ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Tarih / Coğrafya (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=656)
-   -   Padişah Vahdettin Hain Mi Değil Mi? (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=244265)

Prof. Dr. Sinsi 07-16-2012 09:05 PM

Padişah Vahdettin Hain Mi Değil Mi?
 
Vahdettin Hain miydi?
(Karar vermeden önce
bu yazıyı okuyunuz.)
SULTAN VAHDETTİN'İN VATANI
KURTARMA ÇABALARI
Sultan Vahdettin tahta çıktığı andan
itibaren, devletin düştüğü bu
durumdan nasıl kurtarılabileceği,
bunun için neler yapılabileceği
hesaplarını yapmaktadır. Tahta
çıkmasının ardından gelen acı
haberlerden biri de İzmir'in işgalidir.
Sultan Vahdettin devrinin Mabeyin
Başkâtibi Ali Fuad Türkgeldi
hatıratında, İzmir'in Yunalılar
tarafından işgali padişaha haber
verildiği anı şöyle anlatmaktadır:
"Sultan Vahdettin "Sarayda toplanan
'Şura-yı Saltanat'ta kısa bir konuşma
yapar, konuşmadan sonra meclisten
çıkar. O sırada Abdülmecit Efendi
padişahın koltuğuna girer, orta kattaki
daire-i hususiyyelerine avdet etmek
üzere melül ve mahzun bir hâlde
servis merdivenlerinden inerken iki
gözünden yaş akarken, "Karılar gibi
ağlıyorum" diyordu."
Sultan Vahdettin yaşananlardan o
derece rahatsızdır ki, sağlığı dahi
bozulmuştur. Bu durumdan bir çıkış
yolu olmalıdır, ama nasıl? Bu kadar
sıkıntının arasında tek güzel şey
Anadolu'da yer yer meydana gelen
kıyam hareketleridir. Anadolu'da
halkın yer yer ayaklanarak işgal
kuvvetlerine karşı küçük çaplı başarı
haberleri, Sultan Vahdettin'in tek
tesellisidir. Anadolu insanındaki bu
hareketlilik, Sultan Vahdettin'in
umutlarını yeşertir. Uzun zamandır
düşündüğü; fakat kimselere açmadığı
plânları vardır. Anadolu'dan gelen
haberlerle, devletin kurtuluşunun
ancak Anadolu'dan olacağına iyice
inanmıştır.
Sultan Vahdettin, İstanbul'un düşman
filoları tarafından kuşatıldığını ve
topların saraya çevrildiğini görür
görmez, hemen yakın kumandanlarla
Anadolu'da İstiklâl tohumlarının nasıl
atılacağını müzakere etmeye başlar.
Son Sadrazam (Başbakan) Tevfik
Paşa'nın oğlu olan Ali Nuri Oktay da
Sultan Vahdettin'in yaveridir. Ali Nuri
Oktay, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e
Anadolu'dan gelen haberleri Sultan
Vahdettin'in nasıl karşıladığını şöyle
anlatmaktadır.
"Kuva-yı Milliye hareketleri üzerine
her muvaffakiyet haberini alışında
derinden bir 'oh' çeker, ferahlar ve
dünyaya yeni gelmiş gibi olurdu. Bu
manzara, benim gözlerimle tespit
ettiğim ve Allah ile kul huzurunda her
an tekrarından çekinmeyeceğim bir
hakikîlik ve samimîlik ifadesidir."
ANADOLU'YU AYAĞA KALDIRACAK BİR
ADAM ARANIYOR
Sultan Vahdettin, kurtuluş hareketinin
Anadolu'dan başlayacağına kesin
olarak karar vermiştir. Bu hareketi kim
başlatacak, buna öncülüğü kim
yapacaktır? Sultan Vahdettin sürekli
yakın çevresi ile bunun
müzakerelerini yapmaktadır.
Erenköy'de yapılan bu toplantıların
birinde, "Anadolu'ya kimi
gönderelim?" sorusunun müzakeresi
yapılır.
"Osmanlı kurmayları Mart 1919'un bir
gecesinde Erenköy'de yaptıkları bir
toplantıda, liderliğin Nuri paşa'ya mı,
Miralay Re'fet Beye mi yoksa Mustafa
Kemal'e mi verileceği tartışılmıştır."
Daha sonra bu toplantıda alınan
kararlar Sultan Vahdettin'e sunulmuş,
ancak Sultan, kendisine sunulan
isimler üzerinde karar verememiştir.
Sultan Vahdettin'in aklında bir isim
vardır; fakat bu isimle ilgili kendisine
bir teklif gelmemiştir. Kimdir Sultan
Vahdettin'in aklındaki isim? Bu isim
Mustafa Kemal'dir.
Sultan Vahdettin'in Mustafa Kemal ile
tanışıklıkları veliahtlığı dönemlerine
kadar gider.
" Şehzade Vahdettin'in Almanya ve
Avusturya seyahatlerinde kendisinin
yaveri olan Mustafa Kemal, padişah
olduktan sonra da bir süre fahrî
yaverliğini sürdürdü."
Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal'e
güvenmektedir, onun bu işi herkesten
iyi yapacağına inancı tamdır. Uzun
yıllar Türkiye Cumhuriyeti Genel
Kurmay Başkanlığı yapmış olan
Mareşal Fevzi Çakmak konu ile ilgili
olarak refikası Fitnat hanıma şu
açıklamayı yapmıştır:
"Fitnat. Öyle bir şey biliyorum ki,
ortaya çıkıp söylememe bugüne kadar
ki tutumumuz ve davranışlarımız
müsait değil. Mecburum, bu sırrı
kendimle beraber mezara
götüreceğim."
Ve işte Mareşalin senelerce sakladığı
büyük sır ki, Sultan Vahdettin'in
vatansever bir insan olduğunu ve
kurtuluşu Anadolu'da gördüğünü
apaçık göstermektedir.
Dinleyelim Fevzi Paşayı:
"Mütareke senesinde, bir cuma
selâmlığından sonra Sultan Vahdettin
beni huzuruna kabul etti.
" Paşa, durumu görüyorsunuz. Bu işler
ancak Anadolu'da teşkilâtlanarak
kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilât
kuracak, memleketi şu karanlık
durumdan kurtarabilecek paşaların bir
listesini yapıp getirin."
Ertesi cuma, yine selâmlıktan sonra
huzuruna girip hazırladığım listeyi
verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir
müddet sustu. Sonra yarı kapalı
gözleriyle ağır ağır, tane tane
konuşmaya başladı:
"Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız
mıdır?"
"Hâşâ Padişahım."
"Bir namussuzluğu, ahlâksızlığı var
mıdır ?"
"Hâşâ Padişahım."
"Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?"
" Hayır, efendim. O hepimizden bilgili,
kabiliyetli ve dinamiktir."
"O hâlde bu listeye niçin onun adını
yazmadınız?.."
Hiç düşünmeden cevap verdim:
"Padişahım, Mustafa Kemal Paşa
yenilik, bilhassa öteden beri
Cumhuriyet taraftarıdır."
Padişah elindeki kâğıdı atar gibi
masanın üzerine bıraktı... Ayağa
kalkıp pencereye döndü. Limanda
demirli İtilâf devletleri (İngiliz,
Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini
göstererek:
" Paşa, Paşa...! Bu gemileri görmek
kanıma dokunuyor. Bu memleket
kurtulsun da isterse Cumhuriyet
olsun... Kendine selâmla birlikte
tebliğ ediniz, haftaya cuma günü
Mustafa Kemal Paşayı göreceğim."
SULTAN VAHDETTİN MUSTAFA KEMAL
İSMİNDE ISRARLIDIR
Padişaha, Mustafa Kemal ile ilgili aynı
uyarıyı başkaları da yapmıştır. Sultan
Vahdettin'in çevresinde bulunanların
bir kısmının Mustafa Kemal ismine
itirazları vardır.
"Sami Bey ve Harbiye Nazırı Şakir Paşa,
Mustafa Kemal'in Cumhuriyetçi
olduğunu ve Hanedanı devre dışı
bırakabileceğini hatırlatmışlarsa da,
Padişah önemli olanın Hanedan değil;
vatan ve devlet olduğunu ifade
etmiştir."
Padişahın bu kadar istekli, hevesli ve
güvendiği isim olan Mustafa Kemal bu
duruma ne diyor? O zamanlarda niyet
ve ideali nedir? Bu konu için, Üstad
Necip Fazıl Kısakürek'in Vahdettin'in
yaveri, Ali Nuri Oktay ile yaptığı
mülâkata bakacağız. Yaver Ali Nuri:
"Ben Mustafa Kemal Paşayı büyük
asker ve kumandan tanırım. Öbür
meziyetleri üzerinde söyleyecek bir
sözüm yoktur. Mustafa Kemal Paşanın
gayesi, o zamanki hükümete
girmekten başka bir şey değildi. Hem
de birçoklarının sandığı gibi Harbiye
Nazırı olmak değildi. Sadrazam olmak
gayesini güdüyordu."
Netice itibarîyle Sultan Vahdettin,
Mustafa Kemal ile görüşür. Hatta bu
görüşmelerin birçok kez tekrarlandığı
bildirilmiştir. Tarihçi Ahmet Akgündüz
bu durumu şöyle anlatmaktadır:
"Filonun geldiği Kasım 1918' den
Mayıs 1919'a kadar devam eden
müzakereler sonucunda, Mustafa
Kemal ile defalarca görüşmüş ve
Yıldız Sarayı'ndaki son ve gizli
görüşmede, Anadolu'ya görevli olarak
gitmesine ve millî bir idare
kurulmasına karar verilmiştir."
Vahdettin'in ısrarlarına karşı Mustafa
Kemal'in niyeti farklıdır. Bunu daha
önce yazmıştık. Onun niyeti, İstanbul
Hükümeti'ne baş olmaktır.
Anadolu'daki bir harekete baş olmayı
düşünmemektedir. Sultan Vahdettin
ile Mustafa Kemal arasında geçen
birçok görüşmenin neticesinde,
Mustafa Kemal ikna edilir. İkna
edildiği görüşmede yapılacak işler
karara bağlanır. Bu son karar
görüşmesinin yapıldığı anı Sultan
Vahdettin'in yaveri Ali Nuri Beyden
dinleyelim.
"Cuma selâmlığından sonra Mustafa
Kemal Paşa huzura davet ve kabul
edildi. Sultan Vahdettin, onu
Anadolu'ya geçmeye ikna etti.
Mustafa Kemal Paşanın huzura kabul
edilişinden bir iki saat sonra Başyaver
Naci Bey yaverler odasına geldi ve
haykırdı:
"Hünkâr, Mustafa Kemal Paşayı ikna
edebildi!" Bu haykırış, kelimesi
kelimesine kulaklarımdadır."
İş düşünce aşamasından çıkmış, karar
verilmiştir. Bundan sonra yapılacak
olan, yol hazırlığı ve gerekli
tedbirlerin alınmasıdır.
SİZİ ANADOLU'YA,MİLLÎ KIYAMA ZEMİN
HAZIRLAMANIZ İÇİN GÖNDERİYORUM
İşgal güçleri Anadolu'daki
hareketlilikten rahatsızdır,
Anadolu'daki bu başkaldırışı kırmak
istemektedir. Bunu yapmaya kendi
imkân ve güçleri yetmediği için, bunu
içten birilerine yani işbirlikçilerine,
Osmanlı'daki satılmış birtakım
idareciye yaptırmak istemektedirler.
Sultan Vahdettin de bunun
farkındadır. İşgal devletlerinin bu
amacı tam da Sultanın aradığı bir
fırsattır. Özellikle İngilizlerin
Anadolu'daki ayaklanmayı bastırma
istekleri, diğerlerinden önde
gelmektedir. Bu vaziyeti Üstad Necip
Fazıl şöyle açıklar:
"Askerî salâhiyetler yanında mülkî
yetkileri de bulunan Mustafa Kemal
Paşa, bu huzursuzluğun hemen
giderilmesini isteyen İngilizlere karşı
şöyle izah edilmektedir:
"Huzursuzluğu giderecek, nizam ve
asayişi getirecek ve şark ordusundaki
mukavemeti kaldıracak olan general,
işte bu zattır."
İngilizlere karşı bir aldatmaca
zannıyla oynanan bu oyun, Vahdettin
tarafından kendi öz hükümetine de
aynı şekilde telkin edilmiştir."
"Bu duruma özellikle İngilizleri
inandırmak kolay olmamıştır. Sultan
Vahdettin, üstün gayret ve çalışmaları
neticesinde, İngilizleri Mustafa Kemal
konusunda ikna etmiştir. 6 Mayıs 1919
tarihli Mustafa Kemal'in yetkilerini
belirten talimat hemen
yayınlanmıştır. Tam bir diplomasi
oyunu oynanmaktadır. Bandırma
vapuruna Mustafa Kemal ile birlikte
kimlerin bineceği tespit edilmiş ve
bunların vizeleri temin edilmiştir.
Bütün bunlar, Sultan Vahdettin'in
emriyle olmuştur. Her türlü masraf,
padişahın özel imkânları ve gizli
ödenekten karşılanmaktadır."
Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal'i
hareket etmeden önce son bir kez
daha saraya davet eder ve Mustafa
Kemal'e son olarak şu talimatları verir:
"Paşa ülkeyi kurtarmak için
İstanbul'dan herhangi bir hareket
beklemeye imkân yoktur. İstanbul,
vatanın kalbi olarak düşman
pençesinin içindedir. Onu ve onunla
beraber topyekûn vatanı vücuddan,
vücudun kalbi çevreleyici temel
azalarından başka hiçbir şey
kurtaramaz. O da, imparatorluğun şu
anda kalple rabıtaları büsbütün
çözülmüş eczasından sonra elde kalan
mazlum ve çilekeş ana vatandır. Yani
Anadolu!.. Anadolu'ya geçmek ve
orada millî bir kıyama zemin açmak
lâzımdır!
Sizi Anadolu'ya, işte bu millî kıyam
zeminini açmanız için gönderiyorum!
Düşman kuvvetlerine, hususîyle
İngilizlere ve hükümete karşı gidiş
sebebiniz ayrıdır. İşgal kuvvetleri,
sizin Samsun'da asayişi iade
edeceğiniz ve şarktaki ordu
mukavemetini kaldıracağınız
kanaatini beslemektedir. Gerçek
sebebi ise, yalnız siz ve ben bileceğiz.
Millî mukavemet ruhu Anadolu'nun
her yerinde hissedilir şekilde parça
parça kendisini göstermeye
başlamıştır. Size düşen iş, bu ruhu
büsbütün alevlendirerek, orduyu da
içine alan bir daire merkezinde
bütünleştirmek ve
teşkilâtlandırmaktır. Henüz haber
almış bulunduğumuza göre,
Yunanlılar İzmir'i işgale başladılar.
Öbür işgal mıntıkaları da
malûmunuzdur. Artık Yunanlıya kadar
yol veren bu son işgal, eminim ki,
büyük bir millî infial ve karşı koymaya
vesile olacaktır. İçinde bulunduğumuz
belâlı şartlar karşısında, tek merkezli
ve yekpare bir millî hareket üzerimize
farzdır. Böyle bir hareketin sevk ve
idaresini hangi kumandana emanet
edebileceğimi uzun uzun düşündüm.
Nihayet, taşıdığınız vasıflar
bakımından sizi buldum! Bahanelerin
her tarafa emniyet verici en
münasibiyle de alâkalı makamlara
derhâl tayininizi irade ettim."
Birçoklarının Sultan Vahdettin'le ilgili
yaptığı suçlamaların başında bizzat
kendisinin niçin Anadolu'ya
geçmediği yönündedir. Sultan
Vahdettin'in Anadolu'ya niçin
geçmediğini yine kendi dilinden
aktaralım. O, bu sözlerini de Mustafa
Kemal'e Samsun'a hareket etmeden
önce söylemiştir. Üstad Necip
Fazıl'dan dinliyoruz:
". Eğer ben gizlice hazırlanıp
Anadolu'ya ve millî mukavemetin
başına geçecek olursam, bu teşebbüs
millî kıyamı en üstün dereceye çıkarır
amma, milletimiz için bir felâket,
intihar gibi bir şey olur. O zaman itilâf
kuvvetleri şu andaki tereddütlü
vaziyetlerini bir anda değiştirirler,
toparlanırlar, işin aldığı ehemmiyet
karşısında topyekûn üzerimize
saldırırlar ve topyekûn tasfiyemize
giderler. Hareketi de, artık ikinci bir
davranışa imkân bırakmamacasına
bastırırlar."


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.