![]() |
Gerçek
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki Söyler misin nedir gerçek Karşımdaki sen mi gerçek Gönlümdeki sen mi ? Aynadaki ben mi gerçek İçimdeki ben mi? Gördüğüm mü gerçek Hissettiğim mi? Dünya mı gerçek Yoksa......??? |
GERÇEK:
1. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakikî: "Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur." "Gerçekle ve gerçeğin kurallarıyla bağdaşmayan ancak bu adamdı." -T. Buğra. 2. Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici: "Gerçek elmas. Gerçek hikâye." 3. Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlâklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlâka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır." -N. Ataç. 4. Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan: "Bu peyzajdaki çiçekler son derece gerçek." 5. Gerçek durum, gerçeklik, realite: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti." -H. E. Adıvar. "Bir gerçek içinde yaşıyoruz, duvarlarını yıkıp aşamadığımız bir gerçek içinde." -N. Ataç. 6. Yalan olmayan, doğru olan şey: "Gerçekler inkâr edilemez." "Bu lâflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir." -B. Felek. 7. fel. Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan günümüzde birde "gerçek ve doğru" sözcükleri neredeyse aynı anlamda kullanılıyor. oysa anlam olarak birbirlerinden çok farklıdırlar. DOĞRU: 1. Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı: "Doğru yol." "Yol aşalım mutluluğa doğru, gel / Yorumlayalım bu aşkı doğru gel." -F. Halıcı. 2. Gerçek, yalan olmayan: "Doğru cevap. Doğru haber." 3. Akla, mantığa uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur." -A. Gündüz. "Fakat suçlu da olsam bana bu kadar çullanmak doğru mu?" -R. N. Güntekin. 4. Yasa, yöntem ve ahlâka bağlı, dürüst, namuslu 5. Gerçeğe veya kurala uygun: "Doğru hesap. Doğru bir anlatım." "Her gönülde bir arslan yatar, derler, doğrudur." -M. Ş. Esendal. 6. Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlâklı olabileceğine inanmıyorsunuz." -N. Ataç. "İşin doğrusunu anlayamadık." 7. mat. İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir." 8. Yanlışsız, eksiksiz: "Adam doğru söyledi. Çocuk doğru okudu." 9. Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca 10. Karşı yönünce: "Otobüs, ağaçlıklı bir dereye doğru ağır ağır bayırdan iniyor." -R. N. Güntekin. "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü." -S. F. Abasıyanık. 11. (zaman anlatan kelimelerden sonra) Yakın, yakınlarında: "Ellisine doğru." "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu." -F. R. Atay. anlamlarını taşımaktadır. konu ve bilgilerin için teşekkür ederim sevgili mate. |
ben teşekkür ederim canım çünkü hiç doğru ve gerçeğin yakın kullanıldığını düşünmemiştim şimdiye kadar harika bi noktaya değinmişsin ;)
|
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.