ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   Yoldaki İşkenceler Ve Çevresindeki Sorular -İ (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=370411)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:14 AM

Yoldaki İşkenceler Ve Çevresindeki Sorular -İ
 

Yoldaki İşkenceler Ve Çevresindeki Sorular -I


Meşakkat ve işkenceler, yapılan hatalar neticesi midir? Yoksa davetlerdeki sünnetlerden bir sünnet midir? Eziyet ve işkencenin hiddeti ve şiddetini hafifletmek veya yok etmek mümkün müdür? Yoksa bunları ha­fifletmeye ve yoketmeye çalışmak, yoldan sapmak mı demektir? Bunlar davet yolunda ölü devreler midir? Yoksa iz bırakan canlı devreler midir? Davayı yok eden öldürücü darbeler midir? Yoksa dava içi terbiye edici, eğitici, arındıran, sabit ve kuvvetli kılan devreler midir? İşkence ve ezi­yetlerin, cemaat ve fertler üzerindeki gerçek izleri ve etkileri nelerdir? Zarar mı verir, yoksa kazanç mı sağlar? Yoksa gerçekte o, işkenceler ve meşakkatler suretinde sunulan bir bağış mıdır?
Bu soruların tamamı veya bir kısmı, kimilerinin dilinde dolaşıp dur­maktadır. Onların uyguladığı bu metoda, doğru bir kabulle yanaşmak mümkün değildir. Bunlardan bir kısmı, şüphe ve fitne tohumlarını saç­mak için kötü niyetle bu soruları yaygınlaştırıyorlar. Bir kısmı da doğru ve gerçek bir bilgiye sahip olmaksızın sırf iyi niyetle yaygınlaştırıyorlar bu soruları.. Bilmiyorlar ki, topluluğu fikir ayrılığına düşürür, ortalığa şüphe ve fitne tohumları saçar...
Bu yüzden, şifa veren, doğru ve kabul edilir yanlarını bilmemiz için bu soruları ayrıntılarıyla sunmak gerekir. Böylece hakk gerçekleşsin, batıl'ın delili iptal edilsin. Yolun doğrusunu göstermek ise Allah'a aittir.
İmtihan ve denemeler Allah içindir. Sarsıntı ve depremin derecesine göre, onlara sunulan bela da o derecede şiddetlenir. İman, sadece dil ile söylemek değildir. Bir şeye alamet ifade eden semboller de değildir. Ve­ya dış görünüşler, bir takım sesler ve dualar da değildir, asla.. Fakat iman için, belalar, deneyimler ve imtihanlar gerek. Allah'ın yardımı ve zaferi, ancak bu imtihanı başarıyla geçtikten sonra gerçekleşir.
Kur'an-ı Kerim'deki şu ayetler bu sünneti ikrar ediyor ve pekiştiri­yorlar:
"Elif. Lam. Mim. İnsanlar (yalnızca) "iman ettik" diyerek deneme­den geçirilmeden başıboş birakılıv ereceklerini mi sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri denemeden geçirdik; Allah, gerçekten sadıkları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir."
"Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gel­meden Cennet'e girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve O'nunla birlikte mü'minler "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek olmuşlardı, iyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır."
"Andolsun biz, sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkıncaya) kadar, sizi deneyeceğiz ve haberlerinizi de sınayacağız (açıklayacağız)."
"Doğrusu, senden önce de peygamberler yalanlandı; onlara yardı­mımız gelinceye kadar yalanladıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sab­rettiler. Allah'ın sözlerini (va'dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana geldi."
"Eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş), sizleri birbirinizle denemesi içindir."
"Allah mü'minleri, (şu) üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak de­ğildir, pisi temizden ayırdedecektir. Ve Allah sizi gaybe vakıf kılacak değildir."
"(Yine bu) Allah'ın iman edenleri arındırması içindir."
"Allah, hak ile batılı böyle bir benzetme ile anlatır. Köpük yok olup gider. İnsanlara faydalı olan ise yeryüzünde kalır, işte Allah, (kapalı şeyleri anlatmak için) böyle misaller verir."
"İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğrunda eziyet gördüğü zaman, insanların (kendilerine yönelttikleri iş­kence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabb'inden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen de­ğil midir? Allah, muhakkak, iman edenleri de bilmekte ve muhakkak mü­nafıkları da bilmektedir."
Bütün açıklığıyla durum böyledir. Davet sahiplerine sunulan belalar ve işkenceler, davetlerde değişmeyen Allah'ın sünnetlerinden bir sünnet­tir. Yoksa hatalar nedeniyle ortaya çıkan bir durum değildir. Ayetler, apa­çık olarak bunun hikmetini belirtiyorlar: yalancılarla sadıkları belirlemek ve ayırd etmek, mü'minlerle münafıkları ayıklamak, sabredenlerle cihad edenleri bilmek ve tanımak ve nitekim inatçılarla böbürlenip taşkınlık yapanları ortaya çıkarmak içindir. Böylece her sınıf ve ehli için, geçerli olan ilahi adalet tecelli etsin ve ortaya çıksın.
Aynı zamanda şunlar da hikmetlerindedir: Mü'minleri tezkiye et­mek, temize çıkarmak ve arındırmak, böylece imanlarını daha da artır­mak ve davaya sımsıkı sarılmalarım sağlamak. Neticede Allah'ın yardımı ve zaferinin üzerine inmelerini gerçekleştirmiş ve bunu muhafaza etmiş olurlar. Ayrıca Allah'ın yüklediği emaneti hayırla yerine getirmek müm­kün olur.
"Onlar (o kimselerdir) ki, yeryüzünde kendilerini yerleşik kılıp ikti­dar verdiğimiz taktirde, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emreder­ler, münkerden (İslâm hukukunun hoş görmediği ve yasakladığı şeyler­den) vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir."
"Gerçek şu ki, yeryüzü Allah'ındır; onu kullarından dilediğine mi­rasçı kılar. En güzel sonuç da muttaki (Allah'tan korkup, sakınmakta) olanlar içindir."
Böylece bu söz, bize güven ve sükunet veriyor, kalbimize mutmain bir şekilde yerleşiyor. Güçlükler, belalar ve işkenceler, davetlerde Al­lah'ın bir sünnetidir, yoksa hatalar neticesi ortaya çıkan bir sonuç değil­dir.. Ve diyoruz ki, kendilerine işkence ve bela sunulmayan, eziyetlere uğratılmayan davet ashabı, kendi durumlarını tekrar gözden geçirsinler, kendilerine bir çeki düzen versinler, belki bunlar, yolda yürürken hata ediyorlar ve gerçek davetçilerin (nebiler, sadıklar, şehidler..) yolunda yürümüyorlardır.
Şehid İmam Hasan el-Benna, Müslüman Kardeşler'in içine düşeceği belalar, eziyetler ve işkenceleri anlattığı zaman, -bu on yıldan daha fazla fiilen meydana gelen durumdan önceydi-, gelecek imtihanlardan söz et­mesi gaybden haber vermek değildi. Fakat o, tarihi incelediğinden ve da­vetlerin özünü fıkhettiğinden gerçek dava ve davetlerde bu belalar ve iş­kencelerin Allah'ın bir sünneti olduğunu görüyordu. Başa gelecek hadi­seleri, belaları ve işkenceleri hatırlatırken şöyle söylediğini görüyoruz:
"O takdirde, siz gerçek davet ehlinin yolu üzere yürümeye başladı­nız demektir. Bu imtihan, sizin için uzayabilir. Buna dayanabilecek misi­niz?"
Sorulara cevap vermeye çalışmakla birlikte, şu hususu da gözden ka­çırmamalıyız: Meşakkatler ve işkenceler hatalar sonucu mudur, yoksa davetlerdeki sünnetlerden bir sünnet midir? sorusuna karşılık deriz ki; bu­nun manası, dava yolunda ilerlerken mutlaka hatalar meydana gelmez de­mek değildir. Şüphesiz biz insanız, hatalardan ma'sum (günahtan uzak) değiliz. Çalışmaya giren ve devam eden herkes, hata da yapabilir. Ancak çalışmayanlar, oturup kalanlar hata yapmaz. Çünkü ortada hataya sebep olacak bir fiil ve eylem yoktur... fakat cüz'i ve ferdi hatalar, iyi niyet çer­çevesinde, sınırlı beşer aklımızın bir içtihadı sonucu meydana gelmiş ola­bilir. Biz, bununla ibretlerden faydalanmak ve istifade etmek gereğiyle birlikte, Rabb'imizden bir ecir ve sevap umuyoruz.

Mustafa Meşhur


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.