değişimlere yol açacağını tahmin > bile edemezsiniz. Yeter ki niyet halis olsun. Yine soruyorum; bu > cimrilik neden? Çok fazla mı boğulduk günlük ve fani olduğunu > bildiğimiz işlerimizde? Çok fazla mı daldık yüzü fenaya dönük olan bu > dünyaya? >> İman'ı nasıl infak edeceğiz, ya da teslimiyeti, ya da > tevekkülü, ya da ilmi, ya da sabır kuvvetini? Hakkıyla iman ederek, > hakkıyla teslim olarak, hakkıyla tevekkül ederek. Ve ilmi hakkıyla > öğrenerek, yani öğrenmenin simetrisinde olan öğretme fiilini > gerçekleştirerek. Bunda da öncelik ilmi amele dökmedir, yani tatbik ve > devamlılık. Ve en ehemmiyetlisi SABIR SABIR SABIR... Üç sabır: taate, > masiyete ve musibete karşı sabır. Yaşa ve yaşat. >> Anlaşılıyorki infak konusunda emaneti yüklenmiş hiç kimsenin > bir kaçma noktası yok. Cimriliği bırakalım artık. Haydi cebimizde > akrep var, bu akrep ağzımıza da mı girmiş, kalbimize de mi? O zaman > durum çok vahim demektir. Böyle bir durumda o zehri izale edecek nafi > bir panzehir gerek. Lokman Hekim çare bulur mu bilinmez... |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.