![]() |
Padişah Vahdettin Hain Mi Değil Mi?
Vahdettin Hain miydi?
(Karar vermeden önce bu yazıyı okuyunuz.) SULTAN VAHDETTİN'İN VATANI KURTARMA ÇABALARI Sultan Vahdettin tahta çıktığı andan itibaren, devletin düştüğü bu durumdan nasıl kurtarılabileceği, bunun için neler yapılabileceği hesaplarını yapmaktadır. Tahta çıkmasının ardından gelen acı haberlerden biri de İzmir'in işgalidir. Sultan Vahdettin devrinin Mabeyin Başkâtibi Ali Fuad Türkgeldi hatıratında, İzmir'in Yunalılar tarafından işgali padişaha haber verildiği anı şöyle anlatmaktadır: "Sultan Vahdettin "Sarayda toplanan 'Şura-yı Saltanat'ta kısa bir konuşma yapar, konuşmadan sonra meclisten çıkar. O sırada Abdülmecit Efendi padişahın koltuğuna girer, orta kattaki daire-i hususiyyelerine avdet etmek üzere melül ve mahzun bir hâlde servis merdivenlerinden inerken iki gözünden yaş akarken, "Karılar gibi ağlıyorum" diyordu." Sultan Vahdettin yaşananlardan o derece rahatsızdır ki, sağlığı dahi bozulmuştur. Bu durumdan bir çıkış yolu olmalıdır, ama nasıl? Bu kadar sıkıntının arasında tek güzel şey Anadolu'da yer yer meydana gelen kıyam hareketleridir. Anadolu'da halkın yer yer ayaklanarak işgal kuvvetlerine karşı küçük çaplı başarı haberleri, Sultan Vahdettin'in tek tesellisidir. Anadolu insanındaki bu hareketlilik, Sultan Vahdettin'in umutlarını yeşertir. Uzun zamandır düşündüğü; fakat kimselere açmadığı plânları vardır. Anadolu'dan gelen haberlerle, devletin kurtuluşunun ancak Anadolu'dan olacağına iyice inanmıştır. Sultan Vahdettin, İstanbul'un düşman filoları tarafından kuşatıldığını ve topların saraya çevrildiğini görür görmez, hemen yakın kumandanlarla Anadolu'da İstiklâl tohumlarının nasıl atılacağını müzakere etmeye başlar. Son Sadrazam (Başbakan) Tevfik Paşa'nın oğlu olan Ali Nuri Oktay da Sultan Vahdettin'in yaveridir. Ali Nuri Oktay, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e Anadolu'dan gelen haberleri Sultan Vahdettin'in nasıl karşıladığını şöyle anlatmaktadır. "Kuva-yı Milliye hareketleri üzerine her muvaffakiyet haberini alışında derinden bir 'oh' çeker, ferahlar ve dünyaya yeni gelmiş gibi olurdu. Bu manzara, benim gözlerimle tespit ettiğim ve Allah ile kul huzurunda her an tekrarından çekinmeyeceğim bir hakikîlik ve samimîlik ifadesidir." ANADOLU'YU AYAĞA KALDIRACAK BİR ADAM ARANIYOR Sultan Vahdettin, kurtuluş hareketinin Anadolu'dan başlayacağına kesin olarak karar vermiştir. Bu hareketi kim başlatacak, buna öncülüğü kim yapacaktır? Sultan Vahdettin sürekli yakın çevresi ile bunun müzakerelerini yapmaktadır. Erenköy'de yapılan bu toplantıların birinde, "Anadolu'ya kimi gönderelim?" sorusunun müzakeresi yapılır. "Osmanlı kurmayları Mart 1919'un bir gecesinde Erenköy'de yaptıkları bir toplantıda, liderliğin Nuri paşa'ya mı, Miralay Re'fet Beye mi yoksa Mustafa Kemal'e mi verileceği tartışılmıştır." Daha sonra bu toplantıda alınan kararlar Sultan Vahdettin'e sunulmuş, ancak Sultan, kendisine sunulan isimler üzerinde karar verememiştir. Sultan Vahdettin'in aklında bir isim vardır; fakat bu isimle ilgili kendisine bir teklif gelmemiştir. Kimdir Sultan Vahdettin'in aklındaki isim? Bu isim Mustafa Kemal'dir. Sultan Vahdettin'in Mustafa Kemal ile tanışıklıkları veliahtlığı dönemlerine kadar gider. " Şehzade Vahdettin'in Almanya ve Avusturya seyahatlerinde kendisinin yaveri olan Mustafa Kemal, padişah olduktan sonra da bir süre fahrî yaverliğini sürdürdü." Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal'e güvenmektedir, onun bu işi herkesten iyi yapacağına inancı tamdır. Uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanlığı yapmış olan Mareşal Fevzi Çakmak konu ile ilgili olarak refikası Fitnat hanıma şu açıklamayı yapmıştır: "Fitnat. Öyle bir şey biliyorum ki, ortaya çıkıp söylememe bugüne kadar ki tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götüreceğim." Ve işte Mareşalin senelerce sakladığı büyük sır ki, Sultan Vahdettin'in vatansever bir insan olduğunu ve kurtuluşu Anadolu'da gördüğünü apaçık göstermektedir. Dinleyelim Fevzi Paşayı: "Mütareke senesinde, bir cuma selâmlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti. " Paşa, durumu görüyorsunuz. Bu işler ancak Anadolu'da teşkilâtlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilât kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek paşaların bir listesini yapıp getirin." Ertesi cuma, yine selâmlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı: "Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?" "Hâşâ Padişahım." "Bir namussuzluğu, ahlâksızlığı var mıdır ?" "Hâşâ Padişahım." "Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?" " Hayır, efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir." "O hâlde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?.." Hiç düşünmeden cevap verdim: "Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır." Padişah elindeki kâğıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı... Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilâf devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek: " Paşa, Paşa...! Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun... Kendine selâmla birlikte tebliğ ediniz, haftaya cuma günü Mustafa Kemal Paşayı göreceğim." SULTAN VAHDETTİN MUSTAFA KEMAL İSMİNDE ISRARLIDIR Padişaha, Mustafa Kemal ile ilgili aynı uyarıyı başkaları da yapmıştır. Sultan Vahdettin'in çevresinde bulunanların bir kısmının Mustafa Kemal ismine itirazları vardır. "Sami Bey ve Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Mustafa Kemal'in Cumhuriyetçi olduğunu ve Hanedanı devre dışı bırakabileceğini hatırlatmışlarsa da, Padişah önemli olanın Hanedan değil; vatan ve devlet olduğunu ifade etmiştir." Padişahın bu kadar istekli, hevesli ve güvendiği isim olan Mustafa Kemal bu duruma ne diyor? O zamanlarda niyet ve ideali nedir? Bu konu için, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Vahdettin'in yaveri, Ali Nuri Oktay ile yaptığı mülâkata bakacağız. Yaver Ali Nuri: "Ben Mustafa Kemal Paşayı büyük asker ve kumandan tanırım. Öbür meziyetleri üzerinde söyleyecek bir sözüm yoktur. Mustafa Kemal Paşanın gayesi, o zamanki hükümete girmekten başka bir şey değildi. Hem de birçoklarının sandığı gibi Harbiye Nazırı olmak değildi. Sadrazam olmak gayesini güdüyordu." Netice itibarîyle Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal ile görüşür. Hatta bu görüşmelerin birçok kez tekrarlandığı bildirilmiştir. Tarihçi Ahmet Akgündüz bu durumu şöyle anlatmaktadır: "Filonun geldiği Kasım 1918' den Mayıs 1919'a kadar devam eden müzakereler sonucunda, Mustafa Kemal ile defalarca görüşmüş ve Yıldız Sarayı'ndaki son ve gizli görüşmede, Anadolu'ya görevli olarak gitmesine ve millî bir idare kurulmasına karar verilmiştir." Vahdettin'in ısrarlarına karşı Mustafa Kemal'in niyeti farklıdır. Bunu daha önce yazmıştık. Onun niyeti, İstanbul Hükümeti'ne baş olmaktır. Anadolu'daki bir harekete baş olmayı düşünmemektedir. Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal arasında geçen birçok görüşmenin neticesinde, Mustafa Kemal ikna edilir. İkna edildiği görüşmede yapılacak işler karara bağlanır. Bu son karar görüşmesinin yapıldığı anı Sultan Vahdettin'in yaveri Ali Nuri Beyden dinleyelim. "Cuma selâmlığından sonra Mustafa Kemal Paşa huzura davet ve kabul edildi. Sultan Vahdettin, onu Anadolu'ya geçmeye ikna etti. Mustafa Kemal Paşanın huzura kabul edilişinden bir iki saat sonra Başyaver Naci Bey yaverler odasına geldi ve haykırdı: "Hünkâr, Mustafa Kemal Paşayı ikna edebildi!" Bu haykırış, kelimesi kelimesine kulaklarımdadır." İş düşünce aşamasından çıkmış, karar verilmiştir. Bundan sonra yapılacak olan, yol hazırlığı ve gerekli tedbirlerin alınmasıdır. SİZİ ANADOLU'YA,MİLLÎ KIYAMA ZEMİN HAZIRLAMANIZ İÇİN GÖNDERİYORUM İşgal güçleri Anadolu'daki hareketlilikten rahatsızdır, Anadolu'daki bu başkaldırışı kırmak istemektedir. Bunu yapmaya kendi imkân ve güçleri yetmediği için, bunu içten birilerine yani işbirlikçilerine, Osmanlı'daki satılmış birtakım idareciye yaptırmak istemektedirler. Sultan Vahdettin de bunun farkındadır. İşgal devletlerinin bu amacı tam da Sultanın aradığı bir fırsattır. Özellikle İngilizlerin Anadolu'daki ayaklanmayı bastırma istekleri, diğerlerinden önde gelmektedir. Bu vaziyeti Üstad Necip Fazıl şöyle açıklar: "Askerî salâhiyetler yanında mülkî yetkileri de bulunan Mustafa Kemal Paşa, bu huzursuzluğun hemen giderilmesini isteyen İngilizlere karşı şöyle izah edilmektedir: "Huzursuzluğu giderecek, nizam ve asayişi getirecek ve şark ordusundaki mukavemeti kaldıracak olan general, işte bu zattır." İngilizlere karşı bir aldatmaca zannıyla oynanan bu oyun, Vahdettin tarafından kendi öz hükümetine de aynı şekilde telkin edilmiştir." "Bu duruma özellikle İngilizleri inandırmak kolay olmamıştır. Sultan Vahdettin, üstün gayret ve çalışmaları neticesinde, İngilizleri Mustafa Kemal konusunda ikna etmiştir. 6 Mayıs 1919 tarihli Mustafa Kemal'in yetkilerini belirten talimat hemen yayınlanmıştır. Tam bir diplomasi oyunu oynanmaktadır. Bandırma vapuruna Mustafa Kemal ile birlikte kimlerin bineceği tespit edilmiş ve bunların vizeleri temin edilmiştir. Bütün bunlar, Sultan Vahdettin'in emriyle olmuştur. Her türlü masraf, padişahın özel imkânları ve gizli ödenekten karşılanmaktadır." Sultan Vahdettin, Mustafa Kemal'i hareket etmeden önce son bir kez daha saraya davet eder ve Mustafa Kemal'e son olarak şu talimatları verir: "Paşa ülkeyi kurtarmak için İstanbul'dan herhangi bir hareket beklemeye imkân yoktur. İstanbul, vatanın kalbi olarak düşman pençesinin içindedir. Onu ve onunla beraber topyekûn vatanı vücuddan, vücudun kalbi çevreleyici temel azalarından başka hiçbir şey kurtaramaz. O da, imparatorluğun şu anda kalple rabıtaları büsbütün çözülmüş eczasından sonra elde kalan mazlum ve çilekeş ana vatandır. Yani Anadolu!.. Anadolu'ya geçmek ve orada millî bir kıyama zemin açmak lâzımdır! Sizi Anadolu'ya, işte bu millî kıyam zeminini açmanız için gönderiyorum! Düşman kuvvetlerine, hususîyle İngilizlere ve hükümete karşı gidiş sebebiniz ayrıdır. İşgal kuvvetleri, sizin Samsun'da asayişi iade edeceğiniz ve şarktaki ordu mukavemetini kaldıracağınız kanaatini beslemektedir. Gerçek sebebi ise, yalnız siz ve ben bileceğiz. Millî mukavemet ruhu Anadolu'nun her yerinde hissedilir şekilde parça parça kendisini göstermeye başlamıştır. Size düşen iş, bu ruhu büsbütün alevlendirerek, orduyu da içine alan bir daire merkezinde bütünleştirmek ve teşkilâtlandırmaktır. Henüz haber almış bulunduğumuza göre, Yunanlılar İzmir'i işgale başladılar. Öbür işgal mıntıkaları da malûmunuzdur. Artık Yunanlıya kadar yol veren bu son işgal, eminim ki, büyük bir millî infial ve karşı koymaya vesile olacaktır. İçinde bulunduğumuz belâlı şartlar karşısında, tek merkezli ve yekpare bir millî hareket üzerimize farzdır. Böyle bir hareketin sevk ve idaresini hangi kumandana emanet edebileceğimi uzun uzun düşündüm. Nihayet, taşıdığınız vasıflar bakımından sizi buldum! Bahanelerin her tarafa emniyet verici en münasibiyle de alâkalı makamlara derhâl tayininizi irade ettim." Birçoklarının Sultan Vahdettin'le ilgili yaptığı suçlamaların başında bizzat kendisinin niçin Anadolu'ya geçmediği yönündedir. Sultan Vahdettin'in Anadolu'ya niçin geçmediğini yine kendi dilinden aktaralım. O, bu sözlerini de Mustafa Kemal'e Samsun'a hareket etmeden önce söylemiştir. Üstad Necip Fazıl'dan dinliyoruz: ". Eğer ben gizlice hazırlanıp Anadolu'ya ve millî mukavemetin başına geçecek olursam, bu teşebbüs millî kıyamı en üstün dereceye çıkarır amma, milletimiz için bir felâket, intihar gibi bir şey olur. O zaman itilâf kuvvetleri şu andaki tereddütlü vaziyetlerini bir anda değiştirirler, toparlanırlar, işin aldığı ehemmiyet karşısında topyekûn üzerimize saldırırlar ve topyekûn tasfiyemize giderler. Hareketi de, artık ikinci bir davranışa imkân bırakmamacasına bastırırlar." |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.