ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Cinsellik (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=637)
-   -   Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=1042856)

Prof. Dr. Sinsi 11-04-2012 09:21 AM

Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler
 
HIV AIDS hakkında bilinmesi gerekenler

AIDS NEDİR? NASIL BİR HASTALIKTIR?

AIDS, bulaşıcı bir hastalıktır. Mikrobu HIV adı verilen virüstür. HIV, girdiği vücudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip, giderek çökertir. Bunun sonucunda direnci azalan vücutta, HIV'in etkisi yanında, çeşitli mikroplar (bakteri, mantar, virüs, protozon) deri, solunum, sindirim, merkez sinir sistemi gibi muhtelif doku ve organlara yerleşip hastalıklar oluşturur. Ayrıca vücutta bazı kanserler gelişebilir. AIDS'in kesin tedavisi henüz bulunamamıştır. AZT, DDI, DDC gibi ilaçların yararlı olduğu bildirilmektedir.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Aids Hastalığı Belirtileri

HIV bulaştıktan sonra, kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre AIDS hastalığı belirtileri 5-10 yıl, belki de daha sonra ortaya çıkar. HIV infekte kişi, bu sürede sağlıklı görünüştedir. Gerekli önlemleri almazsa hastalığı başkalarına bulaştırabilir. HIV, bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalırlar ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir (uçuk, zona, pamukçuk, tüberküloz, akciğer infeksiyonu). Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, halsizlik, istahsızlık, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, cinsel organlarda uzun süreli yaralar gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerden ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülmelidir. Kaposi sarkomu, bazı lenfomalar, beyin, akciğer ve göz iltihapları da HIV infeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. AIDS hastasının ANTİ HIV testi pozitiftir.

HIV Nasıl Bulaşır?

Kan, cinsel ilişki ve anneden bebeğe olmak üzere üç yolla bulaşır.

Kan ile Bulaşır

AIDS hastasının ve taşıyıcının kanında HIV bulunur. HIV'li kanla, çeşitli şekillerde bulaşma olur. Kontrolsüz kan nakli ile bulaşır.

Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, kesici ve delici aletler (jilet, makas), dövme aletleri ve akupunktur iğneleri ile bulaşır.

Damariçi uyuşturucu kullananların paylaştıkları iğne, enjektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklarla birçok kişiye bulaşma olur.

HIV'li erkek ve kadının cinsel organlarındaki kanamaların ve adet kanının penise, vaginaya ve ağıza teması ile bulaşma olabilir.

HIV'li organ, doku ve sperm nakli ile de bulaşma olur.

Cinsel İlişki ile Bulaşır

HIV, kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vagina salgısında da bulunur. Cinsel ilişki sırasında vagina, penis, anüs mukozasından veya ağızdaki zedelenmiş doku veya çatlaklardan vücuda girerek erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe, kadından kadına bulaşabilir. AIDS'ten başka cinsel ilişki ile bulaşan en önemli hastalıklar; belsoğukluğu, frengi ve viral hepatit (sarılık) dır. Anneden Bebeğe Bulaşır

HIV, infekte anneden bebeğine gebelik, doğum, emzirme sırasında bulaşır. HIV pozitif kadının doğuracağı çocuğa HIV'in geçme oranı %30 kadardır. Sütle geçebilme oranı fazla olmamakla birlikte infekte annelere emzirme önerilmez. Gebelik ve HIV ile ilgili bilgiler için AIDS Danışma Merkezi'ne başvurun.

HIV'in Bulaşmadığı Durumlar

HIV günlük yaşamda, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma ile bulaşmaz. HIV sağlam deriden geçemez.

Tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı

El sıkma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, masum öpüşme

Yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon

Tuvalet, duş, çeşme musluğu, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam

Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması

Hayvanlar

HIV'in bulaşmasına neden olamazlar.

Aids'ten Nasıl Korunmalı?

Kontrolsüz kan nakli ve HIV'li kana bulaşmış aletlerin kullanılmasına izin vermeyin.

Kan naklinde, AIDS testi yapılmamış kontrolsüz kan asla kullanılmamalı, test sonucu negatif kan kullanılmalıdır.

Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, jilet, makas, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupunktur iğnelerini kesinlikle kullanmayın ve size kullanılmasına izin vermeyin. Böyle işlemlerde araç-gereç bir kez kullanılıp atılmalı ya da kullanılan aletler kesinlikle dezenfekte veya steril edilmelidir.

Bedeniniz sizindir. Size uygulacak işlemler sırasında aklınıza takılan soruları karşınızdakine sormaktan çekinmeyin.

HIV pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.

Önlem Almadan Cinsel İlişkiye Girmeyin!

HIV her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Güvenli cinsel yaşam kurallarına uyarak cinsel yolla bulaşmadan korunmak mümkündür. Cinsel ilişkide koruyucu kılıf = prezervatif (kondom, kaput) kullanın. Kurduğunuz ilişkinin tehlikeli olmayacağını düşünseniz bile prezervatif kullanımını ihmal etmeyin. HIV infekte kişi kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkisinde prezervatif kullanılmalıdır.

HIV'in Bulaşma Fırsatlarını Engelle

Cinsel eş sayısının fazlalığının bulaşma riskini arttıran bir faktör olduğu bilinmelidir.

Cinsel yolla size bulaşan bir hastalığınız varsa güvencesiz ilişki ile hastalığın başkasına bulaşacağını ve HIV'in size bulaşma olasılığının artacağını unutmayın.

Alkol ve uyuşturucular doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabilr.

Başkasının iç çamaşırlarını kullanmakla AIDS bulaşmasa da belsoğukluğu, mantar hastalıkları, uyuz böceği, kasık biti geçebilir.

Laboratuar Tanısı

HIV infekte ettiği vücutta, çeşitli hücre ve dokulara yerleşir. HIV enfiksiyonlu kişi yaşamının sonunda dek "HIV TAŞIYICISI" olarak kalır. HIV taşıyan kişiye "HIV POZİTİF" veya "HIV İNFEKTE" denir. Bunu belirtmek için ANTİ-HIV (ELISA) testi yapılır. HIV'e karşı vücutta 2-3 ayda antikorlar oluşur. Bu antikorlar kan serumunda ANTİ-HIV testi ile saptanır. Test yaptırmak isteyen bilgi almalı ve kendi iradesi ile test yaptırma kararı vermelidir. Testin sonucu pozitif ise (seropozitif) kişi HIV infekte demektir.

HIV'in Öldürülmesi

HIV dış ortamda birkaç saatte, kuruduğunda yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür.

HIV'li maddelerin (kan, sperm, vagina salgısı) bulunduğu eşyaları birkaç dakika kaynatarak ya da 60 derecede 30 dakika ısıtarak HIV'i öldürebilirsiniz.

Sulandırılmış çamaşır suyu, temas ettiği HIV'i 30 dakika içince öldürür. Sodyum hipeklorit, çamaşır suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor vardır. Çamaşır suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez) sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan çamaşır suyunda klor kokusu bulunmalıdır. Çamaşır suyu kullanılacağı zaman 10 kez sulandırılmalıdır, durmakla bozulur. Çamaşır suyu madensel eşyaya zarar verir.

Su veya sabunla iyice yıkama ile bütün mikroplar gibi HIV'de deriden uzaklaştırılır. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olur. Yaralanma olduğunda yara yeri önce sabun ve su ile yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik uygulanmalıdır.

HIV'İ Öldüren Diğer Maddeler

Bacteranios D, Buraton 10F, Cidex, Gıgasept, Lysetol V, Presept, Steranios, Virkon'dur. Daha çok hastanelerde kullanılmak üzere üretilmiş olan bu maddelerin kullanımları prospektüslerinde yazılıdır. Ultraviyole ile ışınlanma HIV'in yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. Cismin altında bulunan mikropları öldüremez.

Prof. Dr. Sinsi 11-04-2012 09:21 AM

Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler
 
HIV AIDS hakkında bilinmesi gerekenler

Human Immunodeficiency Virus (HIV–1) ile enfekte olan kişilerde gelişen kronik ve bağışıklık sistemini çökerten bir enfeksiyondur.



Bulaşma yolları:

1) Cinsel temas
2) Kan ve kan ürünleri (iğne batması)
3) Doğum sırasında anneden bebeğe

HIV hastalığı:

HIV ile enfekte olan kişide virüsün CD4 hücreleri tabir edilen T-lenfositlerinin içinde çoğalması ve bağışıklık sistemini zayıflatması

AIDS:

CD4 sayısının 200 adet/ml seviyesinin altına düşmesi veya AIDSe özgü fırsatçı enfeksiyonlardan biri ve birkaçının varlığı olarak tanımlanır.

HIV ile enfekte olan kişilerin yüzde 50 ile 90ında virüs bulaşmasını takip eden ilk 1 ila 4 hafta içinde ortaya çıkan ve genelde 6 gün-2 hafta arası süren ateş, faranjit, cilt döküntüsü, eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı, bulantı gibi soğuk algınlığı/grip benzeri semptomlar ortaya çıkar. Fakat çoğu zaman bu belirtiler dikkate alınmaz veya “grip” diye geçiştirilir.

Hastaların neredeyse tamamı hiçbir tedavi görmeseler de iyileşip bu evreyi atlatırlar ve bundan sonra seneler boyunca sürebilecek asemptomatik (= belirti vermeyen) HIV enfeksiyonu evresi başlar.

Tanı: HIV ile enfekte olan kişilerin çoğunun kanında 4 hafta sonra antikor oluşmuştur ve ELİSA (+ Western blot) testi pozitiftir. Fakat, hastaların küçük bir yüzdesinde vücudun antikor cevabı 6 aya kadar gecikebilir, dolayısıyla şüpheli bir temastan 6 ay sonra bir kere daha kan tahlili yaptırtmak daha garantili olacaktır.

Hastalık seyri ve tedavisi:

HIV hastalığının seyri bombalanmış bir köprüye doğru hızla ilerleyen bir trene benzetilir. Burada köprüye olan uzaklık CD4 hücreleri sayısı, trenin hızı da virüs yükü (viral load) olarak algılanabilir.

Şunu unutmamak lazımdır ki, özellikle son senelerde piyasaya sürülen yeni HIV ilaçları sayesinde HIV enfeksiyonu erken tanı konulup doğru ilaç tedavisi uygulandığında ve hasta da ilaçlarını aksatmadan düzenli kullandığında artık diyabet veya hipertansiyon gibi kronik bir hastalık halini almıştır!

Tedavinin amacı CD4 hücreleri sayısını yükseltirken virüs yükünü mümkün olduğu kadar düşük (ideal durumda 0 ile 50 kopya/ml) tutmaktır. Elimizde 1980li yıllarla karşılaştırıldığında hayal bile edilemeyecek kadar çok ilaç alternatifi bulunmaktadır. Son senelerde kullanımı yaygınlaşan ilaç direnç testleri sayesinde virüsün hangi ilaçlara duyarlı olduğu tespit edilip en baştan en uygun tedaviyi uygulamak artık mümkündür.

Günümüzde HIV tedavisi CD4 sayımı, virüs yükü (viral load – PCR) ve direnç testi sonuçları baz alınarak düzenlenmekte ve en az üç değişik ilaçtan oluşan kombinasyonlar kullanılarak gayet başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Prof. Dr. Sinsi 11-04-2012 09:22 AM

Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler
 
AIDS'li Bir Hastanın Özellikleri

Hasta 60 yaşından daha gençtir.
Homoseksüel ve biseksüel erkekler
Damardan ilaç zerkeden toksikomanlar
Kan transfüzyonu alanlar
Hemofilik hastalar
AlDS'li hastalarla cinsel ilişkide bulunanlar
Yukarıdakilerin çocukları

Aids Hastalığının Belirtileri, Aids Hastalığı Belirtiler Nelerdir

Aids Nasıl Anlaşılır, Uzun süren ateş Önemli kilo kaybı Uzun süren ishal Deri döküntüleri Ağızda ve makatta yaralar Devamlı öksürük Nefes darlığı Çeşitli yerlerdeki lenf bezlerinde şişme Özellikle kol ve bacaklarda mor -siyah lekeler (Kaposi sarkomu)

Laboratuvar Bulguları

AİDS virüsüne karşı hasta kanımda antikor varlığı
Kansızlık
Enfeksiyonları tanımak için balgam, kan ve idrar bulguları
İlave/kanser şüphesi varsa biyopsi
Karıda yardımcı T lenfositlerinde azalma
Kanda önleyici T lenfositlerinde artma
İmmünolojik deri testlerinde bozukluk

Esasen birçok enfeksiyöz ve virütik hastalıkta da aynı durum göz­lenir. Bir uçta hastalıktan ölünürken, diğer uçta gizli enfeksiyon veya hiç hasta olmayanlar bulunur. Viral B hepatiti bu duruma güzel bir örnektir. Her yıl yüzbinlerce kişi dünyada hepatit B virüsü ile enfekte olmakta ve bunların büyük çoğunluğu (yüzde 75) hiç hasta olmamak­ta veya gripal enfeksiyon gibi (yorgunluk, nezle vs.) bir tabloyla işi ge­çiştirmektedir. Virüs alanların yüzde 25 kadarı bulantı, kusma, karın ağrısı, sarılık gibi belirtilerle hasta olmakta ve iyileşmektedir. Yüzde 10 kadarı iyileştikten sonra virüsü taşır (portör). Virüs alanların ancak yüzde 1 kadarı, sarılıkla başlayan hastalığı geçiremez, karaciğer yet­mezliğinden ya da hepatit sonrası oluşan karaciğer kanserinden kay­bedilirler. Görüldüğü gibi, hepatit B virüsü ve AİDS virüsünün yarat­tıkları hastalık oranları birbirine benzemektedir. Cetvel II bu durumu özetlemektedir.

Virüs ve Hastalık

Virüsle temasa geliş (Seropozitivite) % 100
Orta şiddette hastalık (ARC) % 10
Ağır hastalık (AİDS) % 1

Prof. Dr. Sinsi 11-04-2012 09:22 AM

Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler
 
Aids Hastalığında Epidemiyoloji

Epidemiyoloji, bir hastalığın toplumlarda veya çeşitli bölgelerde dağılışını ve sıklığını inceleyen bilim dalıdır. Biz bu bölümde AİDS'in dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkışını, dağılışını ve sıklığını kısa­ca anlatacağız.

ilk defa, 1981 yılı ilkbaharında, California Üniversitesi'nden Dr. Gott-lieb ve arkadaşları 5 homoseksüel erkekte "Pneumocystis carinii" mik-robuyla oluşmuş pnömoni (zatürree) gördüklerini bildirdilerBu çok na­dir pnömoni şekli, genellikle bazı ilerlemiş kanser ve lösemilerde ve bir de, böbrek nakli yapıldıktan sonra yeni böbreğin atılmaması için vücut bağışıklık sistemine (immün sisteme) baskı yapan ilaçlar veri­len hastalarda görülürdü. Bu pnömoninin sağlam görünüşlü 5 erkek­te birden görülmesi dikkati çekmişti. Bu 5 kişiden ikisi de tedaviye ce­vap vermeyip ölmüşlerdi.

Hemen aynı günlerde, New York Üniversitesi'nden Dr. Friedman son 30 ayda tesbit ettiği 26 Kaposi vak'asını bildirdi. Bunların 20 tane­si New York'ta ve 6 tanesi California'da görülmüştü. Hastaların hepsi erkek ve homoseksüel olup, yaşları 26 ile 51 arasındaydı ve 4 tanesin­de de ayrıca pneumocystis carinii pnömonisi vardı. Teşhisten sonra geçen 2 yıl içinde hastaların 8 tanesi ölmüştü. Kaposi sarkomu gibi çok nadir bir tümörün böyle sıklıkla görülmesi çok dikkate değerdi.

Bunun arkasından California'dan başka bir haber daha geldi: Yeni 10 tane pneumocystis carinii pnömonisi daha görülmüştü. Bunlar da genç homoseksüel erkeklerdi ve yine ikisinde ayrıca kaposi sarkomu vardı.

Bunun üzerine ABD Georgia eyaleti Atlanta şehrinde bulunan Hastalıkları Kontrol Merkezleri Federal Bürosu bu konuyu ele aldı ve ne olduğu belirsiz bu yeni sendromu araştırmaya başladı. Binlerce homoseksüel incelendi. Hastaların hemen hepsinin amil-nitrit ve butil-nitrit gibi cinsel uyaranlar kullandığı düşünülerek, bu ilaçların has­talığa sebep olup olmadığı araştırıldı. Bir başka sebep, hipotezi de "immün sistemine yüklenmesi" ileri sürüldü. Buna göre, AİDS'ti hasta­lar, yıllardan beri çok sayıda eşle cinsel ilişkileri olan ve çeşitli zühre­vi hastalıklara tutulan kişilerdir. Ayrıca rektal yoldan giren sperma da buradaki çatlaklardan kana karışarak immün depresyon (çöküntü) yap-maktadır. Böylece uzun süreli yıpranmalar AİDS'i oluşturmaktadır.

Antikorlara, yani immünglobülinlere gelince: Bu hastalarda anti­kor yapımı devam etmektedir. Ancak, bu antikorların virüse karşı ko­ruyucu etkileri yoktur. Antikorların miktarları normal, ya da artmış bulunmaktadır. İmmün sistem bozulduğu halde, antikor yapımının devam etmesi, T hücre yetersizliği nedeniyle, gereksiz antikor yapımının kont­rol altına alınamayışındandır.

İmmün sistem tarafından salgılanan bazı maddeler de bu hasta­larda anormallikler gösterir. "Lenfokin" denilen bu maddeler, bağışık­lık hücrelerinin aralarında haberleşmede rol oynarlar. Bunlardan biri olan interlökin-2 (IL-2) lenfositlerin bölünüp çoğalmasını sağlayan ve mücadeleyi kolaylaştıran bir maddedir ve AlDS'li hastalarda azalmıştır.

Görüldüğü gibi, AİDS virüsüyle temasa gelmiş hastalarda vücutta bağışıklık sistemi bozulmuş ve vücut dışarıdan gelen çeşitli hastalık etkenlerine karşı savunmasız ve açık hale düşmüştür. Bu nedenle, bi­raz ileride göreceğimiz klinik tabloda yer alan çeşitli enfeksiyonlar AİDS'ti kişilerin yaşamasını imkânsız hale getirmektedirler.

Prof. Dr. Sinsi 11-04-2012 09:22 AM

Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler
 
Aids ve Kanserler

AİDS'in seyri sırasında bazı kanserler dikkati çekecek kadar sık olarak görülmektedir. Bunlar, Kaposi sarkomu, lenfomalar, dil, rektum ve anüs kanserleridir.

Kaposi Sarkomu Nedir

Kaposi sarkomu ilk defa 1872'de Dr. Kaposi tarafından tarif edil­diği için, onun adıyla anılan nadir bir tümördür. En çok el ve ayaklara yakın yerlerde, mor, ya da kahverengi-kırmızı renklerde kabarık deri lezyonları şeklinde görülen bu kanser türü Batı dünyasında nadirdir. Da­ha çok, ileri yaşlardaki Akdenizli ve Doğu Avrupalı insanlarda görülür. Buna karşılık, Kongo'da çok sıktır ve oradaki kanserlerin yüzde 11'ini oluşturur. Fakat, 1979'dan itibaren ABD'de, homoseksüel erkeklerde Kaposi sarkomunun sık görüldüğü tespit edildi. Bunların ortak nokta­ları, hepsinin AlDS'li oluşlarıydı. Zamanla, Kaposi sarkomunun AlDS'li hastaların üçte birinde bulunduğu anlaşıldı.
Hastalığın en çok görülen şekli deridedir. Daha çok, bacaklarda, kollarda olur ve yıllarca süren bir gidiş gösterir. Fakat, AlDS'li hasta­lardaki Kaposi sarkomunun hızlı seyrettiği; deriden başka yerlere ya­yıldığı (lenf bezlerine, akciğerlere, kemiklere ve bağırsaklara) ve böyle hastaların yüzde 40'ının bir yılda kaybedildiği tespit edilmiş bulun­maktadır.

AİDS ve Kaposi sarkomlu kişilerde rastlanılan bir genetik özellik vardır: Bunlarda, doku gruplarından HLA-DR-5 yüksek oranda bulun­muştur. Bu, irsi bir etkiyi düşündürmektedir. Sarkomu yapan asıl et­kenin, AlDS'lilerde sık görüldüğünü yukarıda söylediğimiz Cytomegalovirüsü olduğu hakkında kanaatler gittikçe kuvvetlen­mektedir.

Kaposi sarkomunun tedavisi ilaç ve radyoterapiyle (ışın) yapılmak­tadır. Küçük alanlardaki hastalık ışınla; yaygın hastalık ise kanser Maç­larıyla (kemoterapi) tedavi edilir. Bu ilaçlar arasında en etkilileri Etoposide (VP-16) ve vinblastin'dir. Ayrıca, vücudun bağışıklığını ar­tırmaya yönelik ilaçlardan interferon da, yüksek dozlarda Kaposi sar­komuna tesir etmektedir. Yine aynı maksatla retinoidler(13-cis retinoik asid) ve isoprinosine isimli maddeler de denenmektedir.

Lenfoma Nedir, Lenfoma belirtileri, Lenfoma Tedavisi

Lenfomalar, lenf bezlerinin tümörleridir. AlDS'li hastaların yüzde 5-15 kadarında lenfomalar da görülmektedir. Bunlar, Hodgkin lenfoması ve Hodgkin olmayan lenfomalar diye iki gruba ayrılırlar ve AlDS'­lilerde daha çok Hodgkin olmayan lenfomalar görülür. Hodgkin olmayan lenfomaların iki tipi AlDS'de özellikle görülmektedir:

a. Burkitt lenfoması.
b. Lenfoblastik lenfoma.

Burkitt lenfoması, muhtemelen Epstein-Barr virüsünden olmakta­dır. Bu virüs, merkezi Afrika'da pek sıktır ve aynı bölgede Burkitt len­foması da çok görülmektedir. Bu virüsün AlDS'lilerde de enfeksiyon yaptığını yukarıda görmüştük. Burkitt lenfoması, yüz ve çenede (Afri­ka tipi) şişlikler yaptığı gibi, karında kitleler de (Amerikan tipi) oluştu­rabilmektedir.
Lenfomaların tedavisine, erken devrelerde radyoterapi, ilerlemiş devrelerde ilâç tedavisi (kemoterapi) kullanılır. Bazen her iki tedavi şek­linin birlikte kullanılması da gerekebilir.

Diğer Kanserler

AlDS'li hastalarda görülen diğer kanserler arasında ağız, anüs (ma­kat) ve rektum kanserleri sayılabilir. Bunlar cinsel faaliyetler sırasın­da zedelenen dokulardır ve bu hastalardaki enfeksiyonlarda görülen herpes virüslerinin bu kanserlere yol açtığı düşünülmektedir. Herpes virüsünün Vinci tipi ağız-dil kanseri, herpes virüsünün 2'nci tipi ise rektum ve anüs kanserleri yapmaktadır.
</SPAN>
AlDS'li hastalarda bu çeşitli kanserlerin oluşunu şu şekilde izah etme eğilimi vardır: Önce LAV/HTLV-III virüsü vücuda girip enfeksi­yon yapar ve bağışıklığı yok eder. Bunun arkasından fırsatçı enfeksi­yonlar (cytomegalovirüs, Epstein-Barr virüsü veya herpes simplex I ve II virüsleri) vücudu istilâ eder ve yukarıda gördüğümüz kanserleri bu virüsler oluşturur.

Eğer bu hipotez doğruysa, kanser ihtimalinin virüs enfeksiyonlarıyla paralel gitmesi beklenir. Gerçekten de öyle olmaktadır. AlDS'li hastalar arasında virüslerin en çok bulunduğu grup, homoseksüel er­kekler grubudur, ve kanserler en çok bunlar arasında görülmektedir. Meselâ, homoseksüel ve biseksüel erkek AlDS'li hastalarda Kaposi sarkomu sıklığı yüzde 46 iken, heteroseksüel AlDS'lilerde bu sıklık yüz­de 7 dolaylarındadır.

Prof. Dr. Sinsi 11-04-2012 09:22 AM

Hiv Aids Hakkında Bilinmesi Gerekenler
 
Aids ile Tükrük, Ter, İdrar, Gözyaşı İlişkisi, Aids Korunma

Tükürükte ne kadar virüs bulunmak­tadır?

Sperm, kan ve anne sütüne kıyasla tükrükte oldukça az miktarda virüs bulunur. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan araştırmalarda tükürükte bulunan bazı maddelerin yarım sa­atte AİDS etkenini öldürücü nitelikte oldukları belirlenmiştir.

Gözyaşı, idrar ve terde durum nasıl?

Gözyaşında virüs konsantrasyonu öyle düşük­tür ki, saptama yapabilmek için ortalama 2 İt. gözyaşına gereksinim vardır. İdrar ve dışkıda da ancak büyük miktarlar işleme tabi tutuldu­ğunda etkenin varlığı belirlenebilmektedir. Terde de hastalık etkenine çok az miktarda rastlanılmaktadır. Bu miktarlara günlük ortala­ma değerlerle ulaşılması olanak dışı olduğun­dan enfeksiyon kaynağı olarak rol oynadıkları kabul edilmemektedir.

Tükrük, idrar ya da dışkı enfeksiyon açısından ne zaman tehlikelidir?

Dışkı, idrar ya da tükrüğün bir başkasının kan dolaşımına karışması tehlikelidir.

Vücuda ne kadar virüs girdiği önem taşır mı?

Evet. Enfeksiyon hastalıklarının çoğunda bili­yoruz ki, ancak belirli miktarda hastalık etkeni vücuda alınırsa hastalık meydana geliyor. Bu miktar enfeksiyon dozu olarak adlandırılmak­tadır. Değişik hastalıklarda farklılık gösterir bu doz. Birçok araştırma gösteriyor ki AİDS'te de enfekte olma tehlikesi alınan virüs miktarı ile ilişkili. Çok az sayıda hastalık etkeni vücuda girdiğinde immün sistemin pek öyle kolay pes etmeyeceği düşünülmektedir.

Risk gruplarından söz ediliyor sürekli olarak. Kimler HIV ile enfekte olma tehdidi altındadır?

Öncelikle sık eş değiştiren homoseksüel er­kekler ve kendi tek kullanımlık enjektörünü kullanmayan uyuşturucu bağımlıları AİDS'e en çabuk yakalanabilecek konumdadırlar. Test edilmemiş kan ürünlerini kullananlar ve AİDS virüsünün yaygın olduğu ülkelerde yaşayan halk (Afrika'nın belli kesimleri ve Karayib'dekiler gibi) tehdit altındadır. Bu gruptakilerle ya­kın seksüel ilişki içinde olanlar da aynı risk grubuna dahildirler. Bu gün risk grupları ile de tehlikeyi sınırlandırmak mümkün değildir. Çünkü enfeksiyon bu risk gruplarından kay­naklanarak cinsel ilişkide bulunan çiftlerden eş değiştirme yoluyla diğer çiftlere çığ gibi büyü­yerek yayılma göstermektedir.

Risk gruplarına ait değilim, ne ölçü­de güvenlikte sayılırım?

Mikrop bulaşma tehlikesi risk grubuna ait ol­makla sınırlı değildir. Günlük yaşamda riskli bir durumda olmak veya tehlikesi olan bir ilişki yaşamak da olumsuzluğa işarettir. Örneğin prezervatifsiz cinsel ilişki Enfeksiyonu taşıyan bir kişi ile birlikte olmuş olabilirsiniz. Bu ne­denle şöyle bir söylem geliştirilmiştir: AİDS'i kimse vermez, insan kendisi alır.

Herkes AIDS'e yakalanabilir mi?

Evet. Partnerinizin yüzde yüz hasta olmadı­ğından emin değilseniz onunla korunmasız cinsel ilişki size hastalığı sunacaktır.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.