ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   Yeter Ki Sığınalım (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=370528)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 01:54 AM

Yeter Ki Sığınalım
 



Yeter ki sığınalım...

Allahü teâlânın 99 isminden ikisi; "Rahman" ve "Rahîm"dir. Onun merhameti sonsuzdur. Dünyada dost olsun düşman olsun, lâyık olsun olmasın, mümin olsun kâfir olsun bütün yaratıklara rızık ve sayısız nimetler veren Odur. Kur'an-ı keriminde, insanların samimî bir şekilde kendisine sığınmaları, gerçeği öğrenmek istemeleri hâlinde yardım edeceğini, razı olduğu yola kavuşturacağını vadediyor. O vaadinden dönmez.
Bunun sayısız örnekleri vardır. İşte, "Geçmiş Günü Elerken" kitabında geçen şu çok ibretli olay, bunlardan sadece biri:
Prof. Dr. Sâmi Zan, gayet materyalist bir ortamda büyümüş. Bu minval üzere lise ve üniversite yıllarını tamamlayıp, öğretim üyesi olmuş. Hep aynı zihniyette kalmış. 1950 yılında bir rüya görmüş. Bundan sonrasını onun kendi ağzından nakledeyim. Merhum diyor ki:
"Rüyamda bana, sıkıyönetimin kalktığı gece, bir ölüm tehlikesi geçireceğim bildirildi. Her ne kadar inanmasam da, "Ölüm" işin içine girince, rahatsız oldum. O sırada ortalıkta sıkıyönetim ilânına sebep olacak bir hâl yoktu. Hâl böyle olunca, kendi kendime telkinle, rüyanın verdiği huzursuzluktan kurtuldum.
Anatomi Kürsüsündeki öğretim üyeliğime devam ediyordum. Birgün gelip de, "6-7 Eylül Hâdiseleri"nin çıkışı üzerine sıkıyönetim ilân edilince, o uğursuz rüya hatırıma geldi. Ne yapsam onu zihnimden defedemiyordum. Gerçi, hâlâ hiçbir şeye inandığım yoktu, ama ölüm meselesi şakaya gelmiyordu. Üç aylık sıkıyönetim müddetinin bitmesini istemiyordum. Sonunda, bir üç ay daha uzatma oldu; rahat bir nefes aldım. Fakat bu üç ayın da sonu geldi ve sıkıyönetim uzatılmadı. Son günkü endişemin dehşetini anlatmak imkânsızdır.
Acaba ne olacaktı?... Evden endişe ile çıktım. Acaba bir trafik kazası mı olacak?... Her şeye gayet dikkat ederek Fakülteye geldim. "Yoksa, derste mi bir şey olacak?" diyordum; olmadı... Eve aynı endişe ve dikkatle döndüm. Yemekten sonra aynı endişe ile saatin 12 olmasını ve o günün bitmesini bekliyordum. Saatler geçmiyordu. "İyisi mi yatağa girip yatayım da, bu kâbus bitsin!" diye düşündüm. Bir türlü uyuyamıyordum.
Nihayet, bir ara gözüm dalmış, uyumuşum. Az sonra dehşetli bir ızdırapla uyandım. Sanki birisi kalbime bir hançer sokmuş, onu habire büküyordu. Bu dehşetli bir kalb krizi idi.
Dışarıda lâpa lâpa kar yağıyordu. Duvardaki saate baktım, on ikiye beş var. Kendimi yalın ayak, pijamalı olarak sokağa attım. Acele hastahaneye yetişmek istiyordum. Caddeden hiçbir araba geçmiyordu.
Nihayet üstü açık bir kamyon imdadıma yetişti... Hastahanede tam iki ay hiç kıpırdamadan yattım. Benim tıp bilgime göre; geçirdiğim kalb krizi, beni alıp götürmesi gerekirdi. Bilgilerim iflâs etmiş, ölümle burun buruna gelmiştim. İşte o esnada, o ana kadar tanımadığım, inanmadığım cenab-ı Hakkı tanıdım ve Ona şöyle yalvardım:
"Ya Rabbi! Varsın, birsin, sen her şeye kadirsin! Beni şu yataktan kaldırırsan, bundan sonraki ömrümü senin yolunda sarfedeceğim!"
Duâm kabul oldu, iyileştim. Hastahaneden taburcu olup eve giderken, mahallemizin camiine uğrayıp, imamı bize davet ettim. Eve gelince, kendisine dedim ki:
- Hoca efendi, ben çok cahilim!...
Hoca efendi, benim sözümü tamamlamama fırsat vermeden; "Estagfirullah!" diye itiraz etti. Bu sırada, gözlerini, duvarları çepeçevre kuşatmış olan kitaplarda gezdiriyordu. İzah ettim:
- Evet bazı şeyler biliyorum. Bilmesem, üniversitede hocalık yapamam! Fakat asıl bilmem gereken dini bilgiler itibarıyla hakikaten pek cahilim.
O gün hocayı razı ettim ve işe Kur'an-ı kerimi okumayı öğrenmekten başladık. Ondan sonra da bulabildiğim birçok kitabı okudum. Okudukça bilgim ve heyecanım arttı. Öğrendiklerimi fırsat buldukça da talebelere aktarmaya çalışıyordum. Talebeler, dinlemeye doymuyorlardı.
Kürsüde, iki profesör vardı. İkisi de inançsızdı. Durumu fark edince, beni önce, güya ikaz edip yolumdan döndürmeye çalıştılar. Ben aldırmayınca, işi tehdide vardırdılar...
Aldırmadım, Rabbime verdiğim sözü tutup, yoluma devam ettim. Kısa bir müddet sonra, birisi istifa edip başımdan gitti. Bir altı ay sonra da, diğeri öldü; kürsü bana kaldı."
Ne demişler; "Herkesin bir hesabı var; Allahü teâlânın da bir hesabı var!" Yeter ki biz, âcizliğimizi idrak edip, Ona sığınmasını bilelim...

Mehmet Oruç




Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.