ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Kişisel Gelişim (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=611)
-   -   Renklerle Şifa (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=254510)

Prof. Dr. Sinsi 07-17-2012 11:49 AM

Renklerle Şifa
 
Renklerin beşeri kişilik ve sağlık koşulları üzerinde olan etkisi en kadim zamanlardan beri bilinir. Binlerce yıldır, pek çok kültürün dinsel törenlerinde ve folklorunda, renkler; hem spiritüel, hem de terapi anlamında kullanıla gelmiştir. Semyon ve Valentina Kirlian tarafından 1939'da auraların resimleri çekilmeye başlanmasından sonra renklerle terapi şifacılık alanına resmen ve bilimsel olarak girmiş oldu.

Aura tüm canlıları dıştan sarıp sarmalayan spiritüel bir emanasyondur. Aura durugörü medyumları tarafından rengarenk sisli bir hale olarak görülür. Kişinin içinde bulunduğu psikolojik ve sağlık durumuna göre de değişen aura renkleri bazen gökkuşağı gibidir, bazen de bu renkler nabız gibi atar durur. Aurasının özelliklerine bakarak, bir kimsenin spritüel, sağlık ve karakter durumları hakkında bir şeyler söylemek olasıdır. Beşeri auranın genel görünümü (şekli) ovaldir ama büyüklüğü ve yaygınlığı kişiden kişiye değişir.

Aura renkleri genel görünüm olarak; dış kısımlarda soluk/silik (flu) iken, fizik bedene doğru yaklaşıldıkça yoğunlaşır. Bireyin çevresine verdiği tepkiler ile duygusal durumları sürekli olarak aura alanına (auric field) kaydedilir. Bir çocuğun aurasında sadece birkaç renk seçilirken; yaşilerledikçe, yaşam deneyimleri üst üste yığıldıkça, aura renklenmesi çokluk ve çeşitlilik kazanır. Doğum öncesinde de ceninin çevresinde aura vardır; hem de annenin aurasından ayrılacak kadar belirgindir. (AURA konusunda ek bilgi için bkz. EK-7)

Aurada parlak renkler, iyi bir sağlık durumunun ve zihinsel (içsel) dengenin işaretidir. Hastalıkların ve zihinsel dengesizliklerle duygusal karmaşanın au raya yansıması donuk renkler ve gölgelenmeler şeklinde olur. Akıl hastalıklarında ise auralarda çok sık; kırmızı, koyu kahve, hatta siyah lekeler oluşur. Bu rahatsızlıklar atlatıldığı zaman, auradaki renkler de parlak tonlarına dönüşür; dolayısıyla, hastalık aurada değildir. Auradaki renk değişikliği sadece biyolojik yapıdaki rahatsızlığın bir yansımasıdır.

Renklerin şifacılıkta kullanılmasının nedeni; belli bir rengin titreşimi ve bu titreşimin aura tarafından emilmesi ve bu şekilde parlaklaşan renklerin olumlu etkisinin fizyolojiye de yansımasıyla ilgilidir. Yukarıda sözünü ettiğimiz Kirlian ailesi eski Sovyetler'in küçük bir kasabasında (Krasnador) otururdu. Yerel bir hastanede elektrik teknisyeniolarak çalışmakta olan Semyon Kirlian bir gün hastanenin ele'ktro-terapi cihazlarından birinin jeneratörünü tamir ederken hafifçe cereyana çarpılmış ve o anda elinin çevresinde oluşuveren renkli alanı fark edivermişti. Semyon bu renklerden o kadar etkilendi ki, hemen aklına geliveren ikinci fikir, bu renklenmenin fotoğrafını çekmek oldu. Karı-koca, iki teknik ve deneyimli elemanlar olarak hazırladıkları bir düzenekle ilk olarak Semyon'un elinin "Kirlian fotoğrafını" çektiler. Bu ilk fotoğraf ta parmakları çevreleyen aura parlamaları net olarak görülüyordu. Bu şekilde "kirlian fotoğrafçılığı" adında yeni bir fotoğraf tekniği doğmuş oldu.

Bu ilk başarılı denemeden sonra Semyon, kendi yüksek frekans jeneratörünü yaptı ve renkli filmler kullanarak çok daha güzel sonuçlar aldı. Bu ilk hevesle çok çeşitli canlıların Kirlian fotoğrafı çekildi ama sonuç hep aynı: Işık ve renk em an asyonları ... Bu resimlerde yeni koparılmış bir yaprağın ışıması parlayan dalgalanmalar halinde iken, aynı yaprağın daha sonra çekilen fotoğraflarında bu parlamaların giderek sönükleştiği görülüyordu. Hastalıklı yaprağın renk dalgalanmaları daha başkaydı. Bu dalgalanmalar hastalıklı bir kimsede başka, sağlıklı bir kimsede dahabaşkaydı. Kirlianlar, bu buluşlarının ardından Sovyet tıp otoritelerince çok rahatsız edildi; nihayet, 1960'ların sonlarında tıp çevrelerinde bu yeni buluş kabul görmeye başlamıştı.

1968'de Alma-Ata'da yapılan bilimsel bir konferansın konusu doğrudan doğruya "Kirlian Etkisi"ydi. Bunu çok geçmeden Sovyetler'in bilim ve tıp dergilerinde bu konuyla ilgili çeşitli raporlar yayınlandı. Herry Griss ve William Dick tarafından kaleme alınan bir kitapta söz konusu raporlardan biri "Sovyetler'de Yeni Ruhsal Keşifler" başlığı altında şöylece aktarılmıştır: "Fotoğrafiardoki görüntü, canlıların çevresindeki yüksek frekans deşarjıdır. Organizmanın psikolojik durumuna göre bu ışıklı hale (halo) ve bu halenin parlaklığı değişmektedir. Renkli fotoğrafı çekilen bir deri değişik kısımlarındaki renklenmeler de farklı farklı olmaktadır. Genellikle göğüs bölgesi koyu mavi, kalça zeytin yeşili Lie koltuk altı yeşilimsi mavi görünmektedir. Korku ve ıstırap gibi heyecansal durumların auraya yansıması renk değişimleri şeklinde olmaktadır. Böyle bir görüntü büyütüldüğünde ise; deşarj konularının aslında sayısız noktalardan oluştuğu görülür. Bunlar; karanlık yaz gecelerinde kırda uçuşan ateş böcekleri gibi olanların yanı sıra; sürekli yananlar olduğu gibi, belirli periyotlarda yanıp sönenler de vardır ve bunlar sarıdan maviye, yeşilden kırmızıya tüm renkleri içermektedir. Parmak uçlarındaki durum ise dışarı doğru fışkırmalar şeklindedir." Günümüzde Kirlian fotoğrafçılığı Rusya'daki tüm hastanelerde hastalıkların tam olarak (yerlerinin) saptanmasında kullanılmaktadır.

Kadim kültürlerde her rengin (beşeri ve toplumlar arası ilişkilerde de geçerli olan) değişik bir anlamı vardı: Siyah renk, terör ve savaş saldırısı olasılığı içeren gecenin/karanlıkların simgesiydi. Sarı, sıcaklık ve mutluluk getiren güneşin rengiydi. Kanın rengi olan kırmızı, avlanmanın ve dövüşün simgesiydi. Kahverengi, üzerinde ağaçların ve insana besin olan bitkilerin yetiştiği dünyanın/toprağın simgesiydi. Mavi, tanrıların mekanı/yurdu olan gökyüzünün simgesidir.

Kadim Mısır'da mavi renk ebedi yaşamın simgesidir. Bu renge, bu anlamda olmak üzere mabet tablolarında ve lahitlerde sık sık rastlanır. ilk Hıristiyanlar arasında bu renk spiritüel belirginliğin simgesiydi ve doğrudan doğruya Meryem Ana'ya atfedilmişti. Çin'de ve Japonya'da mavi, şansın rengiydi. Türbelere mezarlara (kötü ruhları kovmak için) mavi renkli eşyalar bırakılırdı.

Renk tedavisinde ise mavi renk; sinirsel rahatsızlıklar ve kan basıncını düşürmek için kullanılırdı. Bu rahatsızlıklardan muzdarip hastalara (meditasyon halinde) mavi ışığı solumaları, hatta mümkünse maviler giymeleri ve çevrelerini de (evlerini vb.) mavi renkli eşyalarla bezemeleri/dekore etmeleri öğütlenirdi. Mavi renk üzerine meditasyon yapmanın, zihinsel huzura ve sakinliğe kavuşmak açısından yararı olduğu bilinmektedir.

Kadim Mısır'da kırmızı repk verimliliğin simgesi olup, başları kırmızıya boyanmış insanlar Tanrı Osiris' e kurban edilirdi. Bu kurban ediliş şekli, onların toprağa gömülmesiyle olurdu; bu gömülmenin nedeni ise, toprağa verimliliğin gelmesi içindi. Romalılar ise kızıl tüylü köpek yavrularını toprağa diri diri gömerek bu inançlarını gerçekleştirmeye çalışır di. Hıristiyan mitolojisinde Şeytan, her zaman kırmızı giysiler içinde çizilmiştir. Şeytanın kırmızı giysisi, cehennem in ateşinin simgesiydi. Ama öteyandan Roam Katolik Kardinaller de kırmızı kostüm içinde törenlere katılırdı ki bu kırmızı "Kutsal Sevgi"nin simgesiydi.

Kadim Hindu rahipler ise kırmizıyı homoepatik tedavi yaparken kullanırdı. Bu terapide, hasta kızıl boğanın postu üzerinde otururken rahip tarafından kendisine dua okunurdu: "Rahatsızlığın seni terk edip güneşe doğru gidiyor. Kızıl boğanın renginin içinde iyileşiyorsun. Yaşam boyunca seni kırmızı renk ile sarıp sarmalıyoruz. İnşailah sarı renkten kurtuluyor ve iyileşiyorsun. "

Şifada kırmızı rengin kullanılması, onun sistemi uyarıcı etkisinden dolayıdır. Bu nedenle kırmızının letarjide ve depresyonda etkili olduğu düşünülmüştür. Çok güçlü kimseler için kırmızı renk (yoğun sinirsel heyecan uyandırmasından ve kan basıncını yükseltmesinden dolayı) zararlı olabilir. Zaten bu gibi kimseler mavi ve yeşil gibi "serin" renklerle kendilerini daha huzurlu hissederler.

Kadim Yunanlılar renklerle tedavinin sarılık hastalığında etkili olduğuna inanirdi. Sarılık sarı ve iri gözlü çulluk kuşuna uzun bir süre bakmakla ilgili bir rahatsızlıktır.

Ünlü Yunanlı tarihçi Plutarch bu konuda şöyle bir yoruma sahiptir: "Bu, bu kuşun doğal halidir; hastalığı çeker ve (gözleriyle) yine yayar." Bu kuşlar sahipleri tarafından çok önemsenir, satın almak için büyük paralar ödenir ve çok dikkatle (hırsızlardan) saklanır. Çünkü sarılıktan muzdarip olanlar bu kuşları zaman zaman çalıp, hayvanın bakışlarıyla bedavadan tedavi olmaya çalışırlar.

Sarı renk, Tibetli Lamalarca her zaman kutsallığın nişanesi olarak bilinmiştir. Bundan dolayı da safran renkli kostümler içinde bulunurlar. Çok çok kadim zamanlarda sarı renk bilgeliğin de simgesiydi. Parlak bir altın sarısı renk ise spritüel bir belirginliğin (önemin) simgesi olarak kabul edilirdi. Günümüzde de altın madeninden yapılmış haçlar çok önemlidir.

Sarının terapi açısından değeri ise endişe ve korkuyu dağıtmasıyla ilgilidir. Kırda açmış sarı nergis topluluğu soğuk kış günlerininson bulduğunun habercisidir. Bulunduğumuz çevrede (dekor olarak) sarı rengin egemen olması, içimizi ruhsal bir yükseklik duygusuyla doldurur. Renk terapisinde sarı renk eklem iltihabı tedavisinde genellikle kullanılır.

Sarı ile kırmızının bir karışımı olan turun cu özellikle yogiler tarafından "canın enerjisi" olarak adlandır.ılır. Turuncu renk aynı zamanda güneşin ve ısısının simgesidir. Turuncu renk en şifalı renklerden biri olarak kabul görmüş ve sinirsel dengesizliklerde çok etkili olduğunu kanıtlamış bir renktir. Tüm hastalıklardan sonra da, iyileşmeyi kolaylaştırıcı etkisiyle tanınmıştır. Özellikle ameliyatlardan sonra ya da uzun süre çekilen bir rahatsızlıktan sonra hastalar turuncu renge (daha hızlı iyileşmek bakımından) çok gereksinme duymuştur.

Yeşil (sarı ile mavinin karışımı bir renk olarak) kendi bünyesinde iki türlü rengin özelliklerini/yararlı etkisini taşır. Dünya düzeyinde de canlıbitki örtüsünün rengi olduğu için "yeni yaşamın" simgesi olarak kabul edilir. Hastalıktan halsiz/zayıf düşmüş kimseler, kendilerini daha kolay toparlayabilsinler diye yeşil alanlar, bol ağaçlı yörelere gönderilir. Uzun süreden beri anlaşılmıştır ki, kırsal kesimde egemen olan yeşil renk; sadece beden için değil, zihin için de tedavi edici etkilere sahiptir.

Mavi ve kırmızının karışımı olan mor renk ise tüm zamanlar boyunca güç ve etki simgesi "kraliyet rengi" diye tanınmıştır. Mor rengin terapiye yönelik kullanımlarında ametistin soluk renkli türleri daha çok yeğlenmiştir. Ametistin, bu renginden ve öteki özelliklerinden dolayı, depresyon ve yaşamdan bezginlik gibi rahatsızlıklarda yaygın olarak kullanıldığı çok görülmüştür.

Mor rengin koyu tonları; daha çok, romatizma ve eklem ağrılarında etkili olmuştur. Bu rengin bünyesindeki kırmızı, hastayı yeniden canlandırmayı; mavi ise sakinleştirmeye ve içsel huzura kavuşturmaya yarar.

Renklerin çevre üzerindeki etkilerine yönelik (Amerikan Veterans Association-ABD.) pek çok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarla ortaya çıkmıştır ki; kırmızı renk uyarıcı (stimulating) etkiye sahip olmasına rağmen, muhakeme (akıl yürütme) ve koordinasyon (kırmızı rengin egemen olduğu ortamlarda) zayıflamaktadır. Yeni Zelanda'daki Centerbury Üniversitesinde (öğrenciler üzerinde) yapılan bir araştırmada, kırmızı ışıkla aydınlatılan (ya da duvarları kırmızıya boyanmış) odalarda bulunan öğrenciler sabahları daha erken ve kolayca uyanabilmektedir. Şafağın kırmızı ışıklarını uyandırıcı ama yağmurlu gri havaların öğrenciyi ağırlaştırıcı ve tekrar uykuya döndürücü etkisi görülmüştür. Yeşil ve mavinin (sakinleştirici etkisinden dolayı) egemen olduğu salonlarda yapılan sınavların, öğrenciler üzerinde (başarının yükselmesi şeklinde) olumlu bir etkisi olduğu saptanmıştır.

Bir gurup İngiliz psikolog iş yerlerinde ve evlerde renklerle ilgili araştırmalarında; renklerin, bireylerin sağlığı ye davranışları üzerinde etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Güzel döşenmiş ve uyumlu ortamlarda bireylerin daha dostane ve insancıl davranış ve iletişim içinde olduğu görülmüştür. Bu ortamlardaki çalışanlar daha mutlu ve sorunların üstesinden gelebilecek güçte bulunmaktadır.

Hastanelerin bekleme salonlarında genellikle; insanların olumlu duygular içinde kalmalarına destek olmak amacıyla, pembe ve açık turuncu renkler egemendir. Uzun süreli rahatsızlıklar ile, kronik derecedeki hastalıklardan muzdarip hastaların bulunduğu koğuşlar genellikle mavi ve yeşil renklere boyanır. Çünkü bu renkler gevşemeyi kolaylaştırır, dinlenmeyi artırır.

İngiltere ve Avrupa'nın çeşitli yerlerinde klinikleri bulunan renk terapisi uzmanı Theo Gimbel'in ifade ettiğine göre, renklerin; gerek terapi tıbbında, gerekse koruyucu tıpta çok olumlu ve göz ardı edilemeyecek etkileri vardır. T. Gimbel'in ifadesinde anlamını bulan öneminden dolayı şimdi istenilen tonda oluşturulan herhangi bir renk bilgisayar bağlantılı özel cihazlarla (colour form rhythm beamer) belli sürelerde hastalara yönlendirilebilmektedir. Konuyla ilgili araştırmalar hala da sürmekte olup, ortaya çıkarılan ve iyice belirginleşen kanıtlar göstermektedir ki, renklerin duygularımız, davranış ve eğilimlerimiz üzerindeki etkisi yadsınamaz.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.