![]() |
İçgüdü
İÇGÜDÜ
. 1. Bir cinse özgü, genetik yoldan aktarılan ve öğrenme sonucu olmayan hayvan ya da insan davranışlarının tümü. (Bk. ansikl. böl. Etol. ve Psikan.) —2. Bireyin yargılarını, edimlerini ve duygularını belirleyen usdışı nitelikteki içsel ve kişisel itki; sezgi: Tehlikeyi içgüdüsüyle anladı. içgüdüsü kabul etmesi gerektiğini söylüyordu, içgüdülerine uymak. —Fels. Nietzsche'ye göre. insanın en derin yerinde yatan ve olduğu gibi ortaya çıkabildiğinde, insanın gerçek anlamda kendini bulmasını, tam olarak gerçekleştirmesini ve yetkinliğe ulaşmasını sağlayan güç. (Bk. ansikl. böl.) —ANSİKL. Etol. "içgüdü" için önerilen tanımların başlıca özelliği, bu tanımların nesnellik ve açıklıktan yoksun olmalarıdır. Öyle ki günümüzde birçok uzman, bu terimi ya reddetmiş ya da kullanmaktan kaçınmıştır, Davranış mekanizmalarını açıklamak için mekanistler yönelim (Loeb) ya da refleks (Pavlov) kavramlarını ileri sürmüşlerdir. Nesnelcilere göre, içgüdüsel edim doğuştan gelen başlatma mekanizmalarınca yönetilen bir motor şemalar bütünlüğü olarak anlaşılmalıdır. Gerçekleşmeleri dış çevredeki özel Işaret-uyartıların algısına bağlıdır. Bugün etoloji uzmanları, içgüdüsel edimi genetik bir bileşeni bulunan ve ortaya çıkma olasılığı bireyin embriyonoluş ve bireyoluşunun gelişme biçimine, yani bu dönem sırasında yaşanan olgunlaşma ve deneyim koşullarına bağlı olan bir hareket etkinliği olarak görmektedir. —Fels. Nietzsche'ye göre, "herhangi bir yargı (örneğin, en alt dereceden bir zevk), hiçbir uyartı beklemeden kendiliğinden ortaya çıkabilecek ölçüde bir varlığın içine işlemişse" bir içgüdü var demektir. Nietzsche'nin felsefesi çoğunlukla, içgüdüyü yüceltme girişimi olarak belirir. Gerçekten de, Nietzsche'nin çoğu sözleri, dolaysızlığı "irrasyonalist" (G. Lukâcs) yönde savunmaya yönelir: "Deha içgüdüdedir. iyilik de öyle. içgüdüsel davranıştan daha yetkin bir davranış yoktur" (Der Wille zur Macht [Güçlü olma istenci]). Nietzsche, içgüdünün kavranılmaz bir "ben"e bağlandığını ileri sürer: "Herhangi bir kimsenin kendi benini bilmede ulaşmış olduğu derece ne olursa olsun, bireyliğini oluşturan içgüdüler konusundaki tasarımı kadar eksik ve yanlış bir şey yoktur. En kaba içgüdülerinin bile olsa olsa adlarını bilir; onların sayısı ve gücü, kabarışı ve yatışması, en başta da beslenme yasaları tümüyle bilgisi dışındadır" (Morgenröte.; Gedanken über moralische Vorurteile [Gündoğumu: Ahlaki önyargılar üzerine düşünceler], 119). Nietzsche, başlangıçta içgüdüleri ahlaksal değerlendirmeler alanı ötesinde tutmaya özen gösterir, çünkü "aynı içgüdü [. . .]. duruma göre, iyi ya da kötü bilince yol açabilir. Ama kendi başına bütün bunlara yabancıdır ve hiçbir ahlaksal özelliği ya da adı yoktur, hatta belirli bir hoşnutluk ya da hoşnutsuzluk duyumuyla birlikte de bulunmaz: içgüdü, bütün bunları, ancak iyi ya da kötü diye adlandırılmış bazı içgüdülerle ilişkiye sokulduğu ya da hakkında halkın kesin bir ahlaksal yargıya vardığı bazı kimselerin özelliği olarak kabul edildiği zaman kazanır" (Morgenröte, 38). —Psikan. S. Freud "içgüdü" (alm. ins-tinkt) terimini, hayvanlardaki içgüdülere benzeşim yoluyla, insandaki kökensel soyoluş şemalarının (kökensel fantazma-lar gibi) kökenini adlandırmak İçin kullanır. Almanca Trieb sözcüğünün "itki" değil de "içgüdü" biçiminde çevrilmesine onu psikanalitik cinsellik kuramının özgünlüğünü ortaya koyan gerçek anlamından uzaklaşır . Bu anlamda inisanda cinsel içgüdü yoktur, nesne seçimleri ve amaçların farklılığıyla belirlenen cinsel itkiler vardır. Yaşam ve ölüm içgüdüleri de yoktur, yaşam ve ölüm itkileri vardır. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.