ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Serbest Forum (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=151)
-   -   Evrensel İşik - 12 (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=260736)

Prof. Dr. Sinsi 07-22-2012 08:53 PM

Evrensel İşik - 12
 
EVRENSEL IŞIK - 12

DÜNYA DIŞI YAŞAM VE KOZMOLOJİ


Sevgili Amatör arkadaşlarım ve Işık dostlarım, bu ay sizlerle yine dünya

dışı yaşam ve UFO’lar hakkında bildiklerimi paylaşacağım.


Geçen ayki yazımda 20-21 Şubat 1999 tarihinde İstanbul’da yapılan

uluslararası UFO Kongresi’ne gideceğimi söylemiştim. Fakat belki de

senede bir kez olabilecek bir olay nedeniyle bu seyahatimi

gerçekleştiremedim. Bolu Dağı’ndaki karayolunun tıkanması ve

açılmasına dair belirsizlikler olması bu kararı vermeme neden oldu.

Arkadaşlarım biraz da dalga geçerek “Bu havada zaten UFO filan

gelmez” demeleri benim üzüntümü biraz azalttı, ama zaten benim

böyle bir beklentim yoktu. Tek beklentim dünyanın değişik kesimlerinden

gelen insanlarla aynı ortamı paylaşmaktı. Neyse ki kongreyi izleyen

arkadaşlarımızdan ve diğer medya kanallarından bilgiler aldım. İki gün

boyunca çok büyük bir ilgiyle izlenen kongrenin bence en önemli

gözlemlerinden biri halkımızın konuya olan ilgisinin çok fazla olmasıydı.

Konuşulan konuların ve verilen örneklerin çoğunun özellikle bu konuya

ilgi duyan kişiler tarafından bilindiği gözlendi. Fakat henüz bu işe yeni

merak saranlar için faydalı olduğunu umuyorum. Bu konunun özelikle

son 5-10 yıl içinde güncelliğini arttırması kitle iletişim kanallarında

(TV, radyo, sinema, yazılı basın, Internet vs) daha yoğun ele alınmasıyla

olmuştur. Her geçen gün gelişen iletişim teknolojileri ile azalan

mesafeler bizi yoğun bir bilgi bombardımanına tutmaktadır. Eskiden

bu konular birkaç bilim adamı ve amatör gözlemciler tarafından

konuşulurken, şimdi sokaktaki adamın yaşamına girmiştir.

Bu nedenle halk her geçen gün bu tip konulara karşı daha fazla ilgi

göstermekte ve sorular sormaktadır. Gelişen merakın getirdiği önemli

bir sorun ise konunun suistimal edilmesidir.


UFO’lar ve bunu inceleyen bilim adamları tarafından konulan adıyla

UFOLOJİ gelişmiş ülkelerin uzun zamandan beri ilgi alanıdır.

Başta A.B.D. ve Rusya olmak üzere pek çok ülke planlı ve programlı

olarak bu işi organize etmektedir. Fakat UFO gözlemleri Türkiye’de

dahil olmak üzere pek çok yerde yapılmaktadır. Burada biraz durarak

konunun sınırlarını çizmek ve gerçeklere biraz bilimsel yaklaşmak

gerekmektedir.


1- UFO veya UFO olarak algılanan cisimlerin ne olabileceği ülkelerin

devlet politikaları içinde belirlenmiş bir araştırma konusu olmalıdır.

Devletler bu işi bağımsız, tutucu olmayan bilim adamlarından oluşan

uzman bir gruba vermelidir. Araştırma grubuna her türlü gözlem ve

teknik imkan verilmelidir.


2- Araştırma grupları ülke içinde lokal bir network kurmalı ve sürekli

birbiri ile haberleşmeli, gözlem raporları vermelidir.


3- Araştırma grupları uluslararası bağlantılar yapmalı ve bu tip grupların

hepsi ile koordineli çalışmalıdır.


4- UFOLOJİ zor bir bilim ve araştırma konusudur. Bu konuyla

ilgileneceklerin herşeyden önce ön yargılardan uzak ve objektif

inceleme anlayışına sahip olması gerekir. Araştırmacıların, iletişim

teknolojileri, fotograf ve film çekme, bilgisayar, astronomi, uzay

çalışmaları, fizik ve jeoloji gibi bilimlerden anlaması gerekmektedir.

Bu nedenle konuya açıklık getirebilecek kişilerin seçimi çok önemlidir.

Aksi takdirde “Sapla, samanı birbirinden ayırmak” imkansız olur.


5- Bugüne kadar yapılan gözlemlerin %95’inin açıklaması bilim

tarafından yapılmıştır. Fakat geri kalan kısım belirsizdir. İşte

araştırmacıların her türlü gözleme açıklık getirecek bilgi ve donanıma

sahip olması burada önem kazanmaktadır. Topluma konu tüm açıklığı

ile anlatılabilir. Çünkü artık toplumlar daha bilinçli ve konuya hazırlıklıdır.

Ani bir karşılaşmanın yaratacağı şoku düşünerek çalışmalar yürütülmeli,

toplanan bilgiler artık gizlenmemelidir.


Bütün bunlar bence ideal olan yaklaşımlardır. Her ne kadar Türkiye’de

halen işler biraz hafife alınıyor olsa da umut veren gelişmeler de vardır.

Benim de üyesi olduğum Yükseliş ve TUVPO grupları ile

Internet üzerinde sürekli iletişim halindeyiz. Burada Internet’in gücünü bir

kez daha gördük. Paylaşımlarımızı arttıran ve hepimizi aynı bilgi

seviyesine taşıyan bu organizasyonlar içinde olan ve bana her türlü

yardımı yapan arkadaşlarıma da teşekkür etmek isterim. Bilimsellikten

ve soru sormaktan uzaklaşmadan yapılan her türlü çalışmanın sonunda

bir değer üretileceği kesindir. Konuya ilgi duyan arkadaşların bu liste ve

web sitelerini takip ederek gerekli bilgilere ulaşacağını tahmin ederim.


Kurduğumuz çalışma grubunun yaptığı araştırmalar, yurtdışından gelen

bilgi ve fotograflar ciddiyetle değerlendirilmekte ve tartışılarak bir sonuca

varılmaya çalışılmaktadır. Internet’in verdiği bağımsız ve yoğun bilgi

paylaşım ortamı bana “Bu evrende yalnız değiliz” fikrinden önce “Bu işle

ilgilenen insanlar ne kadar fazlaymış” fikrini kazandırdı. Bunun sonucunda

da yapılan gözlemlerin aslında ne kadar fazla olduğunu gördük.

Bilgi paylaşım ağının bir üyesi olarak artık bu işe daha bilinçli ve bilgili

bakabiliyorum. Umarım yakın bir gelecekte bu paylaşım artar.

Sonuçta insanlar bir UFO avcısı olmak yerine iyi bir bilim adamı olmayı

öğrenmelidir. İşin sansanyonel boyutlara taşınması, reklam amacı

olarak kullanılması ve bilginin çarpıtılarak topluma verilmesi çok büyük

bir hata olacaktır.


Şimdi özel ve güncel gerçeklerden daha genel gerçeklere bir uzanalım

ve kendimize bazı sorular soralım. Açıkcası bu soruları ben kendime ve

bazen de listemizdeki arkadaşlarıma soruyorum.


Geçen yazımda belirttiğim gibi soruların kökünde evrenin hareketi,

büyüklüğü ve yaratılışı yatıyor. Bu kadar büyük bir evrende artık yalnız

olamayacağımız gerçeği ile yüz yüzeyiz. O zaman evreni daha iyi

incelememiz gerekmektedir. Dünya yörüngesine yerleştirilen uydular,

güçlü teleskoplar ve gezgin uzay araçları bu işi çok iyi yapmaktadır.

Her geçen gün evrenin oluşumu ve niteliği hakkında daha ilginç

bilgilere ulaşıyoruz. Evrenin oluşumu hakkında “Sabit Evren Teorisi”,

“Büyüyen Evren Teorisi” ve son olarak da her ikisini de içinde

barındıran “Halografik Evren Teorisi” ortaya atılmıştır.

Itzhak Bentov, “Kozmik Kitap” adındaki eserinde bunu son derece

çarpıcı örnekler ile incelemiş. FM dalga bandında “ping noise” olarak

adlandırılan sürekli sesin, evrenin bir patlama ile oluştuğunu ve bu

sesin o patlamadan kalan ilksel enerji olduğunu göstermektedir.

Her frekansı içinde barındıran bu sesin varlığının Bell Laboratuvarlarında

iki radyocu tarafından tesadüfen bulunmasıyla, bir patlama ile

başlayan ve sürekli büyüyen bir evren teorisi destek görmeye başladı.

Yapılan araştırmalar ile evrenin 15 milyar yaşında, dünyamızın ise

5 milyar yaşında olduğu tespit edildi. Bu veriler tabi ki şu anda geçerli

olan teknik ekipmanlarımız ve bilgimiz ile söylediklerimiz. Konuya

dikkatli yaklaşmamızın bir nedeni de dünya tarihine baktığımızda

konunun birçok defalar ele alınıp yeni teoriler geliştirilmiş olmasıdır.


Evrenin yaratılış teorilerini incelerken gözlem yaptığımız yerin önemi

vardır. Gözlemlerimizi içeriden yaptığımız için elimizdeki verileri,

sürekli olarak devam etmeyen, bir defalığına meydana gelmiş büyük

bir patlama sürecinin göstergeleri olarak olarak yorumluyoruz.

Eğer herşeyi bir de dışarıdan gözlemliyebilseydik o zaman bunun

sürekli olarak devam etmekte olan bir süreç olduğunu göreceğimiz

söylenmektedir. Bu aynen ışığın yayılmasındaki dalga-parçacık

ikilemine benzemektedir. Yaptığımız deneye göre ışık parçaçık veya

dalga yayılımı ile açıklanabilmektedir. Yani gözleme göre iki farklı

davranış sergileyebilmektedir. Aynı olayı Halografik Evren teorisinde

de kullanılabilmektedir. Yani evren kişinin gözlem durumuna göre

sınırlı ya da sınırsızdır. Bu teori, büyük patlama ile durağan konumdaki

evren kuramlarını bir araya getirmektedir. Teoriye göre bedenlerimiz de

dahil olmak üzere evrendeki herşey bir tek kozmik özden oluşmaktadır.

Bizler, en uzak galaksideki atomlara sahibiz, bu nedenle de tüm

evrenle ilişki içindeyiz. Evren birbirleri ve dolayısıyla da tüm evren ile

ilgili bilgileri içeren tüm parçaçıkların birbirine bağlı olduğu halogram

ya da parçaların birbiri ile iç içe olduğu bir yapıdadır. Evrenin en küçük

parçasında bile evrenin tüm özelliklerini görmek mümkündür. İşte mikro

kozmos ve makro kozmosun benzerliğini buradan açıklamak

mümkündür. Eski kitaplardaki bazı sözleri hatırlayacak olursak :

“Hepimiz biriz”, “Yukarıda ne varsa aşağıda da o var”, “Tanrı

içinizdedir”, “Evren bir kum tanesinin içinde saklıdır” ve “Enel Hak”

türündeki mistik benzetmelerin halografik evren modelinin ışığı altında

bakıldığında yeni anlamlar kazandığını görüyoruz. Herbirimiz, evrenin

yapısı ve kaynağı ile ilgili tüm bilgileri içeren bu halogramın küçük

birer parçasıyız. Bu nedenle kişiler farkındalığını arttırdığında kendi

bilincini Evrensel Zihine yansıtarak tüm evren hakkında bilgi

edinebilirler. Ürettiğimiz düşüncelerin başkalarının düşüncelerini de

etkilemeleri ve dolayısıyla bunun tüm evrene yayılması söz konusudur.

Bir insanın yaptığı ya da düşündüğü herşey evrensel hologramın bir

parçası olur.


Bu teorinin açıkladığı bir şey de evrendeki herşeyin bir titreşim içinde

olduğudur. Titreşen bilinçlilik fiziksel maddeyi yaratır. Bilinçlilik daha

hızlı titreştikçe farklı türde parçacıklar ve maddeler yaratır. Herşey

titreştiğine göre, herşeyin bir elektromanyetik alanı vardır. Bu alanlar

çok yüksek frekanslı morötesi ışınımdan, çok düşük frekanslı kırmızı

ötesi ışınıma kadar foton dediğimiz enerji kümeleri halinde

görünürler (Günümüz bilgileri ile değerlendiriyoruz, düşüncenin ve

sevginin de bir titreşim olduğunu fakat bu frekans aralıklarında tespit

edilemediğini hatırlayalım). Bir fotonun enerjisine E diyecek olursak

E=h.c/lambda formülüne ulaşırız. Burada h=evrensel planck sabiti,

c=ışık hızı ve lambda=dalga boyudur. Fotonunun enerjisinin değişimi

dalga boyu ile değişebilmektedir. O zaman dalga boyunun veya

frekansın değişimi ile foton enerjisi sonsuz değişime uğrayabilir.

Bugün bizim kullandığımız veya bilmediğimiz bir titreşim ile madde-enerji

dönüşümlerini sağlamak mümkündür. Gelişmiş bir teknolojinin bunu

yapabilmesi durumunda maddeyi çok hızlı bir şekilde enerjiye

dönüştürmesi mümkündür. Hatta bu dünya için geçerli olan sabitlerin

çok daha farklı bir şekilde kullanılması durumunda ışıktan hızlı hareket

edebilmek bence mümkündür.


Bu yeni teori ile dünya dışı yaşamın varlığı, niçin ziyaret ediliyoruz,

nasıl buraya geliyorlar, ne kadar zamanda buraya geliyorlar, neye

benziyorlar gibi bazı sorulara daha destekli yanıtlar arayabiliyoruz.

Herşeyden önce halografik evren yaklaşımında evrende bize benzeyen

humanoidler(insanımsı varlıklar) olabileceğini düşünebiliriz. Dünyanın

yaşının evrenin yaşından çok daha küçük olması dünya yaşamından

önce bize benzeyen varlıkların yaratılmış olabileceği varsayımını

destekler. Dünyada özellikle son yıllarda yapılan nükleer denemelerin

yaydığı radyasyon veya insanlar tarafından üretilen olumsuz düşünce

formları sadece dünyamızı değil tüm güneş sistemimizi, samanyolu

galaksimizi ve belki de diğer galaksileri de etkiliyor. Bu nedenle dünya

dışı yaşam formlarının bir ilgi odağı olmamız mümkündür. Şu ana kadar

varlıklarını hissettiğimiz fakat direk temas şeklinde, tüm toplumun gözü

önünde olan bir olay olmadığı için resmen kabul edilmeyen

ziyaretçilerimizin bize karşı olan ilgilerinin altında ne yatmaktadır?

Teknoloji olarak bizden ileride oldukları kesindir. Fakat teknolojik

alandaki gelişimlerini ruhsal boyutta gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini

bilemediğimiz için bize zarar verip vermeyecekleri konusunda birşey

söylemek mümkün değildir. Ben kendimizi onların yerine koymayı

öneriyorum. Şu anda insanlığa bu teknolojik imkan verilse ve biz

galaksiler arası yolculukları çok kısa sürelerde(Örneğin düşünce

gücü hızında) yapabiliyor olsak ne yapardık? Önce kendimizden

teknolojik açıdan veya ruhsal açıdan daha geride olan bir gezegene

gitsek. Canlılar ile temas etmeden önce onları tanımaya çalışmaz

mıydık? Hatta onları anlamaya, ne zaman zarar verip ne zaman dost

olabileceklerini öğrenmeye çalışmaz mıydık? Daha sonra da bizden

daha ileride olan bir medeniyete gidebilsek acaba ne isterdik, korkar

mıydık, savaşır mıydık? İşte bu soruların cevapları bizim için ne kadar

bilinmez ise, ziyaretçilerimiz için de aynı şey geçerlidir.


Benim özellikle dikkat ettiğim bir nokta da şimdiye kadar dünyamızı

ziyaret ettiği tespit edilen veya söylenen varlıkların birbirine çok

benzemesidir. Biçim olarak humanoid olmaları bende acaba başka

şekilde varlıkların ilgisini mi çekmiyoruz gibi bir soru uyandırıyor.

Ya da bunların görüntü olarak insanlara çok ters gelebileceği,

korkabilecekleri düşünülerek gerçekler gizleniyor da olabilir.


Bir diğer konu da haberleşme, bizim ve onlar arasındaki haberleşme.

Haberleşme sesle, sembollerle veya telepatiyle yapılabilir. Yine

ispatlanmamış, fakat iddia edilen bilgilere göre bazı dünya dışı

varlıkların sembollerden oluşan bir yazı dili olduğu söylenmekte.

Kimbilir belki onlarla daha sıkı ilişki içinde olan A.B.D. bilim adamları

bunu çözmüş olabilir. Benim düşüncem kullanılan semboller içinde

bizim de çok iyi bildiğimiz bazı kadim sembollerin olabileceğidir.

Dünyadaki yazı dillerinden özellikle Mısır sembol yazısının, Atlantis’i

anlatan taş tabletler üzerinde kullanılan yazının veya Tibet rahiplerinin

kullandığı eski sembolik yazının benzer formlar taşıyabileceğini tahmin

ediyorum. Dünyada telepatik yetenekleri olan kişilerinde (medyum

veya kanalların) doğrudan dünya dışı varlıklar ile temasa geçmemesi

için bence bir neden yoktur. Özellikle yurtdışını takip edenlerin bildiği

gibi bu konuda birçok kitaplar yazılmıştır. Son olarak da İzmir’li Derya

Taşkıran olayını Türkiye’de yaşadık. Bu olayın ne kadar doğru olduğunu

burada belki tartışmak hatalı olabilir ama bu kişinin iddiası dünya dışı

varlıklar ile ilişkiye geçtikten sonra kendisine şimdiye kadar kimsenin

bilmediği bir dilde yazılar yazdırılıyor olmasıdır. Ayrıca bu yazılarda

dünya ile ilgili bazı bilinmeyen bilgilerin olduğu söylenmekte. Umarım

gerçekten bunlar doğru olsun ve hepimiz bu bilgilerden faydalanalım.

Fakat bu tip olaylarda çok dikkatli yaklaşmak ve kişinin gerçekten bu

bilgileri alıp almadığını iyi araştırmak gerekmektedir. Yoksa spritüel

alemde “Obsesyon” dediğimiz bir olayla da karşı karşıya olabiliriz.


Konumuz oldukça geniş ve dallı budaklı. Dünya dışı yaşamın varlığını

kabul ettirmeye yönelik bir kongrenin ardından şimdi burada söylenen

bir söze takılmış durumdayım. “Çok yakın bir zamanda herkesin

görebileceği direkt bir temas olacak ve hiç kimsenin artık bu olaydan

bir kuşkusu kalmayacak”. Dünya tarihine baktığımızda bu söylemin

birçok defalar tekrarlandığını gördüm. Sonunda ne oldu diyeceksiniz?

Bu olaylar basına çok sık yansımadığı için bilemiyoruz. Sadece UFO’lara

kavuşmak için tarikat intiharları olduğunda basın bu konuyla ilgilendiği

için pek çok olay soru işareti olarak kalıyor. Tabi ki bu söylemde

bulunanların akibetini de bilemiyorum. Belki de gerçekleri söyleyenler

oldu ve onlar artık bu dünya üzerinde değil. İstediklerine kavuşmuş da

olabilirler. Fakat toplumun bundan ne kazandığı sorusuna bir yanıt

gelmiyor. Bir örnek giyinip topluca intihar eden tarikat üyelerinin de

UFO kapılarından içeri alındığını hiç sanmıyorum. İşte bu olayın ne kadar

suistimale açık olduğunun en güzel göstergesi bu tip olaylardır. Bilinçsizce

yapılan, hiçbir bilimsel tutanağı olmayan bu davranışlar yüzünden birçok

masum insan zarar görmektedir. Bu iş ile uğraşanlar, ister UFO’ların

varlığını ve dünya dışı yaşamı kanıtlasınlar isterse bilimsel gerçeklerle

çürütsünler, önemli olan bunu toplumla paylaşsınlar.


Şahsi görüşüm dünya dışı yaşam vardır ve uzun bir müddettir kozmosun

değişik yerlerinden gelen ziyaretçilerimiz tarafından incelenmekteyiz.

Bu bizim için bir geçiş ve yükseliş sürecinin başlangıcına hazırlık olabilir.

Yapacağımız ise sevgi ile yaklaşmak olmalıdır, kendimize, ailemize,

çevremize, tüm insanlığa ve onlara. Sevgiden iradeye ilerlemek doğru

ve güvenilirdir, onun için önce sevmeyi öğrenmemiz gerekir. Bütün

sistem bunun üzerine kuruludur ve SEVGİ KOZMİK YASADIR.


Çok sevdiğim bir şiirle sizlere veda ediyorum.

Sevgi ışığınız aydınlığınız olsun.


İnsanlar var birbirinden uzak yad ellerde.


İnsanlar var birbirinden uzak aynı evlerde.


İnsanlar var birbirine dost tüm ülkelerde.


İnsanlar var birbirini sever SONSUZ EVRENDE.



Mutlu Payaslıoğlu


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.