![]() |
Davetlerde Allah'ın Sünneti
Davetlerde Allah'ın Sünneti Fert ve cemaat olarak sahip olduğumuz imkanlar ve vasıtalarla, yaptığımız hazırlık ve terbiye aşamalarını geçtikten sonra, -ki bunlar işlenmeye tabi tutulacak pişmemiş tuğla mesabesindedir. Yüce Allah, iman edenlerin imanlarının artması, iyilerle kötülerin belirlenmesi, sadıklarla yalancıların birbirinden ayırdedilmesi için çeşitli imtihan ve belalarla davetteki sünnetini uygulayacaktır. "Elif, lam, mim. And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken insanlar, "inandık" deyince cehennemden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette sadıkları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır." "Allah, iman edenleri sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah, size gaybı bildirecek değildir." "Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve O'nunla beraber müminler 'Allah'ın yardımı ne zaman?' diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki, Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır." |
Davetlerde Allah'ın Sünneti
Davet Yolunda Sapmalar Ve Uyarımız Davet yolunun işaretleri açık ve istikameti bellidir. Ancak bu yolda yürüyen kimse, doğru istikametten uzaklaşarak bir takım sapmalara kaymakla karşı karşıyadır. Bu da, bilerek yolundan ayrıldığı yahut niyetini değiştirdiği için değildir. Aksine, çoğu kez bu tür sapmalardaki tökezlemeler, hareketlerdeki aşırı bir rağbet ve gayretin sonucudur. Özellikle bunu, bugün İslâm'a davet sahasında harekete yönelik olan kimselerde görüyoruz. Bunlar, kendilerinden önce İslâm davasının sancağını taşıyanların öldürüldüklerine, eziyet ve işkencelere maruz kaldıklarına şahid olmalarına ve işitmelerine rağmen, bu gibi sindirici hareketlere aldırış etmeksizin samimiyet ve doğruluklarıyla ortaya çıktılar. Bundan dolayı, farkına varmadan yoldaki sapmalardan herhangi birine düşmelerinden korkarak, tecrübe ve uygulamalar sonucu ortaya çıkan müslüman gençliğe bu gerçeği göstermede gecikmek istemiyoruz. Ta ki, sebat eden, ayakları kaymayan ve telafisi sonra güç olan stratejisini önceden tayin etsin. Zira hastalıktan korunmak, onu tedavi etmekten daha kolaydır. Yüce Allah ne doğru söylemiş: "Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah bunları size sakınasınız diye buyurmaktadır." "De ki bu benim yolumdur. Ben ve bana tabi olanları basiretle Allah'a davet ediyoruz. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a şirk koşanlardan değilim." |
Davetlerde Allah'ın Sünneti
Sapmayı Kolaylaştıran Faktörler Sapmalara düşmek hususuna değinmeden ve sakındırmadan önce, günümüzün şartlarını ve bu sapmalara düşmeyi kolaylaştıran faktörleri gözden geçirmemiz iyi olacaktır. Gençlik, seneler boyunca dinden habersiz yetiştirilmiş, İslâmi terbiye almamış, yapılan dini eğitimler yüzeysel kalmış, ahlâki çözülme ve fesat dalgaları yaygınlaşmış, inançta şüpheye düşülmüş, davetçileri yetiştiren cemaat gerekli kanun ve nizama sahip olamamış, İslâm davetçileri her türlü baskı, işkence ve hapse maruz kalmış... İşte bütün bu menfi durumlar, İslâmi gayretleri olan kişilerin gayretlerini, karşı koymalarını, kıyamlarını ve tepkilerini körüklemiştir. Özellikle de gençlerin. Bu, kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Ancak bununla birlikte, onları tökezlemekten koruyacak ve sonucu kötü durumlara düşmekten alıkoyacak metodlara ihtiyaç vardır. Sağlıklı davet yolundan uzaklaştıran bu zikzakları açıklarken, Allah'ın rızasını gözeterek irşad ve nasihattan başka bir gayemiz olmamıştır. Hiçbir müslümanı itham etmek ve hakkında suizan etmek niyetinde de değiliz |
Davetlerde Allah'ın Sünneti
İlim Ve İlimden Kaynaklanan Sapmalar Bu sapmaların en tehlikelisi ilimden gelir. Davet yolcusunun yaşadığı ilmi boşluktan sonra, edindiği birazcık ilim ve marifetle hemen uzun bir mesafe katettiğini zannederek ve ilim nurundan aldığı ilk ışıkla da şımararak kendini kaybetmesidir. Az bir okuma ve birazcık ilmi vukufiyetle, büyük bir ilim payesine sahip olduğuna inanır. Bu azıcık ilmiyle de, nasslar (Kitap ve Sünnet)'dan hüküm çıkarabileceğini zanneder. Çoğu kez, nüzul ve vürud ve sebeplerini, nasihini, mensuhunu, mücmelini müteşabihini bilmeden, zaman ve şartlarını hesaba katmadan nassların zahirine bakarak ahkâm keser. Bu konuda hiç kimseyle tartışmayı dahi kabul etmez. Bazan da gururuna kapılarak karşılaştığı bir takım meselelerde şer'i bir hükümmüş gibi hemen fetva vermeye yeltenir. Halbuki "Fetva vermeye en cesaretli olanlar ilmi en az olanlardır" sözü ne kadar da doğrudur. Bazıları daha ileri giderek, kendi görüşleriyle geçmiş müctehid imamlarımızın görüşleri çatıştığında onları küçümserler ya da cesurca "Onlar da insandır, biz de insanız (yani onlar nasıl içtihat etmişlerse biz de ictihad ederiz)" derler. İlimden gelen sapmalardan biri de, davet yolcusunun kursağını ilimle doldurma hırsı ve çok kitap okuma merakının kendisine hakim olması, davanın gerekli gördüğü cihad ve cihad yolundaki aksiyonu terk edip, cihadını sadece kültür edinme sahasına aktarmasıdır. Artık ona göre cihad işi, akli zevkler, ilmi sükseler ve başkalarıyla sadece nazari konularda dergi sayfalarında maç oynamaktan başka bir şey değildir. Onun nazarında insanların değeri, okuduğu kitap sayısına göredir. İman, cihad ve tecrübedeki üstünlüğünü ve değerini görmezlikten gelir. İşte bu, ölçüleri altüst etmektir. Müslümanlar arasındaki faydalı yardımlaşmaya engel olan yanlış bir değerlendirmedir. Bu menfiliklerden korunabilmek için, kibir ve gurura kapılmadan faydalı olan ilmi talep etmek ve bilmediklerimizin her zaman bildiklerimizden daha çok olduğu bilincinde olmaktır. Kim alim olduğunu zannederse o cahildir. İlim amel etmeyi gerektirir. O halde ilmi amelle birleştirmemiz gerekir. Ayrıca her mesele hakkında da fetva vermekten kaçınmamız lazımdır. Ufkumuzu daraltmaksızın doğru görüşün ortaya çıkması için müsamahalı davranmalı ve her hak sahibinin hakkını vermeliyiz. Haddini bilen kimseye Allah rahmet etsin. Mustafa Meşhur |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.