![]() |
Rasûlullah (Sav) Adına Konuşmak
Rasûlullah (sav) Adına Konuşmak RASÛLULLAH (SAV.) ADINA KONUŞMAK İmam Buhârî ve Muslim, Ebu Bekre Nufey' bin el- Hâris (r)'tan naklen Hz. Fahr-i Cihan Efendimiz (asv)'ın şöyle dediğini rivayet ettiler: عَنْ أَبِي بَكْرَةَ t قَالَ قَالَ النَّبِيُّ e أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ –ثَلاَثًا- قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ "اَلإِْشْرَاكُ بِاللَّهِ وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ" وَجَلَسَ وَكَانَ مُتَّكِئًا فَقَالَ "أَلاَ وَقَوْلُ الزُّورِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ" قَالَ فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا لَيْتَهُ سَكَتَ
Peki sıradan bir insana isnad edilen yalan böyle ağır bir suç ise, ya vahyi bize öğreten Beşerin Efendisi'ne isnad edilerek O'nun yapmadığı bir şeyi "yaptı" demek, söylemediği bir şeyi "söyledi" diye aktarmak nasıl bir suçtur?!.. Bir Müslümanın Rasûlullah (sav.) adına konuşurken titremesi gerekir. Ama maalesef avamdan bir çok insanın yanısıra, okur yazarların, üniversite öğrencilerinin -hatta öğretmenlerinin bile- Rasûlullah (sav.) adına konuşurken hiç tetkik etmeden, ne dediğini bilmeden, çok rahat bir şekilde "Rasûlullah şöyle demiş" veya "şöyle yapmış" diyerek Allah Rasûlü'ne (sav.) söz, fiil, kıssa ve hikaye izafe ettiklerini görüyoruz! Halbuki Rasûlullah (sav.) adına konuşmanın büyük bir ağırlığı vardır. Bu ağırlığı hissseden nice sahabe Rasûlullah (sav.) den kesin olarak bütün detay ve incelikleriyle emin olmadıkları hiç bir hadisi rivayet etmemişlerdir. İşte onlardan birisi Hz. Peygamber'in (sav.) bacanağı Zübeyr bin el-Avvam (ra)'tır. Hz. Peygamberin halası onun annesidir. Hz. Peygamberin hanımı hz. Hatice onun halasıdır. Bir gün oğlu Abdullah bin Zübeyr (r) babasına şöyle der:
Yukarıdaki mütevatir hadisin tesiriyle sahabeler ve ondan sonraki "sika" râviler Allah Rasulü'nün (sav.) sözlerini ve fiillerini olduğu gibi bir sonraki nesle aktarmak için a'zamî gayret gösterdiler. Kesin olarak bilmedikleri bir şeyi asla rivayet etmediler. Tereddüt ettikleri noktaları açık bir şekilde beyan ettiler. Hadis rivayetinde onların son derece hassas ve titiz davrandıklarını gösteren onlarca misalden sadece bir tanesini aktaralım: İmam Müslim, Ebû Hureyra (r)'tan naklen Allah Rasûlü (sav.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Diğer konularda olduğu gibi, hadis rivayetinde de sahabelerin gösterdiği hassâsiyetin derinliğini anlayamayan günümüzdeki bazı kafalar sahabe dönemindeki ölçüleri ters anlayarak Hz. Ebu Hureyra ve Hz. Enes (Rhuma) gibi sahabeleri "çok hadis rivayet etmişler" diyerek eleştirmişlerdir. Halbuki bu sahabeler yukarıdaki mütevatir hadisin tesirinden dolayı Abdullah bin Zübeyr ve Hz. Ömer gibi az hadis rivayet eden sahabelere oranla çok hadis rivayet etmişlerdir. Yoksa Allah Rasûlü'nden (sav.) duydukları bütün sözlere ve fiillere oranla son derece az hadis rivâyet etmişlerdir. İşte bunların delilleri:
Gelin Efendimize on yıl hizmet eden ve "Müksirûn" (çok hadis rivâyet eden sahabeler)den biri olarak bilinen(?) Enes bin Malik'i (r) dinleyelim:
"Kim benim üzerime bilerek bir yalan atarsa cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buhari, İlim 38. Hadis no: 108)
Biz tekrar Rasûlullah adına konuşmanın ağır sorumluluğuna gelelim. İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin babası Şeyh Ebu Muhammed Rasûlullah (sav.) adına bilerek yalan konuşan kimsenin kâfir olduğuna hükmetmniştir. İbnül Münîr de onu desteklemiştir. Cumhur ise bu hükmü "Yaptığı işi helal görme" şartına bağlamıştır. Aksi takdirde kâfir değil mürtekeb-i kebira olur demiştir. Efendimiz (asv)'ın "Cehennemdeki yerine hazırlansın" sözü o kimsenin cehennemde çok uzun kalacağını gösterir. Hatta bu cümlenin zâhiri cehennemden hiç çıkmayacağına işaret eder. Çünkü Rasûlullah (sav.) o kimse için cehennemden başka bir yer tayin etmemiştir. Ancak ne var ki kat'î deliller cehennemde ebedî kalmanın kâfirlere has olduğunu söyler. (Bkz. Fethul-Bari 1/244) İmam Buhari Ebu Hureyra (r) rivayetle Rasûlullah (sav.)'in şöyle dediğini nakleder: "İsmim ile isimlenin. Künyem ile künyelenmeyin. Kim beni rüyasında görmüş ise muhakkak beni görmüştür. Çünkü şeytan benim sûretime giremez. Kim bilerek bana yalan isnad ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buhari, ilim 38. Hds no:110) İmam Buhârî'nin bu hadis-i şerifi "Rasûlullah adına yalan konuşmak" babı altında zikretmesinin amacı Rasûlullah adına yalan konuşmanın rüyayı da içine aldığını göstermek içindir. Buna göre rüyasında Rasûlullah'ı (Sav.) görmediği halde "gördüm" diye rivâyet etmek veya rüyasında Rasûlullah'ın söylemediği, yapmadığı bir şeyi aktarmak veya rüyasında görmediği bir şeyi Rasûlullah'a isnat etmek mütevatir hadis-i şerifimizde belirtilen cezanın içine girer. Yine İmam Buhârî, Hz. Ali'nin (R) şöyle dediğini rivayet eder: Nebiyy-i Muhterem (sav.) buyurdular ki: "Benim adıma yalan konuşmayın! Çünkü kim benim adıma yalan konuşursa cehenneme girer" (Buhari, İlim 38, Hds no: 106) Buradaki "yalan" mutlaktır. İster sözlü ister fiili her türlü yalanı içine alır. Rasûlullah (sav.) adına yapılan yalanın her çeşidi bu yasağın içine girer. Bu nedenle hadisimizin orijinal metnindeki "alâ" harf-i cerr'ini "aleyhimde" şeklinde anlamak mümkün değildir. Zira, câhillerden bir grup iyilikleri teşvik etmek kötülüklerden de sakındırmak için Rasûlullah adına bir çok hadis uydurmuşlar ve "Biz bunları Rasûlullah'ın aleyhinde uydurmadık. Bilakis Onun şeriatini desteklemek için O'nun lehinde uydurduk" demişlerdir. Cehâletin derinliğini farkedebiliyormusunuz? Rasûlullah'ın (sav.) söylemediği bir şeyi "söyledi" diye uydurmak Allah adına yalan uydurmaktır. Çünkü Rasûlullah'ın (sav.) sözleri vahiydir (gayr-ı metluv). Ya şer'î bir hükmün ispâtı, ya da nehy'idir. Allah'a iftira atan ve Allah adına yalan uydurandan daha zâlim kim vardır!? Öte yandan her şeye cevaz veren "Keramiye" fırkası, kuranda veya sünnette var olan bir şeyi desteklemek için Allah Rasulü'ne (sav.) yalan uydurmaya cevaz vermişlerdir. Delil olarak ta yukardaki mütevatir hadisi şerifteki "ala" harf-i cerr'ini ileri sürerek Arapçadaki cehâletlerini göstermişlerdir. Onlardan diğer bir kısmı da, görüşlerini desteklemek için Bezzar'ın müsnedindeki İbn-i Mesud (R)' tan gelen "İnsanları dalâlete düşürmek için kim bana yalan uydurursa..." ilavesine sarılmışlardır. Bu rivâyetin Allah Rasûlü'ne ulaşıp ulaşmadığında ihtilaf vardır. Dârakutnî ve el-Hâkim gibi otoriter muhaddisler bu rivâyetin Allah Rasûlü'ne ulaşmadığına (irsâl'ine) hükmetmişlerdir. Aynı hadisi İmam Dârimî Ya'la bin Mürra'dan zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Bu hadisin Rasûlullah (sav.) den geldiği sâbit olsa bile "İnsanları dalalete düşürmek için..." ibaresindeki "lam" harf-i cerri maksat bildiren "lam" değildir. Bilakis sayrûret (oluşum) bildiren "lam"dır. Buna göre hadisin anlamı "Kim bana bir yalan uydurup ta insanları dalâlete düşürürse..." şeklindedir. Tıpkı kur'an-ı kerim'deki "İnsanları dalâlete düşürmek için Allah'a iftira eden (yalan uyduran) kimseden daha zâlim kim vardır?" ayet-i kerimesinde olduğu gibi... Bu ayeti kerimedeki "lam" harf-i cerr'ini maksat bildiren "lam" olarak alıp "insanları dalâlete düşürmek maksadı yoksa Allah'a iftira atılabilir" hükmünü çıkarmak ancak câhillerin işidir. Halbuki bu ayeti kerimedeki "lam" –tıpkı yukarıdaki hadiste olduğu gibi- sayrûret bildiren "lam"dır. Buna göre ayetin anlamı "Allah'a yalan iftira atıp ta insanları dalâlete düşürenden daha zâlim kim vardır" şeklindedir. Buhari, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti'zân 35, İstiâbe 1. Müslim, Îmân 143. Tirmizi, Şehâdât 3, Birr 4 Buhari, İlim 38. Hadis no: 107 Buhari, İlim 38 Hadis no:109 El-Kifâye fî İlmi'id-Dirâye, Hatîb el-Bağdâdî 210 Müslim, Tahâret 32. Tirmizi, Tahâret 2 Muslim, Fiten 25 |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.