![]() |
Yusuf İle Züleyha'dan...
“Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.”
A’raf, 176 Söz Başı Bismihû.Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla. Önce söz vardı, hayat sonradan geldi. Önce çile vardı ihsan arkadan geldi. Önce iştiyak, arkadan sebat geldi. Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan? Mülk gibi söz de, ne senin ne benim. Cümle gibi aşk da ne senin ne benim. Söz de, aşk da, ne benim ne senin. Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya, ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut, mayıs gülü, ışıklı nisan yağmuru ne kadar Allah’tansa, mülk gibi söz de ve aşk da O’ndan. “Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da, beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen, hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor. Değil mi ki her şey O’ndan, gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka. İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı. Işık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O’ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder. Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir : Bir çiçeği, bir kuşu, denizi, yağmuru, gökyüzünü, yazıyı, yazıyı yazanı, kalemi tutanı, bir yaratılmışı hasılı. Söz gelimi Leylâ Mecnun’u, Şirin Ferhâd’ı, Züleyha Yûsuf’u sevdiğini zannedebilir. Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir. Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir? Her aşk O’na çıkar sonunda, O’ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir. Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek. İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok. Şans sözcüğü yok lügatlerde bundan böyle. O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok. Ve neyi sevdiğini bilenle bilmeyen arasındaki fark sadece bilmenin bilincinden ibaret. Küçük bir biliş farkı. Mülk gibi aşk da Allah’tan. Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O. Tenin de O, canın da O, cismin de O. Ve aradan perdeleri kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret. Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi. Züleyha ki Yûsuf’u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi. Sonra aşkın kaynağını bildi, Yûsuf’u değil, Yûsuf’ta tecellâ eden nuru sevdiğini fark etti. Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti, önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti. Biri sûretten nura yükselirken diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti. İşte bütün hikâye: Kim düştü kuyuya, Yûsuf mu, Yakub mu, Züleyha mı? Zindan kimin kader, Yûsuf’un mu, Yakub’un mu, yoksa Züleyha’nın mı? Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında. Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir. Söylenmemiş Mesnevi kalmadı yer yüzünde. Her Yûsuf u Züleyha,bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu nasıl mazmun diyor ya, kalbi dipsiz derinliklerde çoğalan Fuzuli, Farsça Divan’ının önsözünde, yani ki Mukaddime’sinde. Hiç kullanılmamış, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem bilinmeyen, hem kullanılmış bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun ki zincir kuvvetli olsun. HerYûsuf u Züleyhabir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu da öyle. Ayna aynı, kitap farklı. Şiir : Bu kez birkaç kitap yine aynı ayna ve birkaç ruh hepsinin içinde mevcûd züleyha’nın acısı acının Züleyha’sı (Ayşegül Köse) |
Yusuf İle Züleyha'dan...
YUSUFUN RÜYASI
Yusuf…. » BİSMİLLAH! Bir çok razılık bir çok başlangıç, bir çok aşma bir çok aşkınlık. Versede vermesede Rabbinden razılığın sırrına vakıf olan hakikat-i Züleyha’ya Bismillah! Uyandın, seni perdeler ötesinden hakikate doğuran aşka Bismillah! Yusuf’u kuyunun karanlığından ve önlün gecesinden geçiripde Züleyha’ya getiren kervana Bismillah! Züleyha’nın ateş bahçelerini İbrahim’in gülşenine çeviren yangına,yakılan ve yanan trende uyanan ruha Bismillah! KuyuyaBismillah! Zindana Bismillah! Karanlıktan aydınlığa çıkaran duaya,hüzün ile semaya ağan ruha Bismillah! Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün ! AcıyaBismillah! Ateşe Bismillah! Gözyaşına Bismillah! Ne olursa kalpte olur,ey kalbi kırıklarla beraber olan Allah’ım! Yolunda yürümek için ben kuluna lütfettiğin,ikbalim olan yol arkadaşıma Bismillah! Mesnevi bahçelerinin diretmiş dildarı merhaba! Mana aleminden kağıda düşen kelama Bismillah! Kaleme inşirah veren nu’na Bismillah! Nun’un nakşı bir ah’a Bismillah! Bir ah çekip de derundan kalbimde buluverdiğim Gül-i siyaha Bismillah! Nazan Bekiroğlu |
Yusuf İle Züleyha'dan...
YUSUFUN RÜYASI
Güzeller güzelli Yusuf çölün koynuna uzanmış olan Kenan şehrinde yaşamaktadır. Bir Vakit tam sabah üzeri rüyalarda uyku uyanıklığın gezindiği bol yıldızlı saatlerden birinde Yusuf rüyasında rüyası Yusuf taydı Yusufun rüyasında güneş ay ve onbir yıldız vardır Önce onbir yıldız teker teker gelip Yusuf un tam arkasına dururlar Sonra ay gelir Yusuf un güzelliğinin de kendine zararı vardı. Ama sadece ilk anda çünkü Yusuf dar zamanlar için değil geniş Zamanlar ve uzun yollar için yaratılmıştı O nun güzellik şöhretini duyan bedevilerden biri bir gün çöller aşıp seraplara kanmadan vahalarda duraklayıp, hiç yolundan sapmadan Kenan a Yusuf u görmeye gelir Yusuf un bir gülümsemesi ile içi aydınlanan bedevi ona sırtındaki deve tüylü heybeden çıkarttığı aynayı hediye eder Yakub diğer oğullarına Birinizin yerini yeğ tutamam diğerine şu baba yüreğimde dese de Yusuftan gelen ışığa gözlerini kapayamamış ve ona duyduğu muhabbet diğer oğullarına duyduğundan daha fazla olmuştur Bu durumun farkında olan diğer oğullar bir gün Yusufu kıra götürmek için Yakubdan izin isterler Yakub tedirginlik duymasına rağmen gene de onlara izin verir. Kardeşleri Yusufu kıra götürüp bir kuyuya atarlar Eve döndüklerinde ise Yakuba Yusufu bir kurdun yediğini söylerler Yakub oğullarının bu söylediğine inanmamıştır fakat yapacak fazla bir şey yoktur Yazar bu bölümün sonunda kurdu kuyuyu ve aynayı konuşturur Yusufun kardeşlerinin Yakuba Yusuf u kurt yedi demeleri kurdu endişelendirir Zira bundan böyle herkes Yusuf’u kurt yedi diye bilecektir Kurt suçsuz olduğunu insanlara nasıl duyurabilirdi? Sözün bu kısmına gelince kurdun nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı Gri tüylerle kaplı göğsü ön ayakları ıslandı Kurdun alnına öyle bir leke sürülmüştü ki kurt bu lekeyi nasıl yıkayacaktı? Kıyametin kopacağı güne değin tüm torunlarına geçecekti bu leke Kurdun Tanrıdan tek muradı vardı onu bu ayıpla yaşatmamasıydı Rabbim ne güzelsin dedi kuyu derin gözleri semada Yusuf gibi bir güzeli karanlığında tam üç gün üç gece konuk etmişti Aydınlığıyla aydınlanmıştı karanlıkları ve kokusuyla sağalmıştı bütün gizli saklı yaraları Yusufu kucakladı Rabbinin ona verdiği izinle ve emirle okşadı hiç yormadan ürkütmeden ve korkurtmadan Üçüncü bölüm Züleyhanın Rüyası Yazar bu bölümün başında Züleyhayı tasvir eder Züleyha Mısırın en zengin en soylu saraylarının birinde Annesinin bir tanesi babasının güzeli Mısırın en güzeli Su damlası lotus dalı Züleyha Gönüllerin emeli Züleyha çöl çiçeği Mısırın parlak seheri Kaç gönle tuğ diken genç ece Kaç ülkenin hakanı olup da henüz düşmemiş kale ele geçmeyen ülke fethedilmeyen şehir Adı Hintten Yemene uzayıp giden efsane Züleyhanın gördüğü rüya Züleyha nın düştüğü yanılgı dilenci Yusufun pazara çıkması Yusufun Züleyhanın yanında büyümesi Züleyha nın Yusuf tarafından görülmek istenmesi Mısırlı kadınların Züleyhayı kınaması ve Yusufu görünce ellerini kesmesi Yusufun duası ve gömleğinin yırtılması sarı gülün yapraklarının ufalanması Yusufun zindana atılması Züleyhanın Yüsufa mektup yazmaya başlayıp hitaptan öteye geçememesi Züleyhanın kendi Tanrısında aradığını bulamayışı Züleyhanın Yusufun Rabbini bilmesi Züleyhanın ilk duası Züleyhanın gençliğini ve güzelliğini kaybetmesi ve daha sonra kaybettiklerini geri istemesi gibi olaylar hikayenin bu kısmında yer alır Bu bölümde ayrıca Yusufun gözleri elleri ve alnı için bir kaside yer almaktadır Yusufun gözleri bir derin kuyu Yusufun gözleri bir gizli bahçe yağmur yemiş gül vurgunu bir yasak kent surları kuvvetli bir iç şehir kapıları kilitli yağmurdan sonra açan güneş Züleyhaya Yusufun gözleri güneşten sonra yağan yağmur Dördüncü bölüm Firavnın Rüyası Bu bölümün başında Yusufun zindana götürülmesi anlatılır Kocaman bıyıklı kocaman elli kocaman kılıçlı adamlar kapıları açtılar kapıları kapadılar Kırk merdivenlerden indirip de karanlığın kuyusuna Yusufu zindana koydular Bir mazlum ahı suretinde zindana koyulduğu ilk gece ve ertesi gece ve daha ertesi gece Yusuf hiç uyumadı Taş zeminde dizlerinin üzerinde öylece oturuyorken ve gözleri aynı noktaya dikili sadece düşünüyorken Ölümün ölüm öncesindeki kardeşi demek olan uyku Yusuftan uzaktaydı Zindanda Firavnın ekmekçisiyle şerbetçisi de vardır Yusuf daha önce gördüğü rüyayı burada da görür O artık ne için yaratılmış olduğunu ve görevinin ne olduğunu bildi O bir nebiydi? Yusufa zindanda yorum ilmi verilir. |
Yusuf İle Züleyha'dan...
ZÜLEYHANIN GENÇLİĞİNİ GERİ İSTEYİŞİ
Gençliği ve güzelliği kendisini terk ederken bir acı indi Züleyhanın kalbine.Son bir çığlık gerisin geri dönmek istedi.Kadın olanın ilk ölümünü kabullenmesi kolay değildi.Rabbinden mucize diledi.Rabbim dedi bana gençliğimi bana güzelliğimi geri ver Endam aynalarıyla bölündüğünde yollarım yarım aynalar tutulduğunda yüzüme dökülen o sınırsız ışığı geri ver Geri ver parlak inci tenimi hilal kavsi kaşlarımı bir ceylanın gözlerinden müstear eşinden başkasına dikilemeyecek gece rengi gözlerimi Bir meyvenin tazeleğini içmiş ağzımı inci dişlerimi Yanağımda tek gerdanımda çifte benimi Kınalı topuğumu örten simsiyah saçlarımın gecesini Hindistanın aysız geceleri kadar kara ve büyülü bir büyücünün tezgahındaki misk ve amber karışımları kadar güzel kokulu sırma kadar parlak ve bir yılan kadar kavrayıcı saçlarımın hazinesini Geri ver Rabbim gençliğimi güzelliğimi Ak göğsümü ince belimi Rabbim dedi Züleyha bana endamımı ver geri Rüzgar estiğinde boynu bükülen gül dalı yıldızlara baş çeken servi ağacı suya eğilen söğüt dalı kıl yeniden beni. Rabbim dedi Züleyha mucizedir bunu istemek bilirim.Ama mucizen doldurmuş değil mi dört bir yanımı? Göklerinden kayan bulutlarında mucize var sabit gibi görünüp de yürüyüp duran dağların yatağını doldurup da taşmayan deniz Direksiz duran çembersiz dönen gökkubbe Saydam küreler üzerinde birbirine çarpmadan ve harikulade bir nizam içre dönüp duran seyyarelerin mucize Rabbim dedi Züleyha gökte asılı duran hilalin mucize doğan ay batan ay mucize Her seher vaktinde ağarması günün her gurup vaktinde dökülmesi geceye. Kemale çıkması güneşin zeale akması her gün her sabah doğması batması her akşam. Nilin mevsimine göre taşması ve yüzyıllardır denize doğru akması mucize değil mi? Bana mucizeni ver Bana gençliğimi bana güzelliğimi geri ver Mısır ülkesine yağıp duran şu yağmurlar her bir yağmur damlasının çölün susuz göğsüne inmesi ve oradan bir daha göklere yükselmesi mucize değil mi? Nefes alışım mucize yaradılışım mucize bir kan damlasından var edilişim Ölecek olduğum mucize mucize bir daha dirilecek olduğum Ölüm mucize öğrendim ölümlüymüşüm Tekrar doğmamı sağla aşk mucize öğrendim ölümsüzmüşüm. Bana gençliğimi bana güzelliğimi geri ver Mucizeyse istediğim isteyebildiğim mucize Rabbim bana mucizeni ver Mucize değil mi Rabbim şu kalbimdeki? Rabbim sana görmeden iman edişim mucize değil mi? Züleyha saatlerce böyle dua etti. Ağladı. Kalbi yandı Rabbine inancı gibi duasında da samimiydi Üstelik hiçbir dua cevapsız kalmazdı Ama Züleyha’nın duası Rabbi katında kabul bulmadı Çünkü onun duası sevk edildiği yolculuğun mutabıkı olan bir dua değildi Güzelliğini sureti olarak geri istiyordu |
Yusuf İle Züleyha'dan...
ZÜLEYHANIN İLK DUASI
Rabbini bilen Züleyha ilk dua olarak hemen oracıkta Rabbim gözlerimden bu acıyı kim silecek benim Kim yıkayacak gözlerimin içini Kim yıkayacak acılarla dolan kalbimi Hemen arkasından da olsun dedi Rabbim her şeye razıyım Hepsine razıyım Yeter ki aşktan azad etme kalbimi Yeter ki göz yaşlarımın serininde yıka içimi Göz yaşlarımı ve aşkımı alma onlar bende kalsın.Bedel olsun Ödül olsun Bağış olsun Yoksulluğum zenginliğim olsun Aşkım yeter muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış göreyim Aşkım yeter varlığımın anlamı neymiş çözeyim Yeter aşkım yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim Aşkım yeter tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın tüyleriyle yükseleyim Aşkım yeter tenimin beni hapsettiği zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim Aşkla var olduğum yerde yine aşkla yok olayım Rabbim acıya razıyım ama gözyaşım bende kalsın Razıyım yoklukta var olayım Yitirdikçe bulayım Öldükçe doğayım Canım çekildikçe aradan saf aşktan ibaret kalayım Rabbim çıkar aradan takılıp kaldığım tenimi kaldır aradan saf aşkla aramdaki perdeleri |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yûsuf’un aşkıyla Züleyha öyle bir hale girdi ki artık herşey ona Yûsuf demekti ve Yûsuf’a yakınlığı nisbetinde muteberdi.
Bundan sonra, dedi Züleyha, nasıl eskisi gibi konuşur, eskisi gibi güler ve ağlarım? Nasıl aynı ağaç olur artık aynı olmayan ağaç, benim kalbimin üzerinden Yûsuf geçmişken? Nasıl eskisi gibi görünür evren gözüme hiçbir vasfı artık eski vasıflarının hiçbirine benzemiyorken? Dilim Yûsuf’un adından başka bir sözcük telâffuz edemiyorken, kuştan, ağaçtan, sudan nasıl söz açarım? Kuş diyorsam, Yûsuf demek istiyorumdur.Ağaç da Yûsuf demektir.Su, Yûsuf’un ta kendisi.Nasıl olur da Yûsuf olmayan bir ismi ağzıma alırım?” Yûsuf İle Züleyha- Nazan Bekiroğlu |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Aslı Zelicka’dır, Potifar’ın eşi ve Yusuf’un aşkı, su perisi olduğu da söylenir ama dünyanın en büyük aşkıdır belki de Züleyha’nın aşkı.
Yusuf, İbrani Peygamberi’dir. Yakup peygamberin oğlu… Yusuf’un serüveni Tevrat’ta, Tekvin bölümündedir. Yusuf, Kur’an’ı Kerim’de de yer alır [Yusuf Suresi]. Aşkları masal değil , öykü değil, efsanedir artık. Kenan ülkesinde yaşayan Yusuf – ki adı İbranice Yosaf’dır- babası Yakup peygamber tarafından çok sevilince onu kıskanan kardeşleri tarafından kör kuyuya atılır.Ve kervancılar tarafından kurtularak köle olarak Mısır’da satılır. “Mısır Azizi” Kıtfir satın alır onu. Çok güzel bir erkektir Yusuf. Kıtfir’in karısı Züleyha çılgınca aşık olur. Züleyha’nin Hz. Yusuf’a karşı duyduğu aşk tanımsızdır. Bütün servet ve güzelliğini onun uğrunda harcamıştır. Kocasına, ailesine tüm Mısır halkına karşı durmuştur bu aşk.. Derler ki yetmiş deve yükü mücevher ve gerdanlığını vardır hiçbir şey gözünde değildir… “Bugün Yusuf’u gördüm” diyen, ondan haber veren herkese onları zengin edecek değerde mücevher dağıtırmış.. Aşkın ağır tutkusuyla karşılaştığı herkesi “Yusuf” diye çağırır olmuş, o kadar ki, başını geceleri gökyüzüne kaldırdığı zaman Yusuf’un adını yıldızların dizilerek yazdığını iddia edermiş. Fakat Yusuf efendisiyle evli olan Züleyha’nın aşkına karşılık vermesi olanaksızmış. Aşkını kalbine gömüp susmuş sadece.. Oysa Züleyha kendini kınayan tüm insanlara sevdasını haykırıyormuş. Hatta şöyle bir söylence vardır. “Züleyha, birgün bütün kadınları evine davet etmiş.. Sofra düzenleyerek önlerine meyve koymuş ve onları soymakı için bıçak vermiş.. Kadınlar meyveleri yemeye başlayacakları sırada, Yusuf’a seslenerek, “Onların yanına çık” demiş. Karşılarına çıkan Yusuf’u gören kadınlar güzelliği karşısında öyle büyülenmişler ki bıçakla parmaklarını kesmişler de farkına bile varmamışlar.” ” İşte sizin gördüğünüz güzellik benim Aşkımdır! ” diye haykırmış Züleyha. Fakat Züleyha’nın ağır aşkı Yusuf’un zindanı boylamasına neden olmuş. Yıllarca peygamber sabrıyla zındanın ağır çilesini çekmiş Yusuf Peygamber. Sonra yine bir söylenceye göre Mısır kralının tabiri olanaksız rüyasını doğru olarak yorumlayınca Hz. Yusuf hapisten çıkmış. Ve bu arada Kıtfir öldüğü için Züleyha’yla evlenmiş. |
Yusuf İle Züleyha'dan...
YUSUF İLE ZÜLEYHA’dan(kalbin üzerinde titreyen hüzün)
………Rabbim,dedi Yusuf,sen bana,kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda,Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki, isteğe yaklaşınca,istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim,senden gelen yasaklar “yapma”ile değil”yaklaşma”emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına,yaklaştıktan sonra “yapmam”diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”. Öyleyse aslolan :”yaklaşma”Öyleyse Rabbim insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda,şu odada,sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni insan yaratılmışlığın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et. Rabbim,diye devam etti Yusuf duasına.İ stemeyi istemek kadar istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma,nefsimin altından kalkamam.Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam.Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür. Böyle dua edince Yusuf,ona Rabbinden bir işaret geldi.Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde,her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olma yürekliliği ile peygamberdi.Ve o iffet demekti. SONRA:YUSUF’UN ELLERİ Yusuf’un elleri bir salkım üzüm Bir ak zambak ,şakağında Yusuf’un eli Kimi parmakları elif,tırnakları karanfil Kimi parmakları kalem,tırnakları gül Elleri Yusuf’un Elmacık kemiklerinde gezinirken bir dağ lalesi,incecik bıyıklarının üzerinden geçerken bir demet kiraz çiçeği,gül yağıyla ovalarken sakalını bir sümbül çelengi.siyah,simsiyah saçlarınıngecesine düşerken Yusuf’un elleri,bir nar çiçeği. Bir nar çiçeğini ezebilir mi benim Yusuf’um Yusuf’un elleri yoksa ben de yokum Yusuf’un elleri,alnında bir esmer kelebek,Yusuf’un eli şahdamarında,Züleyha’ya yakın ölüm Dudaklarının üzerinde duraklıyorsa bir an,Züleyha’nın kalbi demektir Yusuf’un elleri Çenesine dayalıysa Yusuf’un elleri, Züleyha’nın kalbinde demektir Yusuf’un eli Kaç zamanı araladı Yusuf’un elleri Kaç zamandır yed-i beyza Yusuf’un eli Yanağında gezinirken,bir demet nergis,bir sap suçiçeği Yusuf’un elleri Bir yasemen dalı,dizinin üzerinde unutulmuşsaYusuf’un sağ eli Bir Yusuf çiçeği Yusuf’un sol eli |
Yusuf İle Züleyha'dan...
ZÜLEYHA’NIN YUSUF’A MEKTUP YAZMASI
… “Yusuf” yazdı Züleyha,sayfanın ortasına.Hala hitaptaydı kalemi,bir satır ileri geçemedi. Bir satır ileri geçsem hitaptan,dedi,yanacağım.Ses verdi içinden bir ses:”Yan o zaman,yan o zaman!” Züleyha devam etti: “Ah benim Yusuf’um,ah benim,ah/senim,dedi,başka bir şey diyemedi.” Züleyha Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca “Yusuf “diye başladı,”Yusuf ” diye bitirdi.Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok.Ve Züleyha’nın lügatinde “Yusuf”tan öte sözcük yok. “Yusuf,dedi,kelamım artık sende hükümsüz.Ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme.Bil ki kelamdan da ötede sadece ah var,ah ki dünya onun üzerinde durur,gökkubbe onun hararetiyle döner..” Züleyha’nın gülümsemesi “Bir gün Züleyha, arkalığına beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından. Görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve Züleyha’ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha gibi takamazdı. Birden bir meczub, ehil arslanları, atları ve arabaları aşarak Züleyha’nın tahtırevanının önünde dikiliverdi, yürüyüş durdu. Züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedeninin anlamak istedi. Gözlerini kaldırarak Züleyha’nın yüzüne bakmaya başladı meczub, “Züleyha…” dedi, “sevindir beni!” Züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti. Köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avucuna; ama meczub oralı bile olmadı. “Züleyha…” dedi, “Sevindir beni, bana gülümse! Başka bir şey istemem.” Züleyha bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı. Usulca gülümsedi.(…) Başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi. O günden sonra Mısır’ın lisanına “sadaka vermek” anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti: Züleyha’nın gülümsemesi.” |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Züleyha’nın Yusufluğu
Kollukçular Yusuf’u alıp götürdükten ve hüzünlü gece Nil’in üzerinde bir ürperti gibi asılı kaldıktan sonra hiç uyumadan ertesi sabahı buldu Züleyha ama, hayatı her zamanki tadında bulmadı. İçten içe derin bir öfke önce, sonra nedeni belirsiz bir kendinden hoşnutsuzluk hali. Her zaman doğruyu gösteren yürekte istikamet tayini. Aşkını düşündü Züleyha, şimdiye kadar hiç düşünemediği hallerdeydi. Tapınaklarda genç rahiplerin buhur yakma görevini yerine getirmesinden bile erken saatte Züleyha ırmağa bakarak düşünmeye başladı. İlk kez Nil’in güllerinden yapılmaz tacını başına, yasemenden bileziğini ayağına takmamıştı. Züleyha ilk kez gece kadar sade sabah kadar yalındı. Yusuf,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.Yusuf,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim. Yusuf, dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin. Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni,çünkü mümkünü var,suret kasrında bir suret değilsin. Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür. Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim? Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene. Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim. Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim. Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım. Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda. Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana. Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım. Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin. Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. “Senin kaderin benim tecellim.”, kaderimde zindan varsa, Yusufluğum su götürmez benim. Yusuf ile Züleyha / Nazan Bekiroğlu |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yusuf dedi Züleyha;
”Sevdim seni, seni sevdiysem, bir eşikten geçtiğimdendir. Bir kentin içine düştüğümden ve bir kenti içime düşürdüğümden. Ben ki tüm savaşlarımda hem kumandan hem neferdim. Bu yüzden seni sevdim. Ve biliyor musun, seni sevdiysem, bütün ruhların yaratıldığı ve henüz ruhlara cesetlerin biçildiği o mecliste, senin yanında yer almış olduğumu hatıramda taşıyor olduğumdandır bu. Bunca kolay terkediyorsam varlığımı senin varlığına o şimşek parıltısı anın anısını gözbebeklerimde saklıyor oluşumdandır. Bu kadar tanıdık buluyorsam kalbimi kalbine, o ezeli uğultuyu hala kulaklarımda taşıdığımdandır.” ‘’Zaman bir masal gibi geçti. Bir masal bir zamanı kendine seçti. … çok zordu yusuf’u görmeyen gözün züleyha’yı anlaması! çok kolaydı yusuf’u görmeyen gözün züleyha’yı kınaması!” |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yusuf'u kaybettik....
Kaç gömleğimiz yırtıldı ön yanımızdan sayamadığımız... Yusuf bir teşbihti...Yusuf bir temsil... Yusuf olabilmek ise hakikat. Kuyusuna düştüğümüz günahlarımız var. Yalnızlığımız var itildiğimiz kuyuda. Ve düştüğümüz bu günah kuyusunda bizi bırakıp giden güya kardeşlerimiz... Kurtarılmayı beklediğimiz kervan var Yusuf gibi... Kaynak: ForumPaylas.net http://www.forumpaylas.net/showthread.php?p=37151 (Yusuf olmak zor çok zor...) Fakat kurtuluş ümidiyle elimizi tutup bizi bırakan...çarşıda satan... ve rüyalarımız var avuçlarımızda onbir yıldız bir güneş ve ayımız olan... Ne garib bir de hakikat var Yusuf'u sultan yapan.. Yusuf'u sultan yapan bir Sultan var... Gömleğimizde kaç sultanlık bıraktık...Kazanamadığımız... Simamıza baktığımızda parmakla kesilmiyor artık!!! Parmağı kestiren şey Yusuf'un sureti mi sandık... İçteki sıretti...Haya idi...edeb idi... takva idi... nur idi.. Kaybettiğimiz Yusuf'luğumuz var... Gömleklerimizde öldürdüğümüz...Kuyularda boğduğumuz... Kölelikten geçen sultanlığımız var köle olmaya razı olamadığımız... Sultan olmanın sırrı o gömlekteydi oysa... Kaç defa yırtıp değiştirdik gömleğimizi...Kaç defa züleyhalar yırttı...Dönemedik... Ne çare Yusuf'u Kaybettik... Yusuf'luğu... Yusuf olamayacağız...Gömleğimiz dikiş tutmuyor... Yusuf'u Kaybettik!... __________________ Zira sevilmekle imtihan olan bir masumdur Yusuf... Yakup sever kuyuya düşer, Züleyha sever zindana... |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Aşk...
Aşk Yusuf'un Kenanında saklıdır. Yusuf'un kuyusuna inmeden çözemezsin... Aşk denen şeyi... Yusuf'un kuyusuna saklanmıştır Aşk... Yakup'un gözlerine bakmadan göremezsin... Aşk denen şeyi... Yakup'un gözlerine saklanmıştır Aşk... İnlemeden anlayamazsın Yakup gibi... Kaynak: ForumPaylas.net http://www.forumpaylas.net/showthread.php?p=9931 (Yusuf olmak zor çok zor...) Aşkın ne olduğunu... Malum bir meçhule sarılmaktır Aşk... Sıkı sıkıya sarılmak... Uçurumdan düşen insanın sarıldığı bir dal parçası gibi belki de... O dalı bırakmaktır bazen... Uçurumun dibinde bekleyen Maşuğa kavuşmak için... Baktığın her yerde Maşuğu görmek... Duyduğun her seste O'nu dinlemek... Söylediğin her şeyi O'nun için yapmaktır Aşk... Her yönde O'nu görmek... Her yönde O'na gitmek... O'nun için gülmek... O'nun için ağlamak... Yemek.. İçmek... Uyumak... Yakup kadar yakın olmak özlediğine... Bir o kadar da uzakta bulunmaktır sevdiğine... İstese dünyaları yıkacak imkana sahip olmak... Ellerini uzatsan tutacak kudrete sahip olmak... Nazı geçen olmak... Ama ellerini uzatmamanın sırrıdır Aşk... Seslensen ses alacak makama sahip olmak... Ama hamuş(sus-pus)olup beklemenin adıdır... Sırrıdır Aşk...bazen bulmak Yusuf'unu... Bazense kaybolmak beraberce Kenan ilinde... |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yusuf tek başına ne yapılabileceğinin en şahane örneği
Yusuf kuyuların efendisi Yusuf kara zindanların ışığı Yusuf efendisine ihanet etmeyen sadık köle Yusuf kölelikten efendiliğe geçiş Yusuf züleyhaya rağmen ahlak abidesi Yusuf erkekliğin şanı şerefi Yusuf evlat Yusuf çile Yusuf kurtuluş Yusuf can canan sevgili yar bir daha gelmedi Yusuf dünyaya tek başımıza kaldığımızda yenildik hep Züleyhalara boyun eğdik kardeşlerimiz kuyulara attı köle olduk lâkin efendiliği geçemedik ah Yusuf Yusuf'ca yaşayamadık gıpta ettik sadece sana, anlamadık senide takıldık Züleyha'ya... |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Gömleğindi önce kana bulanan,
Gömleğindi yine arkadan yırtılan, Yakub'un Gözünü açan da gömleğindi Yusuf Gömleğin adı iffet, Gömleğin adı izzet, Gömleğin adı hikmet, Giymek gerek. Yusuf olmak için giymek gerek, Giymek için Yusuf olmak gerek. Onun gibi dürüst, saf ve temiz. En dipsiz kuyulara atılsan da, Köle gibi satılsan da, Dünya ya sultan olsan da, Sahib çıkmak taşıdığın gömleğe. Çünkü inancın o senin, iffetin, izzetin. Yırtılacaksa gömleğin, arkadan yırtılmalı, Belki kana da bulana bilir, Kör olan gözleri açmasa bile, Maneviyata muhtaç gönülleri açmalı. Ey müslüman gençlik, Daha ne duruyorsun, Yusuf olmak zor iş olsa da Hep hedefin Yusuf olsun. Sen Hz Muhammed'in (s.a.v.) ümmeti Ve biricik Yusuf'usun... |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yusuf İçin
Eline alıp mana tasım iç kana kana... Dudaklarında Yusuf bestesi, gözlerinde Yakub’un döktüğü hicran katreleri ve karşısında devrin kör kuyusuna itilmiş bir nesil.. Bu bizim çileden yana talihimiz mi diyeceksin? Yoksa bir gün Melik-i Mısır olmaya namzed bir neslin mukadder olduğu yükü taşırken katlandığı fedakârlıklar mı diyeceksin? Nasıl dersen de, ama yine de Kenan ilindeki baba gibi inleyeceksin. İnlemeden, ağlamadan, gözyaşlarını ceyhun etmeden kurtuluş mu var zannedersin? Gümüşten ırmaklar ne zaman çağlar? Hatta şimşekler gökyüzünde gezdikçe semanın gözü su ile dolub dökülmez mi zemine yağmur şeklinde? Sonra çağıl çağıl çağlamaz mı ırmaklar, dereler dağlardan bayırlardan, bağlara, bostanlara içirmek için hayat suyunu. Yakub’un gamı efganı dedik; davanın boyunduruğu altına girib o hicranlı sesin yankılandığı çileli yollarda mukaddes yükü çekmek ilelebet hedefe doğru. Şeyh Galibin: Yakub-ı gamım ışk ile hak olsam da Canımdan azizsin helak olsam da Damanını manendi Züleyha tutarım Ey! Yusuf-u sine çak olsam da. dediği gibi Yusuf’u beklemek, perdelerin kalkacağı günü beklemek gözlerinden. Mis gibi, Yusuf’un kokusunu alabilmek çok uzaklardan. Sonra Yusuf! Yusuf! Diyerek saba rüzgârına efganını salıb Mısır’daki esrarın siyah zülüflerine Kenan’dan dokunabilmek. İşte ey Yusuf’u bekleyen gönül! Çektiğin acılar bu acı. Sinene bu kederden taş bastın, uykuların bunun için kaçtı senin. Zira Yusuf sana bahar hediyesiydi; sen Yusuf’a saksılık edecek kıraç toprak. İşte Yusuf gelmekde.. İliklerine kadar hissettiğin “hoş bu’ onun... Sana müjdeler olsun ey Yusuf’u bekleyen gönül, ey sine-i Yakub, sana müjdeler olsun!.. Mehmet ERDOĞAN |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yusuf'u Öldürdük, Züleyhâ Ağlıyor...
Her şey kuyuda başlamıştı. Yusuf kuyuya düşerken yükseliyordu manen. Avuçlarında sakladığı ihanetiyle bir yolculuğa başlamıştı. Kanlı gömleğinden sızan kokusu Yakup’un gözlerindeki feri silerken o, kuyuya yükseliyordu. Bir Nebi’nin en sevdiği evladı olarak girdiği kuyudan köle olarak çıkıyordu. İlahi aşkın verdiği nur yüzünde besteleniyordu. Köle pazarında sahibeler Yusuf’u değil aşkı satın alıyorlardı. Saraya köle, sahibesine karşılıksız muhabbet oldu. Yusuf’u güzel kılan haya perdeleri parmak kopartırken açılıyor ve imtihan başlıyordu. Züleyha’yı biçare kılan nur, Yusuf’u zindana düşüren hayanın aksetmesidir yüzüne. Züleyha nurun kaynağını bırakıp bedene talip oldu. Yusuf’ta şiirleşen güzellik muhabbet düşürdü bir faninin kalbine. Bu muhabbet gömleğini yırttırdı Yusuf’un. Bir Yakub’un muhabbeti parçalattı gömleğini bir Züleyha’nın. Gömlek yırtıldıkça Yusuf güzelleşti. Çünkü güzelliği hayasından kopan nurdu. Yusuf haya perdelerini örmek için girdi zindana. Zindan ona merdiven oldu ve yükseltti hem maşukuna hem makamına. Ve nefsinin külleri arasından Züleyha haya kapısını çaldı. Kırışık yüzüyle gittiği kapıdan hayanın nuruyla güzelleşmiş olarak çıkıverdi. Yırtılan gömlek Yusuf’tan Züleyha’ya geçti. Edep mertebelerini koşarak çıkanlar nasılda güzelleşiverdiler öyle. Ne oldu şimdi Yusuf’un emaneti, Züleyha’nın gençlik iksiri hayaya. Yırtılan gömlekler ne için yırtılıyor artık? Yoksa bizde Züleyha gibi kapattığında ilahının gözlerini kimseler görmez mi sanırız? Kaç Yusuf kaldı aramızda zindana talip hayası için. Kaç Züleyha kaldı aramızda tövbelerin en güzeli ile kırklanan. Ve Yusuf’a eş olmaya namzet. Bu zamanlarda Yusuf kuyuya düştü artık. Bir kervan bekleniyor onu kuyudan çıkaracak. Yusuf kuyuya düşeli değişti haya kokumuz. Gömlekler bırak yırtılmayı üzerimizde eğreti durur oldu. Züleyha tekrar yaşlandı ve güzelliğini kaybetti artık. Bir Yusuf bekleniyor Züleyha’ya tövbe ettirecek. Yusuf kuyuya düşeli Züleyhalar unuttu haya dokularını. Anlamları değişti hayanın, tövbenin ve Yusuf’a olan muhabbetin. Her şey bir flört cenderesinde öğütülüp gitti. Aşk masalları fazla sulandırdı kafamızı. Yusuf ve Züleyha gerimizde kaldı, yönümüz ters istikamete uzandı. Her şey kuyudaki Yusuf’un tekrar çıkması ile başlayacak. Yusuf sultan olacak gönül sarayımızda. Züleyha aşık olacak ve tövbe kapılarını zorlayacak parçalarcasına. Haya güneşi aydınlattığında yüzleri; işte o zaman ayın on dördü gibi parlayacaklar. Muhammet Esiroğlu |
Yusuf İle Züleyha'dan...
Yusuf’u kaybettim, Kenan ilinde…
Hüznün çocuklarıyız biz. Yüreğimiz kabuk bağlamış yaralarla. Bir dokunulup, bin ah işittiren yürekler. Acı katığımız.Umut örselenmiş yüreğimizde sadık bir yoldaş… Güneş en erken bize doğar, ilk ışıklarını bizimle paylaşır,geceden yalnız bırakmamışız dostumuzu.Yüreklerimizi ısıtır,sonra da bizi geceye bırakır…Yıldızlara…Uzaklara…Derinlere… Karla kaplı yüreğimiz üşür, yalnızlıktan… Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz! Bir tebessüm etmişsek Güneş’e, bin defa da sessizliğinde ,sensizliğinde ve gecenin eşliğinde ağlamışız.Kuyuya bırakılan Yusuf’uz… Dudaklarımızın kenarında mütevazi bir tebessüm saklıdır.Gözyaşıyla beslenen… Kim bilir belki umut oradan yeşeriyordur yüreklere... Sakın dokunmayın yüreğimize.Vardır her zaman hüzün gözbebeklerimizde, bir dokunulsa akıp dudaklara doğru kayacak olan bir yudum gözyaşı seli… Kuyuya terk edilen ey Yusuf! İhanetin hançeri sürekli aynı ellerde midir? Her zaman kardeşler mi bırakır kuyuya? Ya anneler? Ya babalar? Onlarda bırakırlar mı evlatlarını kuyuya? Bir ömür kuyuda geçer mi Yusuf? Sahi kervancılar ne zaman geçecek buradan? Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz… Yusuf! Ey Mısırın Sultanı! Peki ya ben kimim? Neden kuyu? Benim Mısır’ım neresi? Kader garip bir bilmece midir ey Yusuf? Ne zaman çözülür bu bilmece? Gecede neler gizlemiş sahip? Neden uykusuz geceler? Neden tatsız hayat? Neden içtiğim suyun tadı yok? Yoksa… Yoksa bu kuyunun suyu mu? Yusuf! Bir ömrün vebali nedir? Ödeyebilir mi bir insan bunu? Kuyudan ne zaman çıkılır Yusuf? Ellerimi uzattıkça engelim çarpıyor Yusuf? Bir küçük kuş gibi dışarı çıkmak için çırpındığımda , kafese çarptığımda , elimde sadece yorgunluk kalıyor! Yüreğim acıyor! Başım yorgunluktan dönüyor! Yorgunluğum bedenden değil ha! Zihnin o kadar yoğun ki Yusuf? Bu ne yaredir ki derman bulunmaz! Sahi sen kuyuda iken neler yaptın? Kimlerle arkadaş oldun? Kimi sırdaş tuttun masum yüreğine? Nemli duvarları mı? Nasıl tutundun o kuyuda? Kolların seni taşımaktan yorulmadı mı çıkmak için her elini uzattığında? Umut var mıydı minnacık yüreğinde? Sahi onu nasıl sakladın kirli yüreklerden? Yunus öldü deyu sela verirler… Yoruldum ben Yusuf? Yaşamak var ile yok olmak arasında bir çizgi ? Çokta önemli değil nefes alıp vermek!!! Bu bilmecenin sonu nedir Yusuf? Üşüyorum… Ürperiyorum… Ya sar bedenimi bedenine… Ya da bırak düşeyim… Adaşım! Tut artık göğüs kafesimden… Yoruldum, düşeceğim. Sahi düşsem de kurtulacağım, bıraksan da! Ya tut! Ya da bırak! Araf ta bırakma…! Ölen beden imiş aşıklar ölmez! |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.