![]() |
Muttarif B. El-Kahin El-Bahilî İle Sulh
Muttarif b. el-Kahin el-Bahilî ile Sulh 1- Bu belge Allah'ın Rasulü Muhammed'den Muttarif b. el-Kahin el-Bahilî'ye ve Bahila halkına. 2- Her kim kıraç araziyi ihya ederse o top*rak artık onundur. 3- Her otuz sığır için bir sığır, her kırk ko*yun için bir yaşındaki bir koyun, her elli de*ve İçin altı yaşındaki bir deve ödemek halkı*nızın görevidir. 4- Tahsildarların otlak dışında zekât toplamaya yetkileri yoktur. 5- Bütün halkınız Allah'ın emanı altında gü*ven içindedirler. (İbni İshak, a.g.e.) Rasulullah @, Arabistan, Necran, Bahreyn ile Arap Yarımadasını çevreleyen kuzey, do*ğu ve güney bölgeleri müslüman ve gayri müslim halklarıyla birçok antlaşmalar yapıp, birlikte bulunmayı garanti etti ve antlaşma*larını bozmadıkça onlara hürmet gösterdi. Yaptığı bütün antlaşmalara sadakatle ve sa*mimiyetle bağlı kaldı ve sadece düşmanla iş*birliği yaparak ya da İslâm Devleti'ne karşı yıkıcı hareketlerle, antlaşmanın kendi payla*rına düşen kısmını ihlâl eden kişilere karşı askerî eyleme geçti. Kureyş Rasulullah @'la barış antlaşması yaptı, ancak antlaşmayı ilk bozan da onlar oldu. Yenilemek istediler, ancak Rasul @ Medine'ye bu amaçla gelmiş olan heyetleri ile görüşmeyi reddetti. Onun antlaşma yapıp, sonra da bozduğu hiçbir örnek yoktur. He*defi barış olduğu için ülkede bu amaçla ant*laşmalar yaptı. Onu yurdunu terketmeye zor*layan, sonra da ona karşı savaş hazırlıkları yapan Kureyşlilerdi. Benzer şekilde, şehirde yaşayanlar arasında barış içinde birliği sağ*lamak için dış saldırılara karşı ensar ve ya-hudiler arasında konfederasyon oluşturulma*sında ilk büyük adımı atan Rasul @'dı. Bu antlaşmanın şartlarını ilk çiğneyenler yahu-diler oldu. Rasulullah @, vecibelerini hatır*lattığı zaman da, küstahça davranıp karşı koydular. Bu tür antlaşmalarda hatırlanması gereken diğer bir husus da, karşı tarafın ihanetleri or*taya çıkar (8: 58) ya da antlaşmanın müey*yidelerini çiğner (9: 7-8) ise antlaşmanın açıkça yüzlerine fırlatılıp, artık barışın olma*dığını onlara bildirme şartıdır. Ayete göre, yukarda zikredilen sebeplerle antlaşma iptal edilmek istenirse; "Açık ve âdil tutumla on*ların (metni) yüzlerine at"ılmalıdır. Diğer ta*rafın antlaşma şartlarına titizlikle,uygun şe*kilde uymadıklarını hissetseler yahut karşı tarafın antlaşmaya ilk fırsatta ihanet edecek*lerinden korksalar bile antlaşmayı tek taraflı bir kararla sona erdirmek müminler İçin meşru değildir. Bu yüzden, ayet sanki hiç antlaşma olmamış tavrıyla karşı tarafa mu*amele edilmesini yasaklar. Diğer taraftan bu ayet müslümanlara diğerlerine karşı herhangi bir tedbir almadan önce onlara antlaşmanın sona erdiğini açık ifadelerle haberdar etme bağımlılığını getirir. Bu, karşı tarafın her na*sılsa antlaşmanın halâ yürürlükte olduğu şeklinde bir yanlış anlayışını ortadan kaldı*rır. Rasulullah @, devletler ve kabileler arası po*litikasında bu ayeti esas aldı. Buyurdu ki; "Bir toplulukla antlaşma yapmış kimse sü*resi bitene kadar onunla bağlıdır. Eğer zor*lanırsa, o kimse antlaşmayı diğer tarafın önüne atsın ki, sonuçta her ikisi de eşit şart*larda bulunabilsin." (Ebû'1-Âlâ Mevdûdi "The Meaning of the Qur'an). Diğer bir hadisinde ise, bu prensibi bütün diğer meselelere de şamil kıldı: "Haince davranmayın, si*ze karşı hainlikte bulunana bile!' Ve bu pren*sibi müslümanların zihinlerine o kadar de*rin kazıdı ki, bu prensip onlarca hem lâfzen, hem de ruhen uygulandı. (Ebû'l Ala Mev-dûdi, a.g.e.) Ancak bu prensibin bir istisna*sı vardır. Karşı taraf antlaşmayı bilfiil, açık*ça ihlâl ettiği durumlarda antlaşmanın bo*zulduğu ve fesh edildiği açıktır. Bu durum*da "açık ve âdil bir tutumla antlaşmanın yüzlere atılmasına" gerek yoktur, çünkü kar*şı taraf yaptıklarıyla, antlaşmanın yeniden imzalanmadıkça bağlayıcı olmadığını açık*ça göstermiştir. Burada dikkat edilmesi ge*reken durum, diğer tarafın zihinlerinde şüp*he kalmaması için taraflardan birinin antlaş*mayı çiğnemesi açık, apaçık olmalıdır. Rasulullah @, yaptığı bütün ahitlerde bu prensibe titizlikle riayet etti. Medineli yahu-dilerin olaylarında, onlara karşılıklı mükel*lefiyetlerini hatırlatmak ye antlaşmayla ilgi*li statülerini belirlemek için ya şahsen gitti, ya da birini gönderdi. Antlaşmanın şartları*nı ihlâl ettikleri her durumda bunu tekrar*ladı. Rasul @'a karşı, yahut antlaşmalarına dikkat etmediklerini hareketleriyle açıkça or*taya koydukları zaman, işte o zaman onlara karşı harekete geçildi. Buna ait tek istisna Kureyş'le olan Hudeybiye antlaşmasında gö*rülür. Onlar müslümanların müttefikleri olan Benî Huzâa'ya sebepsiz yere saldırıp er*keklerini acımasızca öldürerek antlaşmanın şartlarım çiğnediler. Bu yüzden Rasulullah @ saldırıdan Önce onlara antlaşmanın iptal olduğunu haber vermeye gerek duymadı. Antlaşmayı ihlâl eden Kureyşlİlerin hareket*leriyle ilgili aşağıdaki şartlar Peygamber @'ın misilleme hareketinin haklılığını ispat eder: "Birincisi Kureyş tarafından antlaşma*nın ihlâli o kadar göze çarpıcı idi ki, ihlâlin olduğu hususunda kesinlikle bir şüphe yok*tu. Antlaşmanın bittiğini ikrar ettikleri için Ebu Süfyan'ı Medine'ye antlaşmayı yenile*cek için gönderdiler. Antlaşmanın sona er*diğini bilmeleri bir delil olmasına rağmen, yukardaki prensibin tek istisnasının ancak antlaşmayı ihlâl eden, bozulduğunu bilen ve bunu da ikrar eden kişilere karşı hükmetme*nin haklı olduğunu göstermez. İhlâl herkes için berrak ve şüphenin ötesinde ise istisna*nın haklılığı kabul edilebilir. İkincisi, antlaş*manın bozulmasından sonra Rasul @, sö*züyle, davranışıyla ya da imâlanyla her ne şekilde olursa olsun antlaşmanın onlar tara*fından bozulmasına rağmen halâ yürürlük*te olduğunu imâ etmedi, ne de böyle anlaşı*labilecek türde ilişkiyi devam ettirdi. Bütün rivayetler, Ebu Süfyan tarafından yapılan 'antlaşmayı yenileme tekliflerini' reddettiğini gösterir. Üçüncüsü, Kureyş'e karşı askerî ha*rekâtta bulundu; savaş niyetlerini gizli tuta*rak dışa barış gösterisinde bulunmadı." (Ebû'l Ala Mevdudi, a.g.e.). Bu şekilde Rasulullah @ kendi uygulamala*rı ile düşman bozmadıkça antlaşmalara hür*met edilmesini ve uyulması gerektiğini gös*teren bir örnek oluşturdu. Karşı taraf bozar*sa durumun icaplarına uygun olarak müs-lüman devlet ya yeni bir antlaşma imzalar ya da diğer gerekli tedbirleri alır. Yukarıda*ki ayet (8: 58). İslâm DevletPnin dış politi*kasını yönlendiren genel prensipleri de orta*ya kor. 1- Müslümanlar, önce kendileriyle antlaşan-lar, sonra da çıkarlarına uygun düştüğü için antlaşmayı bozanlara karşı savaşmak zorun*dadırlar. Bu, kanunlarına uymak üzere müs-lümanlarla antlaşma yapan, sonra da İslâm Devleti'ne karşı ayaklanan toplulukları da kapsar. 2- Müminlerle yaptıkları antlaşmalara uyan, ancak müminler ve inançları için daima teh*like oluşturacak muhalif ve düşmanca dav*ranışlara sahip olan İnsanlar, İkinci tipi oluş*tururlar. Bu durumda, müminler antlaşma*yı açıkça sonlandırmalı, onları bundan ha*berdar etmeli, sonra da onlara karşı uygun tavırları takınmalıdırlar. 3- Antlaşmalarının bütün önemini kaybetti*recek sıklıkta antlaşmalarını bozanlar ve mü*minlerin itibarına zarar vermek için insanî ve ahlâkî kuralları çiğneyen insanlar sonun*cu gruba girerler ki, bunlara gelince, pişman olup İslâm Devleti'ne itaat etmedikçe, müs-lümanlar onlara savaş ilân etmekle mükel*leftirler. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.