ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   İlk İslâm Toplumundan Bize İşık Tutan Aydınlatıcı (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=370195)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:50 AM

İlk İslâm Toplumundan Bize İşık Tutan Aydınlatıcı
 

İlk İslâm Toplumundan Bize Işık Tutan Aydınlatıcı Bir Örnek
Said el-Kahtani


İslâm toplumunda müslüman olmayan unsurlarla, müslümanlann bir­birlerinden ayırd edilmesini açık ve net bir şekilde ortaya koyan aydınlatı­cı bir örnek sunmak isteriz.
Söz ne zaman bu ilk İslâm toplumuna gelirse, insanda bir haz ve bir tad meydana getiriyor ki, ruhta gerçekten bu büyük topluma uymak ve onlar gibi olmak arzusu, umudu ve emeli harekete geçmektedir. Tüm gay­retler çemrenip harekete geçiyor ve böylece bu iman kafilesinin katarına, hidayete ve hayır davetçilerine katılmak istiyor.
Hz. Ömer el-Faruk (r.a.)'ıın getirmiş olduğu ve uymayı zorunlu kıl­dığı bir şartnamesi veya kanunu vardır. Buna göre Hz. Ömer, muamele ve ilişkilerinde müslümanlarla müslüman olmayan unsurların birbirlerin­den ayırd edilmesini öngörmekteydi. Zimmet ehli ile müslümanlannjıyırd edilmesini bir şartname veya genelge ile ortaya koyan Hz. Ömer, islâm top­lumunun muhafazasını istiyordu.İslam toplumu bu sayede kendi başına bağımsız bir kişiliğe sahip olacak aynı zamanda bu Hanif yani tevhid dininin emrettiği gibi" zimmet ehlinin de haklarına riayet edecektir.
Esasen Hz. Ömer'in müslümanlarla müslüman olmayan unsurların birbirlerinden fark edilmesini bir genelge ile öngörmesi, onun akide ve inan­cının ruhunda meydana getirdiği derin bir duygu ve hassasiyetten kaynak­lanmaktadır. O böylece bir yetkili ve sorumlu kişi olarak görevinin bilin­cinde olduğunu gösteriyordu. Tıpkı bir çoban gibi, ümmetin başında, üm­metten sorumlu bir kimseydi. Nitekim sahih bir hadiste bu gerçek dile ge­tirilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz kendi raiyyesinden yani idaresi altın­daki şeylerden sorumlusunuzdur”
Beni burada zimmet ehli konusunu seçmeye bizzat sevk eden şey, zim­met ehlinin İslâm toplumunda harbî ve sözleşmelilerden farklı olarak ayrı bir konumlarının bulunmasıdır.
Öyle ki zımmîler İslâm toplumunun ortasında yetişip yaşamaktadır­lar. Mutlaka bu hususta müslümanlann onlardan korunabilmelerini sağ­layan özel tedbirlerin bulunması ve uygulanması gereklidir. Çünkü müs­lümanlann bunlarla bir arada bulunmaları sebebiyle, kendilerini onlara benzetme yönüne gitmemelerini sağlamış olsun. Onların arasında İslâmî şahsiyetin erimesini önlemiş olsun. Çünkü İslâm dini, müslümanların di­ğer unsurlardan çok farklı bir yerlerinin ve konumlarının olmasını, her konuda onlardan seçkin olmalarını istemektedir.
Ayrıca bu Hanif yani tevhid dininin bir vasfı da adalettir. Karşımızdaki insan kâfir de olsa, kendilerine karşı adil davranmak bu dinin gereğidir. O halde onlara adil davranmanın, sınırı nereye kadardır, bu sınırın alametleri nerede biter? Özellikle de zımmîler şayet İslâm toplumunun or­tasında yaşamaya karar vermişlerse, bu sınır ne olmalıdır?
Bunun cevabını biz Hz. Ömer'in şartnamesinde veya kanunnamesin­de veya genelgesinde görebilmekteyiz. Hz. Ömer (r.a.) bununla müslümanları korumayı ve zimmet ehlinin haklarını muhafazayı öngörmüştür ki, işte bu şartname elimizde bunun kanıtıdır. Şartname müslümaniarın hi­mayesini getirirken, zımmîlerin haklarını da garanti ediyor. Bunun yanın­da zımmîlerin kesinlikle kendilerini Müslümanlardan ayıran giysilerini, din­lerini gösteren işaretlerini taşımalarını da öngörmektedir. Böylece karşı­mızdaki şahsın müslüman mı, yoksa bir zımmî mi -diye bir şaşkınlığa mey­dan bırakılmasın. Çünkü böyle bir şeyin yapılmaması halinde karmakarı­şık bir toplum meydana gelir ki, bunların ne sınırlandırılmış bir yönleri ve ne de belirlenmiş bir hüviyetleri olmuş olur. İşte böyle olmaması için Hz. Ömer,şartnamesini yürürlüğe koymuştur. İbn Teymiyye'nin de ifade ettiği gibi, bu artlar şu hükümleri ihtiva etmekte idi: Şuurda, giyimde, isimlerde, bineklerinde konuşmalarında mutlaka bir farklılık olması gerekiyordu. Çünkü amaç islâm toplumunda yaşayanların birbirinden ayırd edilmesiydi. Evet bu ve benzeri konularda müslümanın kâfirden ayırd edil­mesi, birinin ötekisine görünürde benzememesi içindi. Fakat Hz. Ömer işin sadece yüzeysel kalanıyla ilgileniyor değüdi. Kısaca müslümanları kâ­firlerden ayıran özellikler gerçekleşti ve iş bitti, demiyordu. Aksine Hz. Ömer (r.a.)'e göre hemen bütün hususlarda, hidayet ve yol oîarak değer­lendirilen her hususta müslümanlann diğerlerinden farklı olması gereki­yordu. Durum böyle olunca da, mutlaka bu konuda müslümanlar tara­fından bir icman, kesin kararın olması gerekiyordu.
Yapılacak olan icma, müslümanların dış yönleri itibariyle kafirlerden hemen ilk karşılaşılmada tanınmalarının sağlanması, onlara kendilerini ben­zetmeyi bırakmaları, terketmeleri. Gerçekten iki Ömer gibi hidayet bayra­ğını omuzlamış bulunan Emirler (liderler) ve daha niceleri bu konuda pek titiz hareket etmişler ve bunun gerçekleştirilmesi için çaba sarfetmişlerdir. Çünkü amaçlarına kavuşabilme ancak böyle sağlanır.
Yine şartnamede yer alan başka birtakım hükümlerde, dinlerinin mi|rı-ker olan şeylerini gizlemeleri, bunları açık bir şekilde yapmamaları onlar­dan isteniyordu. Meselâ açık bir şekilde içki içmekten menediliyorlardı. Kilise çanlarını açık olarak çalamazlardi, bayramlarda ateş yakmaya izin verilemezdi. Bu şartnamede yer alan yasaklardan bazıları şöyleydi: Dinle­rinin şiarı kabu! edilen şeyleri de gizli yapacaklardı. Meselâ kitaplarını okur­larken sessiz olacaklardı. Diğer bir husus ise şöyleydi: Bu kimselere ikram olunmayacak ve bunların küçük düşürülmesi sağlanacaktır. Çünkü şeriat bunların aşağılanmasını emretmektedir

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:50 AM

İlk İslâm Toplumundan Bize İşık Tutan Aydınlatıcı
 

Şimdi biz burada Hz. Ömer (r.a.)'in bu şartnamesini olduğu gibi sun­mak isteriz:
Süfyan-i Sevri Mesruk'tan Abdurrahman b. Ganem yoluyla rivayet ediyor. Abdurrahman b. Ganem demiştir ki:
"Ben, Hz. Ömer (r.a.), Şam hıristiyanlarıyla barış antlaşması yaptığı zaman, Hz. Ömer için kâtip olarak yazmıştım. Hz. Ömer bu yazısında onların şu şartları yerine getirmelerini öngörüyordu:
Kendi şehirlerinde ve şehirlerinin çevresinde herhangi bir manastır, bir kilise, bir kalaye (papaz veya piskopos yurdu), bir rahip mabedi yeni­den inşa etmeyeceklerdir. Harabe haline gelmiş olanlarını yenilemeyecek-lerdir. Müslümanlardan herhangi bir kimse gelip kiliselerinde kalıp barın­mak istediğinde, onları buralarda yeyip içmekten, rahatlarını teminden üç gün engellemeyeceklerdir. Herhangi bir casusu barındirmayacaklardır. Müs­lümanları aldatmak, onlara tuzak hazırlamak gibi gizli bir işe girmeye­cekler ve gizlemeyeceklerdir. (İslâmı kabul etmedikleri müddetçe) çocuk­larına Kur'an öğretmeyeceklerdir. Herhangi bir şirki açık ve aleni olarak işlemeyeceklerdir. Eğer yakınlarından herhangi birisi müslüman olmak is­terse, buna mani olmayacaklardır veya müslümanlara saygı ve tazim be­lirtmek isterlerse, karşı çıkmayacaklardır. Eğer bunlar müslümanların mec­lisinde kalmak isterlerse, orada oturmalarına izin vereceklerdir. Giyimle­rinde herhangi bir şekilde müslümanlara benzemeyeceklerdir. Müslüman­lara ait künyeleri taşımayacaklardır. Hayvanlarına eğer tak m ayacaklardır, kılıç kuşanmayacaklar, içki satmayacaklardır (İçki alım satımı yapmaya­caklardır). Başlarının ön taraflarını .traş edecekler, kesecekler, nerede olur­larsa olsunlar, kendilerine özgü giyimlerini giyecekler, zünnarlarmı takı­nacaklar, haçlarından ve kitaplarından herhangi bir şeyi müslümanların bulundukları yollarda açık bir şekilde taşımayacaklardır. Ölülerini müslümanlara yakın yerlerde gömmeyecekler (İslâm mezarlığından uzak ola­caklar), çanlarını çok hafif bir şekilde çalacaklar, müslümanlann bulun­dukları yerlere yakın olan kiliselerde seslerini yükselterek okumayacak­lar, bayramlarında şamata yaparak ortaya çıkmayacaklar, ölülerinin ol­ması halinde bağırıp çağırmayacaklar, beraberlerinde bir ateş yakmaya­caklar, içinde müslümanın hakkı bulunan bir köleyi satın almayacaklardır.
Bu şart kılınan şeylerden herhangi birisine aykırı davranmaları ha­linde, bundan böyle zimmetlikleri kabul edilmeyecektir. İnadçi halka ve isyancılara karşı uygulanan müeyyideler bunlar hakkında da, Müslüman­lar tarafından uygulanacaktır.
Hz. Ömer (r.a.)'in bu şartnamesi başka yollardan da rivayet olunmuş­tur. Hemen hepsi yukarıda anlattığımız konularda birleşmektedir. Bunun içindir ki İbn Kayyım (rh), bunun farklı rivayetlerine rağmen şu ifadelere yer veriyor:
"Bu şartların şöhret bularak yaygınlık kazanması, isnadına nerede ise ihtiyaç duyulmamaktadır. Çünkü bütün imamlar bunu kabul etmişler, bunu kitaplarında zikretmişler, delil ve hüccet olarak göstermişlerdir. Hz. Ömer'in bu şartnameleri dillerde ve kitaplarda durmadan dolaşmaktadır. Nitekim Hz. Ömer (r.a.)'den sonraki halifeler de bunu uygulamışlar ve bu­nunla amel etmişlerdir.
Sübhanellahü!!
Aman Allah'ım! Dünkü zirveye varan durum ile, bugün sel üzerin­deki bir köpük gibi yaşamamız arasındaki açık ve belirgin farkı bir gö­rün. Bugün yeryüzünde hemen herkese yaltaklanıyor, kâfirlerin ve dinsiz­lerin arkasında şaşkın şaşkın yürümekteyiz. Dünkü gün ile bugünküsü ara­sında ne de ulaşılamayacak bir fark var? Bugünün müslümanı bütün bunlara rağmen halen kendisini müslüman saymaktadır.
O neslin sahip bulunduğu izzet, şeref, kuvvet ve Rabbani hakimiyet nerede? Günümüz Müslümanlarının kör bir taklitçilikle peşlerine takılıp gittikleri, hizasında yürümeye çalıştıkları kimseler ve düştükleri zaaf nerede?
Baktığın zaman şunu göreceksin: Günümüz müslümanları, haklarında yukarıdaki şartlar uygulanan zımmîlerin derecesine düşmüşlerdir.
Acaba günümüz müslümanlan kâfirlerin zimmîleri midirler?
Bana öyle geliyor ki, ileri sürdüğüm son durum farzedilmiş olsa, inanın ki, günümüz müslümanları, dünkü zımmîler kadar bile bir değere ve öneme sahip değiller. Dünkü zımmîler, İslâm'a göre zelil görülmekteydi­ler, belirli giysileri giyme zorunlulukları vardı, belli yerlerde bulunma mec­buriyetleri bulunuyordu. Evet onlar böyle idiler.
Halbuki günümüz müslümanları, dinsiz doğuya ve kâfir batıya tabi olmaları yüzünden, sırf müslümanhkları sebebiyle aşağılanıyorlar, zillet içinde bulunuyorlar ve önemsenmiyorlar. İslâm düşmanlarının sahip bu­lunduğu şeylere hayretler ve şaşkınlıklar içinde bakıp bunlara önem veri­yorlar, bu ümmetin eskilerinin sahip bulundukları ve yaşadıkları tüm şey­leri alaya ve eğlenceye alıyorlar.

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:50 AM

İlk İslâm Toplumundan Bize İşık Tutan Aydınlatıcı
 

Bugünkü müslümanlar böyle devam ettikleri sürece, Allah nezdinde değer bakımından en aşağılık olurlar. Çağdaş devletler toplumunda her­hangi bir şekilde sözleri dinlenmez, çünkü en aşağılık olmuşlardır. Onla­ra heybet verecek, onları ürkütecek güçlerine sahip değillerdir.
Samimi ve dosdoğru olan müslümanm görevi, uyanık müslümanm vazifesi, İslâmin esasını, özünü kavramış bulunan gerçek idrak sahibi müs­lümanm ödevi, ayağının nereye bastığını bilmektir, sevgisini ve muhabbe­tini kime vereceğini, kime velayet yetkisi sunacağını idrak etmektir. Müs­lüman bilmelidir ki, Allah'ın düşmanlarını sevmek, onlara dostluk göste­rerek velayet yetkisini vermek, kendisini onlara benzetmek imanının doğ-ruluğuyla bağdaşamaz. Bunu yapanlar, sadece bir iddia ve sözde ifade ile müslüman olanlardır. Böylesi bir iddia ne yalan bir iddiadır.
İslâm alimleri, müslümanların içine sonradan sızabilecek herhangi bir şeyden onları korumak için, müsîümanın müsamahasını kötüye kullanıp müslümanlara kötülük yapmak için harekete geçmelerini Önlemek ama­cıyla, hangi hallerde zımmîlerle antlaşmanın geçersiz olduğunu kesin bir dille açıklamışlardır. İşte bu maddeleri şöylece sıralamak mümkündür. Zımmîlerin antlaşma ve sözleşmeleri aşağıdaki hallerde geçersizdir
1- Müslümanlarla savaşanlara ve müslümanları öldürmeye yardımcı olmak. Kadın veya erkek bir müslümani öldürmek.
2- Müslümanlara ait yollan kesmek.
3- Müşrik ve kâfirlere ait casusları barındırmak, yataklık etmek. Yaz­mak suretiyle veya bir başka yoldan müşrik ve kâfirler adına casuslukta bulunmak.
4- Bir müslüman kadınla zinada bulunmak veya nikâh adı altında ona yakın olmak.
5- Müslümanları dinlerinde fitneye sokmak.
6- Allah'a ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'e dil uzatmak, hakarette bu­lunmak.
Zımmîlerin Allah'a, Rasûlüne, Allah'ın kitabına, dinine dil uzatmak suretiyle ahidlerini bozmalarına ilişkin deliller oldukça fazladır. Bütün bu deliller böyle bir kimsenin kesinlikle öldürülmesini emretmekte, katlinin vacip olduğunu bildirmektedir. Böyle bir fiili bir zımmî veya müslümanm işlemesi halinde öldürülmesi vaciptir. Konuya ilişkin deliller Kitap'tan, Sün­netten, Sahabeye ait icmalardan, tabiine ait icmadan oldukça fazladır. Ay­rıca kıyas yoluyla da bir hayli delil vardır....


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.