ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Cinsellik (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=637)
-   -   Kadınlar Cinselliğe Nasıl Bakıyor (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=229825)

Prof. Dr. Sinsi 07-14-2012 11:12 AM

Kadınlar Cinselliğe Nasıl Bakıyor
 
Cinsellik başta biz insanlar olmak üzere, yer yüzündeki her canlılının doğasında var olan bir ihtiyaç, istek ve duygudur… Herkes cinselliğe ayrı bir bakış açısı sergiler, fakat genel oalrak ele alırsak şayet, kadın – erkek olmak üzere cinselliğe iki ayrı gözle bakılır.

bu yazımızda kadınların cinselliğe olan bakışlarını ele alıyoruz.


Karılarına tam bir eş gibi davranan ve onları arzularının aleti ya da cinsel sıkın tılarının çaresi gibi olarak görmeyen er­keklerin sayısı da çoğalmıştır. Bunlara paralel olarak, kadın haklarını savunan yayınlar erkekleri cinsel alanda bilgisiz­likle suçlamışlardır. Bu durumda birçok genç kadın cinsel zevki bir amaç olarak görmeye başlamış, cinsel zevkle mutlu­luğu özdeşleştirmiştir. 1950′lerde bazı kadınlar devrin modasına kadar yansı­yan tahrik edici davranışlara yönelmiş­lerdir. Bu anlayış bazı kadınlara cinsel özgürlüklerine kavuşmak için, bütün ta­bulara sırt çevirme olanağı sağlayan kol lektif bir bilinçlenme olarak yorumlan­mıştır. Ama bu kuşak istediği haklara ka vuşunca, cinsel doyumun sadece irade­ye bağlı olmadığını ve en cömert/en an layışlı eşin bile kadının bütün cinsel so­runlarını tek başına çözemeyeceğini ça­bucak anlamıştır.
Bu alanda, binlerce yıllık pasifliğin oluş turduğu, psikolojik koşullanmayı kısa sü rede ortadan kaldıracak bir mucizeye güvenmek de boşunaydı. Sadece endişenin kadının tepkilerini sınırladığı ve zev ke ulaşmasını önlediği ortadaydı. Ancak bunu bilmek yetmiyordu; çünkü içgüdü sel tepkiler zekâya ya da iradeye kolay­ca boyun eğmiyorlardı. “Soğukluk”tan şikâyet eden kadınların, iyi öğrenim gör müş ve yaşamları rahat olanları psikanalistlere ve psikologlara başvuruyorlardı. Psikoterapi ve bazı uzmanların öğütleri tepkileri sadece geçmişin kalıntılarıyla gölgelenen kadınların durumunu düzeltmeyi çoğu kez başarıyordu. Bununla birlikte sorunun gerçek ve top­lu çözümü, cinsel ilişkinin doyurucu ol­masında rolü büyük olan erkeklere de bağlıydı. Oysa erkekler bilgisizliklerini sürdürmekte ve cinsel davranışlarını de­ğiştirme zorunluğunu anlamamaktaydı­lar. Ama erkeklerin değişmeye karşı bencillikten, bilgisizlikten ve düş gücü yok­sunluğundan doğan direnmeleri uzun sürmedi. Cinsel haklarının bilincine va­ran kadınların sayısı gittikçe arttı. Reka­bet korkusu erkekleri davranışlarını deği ğiştirmeye yöneltti. Çünkü kadınlar ar­tık kendi özlemlerini, kendi isteklerini anlayan erkekleri yeğlemekteydiler. Bu durumda erkeğe eşlerden her birinin eşit zevk sağlayacağı bir davranışı kabul etmek kalıyordu.
Kadın ve erkeği yeni bir ilişki kavramına iten bu evrim kuşkusuz çok yenidir. Gü­nümüz koşullarının kadına sıkıcı ev iş­lerinden kurtulma olanağı veren geliş­melerinin de, bü evrimi dolaylı yoldan kolaylaştırdığını kabul etmek gerekir. Gerçekten de yorgunluğun cinsel etkin­liği azalttığı bilimsel olarak doğrulanmıştır.Son zamanlarda kadınlar, kendi cinsiyet leri için siyasal ve toplumsal eşitlik iste­mekle yetinmeyip, eskiden beri erkeğe tanınan zevk hakkını da istemeye başla­mışlardır. Kadın artık ne bir köle, ne her buyruğa boyun eğen bir hizmetçi, ne “savaşçının rahatı”nı sağlayacak süslü püslü bir taş bebektir. Gerçek sorun bun dan böyle kadınların ne istediklerini sap tamaktır. Bu istekler konusunda bugün bazı kadınlar daha da köklü değişiklik­lerden yana olduklarını belirtmekten çe kinmemektedirler.
Evtilik kurumunun yaşamasını sağlamak için, evliliğin yapısına o zamana kadar gereksiz, hatta kurallara aykırr görülen cinsel zevk kavramını sokma çabalarına girişilmiştir. Daha önceleri karı kocanın tutkusunun yıllar geçtikçe kaçınılmaz olarak azaldığı ileri sürülürken, bugün eşler arasındaki zevk ortaklığının sonsu­za dek uzadığı görüşü üstünlük kazan­mıştır. Bu “sonsuzluğun” sorumluluğu­nu üzerinde taşıyan kadın, cinsel tekni­ğiyle eşinin arzularını canlandırabilecek bir çeşit uzman olmağa zorlanmaktadır. Bu evrimin karı kocanın sorunlarına do­yurucu bir çözüm getirip getirmeyeceği henüz belli değildir.
Bazı kişiler başka girişimlere atılmakta­dır. Tekdüzeliğin sevginin azalmasına yol açtığı görüşünden hareket eden bu kişiler evli gruplar arasında eşlerin değiş tirildiği deneylere girişmişlerdir. Bu giri­şimlerin bilim ve erdem adına yapıldığı ileri sürülmekteyse de bunları yapanlar, insanın yüzyıllar boyunca kendi vücudu na uyguladığı ahlaksal baskıların önemini gözden kaybetmektedirler; oysa bu baskılar insanın cinselliğinin oluşumuna yardım etmişlerdir. İnsanın ilkel yaşama dönerek zevkini artırabileceği görüşüne katılmak olanaksızdır. Sonuç olarak aşılan büyük mesafelere rağmen, yine de kadının toplum içinde­ki durumunun temelden değişmesi ko­nusunda alınacak uzun bir yolun bulun­duğunu kabul etmek gerekir. Tam bir toplumsal ve cinsel eşitlik elde ettikleri zaman da kadınların bütün sorunları çö­zülmüş olacak mıdır? Elde edecekleri bu haklar cinsel soğukluk konusunu orta­dan kaldıracak mıdır? Bugüne kadar, bir kadının doğal olarak mı, yoksa toplumsal kültürel nedenlerle mi soğuk olduğunu saptamak mümkün olmamıştır. Gelişmiş memeli hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve inceleme­ler dişide cinsel doyumun, cinsel birleş­meye doğal bir tepki olduğunu kanıtlamamıştır. Kadın evrim zincirinde, zev­kin bu en uç noktasına ulaşan ve dolayısıyle cinsel gerilimlerinin çözümünü bi­len tek dişidir. Zaten bu gerilimler, yal­nız kızgınlık ve verimlilik dönemlerinde çiftleşmeye hazır olan başka memeli dişilerinkiriden bütünüyle farklıdır. Ka­dınlar çoğu kez yumurtlama döneminde daha güçlü bir cinsel istek duyarlarsa da aybaşı durumundan önce de cinsel bir­leşmede bulunabilirler. Üstelik cinsel doyuma ulaşabilen kadınlar, aybaşı dö­nemlerinin her anında cinsel uyarılara tepki gösterirler. Bundan çıkan sonuç kadının cinsel isteğinin çocuk doğurma amacıyla sınırlı olmadığıdır. Zaten bir çiftin yaşam boyunca yaptıkları cinsel birleşmelerin sayısıyla çocukların sayısı arasında bir orantı yoktur. Bu nedenle cinsel etkinliği- üreme işlevinden ayrı olarak ele almak gerekir, önemli olan her iki eşin de cinsel etkinlikten zevk al­maları ve birlikte yeterince mutlu olabil meleridir. Günümüzün kadını, bu tür­den doyumları nerede olsa bulabilen er­keğin gereksinmesini giderecek bir çare olmayı artık kabul etmemektedir. Bun­dan başka günümüzün kadınlarının hiç değilse bir bölümü çalışma hayatına atılmıştır; yani geçimlerini sağlamak için bir kocaya gereksinme duymamaktadır.lar. Kadınların bir kısmı çalışma hayatı ile ev işlerini, annelik ve karılık görevle­rini birlikte yürütmektedir. Yani cinsel etkinliklerini zayıflatan çabalarla ve yor gunluklarla karşı karşıyadırlar. Feminist­lere bu konuda hak vermek gerekmekte­dir.
Aşkın sürekli bir mutluluğa dönüşmesinde kadının katkısı çok Önemlidir. Kadın erkek ilişkisinde ilk adımı erkek atar ama, sonuç kadının tutumuna bağlıdır. Kadın-erkek beraberliğini sona erdiren de, genellikle kadındır.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.