![]() |
Huzurun İkinci Adresi Taraklı Göynük Ve Mudurnu Hattı
Huzurun ikinci adresi Taraklı Göynük ve Mudurnu hattı
Tarihî atmosferin yoğun yaşandığı bir güzergâh Taraklı, Mudurnu, Göynük hattı. Geyve boğazının ardından doğuya uzanıyor bu tarihî yol. İpek ya da Bağdat Yolu olarak biliniyor bu güzergâh. Unutulmaya yüz tutsa da, modern hayatın karmaşasından uzak mı uzak. Sokakları, camileri, evleri, hamamları ve yapılan yöresel yemekleri ile Osmanlı döneminin kültürel birikimini yansıtıyor. Eğer hafta sonunda dinlenmek ve kendinizi dinlemek istiyorsanız, tarih ve el değmemiş bir tabiatsa istediğiniz, bu güzergâh sizin için ideal. Üsküdar'dan besmeleyle çıkıyoruz yola. Otoyoldayız; sağımızda körfez az sonra solumuzda Sapanca Gölü'nün enfes görüntülerinden sonra Bilecik'e doğru yönleniyoruz. Amacımız 'Huzurun ikinci adresi' olarak bilinen Taraklı, Göynük ve Mudurnu'yu ziyaret etmek. Önümüzde doyumsuz bir Geyve Boğazı manzarası... Alifuatpaşa'dan sola dönüp II. Beyazıt'ın yaptırttığı tarihî köprüden geçiyoruz; altımızda Bitin Tanrıçası Sangaryus'tan adını alan, munis, sakin, huzura kavuşmuş gibi akan Sakarya Nehri... Altın renkli ayva ağaçları arasından Geyve'yi geçiyoruz; karşımızda bir tabela: "Ahmet Kutsi Tecer, 'Orada bir köy var uzakta' şiirini köyümüzde yazmıştır. - Sarıgazi" Sağımızda yükselen tipik bir Anadolu köyüne bakarken, aklımıza çocukluğumuz, ilkokulda hep bir ağızdan söylediğimiz şarkı geliyor. Taraklı'ya yaklaşıyoruz. Tarihî ipek yolu güzergahında, İstanbul-Ankara (Osmanlı'daki adı İstanbul-Bağdat) karayolu üzerindeyiz. İpekyolu vadisinden yükselmeye başlıyoruz. Dağlar, vadiler, yeşilin sarardığı, yer yer kahverengileştiği enfes coğrafyalar arasında ilerlerken önümüze "Soğuksu" çıkıyor. Mevlüt'ün çay bahçesinde tavşan kanı çaylarımızla birlikte huzur ve sükuneti yudumladığımızı fark ediyoruz. On beş dakikalık bir yolculuktan sonra "merhaba" diyen güneşe, solumuzda güzel bir Anadolu kasabası içten bir gülümsemeyle eşlik ediyor; "Merhaba, hoş geldiniz!" Burası Taraklı... Solda kalede Türk bayrağı, hemen önünde Hisarönü Camii, biraz aşağıda 300 yıllık Türk mimarîsinin en güzel örneklerinden Taraklı konakları, sağda ortada 482 yıllık Yunuspaşa Camii, sağda üstte Hıdırlık Tepesi. Sanki tarihin içerisindeyiz. "Hoş bulduk" deyip rotayı Taraklı'ya çeviriyoruz. http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg Taraklı'da huzur teneffüs ediyoruz Bizi yüz yıllık ağaçlar arasında şirin bir kasaba parkı karşılıyor. Yol yorgunuyuz ya, kestane ağaçları altında yorgunluk çayıyla nefeslenip karşımızdaki "kültürevi"ni merak ediyoruz. II. Abdülhamit dönemi okul binalarından biri restore edilip mütevazı bir etnografya müzesine dönüştürülmüş. İlk bakışta şimşir ağacından imal edilmiş taraklar dikkatimizi çekiyor. Sonra ahşap, bezirle bezenmiş rengarenk kaşıklar... İki yüz elli yıllık giysiler, gelinlikler, bez dokuma düzenleri arasından bir odaya giriyoruz; ünlü hattatlarımızdan Saim Özel'in eserlerinden oluşan bir sergi var burada. İstanbul camilerinde 43 yıllık görevin sonunda Süleymaniye Camii başimamlığından emekli olan Hafız Hattat Saim Özel'in de Taraklılı olduğunu öğreniyoruz. Adı da burada doğup büyüdüğü sokağa verilmiş. Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'ne giderken Sadrazamına emir verip yaptırttığı Yunuspaşa Camii çevresindeki Taraklı sokaklarındayız şimdi. Rüştiye sokağında Haşim Ağa, Abdi İbrahim, Hasan Böcek konaklarına ve diğerlerine hayran, Çakırlar Konağı'na geliyor, oradan da Hisar'a yollanıyoruz. Evliya Çelebi'nin "kalesi virandır" dediği hisara tırmandığımızda tipik Anadolu kasabasının bütünüyle önümüze serildiğini, tarihiyle, doğal güzellikleriyle, rutubetten uzak tertemiz havasıyla "huzur teneffüs" etmenin mutluluğuyla fotoğraf çekiyoruz. Aşağıya parka doğru inerken, restorasyon ekibiyle karşılaşıyoruz. Başlarında da ince, uzun boylu, temiz ve güleç yüzlü biri var, meğer ilçenin belediye başkanı Tacettin Özkaraman'mış, "hoş geldiniz" faslından sonra "Acıkmışsınızdır, buyurun!" diyor ve bizi parkın bitişiğindeki Han sofrasına konuk ediyor. Taraklı'nın "keşkeği" meşhurmuş. Çay eşliğinde tereyağlı keşkek, kızartılmış keş, üstüne de biraz köpük helva ve uğut tatlısı ikram ediyorlar bize. Başkandan koruma altındaki 138 binadan 45'inin restorasyon işlemlerinin sürdüğünü duymak ayrıca sevindiriyor bizi. http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg Diyar-ı Akşemseddin'e hoş geldiniz! Yemyeşil vadilerden yirmi dakika kadar yol aldıktan sonra "Diyar-ı Akşemseddin'e hoş geldiniz" tabelasıyla bizi Göynük ilçesi karşılıyor. Karşımızda zafer kulesi, arada dere, solunda ve sağında kendinizi Safranbolu'da yahut Odunpazarı'ndasınız hissi veren konaklar...Tam da ortada Fatih Sultan Mehmed'in hocası, sırdaşı, yakın dostu Akşemseddin'in türbesi... İstanbul'un fethinden sonra "Konstantiniyye'ye sadece bir sene dayanabilmiş ve huzuru Göynük'te bulup ahir ömrünü buraların aydınlanmasına hasretmiş" Akşemseddin'in türbesini ve hemen bitişiğindeki bölgeyi fetheden Süleyman Paşa'nın yaptırdığı camiyi ziyaret ediyoruz. Hamamönü meydanından geçip "Eski Çarşı" dedikleri arastada şöyle bir geziniyoruz. Göynük'ün giyim kuşam alanındaki yöreselliğine hayran kalıyoruz. Yöresel gıdalar dikkatimizi çekiyor bu arada; şeker fasulyesiyle piyazlık Bombay fasulyesi meşhurmuş Göynük'ün. Burada saat kulesini hatırlatan bir eser var, ilçede simgeleşmiş. Saygılı, efendi, temiz yüzlü bir delikanlıyla sohbete başlıyoruz: Tanju Tüzül. Boş zamanlarında rehberlik yapıyormuş. Saat kulesine benzeyen eserin "Zafer Kulesi" olduğunu, Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazandığımız günlerde dönemin kaymakamı Hurşit Bey tarafından yaptırıldığını söylüyor. Belediye Başkanı Kemal Kazan geliyor yanımıza. Aslen Göynüklü olan başkan, uzun süre İstanbul'da görev yapmış. İlçenin gelişimi ve tanıtımı için seferberlik başlatmış, heyecanla şehrini ve geleceğini anlatıyor. Bu gece Göynük'te konaklamaya karar veriyoruz. Akşemseddin ailesinin işlettiği, iki yüz elli yıllık bir konağı tercih ediyoruz. Akşam yemeği için Belediye binası karşısında, Göynük çayı kenarında "Paşazade Restaurant"ta karar kılıyoruz. İşletmecisi Harun Bey'e "Yöresel neler yiyebiliriz?" diye sorduğumuzda soframız donatılmaya başlıyor: Düğün çorbası, mantı, cevizli-keşli erişte, güveçte yaprak sarması, piyaz, su böreği... Durun daha ana yemek gelmiş değil. Yöresel etlerden lezzet yumağı bir ciğer yahut tas kebabından hangisini tercih ettiğimiz soruluyor. Üstüne üstlük sırada daha ev baklavası da varmış. Aslında Göynüklülerin asıl tercih ettikleri tatlı "gara helva" dedikleri un tatlısıymış ama yaşlıların dışında pek de yapan kalmamış. Bir de uğutları var, daha çok ticari metaya dönüşen. Kahveyi geceleyeceğimiz Akşemseddin Konağı'nda içiyoruz. Akşemseddin ile aynı evde yaşamış olabileceğimiz duygusu kaplıyor içimizi. Anadolu'yu ve İstanbul'u bizlere bahşeden ecdadımıza Fatihalar gönderiyoruz. Yayla havasının hakim olduğu Göynük'te dört-beş saat uyku bütün yorgunluğumuzu alıp götürüyor. Günün ilk ışıklarıyla sokaklardayız. Yaşlı teyzeler, gelinler kalkmış ev önlerinde bir şeylerle meşgul. Yüzlerinde tebessüm ve sağlık hakim. Klasik bir kahvaltı yerine yöresel bir çorba içmeye karar veriyor ve Konak Restaurant'ta "Göynük tarhanası" içiyoruz, ağzımızdan gayri ihtiyari "Biz daha önce tarhana içmemişiz." sözleri dökülüyor. http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg El değmemiş bir yeryüzü cenneti Mudurnu buraya 51 km mesafede. Dağlar, tepeler, yeşillikler, içinde bir müddet gittikten sonra "Sünnet Gölü" tabelasını görüyoruz. "Girelim ve görelim" diyoruz. Altı-yedi dakikalık bir yolculuktan sonra el değmemiş bir yeryüzü cenneti ile karşılaşıyoruz. Yarım saatlik bir yolculuk sonrası Mudurnu'ya ulaşıyoruz. Adını Bursa tekfuru Maderna'dan alan ilçede ilk olarak bir sâlâ dikkatimizi çekiyor, ardından da dükkânlarının önlerinde iki sıra halinde toplanmış, ellerini göğe açmış, imamın duasına yüksek sesle "aminnnn" diyen esnaflar. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.