ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Tarih / Coğrafya (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=656)
-   -   İslamiyetten Önce Türk Devletlerinde Ordu (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=1076036)

Prof. Dr. Sinsi 12-20-2012 12:35 PM

İslamiyetten Önce Türk Devletlerinde Ordu
 
Ordu sözü eski Türkçe’de hükümdar otağının bulunduğu yer anlamına geliyordu. Askeri bir karargah olan bu yerde hükümdarın ailesi, çocukları, muhafızları ve buyrukları birlikte oturuyorlardı. Türklerde ordu su kelimesi ile ifade ediliyordu. Ordu anlamı, Anadolu Türklerince verilmiştir.
Türklerde halk ve ordu düzeni birbirinin aynı idi. Boy ve kanat beyleri barış zamanında idareci, savaş zamanında komutanlık görevini yapıyorlardı. Coğrafya, iklim ve yaşayışı gereği her Türk, asker sayılıyordu. Türkler doğuştan asker bir millet idiler.Türk ilinde, atlı baskınlar bir saatlik süre içinde yapılır ve sonuç alınırdı. Her Türk baskınlara karşı uyanık ve dikkatli olmak mecburiyetinde idi. Baskın haberi geldiğinde, en kısa zamanda uyanıp, atlanıp savaştaki yerini alması gerekiyordu.
Kimin nerede yer alacağı, töre gereği önceden belli idi. Devlet için de, durum aynı özelliği gösteriyordu. Devlet memuru, bey aynı zamanda savaşta komutan olarak görevini yapıyordu. Ordu ve millet düzeni, banş ve savaş zamanlanna göre teşkilatlanmışü. Bu sebeple Türkler, ordumillet adım almışlardır.Türk kadın ve erkeğinin günlük yaşayışı askerliğe hazır olmasını sağlıyordu.
Türk devletinin ve milletinin sosyal yapısı gereği olarak, her Türk iyi savaş terbiyesi kazanıyor ve her an cenge hazır durumda bulunuyordu. Çocuklar 34 yaşlanndan itibaren kuzuya ve koyuna bindiriliyor, onlara ok ile tarla faresi, sincap avlatılıyordu. Bu surede çocuklar biniciliğe ve vuruculuğa ahştınlıyordu. Avrupa Hun Türkleri çağında yaşamış Romalı(Latin) yazar Piskopos Sindonyus (Sindonius, Atilla ve Hunlar adlı eserinde):
“Henüz yürümeye başlayan her çocuğun yanında eyerlenmiş bir at hazır bulunurdu.” demektedir.
Türkler savaşçılık kabiliyeti ile, mücadele sahasında kişiliklerini kazanıyorlardı. Gösterdiği kahramanlık derecesine uygun olarak toplumda yerlerini alıyorlardı. Kadınlar da aynı durumda idiler. Türk kadınını, erkeğinden ayrı düşünmek mümkün görülmüyordu.
Türk ordusu temelinde süvarilerden meydana geliyordu. Atlı kuvvetlerin yanında bulunan, yardımcı olarak iş gören piyadelerin (seyisler) sayısı pek azdı. Ordu, devletin tabii savunma gücü sayılıyordu. Türk ordusunda ücretli askerler bulunmuyordu. Türk ordusu daimi ordu niteliğinde idi. Kadınerkek, yaşlıgenç herkes, her an tetikte ve savaşabilecek durumda bulunuyordu. Spor, eğlence ve avlanmalar hep savaşa hazırlık çalışmaları idi.
Bu sebeple, Türklerde askerlik ve ordu hiçbir zaman imtiyazlı bir sınıf meydana getirmemiştir. Ordu, daima millet ile içiçe olmuş ve onun bağrından (sinesinden) çıkmıştır. Ordumillet gelenek ve anlayışı, bugün de canlılığını koruyarak devam etmektedir. Türkiye’de askere gidecek delikanlıya, gelin gidecek kıza ve kurbanlık koça kına yakılır.
Delikanlı için Vatana kurban olsun!, gelinlik kız için koç yiğide kurban olsun! ve kurbanlık koç için Allah’a kurban olsun! denir. Askere giden gençler, hep birlikte davul zurna eşliğinde oyun oynarlar. Ana, baba ve yakınları da sevinç göz yaşlan ile onlan uğurlarlar. Bu durum, dünyada bizden başka hiçbir millette görülmemektedir.
Askeri Teşkilat ve Disiplin
Türk ordusunda en büyük askeri birlik, onbin kişiden meydana geliyordu. Bu birliğe Hun, Tabgaç, Göktürk ve Uygurlarda tümen deniyordu. Tümenler binlere, yüzlere ve onlara aynlıyordu. Her birliğin başında binbaşı, yüzbaşı ve onbaşı unvanlı komutanlar bulunuyordu. Tümene tümenbaşı, yabgu veya şad komutanlık ediyordu. Türk ordusunda görülen bu onlu sisteme göre teşkilatlanmayı, Büyük Hun hükümdan Mete’nin (M.Ö 209174) yaptığı anlaşılmaktadır.
Bugün de Türk Silahlı Kuvvetleri’nde aynı onlu teşkilat devam etmektedir. Onlu sistem Çin, Pers, Makedonya, Roma, Bizans, Frank ve Alman ordulan başta olmak üzere bütün dünyaya yayılmıştır. Bugünkü orduda Mete’nin uyguladığı disiplin anlayışı yatmaktadır.
Düzenli ve disiplinli tik Türk Ordusu’nun kurucusu Mete Kağan’ın tahta çıktığı M.Ö.209 yılını, Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluş yılı olarak kabul ediyoruz. Kuruluş yıldönümünü de bu esasa göre kutluyoruz.
Savaş Eğitimi ve Usûlleri
Türk çocuklan, daha küçük yaşta iken savaşa hazırlık eğitimine başlıyorlardı. Açlığa, susuzluğa, sıcağa, soğuğa, yorgunluklara ve uzun yürüyüşlere aüşünlıyorlardı. Askerliğin gereği olan bıkmadan, yılmadan karşı koyma gücü kazandırılıyordu.
Atlı göçebe ve hayvan besiciliğine dayanan Türk’ün yaşayışında; insan ister istemez meşakkatlere, sıcak ve soğuğa, mahrumiyetlere dayanıklılık kazanıyordu. Türk çocuklan, küçük yaşlardan itibaren ata, silaha ve atıcılığa; karda, kışta kepenek altında yatmaya alıştırılıyordu. Böylece askerlikten önce, askerliğin şartlanna ve kurallarına hazırlanmış, askeri maharetleri kazanmış bir nesil yetiştiriliyordu. Onbeş yaşına gelen gençler, savaşlara katılır, gösterdikleri kahramanlık derecesinde ad kazanır ve toplumdaki yerini alırdı. Türk, evde doğar ve savaşta ölürdü.
Türk’ün kalbinden ve düşüncesinden hayatı sevmek, ölümden korkmak, geri dönmek ve kaçmak fikirleri çıkarılıyordu. Türk süvarileri, at üzerinde son sürat giderken dört yöne ok atar ve attığını vururlardı. Önlerindeki, arkalarındaki, yerdeki ya da havadaki sabit ve hareket halindeki hedeflere isabetli ok atarlardı. Türk, okunu hedefine isabet ettiremediğinde öleceğini bilir ve hedefini şaşırmazdı. Düşman bir ok atıncaya kadar, Türk on ok atmak mecburiyetinde idi. Bu yüzden Türk ordusu, kendisinden on misli kalabalık orduları kolayca mağlup ediyordu.
Turan Taktiği
Türklerin savaş taktikleri keşif seferlerine ve yıpratma savaşlarına dayanıyordu. Akıncılar tarafından düşman ülkelerine yapılan keşif seferlerinden sonra, yıpratma harekatları başlıyordu. Süratli birliklerce düşmanın yığmak merkezleri, yol kavşakları, yiyecek malzeme depolarına akınlar yapılıyor ve düşman takatsiz hale getiriliyordu (Hunların Orta Avrupa’yı ve Oğuzların Ön Asya’yı fethi; Çin’e karşı yapılan yıldırma seferleri, Dandanakan ve Malazgirt savaşları için hazırlıklar…)
Bundan sonra Türk ordusu, düşman üzerine yıldırım hızıyla, avının üzerine pike yapan kartal gibi saldırıyordu. Savaşın uzun süreceği anlaşıldığında kaçıyor gibi geri çekilerek, düşman çembere alınmak üzere pusu kurulan yere kadar çekiliyordu. Sahte ricat ve pusuya dayanan Türk ordusunun bu stratejisine (taktiğine), Türk yurdunun adına izafeten Turan taktiği adı verilmiştir (1071 Malazgirt, 1396 Niğbolu, 1526 Mohaç Meydan Muharebeleri…)
Türkler, ülkelerini güvenlik altında tutmak, ani baskınları önlemek için çevreye gözcü koyarlardı. Uygun yerlere erken haber almayı sağlayan, içinde daimi nöbetçiler bulunan ateş kuleleri (kargu) inşa ediyorlardı.. Hudut boylarında, savunma tedbiri olmak üzere belirli mesafede insandan ve askerden arındırılmış arazi (tampon bölge) bırakıyorlardı (Atilla, Antolios Barışı’ nda (448) Tuna’nın güneyinden itibaren 5 km. genişliğindeki arazinin Bizanslılar tarafından boşaltılmasını şart koşmuş idi).
Daimi Ordular
Her Türk erkeği doğuştan asker olmakla birlikte, merkezde hükümdarın emrinde, her an savaşa hazır daimi bir ordu bulunuyordu. Hükümdarın muhafız kıtaları, bu ordunun dışındaydı. Kağanların kendilerine yakın alp, eren, yiğit ve fedaileri vardı. Bunlar, sonradan saray muhafızı oluyorlardı (Kırk yiğit, kırk kız, börü/kurt).
Kanatlara gönderilen yabgu, şad ve tiğin gibi hanedan mensuplarının yanlarında da, her an savaşa hazır daimi birlikler bulunurdu.
Türk ordusunun çeşitli birliklerinde görev alan komutanlar, banş zamanında sivil bir idareci ve savaş zamanında başanlı bir komutan olarak vazife yapıyorlardı. Bu komutanlar yerinde ve zamanında karar verebilen, sorumluluktan korkmayan, üstün disiplin anlayışına sahip ve tecrübeli kimseler arasından seçiliyordu.
Hazar Türkleri ticaret ile zenginleştikçe, askerlik bakımından diğer Türk devletlerinden aynlıp, çeşitli ülkelerden ücretli askerler kullanmaya başlamışlardır. Bu durum Hazar Devleti’nin zayıflamasına ve kısa zamanda yıkılmasına sebep olmuştur.
Tuğ ve Bayrak
islamiyetten önceki Türk devletlerinde hem tuğ, hem de bayrak bulunuyordu. Tuğ, devletin ve bağımsızlığın sembolü olarak kabul ediliyordu. Devlet içindeki teşkilat bölümlerini, rütbe ve vazifeleri gösteriyordu. Tuğ, daha çok resmi ve canlı ferman özelliğine sahipti. Aynı zamanda, hükümdarlık alameti sayılıyordu. Bayrak ise asıl kaynağını ve özelliklerini dinden alıyordu.
Tuğ, Tann’ya kurban edilmiş at ve yak öküzü (Tibet öküzü) kuyruğunun, demet haline getirilerek bir sırığın ucuna asılması suretiyle yapılıyordu. Göktürklerde tuğun tepesinde altından yapılmış bir kurt başı bulunuyordu. Tuğ; süslenmiş tuğ direği, direğin basma bağlanmış at veya yak öküzü kuyrukları, tuğ başı (direğin başına konan bir başlık, kuyrukların bağ yerlerini saklıyordu) ve tuğ başının üstüne konan kurt başı olmak üzere dört bölümden meydana geliyordu.
Türk hükümdarları, yeni tayin ettikleri komutan ve beylerine belirli sayıda tuğ veriyorlardı. Tuğların sayısı komutan ve beylerin rütbesini belirtiyordu. Komutan ve beyler tuğlarını kendi otağlarının önüne dikiyorlardı.
Kaşgarlı Mahmud’un divamndaki: “Tuğ, alem demektir. Tokuz tuglug Han denir ki, dokuz sancak sahibi Hakan demektir. Sancaktan fazla yapılmaz. Çünkü dokuz sayısı uğurlu sayılır.” sözleri; Türk hükümdarlarının dokuz tuğu bulunduğunu göstermektedir.
Silahlar
Türk ordusu en etkili silahlara sahip bulunuyordu. Ok, yay, kargı, mızrak, süngü, kalkan, kılıç, hançer, zırh ve tolga silah olarak kullanılıyordu. Türkler, at sayesinde süratli manevra kabiliyetine sahip bulunduklarından, uzaktan savaşı tercih ediyorlardı. Huş ağacından yapılmış ve ucuna kemik ya da demir temren (ok ucu) takılmış ıslık çalan oklar; gerilmesi güç, vuruculuğu fazla olan, tersine gerilme suretiyle kullanılan çift kavisli(refleks) yaylar vurucu silahlardandı.
Oklar kısa, orta, uzun ve sırt üstü atılabilen oklar; temrenler yassı, uzun, enli ve zehirli temrenler gibi çeşitlere ayrılıyordu. Yaylar, kayın ağacı, tahta ve kurulabilen yaylar olmak üzere üç çeşitti.Mızrak, yakın muharebe silahlarının başında geliyordu. Mızrak içi boş ve dolu olmak üzere iki kısımdan meydana geliyordu.
En çok, hafif olduğu için içi boş mızraklar kullanılıyordu. Yakın dövüşte kılıç, kalkan ve hançer kullanırlardı. Kalkan, zırh ve tolga savunma silahlan idi, Demir zırh yerine hayvan derisinden yapılmış (manda gönü) bir gömlek giyiyorlar, başlarını korumak için tolga takıyorlardı. Kale kuşatması ve savunmasında ağır silah olarak mancınık, nef makinalan, kazma, kürek, külünk (ağır çekiç) ve tekerlekli kuşatma kuleleri kullanmakta idiler.
Türk Ordu Sisteminin Başka Milletlere Tesirleri
Hafif silahlı ve hareketli (oynak) süvarilerden meydana gelen Türk ordusu, ağır silahlı ve kütle muharebesi usûlünü uygulayan çeşitli milletleri etkilemiştir. Türk ordusunun süratli, ani ve şaşırtıcı hücumlarına Çinliler, Çin Şeddi ile bile karşı koyamamışlardır.
Başka milletler ordularının arkasından askeri beslemek üzere, binlerce baş sığır sevk etmek zorundaydılar. Buna karşılık Türkler, yiyecek ihtiyaçlarını et konservesi ile karşılıyorlardı. Kurutulmuş etleri, eyerlerine bağlı çantalarda taşıyorlardı. Turan taktiği; Türk silahları; Türk süvari elbisesi ceket, pantolon, başlık ve çizme ilk önce Çinliler tarafından kopye edildi.
Daha sonra Pers kralı Kiros (Kyros), Makedonyalı Büyük İskender; Roma İmparatorları Sezar, Hadrianus, Septimus ve Gallianus; Bizans imparatoru Justinyanus (Jüstinianos) silah taktik ve kıyafetleri ile Türk ordu sistemini esas almışlar, ordulannda reform yapmışlardır, özellikle Romalılar ve Bizanslılar, pantolon ve gömlek giymeyi; saç tıraşım Hunlardan öğrenmişlerdir. Bizans’ta sadece Türk ordulan taklit edilmemiş, bizzat imparatorlar Türk ordusunun taktik ve usûlü, silahlan ve teçhizatları hakkında eserler yazmışlardır. İmparator Herakliyus (Herakleios) ve Leon’un ayn ayn yazmış olduklan “Taktika” adlı eserleri, bu tür eserlerdendir.
IX. yüzyılda Franklar ve daha sonralan Almanlar tarafından Turan taktiği benimsenmiştir. XI. yüzyıla doğru Batı Avrupa ülkelerinin ordulan, Türk ordu sistemini tamamen kabul etmişlerdir. Ruslar, Kiyef Knezliği devrinden itibaren itibaren Hazar, Kuman ve Kıpçak Türklerinin tesiriyle; Balkanlardaki Islavlar, Tuna Bulgarian vasıtasıyla Türk ordusunun eğitim usûllerini, silah ve teçhizatını örnek alıp uygulamışlardır. Cengiz Han 1206′dan başlayarak Türk ordusunun onlu sistemini aynen benimseyerek, büyük ve disiplinli ordusunu kurmuştur karşılıyorlardı.
Kurutulmuş etleri, eyerlerine bağlı çantalarda taşıyorlardı. Turan taktiği; Türk silahlan; Türk süvari elbisesi ceket, pantolon, başlık ve çizme ilk önce Çinliler tarafından kopye edildi. Daha sonra Pers kralı Kiros (Kyros), Makedonyalı Büyük İskender; Roma İmparatorları Sezar, Hadrianus, Septimus ve Gallianus; Bizans imparatoru Justinyanus (Jüstinianos) silah taktik ve kıyafetleri ile Türk ordu sistemini esas almışlar, ordularında reform yapmışlardır, özellikle Romalılar ve Bizanslılar, pantolon ve gömlek giymeyi; saç tıraşını Hunlardan öğrenmişlerdir.
Bizans’ta sadece Türk orduları taklit edilmemiş, bizzat imparatorlar Türk ordusunun taktik ve usûlü, silahlan ve teçhizatlan hakkında eserler yazmışlardır. İmparator Herakliyus (Herakleios) ve Leon’un ayn ayn yazmış oldukları “Taktika” adlı eserleri, bu tür eserlerdendir.IX. yüzyılda Franklar ve daha sonralan Almanlar tarafından Turan taktiği benimsenmiştir. XI. yüzyıla doğru Batı Avrupa ülkelerinin ordulan, Türk ordu sistemini tamamen kabul etmişlerdir.
Ruslar, Kiyef Knezliği devrinden itibaren itibaren Hazar, Kuman ve Kıpçak Türklerinin tesiriyle; Balkanlardaki Islavlar, Tuna Bulgarları vasıtasıyla Türk ordusunun eğitim usûllerini, silah ve teçhizatını örnek alıp uygulamışlardır. Cengiz Han 1206′dan başlayarak Türk ordusunun onlu sistemini aynen benimseyerek, büyük ve disiplinli ordusunu kurmuştur.



Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.