ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Türkiye (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=414)
-   -   Turizm İle İlgili Herşey (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=495665)

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:41 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Topkapı'yı tek TIKLA GEZ

Topkapı'yı TIKLA GEZ
10 Aralık 2007 Pazartesi 13:06
Topkapı Sarayı'nı yerinizden kalkmadan gezmek ister misiniz? Buyrun tıklayın!

İstanbul dışında yaşıyorsunuz ve Topkapı Sarayı'nı gezmeyi çok istiyorsunuz. İmkanınızda yok! Artık dert etmeyin. Bunun için bir bilgisayar ve bir 'tık' yeterli. Çünkü Topkapı sarayı artak bir 'tık' ötenizde.

Topkapı Sarayı'nı sanallaştırma programının önemli bir bölümü tamamlandı. 360 derecelik panoramik sanal geziler başladı.

Evinizde veya işyerinizde çayınızı yudumlarken
saraya keyifli bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

Buyrun BİR TIKLA TOPKAPI SARAYI;

http://www.360tr.com/topkapi/a037.htm

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:41 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Mersin - Dört Ayaklı Anıtmezar

.S. II. ve ya III. yüzyıla tarihlenen anıt mezarı Piramidal çatı ile hem Öterkale ve hem Uzuncaburç mezarlarının geleneğini devam ettirir. Piramidal çatılı olan Roma devri mezarlarından Araban - Adıyaman yolu üzerindeki iki örnekte ilginçtir. Anadolu, Suriye ve Filistin dışında kule mezar geleneğine Kuzey Afrika'da, Tunus'ta rastlanır. Tüm bu örnekler Uzuncaburç ve paraleli Helenistik çağ piramidal çatılı kule mezar geleneğinin Roma devrindeki uzantılarıdır. Dört Ayaklı Anıt Mezar iyi korunmuş durumdadır. Roma devri özelliği gösteren yapı iki katlıdır.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:42 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Molla Zeyrek CamiiMolla Zeyrek Camii olarak bilinen Pantokrator bugüne kalabilmiş önemli Bizans kiliselerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed zamanında camiiye dönüştürülen bu yapının tarihi 12.yüzyılın ilk çeyreğine dek uzanıyor. Günümüzde oldukça perişan haldeki kilise aslında üç kilisenin bir araya gelmesinden oluşuyor.

Üç kilise bir arada, İstanbul'da, Ayasofya'dan sonra, ayakta kalan en büyük kiliseyi oluşturur. Kompleksi ve ilk inşa edilen güneydeki Pantokrator'u, II. Komnenos'un karısı İmparatoriçe Eirene yaptırdı. Eirene'nin ölümünden sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya karar verdi ve Pantokrator kilisesinin birkaç adım kuzeyinde Meryem'e adadığı bir kilise daha inşa ettirdi.

Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca, İmparator Komnenos bunları birleştirmeye karar verdi ve aralarına, bu üçlünün en küçüğü olan üçüncü şapeli yaptırdı. İoannis Komnenos, bina tamamlandıktan sonra, bir de son narteks yaptırmıştır. Bu, herhalde, kilisenin cephesi boyunca uzanıyordu, ama şimdi tuhaf bir biçimde binanın ortasında kalıyor. Kiliseye buradan giriyoruz; kuzeydeki ve güneydeki kiliselerin narteksleri ortadaki şapelin de önünü kapayarak, ortada buluşuyor. Güneydeki kilisenin üç apsisi var. Eski sütunların yerine Osmanlı döneminde payeler konmuş.Yunan haçı planı açıkça belli. Mermer döşeme ve duvar kaplamalarının çoğu duruyor.

Ortadaki şapel aynı zamanda Komnenoslar'ın aile mezarı olmak üzere tasarlanmıştı. Burada mezarın yeri hala görünür durumdadır. Orta şapel küçük olduğu için onun yan nefleri yoktur, apsisi de tektir. Buna karşılık biri kilisedeki en büyük kubbe olmak üzere, iki kubbesi vardır. Kuzeydeki şapelde de eski sütunların yerini payeler almış, iç süsleme ise tamamen ortadan kalkmıştır. Üç kilise birleştirilince arada duvarlar yer yer yıkılarak tek bir mekan elde edilmiştir. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami olarak kullanılıyor. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un fethinden sonra, kendi camiini ve külliyesini yaptırıncaya kadar, Pantokrator'un ayakta kalmış binalarını medreseye çevirdi; başına da, o dönemin önemli bilginlerinden Zeyrek Mehmed Efendi'yi getirdi. Bu nedenle bu yapı ve içinde yer aldığı semt 'Zeyrek' olarak adlandırılır.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:42 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Tarsus 'un tarihi turistik zenginlikleri Mersin ilinin bir ilçesi olan tarsus birçok tarihi-turistik zenginliklere sahiptir
Bunlardan birkaçı :
Eshab-ı Keyf
Tarsus'un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.


Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir.


İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.

Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümü itibarıyla doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.

Mersin ilinin bir ilçesi olan tarsus birçok tarihi-turistik zenginliklere sahiptir
Bunlardan birkaçı :
Eshab-ı Keyf
Tarsus'un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.


Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir.


İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.

Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümü itibarıyla doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.
Mersin ilinin bir ilçesi olan tarsus birçok tarihi-turistik zenginliklere sahiptir
Bunlardan birkaçı :
Eshab-ı Keyf
Tarsus'un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.


Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir.


İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.

Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümü itibarıyla doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.

Cleopatra Kapısı :
Cleopatra(kılopatra) Kapısı, Tarsus'un girişindedir. Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için İskele kapısı ismini takmıştır. Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18 m. dir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır. Mısır'ın ünlü kraliçesi Cleopatra(kılopatra) ’nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus’ta buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz Kapısına “ Cleopatra(kılopatra) Kapısı ” da denir.

Antik Roma Yolu :
Tarsus İlçesi Merkezinde çok katlı otopark projesi temel hafriyat çalışmaları esnasında zemin seviyesinin 5 m. altında antik bir yola tesadüf edilmiştir.

Selçuk Üniversitesi'nden Prof. Levent ZOROĞLU'nun önderliğinde 1995 yılından itibaren BERDAN TEKSTİL'in sponsorluğu altında arkeolojik kazı çalışmalarına başlanmıştır. 68 m.lik bölümü ortaya çıkarılan yolun genişliği 7 m. olup, poligonal teknikte bazalt taştan inşa edilmiştir. Yolun altında 1.70 m. yükseklikte, 70 cm. genişlikte orijinal kanalizasyon sistemi ve tali kanallarla, cadde kenarlarında konglomera taştan yağmur sularını toplayan kanallar mevcuttur. Antik yolun sağ tarafında sütunlu stilabot yer almaktadır.

Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen yolun Bizans ve İslamî dönemlerde de kullanıldığı yapılan çalışmalardan anlaşılmıştır.

Şahmeran Hikayesi ( Gerçek olduğu düşünülür ve Şahmeran hamamını ziyaret edebilirsiniz Tarsus 'a gelirseniz. ) :
Çukurova ve çevre illerde çok yaygın olan Lokman Hekim ve Şahmeran söylencelerinin değişik bir biçimi de İçel de anlatılır.

Lokman Hekim'in babası da kendisi gibi hekimdir. Ölmeden karısına bir defter verir ve 'Doğacak çocuğumuz eşsiz bir hekim olacak; bilgide yeryüzünde ona yetişecek kimse çıkmayacak. Bu defteri zamanı gelince ona ver," der. Bir süre sonra kadının bir oğlu olur. Adını Lokman koyar. Çağına geldiğinde, tüm çabalara karşın okuma-yazma bile öğrenemez. Evinin geçimini sağlamak için odun*culuk yapmaya başlar.

Bir gün yine odunlarını satmış, yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister, kır yoluna sapar. Bir inilti duyar. Dönüp baktığında insan başlı, ak, yılan gövdeli bir yaratık görür. Çok korkar. Yılan: "Ey insanoğlu, benden sakın korkma. Ben yılanların padişahı Şahmeran'ım. Yaralıyım. Bana yardım edersen bir gün bunun karşılığını mutlaka öderim," der. Lokman Şahmeran'ı kucağına alır, söylediği yoldan bir mağaranın önüne götürür. Yılan birşeyler mırıldanır, mağaranın kapısı açılır. Burası eşsiz güzellikte bir yerdir.



Mağarayı bekleyen karayılan Şahmeran'ı sarayına götürür. Şahmeran kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman artık eve dönmek istediğini söyleyince, Şahmeran gördüklerini kim*seye söylememesini tembih eder ve: "ölümüm insan elinden olacak, bunu biliyorum. Öldüğümü duyduğunda yapacağın şeyleri sana tek tek anlatacağım. Sakın unutma, dediklerimi aynen yapacaksın," der. Neyin hangi hastalığa iyi geldiğini, ilaçların nasıl hazırlanacağını bir bir anlatır.

Lokman eve döndüğünde bambaşka bir insan olmuştur. Tüm zamanını okumaya, yazmaya, Öğrenmeye ayırmaktadır.

Aradan uzun bir zaman geçer. Şahmeran sarayındaki billur suda evrenin tüm güzelliklerini izlerken, birden gözü Tarsus Beyi'nin kızına takılır. Kıza aşık olur. Yemeden içmeden kesilir. Günün bi* rinde de kızın hamama gittiğini görür. Kızın güzelliği karşısında çılgına döner. Hamama gider. Islak mermerler üzerinden kayıp düşer. Hamamcı ve kızın hizmetkârları Şahmeran'ı göbek taşının üstünde öldürürler.

Günümüzde Eski Hamam'ın göbek taşı bu yüzden kutsal sayılır. Taştaki lekenin Şahmeran'm kanı olduğuna ve vücudunu buraya sürenlerin türn dertlerinden kurtulacağına inanılır.

Şahmeran'm öldürüldüğünü duyan Lokman Tarsus'a gelir. Tarsus Beyi amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Vezirin baktığı fala göre Şahmeran'm gözlerini ve ciğerini yerse iyileşecektir. Vezir, Şahnıeran'da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden ilacı kendisi hazırlamak ister. Amacı Tarsus Beyi'ni öldürüp yerine geçmektir.

Lokman da ilacı hazırlamak isteyince Tarsus Beyi işi Lokman'a verir. Lokman, Şahmeran'm kendisine anlattığı gibi cansız gövdeyi üçe böler ve her paftayı ayrı ayn kaynatır. Parçalar kaynarken, her biri hangi hastalığa iyi geleceğini söylemektedir. Bu sırada Lokman'ın yanına gelen vezir hasta olduğunu söyleyerek, insanlara olağanüstü güçler veren parçanın suyunu ister. Lokman vezirin kötü niyetini anlar. Kuyruk suyundan verir ve vezir ölür. Gövdenin ikinci suyunu kendi içer. Tarsus Beyi'ne de gerekli ilacı yapar. İlacı içen Bey iyileşir.

Lokman saraydan ayrılıp kırda yürürken birden tüm bitkiler dile gelir. Hangi hastalığa şifa olduklarını söylemeye başlarlar. Okuma yazmayı öğrenmiş olan Lokman bitkilerden duyduklarının tümünü yazmaya başlar. Böylece ünlü Hikmet ül-Lokman kitabı ortaya çı*kar.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:42 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Altın Tapınak

Wudang Dağı'nın ana tepesinde bulunan "Altın Tapınak", Çin'de koruma altında alınan bronzdan yapılmış ve altın kaplamalı en büyük tapınaktır. Beş metre yüksekliğinde ve dört metre genişliğinde olan "Altın Tapınak", kusursuz bir şekilde inşa edilmiştir ve içeriye rüzgar bile sızmaz. Bu tapınakta bronzdan yapılmış ve üzeri altın kaplama 10 ton ağırlığında "Taoizmin Tanrısı Zhenwu" heykeli var. Kayıtlara göre; bu tapınak, 20 ton bronz ve 300 kilo altın kullanılarak Beijing'de inşa edildikten sonra, Wudang Dağı'na taşınmıştır. "Altın Tapınak"ın iyi bir iletkenden yapıldığı için, üzerine sıkça yıldırım düşmektedir. Fakat, yıldırımlar tapınağa hiç zarar verememekte, aksine daha da parlaklık kazanmasına neden olmaktadır. Bu, mucizevi bir durumdur

. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 38KB.. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 62KB.. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 38KB.. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 95KB.. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 38KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:42 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Doğu'nun yeni turizm merkezi http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
"Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür" diyen Ahmet Kutsi Tecer'in memleketi Erzincan'ın ilçesi Kemaliye sırtını Fırat'a yaslıyor
Sarp kayalık yamaçların çevirdiği yemyeşil bir vadi, adı gibi karanlık bir kanyon, Kadı Gölü ve elbette Fırat nehri ile Keban Barajı... Bu doğal zenginliklere eklenen güzelim evleri, o evlere açılan kapılar ve sıcacık insanlarıyla Erzincan'ın Kemaliye İlçesi, yeni yerler görmeye meraklı ziyaretçileri bekliyor. Erzincan'a uzaklığı 160 kilometre olan ilçenin eski adı Eğin'miş. Kurtuluş Savaşı'ndaki katkılarından dolayı "Kemaliye" adını almış. Fırat vadisinin hemen kıyısına kurulmuş Kemaliye... Önceleri Fırat akarmış çağlayarak ancak Keban Barajı'ndan sonra Fırat'a gem vurulmuş. Fırat, ilçenin altında boydan boya incecik bir göl haline gelmiş. Su çok olursa göl dolu oluyor, suyun az geldiği yıllarda baraj ırmak görünümüne bürünüyor.

KAPILARIN SIRRI
İlçenin tam ortasından, "Kadı Gölü" şelalesi akıyor. Orta caminin hemen dibinden çıkan köpürüp akan Kadı Gölü, baraja kadar yemyeşil bahçelerin, Eğin evlerinin arasından geçiyor... Şelalenin üzerinde bir zamanlar değirmenler bulunuyormuş. Bu değirmenler yeniden restore edilerek günümüze taşınıyor. ÇEKÜL Vakfı'nın "7 Bölge 7 Kent" projesi içinde de yer alan Kemaliye, geçen yıl SİT alanı oldu... Mimari açıdan ülkemizin en önemli değerleri arasında sayılan Eğin evlerinde konaklama olanağı da var artık. Bu evlerin kapıları da bir hayli ilginç. Kapı tokmaklarının üst kısmına vurulunca tok bir ses çıkıyor. Bu da ziyaretçinin erkek olduğu anlamına geliyor. Daha zarif olan alt kısım çalınırsa, konuğun kadın olduğu anlaşılıyor. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Metin Sözen, Kemaliye'nin korunması için 20 yıldır çaba gösteriyor.

ÜNLÜ ŞAİRLER YETİŞTİ
Kemaliye'nin yetiştirdiği çok önemli şairleri var. "Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür" dizelerinin yazarı Ahmet Kutsi Tecer, Apcağa köyünden... Tecer'in dizeleri, köyün girişine yazılıp asılmış. Şair Enver Gökçe de ilçenin Çit köyünden. O da birçok şiirini bu köyde yazmış. Apcağa aynı zamanda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in de köyü. Fırat'ın Kemaliye'ye doğru inerken oluşturduğu Karanlık Kanyon'a binlerce yıl insan ayağı değmemiş... Geyikler, keklikler, kartallar istedikleri yaşamışlar burada. Hatta burada bir geyip mezarlığı bile var. Öleceğini anlayan geyikler, bu mezarlığa gider ölümü beklermiş. Bu inanılmaz kanyon son yıllarda yapılan çalışmalarla boydan boya tünel haline dönüştü. Şimdi yaban hayatının sesleriyle insan sesi buluşuyor burada. Bu kanyon iyi tanıtılırsa dünyanın her yöresinden ziyaretçi çekebilir. 600 metre yükseklikteki kayalar Fırat'ın tabanından gökyüzüne doğru yükseliyor. Buraya gidenler uçurum kayalıkların altından açılan tünellerden geçiyor, açılan pencerelerden kanyonu izliyor.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:42 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Düden şelalesi Antalya ... Antalya, doğanın sihirli eliyle dokunup geçtiği nadir güzellikte bir şehir. Deniz, kum, güneş turizminin yanı sıra golf, kongre ve kültür turizmiyle, yılda yüz binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan bu kent, ziyaretçilerine beklentilerin fazlasını sunma konusunda da iddialı. Antalya'nın turistik potansiyelini artıran doğal güzelliklerin başında, Toroslar'ın güneyindeki kaynaklardan çıkan akarsuların oluşturdukları inanılmaz güzellikteki çağlayanlar geliyor. Antalya'nın 40 metre yüksekliğindeki dik traverten falezinden denize dökülen Düden Suyu, Kepez Mesire yerinde bir çağlayan oluşturuyor. Turistik ya da farklı bir nedenden dolayı yolu Antalya'ya düşenlere en azından bir yarım günlerini Düden Şelalesi'nin huzur veren ortamında geçirmelerini öneriyoruz.



. uzaklıkta yer alan Düden Şelalesi, Antalya çevresindeki önemli mesire alanlarından biri. "İskender Şelalesi" de denilen bu şelalenin bulunduğu sık ağaçlı alan, 20 metre yükseklikten dökülen suyun sesiyle birleşerek büyüleyici bir ortam yaratıyor. Şelaleye bu adın verilmesinin nedeni Perge'den sonra gözünü Termesos'a diken Büyük İskender'in burada konaklamış olmasından kaynaklanıyor. İskender atlarını Düden'in serin sularında suladıktan sonra yoluna devam etmiş. Şelale ve çevresindeki piknik alanı kentin yerlileri kadar dışardan gelenlerin de büyük ilgisini çekiyor. Düdenbaşı, özellikle yaz aylarında, şehir merkezine göre çok daha serin olmasıyla iyi bir kaçış noktası. Düzenli olarak otobüs ve minibüs seferlerinin yapıldığı şelaleye ulaşmak çok kolay.

Su Çeken Delik

Ülkemizde, su çeken deliklere düden adı veriliyor. Kaynağı şelaleye 22 km uzaklıktaki Kırkgöz Mevkiinde olan su, bıyıklı düdeni içinde kayboluyor ve 14 km. yerin altında gittikten sonra Varsak çukurunun bir ucundan çıkıyor. Kısa bir akıştan sonra yeniden toprak altına inerek 2 km. kadar altta ilerleyip, Düdenbaşı'nda, yerden bir nehir halinde fışkırıyor. Şelale yaparak aktığını gördüğümüz su ise Kepez hidroelektrik santralinden geliyor.



. Şelaleyi arkadan izlemenin insanda uyandırdığı duyguları anlatmak zor. Düden Şelalesi 1970-72 yıllarında Devlet Su İşleri tarafından "Mesire Yeri ve Piknik Alanı" haline getirilmiş. Piknik yerlerinin yanı sıra restoran ve kafeteryaların bulunduğu mesire alanında, bölgenin bolca turist çekmesinden dolayı hediyelik eşya dükkanları da açılmış. Akan su boyuna yerleşmiş restoranlarda balık sofrası donatıp kendinize su sesi eşliğinde enfes bir ziyafet çekebileceğiniz gibi, el yapımı nefis gözleme çeşitleri, ayran ya da çayla da açlığınızı geçiştirebilirsiniz. Piknik yapmayı seven ve tercih edenler için mesire alanı içinde piknik masaları bulunuyor. Hemen yakınlardaki çeşmelerden suya kolayca ulaşılabildiği gibi tuvalet hizmeti de sunuluyor.

Aşağı Düden Şelalesi

Yukarı Düden Şelalesi'nde fışkıran Düden Suyu, daha sonra yoluna devam ederek Lara yolu üzerinde, Karpuzkaldıran Plajı yakınlarında, şehir merkezine 8 km uzaklıkta denize dökülüyor.



. Şelalenin hemen yanında bulunan Gençlik Parkı'ndan veya herhangi bir deniz aracından denize baktığınızda bir öykünün bitişine şahit oluyor insan.

Düden Suyu'nun denizle buluşması esnasında yarattığı bu harikalar görmeye değer.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:42 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Edirne Turizmi

EDİRNE GENEL BİLGİLER
Türkiye ile Yunanistan arasındaki Tekirdağ'ın kuzeyinde yer alan Edirne yıllar boyu Osmanlı başkenti, 18 inci yüzyılda ise Avrupa'nın en büyük yedi şehrinden biri olmuştur.100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olması buradaki tarihi ve mimari açıdan önemli yapıların sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansarayları ve saraylarıyla yaşayan bir müzedir.
Edirne Evleri
Taş duvar ve sıvayla örülmüş ahşap iskelet sistemleri ile yapılırdı. Bu evler genellikle yanındaki daha yüksek saçaklara çift eğri öğe ile bağlanan bir çatıyla örtülü, az derinde kalan locanın içine yerleştirilmiş merkezi girişi ile kusursuz bir simetriye sahipti.
Balkan Yarımadası'nın hemen her tarafında en küçüğünden en gösterişlisine kadar bütün evlerde "hayat" denilen bölümler vardır. Oda kapılarının açıldığı yer olan bu bölüm, doğrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5-2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır. Hayatların sonunda bir basamak yükseklikte dört köşe bir kısım ayrılarak, tahta sedirlerle çevrilirdi.
Evin harem ve selamlıklarında büyük kapıların açıldığı bahçe kısımları olan avluların uygun bir yerinde mermer bir çeşme bulunurdu. Bazı evlerde avluların ortasında küçük havuzlar, üzerine asma sardırılmış çardaklar vardı. Harem ve selamlık avlularından birbirine geçilecek küçük kapı bulunurdu

Müzeler
Edirne Müzesi
Adres: Selimiye Camii Yanı - Edirne
Tel: (284) 225 11 20
Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi
Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi

Örenyerleri
Enez Antik Kenti: Enez ( Ainos ) tarihi dönemlerde çok önemli bir liman iken bugün kıyıdan 3.5 km içeridedir. Tarih boyunca birçok kereler restore edilmiş olan Enez Kalesi görülmeye değer. Aynı zamanda M.Ö. 6 ıncı yüzyıla dayanan bir kilise, bazı oyma mezarlar ve suları berrak bir de plajı bulunmaktadır.
Dolmenler (Menhir, Taş Mezarlar): Lalapaşa ilçesinde İ.Ö.2000 sonları ile İ.Ö. 1000 başlarından kalma 'Dolmenler' (menhir, taş mezarlar) bulunmaktadır. Yapılan kazılarda mezar içlerinde bazı araçlar (Göz yaşı şişesi, madeni takılar) bulunmuş ve bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir

Saraylar
Edirne Sarayı: Sultan I. Murad tarafından yaptırılan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde Tunca'nın batısında, çok büyük bir alan üzerine 1450'de Edirne Sarayı'nın inşaatına başlandı. Sultan'ın 1451'de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed tarafından yapı tamamlatıldı. Kalıntılar arasında, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Babusseade, Matbahi Amire ve Adalet Kasrı
Camiler ve Kiliseler
Selimiye Camii: Edirnen'nin en önemli eseri olan Mimar Sinan'ın ustalık dönemi eseri Selimiye Cami Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.
1569 - 1575 yılları arasında II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Taş işçiliği, çinileri ve kalem işleri bakımından eşsiz bir eserdir.
Kentin diğer önemli cami ve kiliseleri Üç Şerefeli Cami, Muradiye Cami, II. Bayezid Cami Ve Külliyesi, Eski Cami , Yıldırım Camii, Fatih Cami (Enez Ayasofyası), Sokullu Külliyesi (Kasım Paşa Külliyesi), Sweti George Kilisesi, Yahudi Havrasıdır.

Kervansaraylar
Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlığının ilginç örneklerinden olan Rüstem Paşa Kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı.
Ekmekçioğlu Ahmed Paşa Kervansarayı, I. Sultan Ahmed'in emri ile Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından 1609 senesinde yaptırıldı.
Köprüler
Edirne'deki önemli yapı türlerinden biri de köprülerdir. Edirne'nin içinde bulunan ve Sinan devrinin Edirne dışında inşa ettiği köprülerin güzelliğine başka kentlerde erişilememiştir.

Bu kentteki köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından yeniletildiğinden onun adı ile anılır (1420). 1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu yirmiyedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih Köşkü'nü ekletmiştir. 1451'de yapılan Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü on iki ke- merli ve on bir ayaklıdır.
1452'de Fatih döneminde yaptırılan Fatih Köprüsü, 1488'de Mimar Hayrettin'in yapıtı olan Bayezid Köprüsü, 1560'da Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615 yılları arasında Sedefkar Mehmed Ağa'nın yaptığı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü, 1842-1847 yılları arasında Meriç'le Arda'nın birleştiği yerde tamamlanan Meriç Köprüsü (Yeni Köpıü) Edirne'nin en önemli köprüleridir.
Plajlar
Edirne,Ege Denizi sahilinde Saros körfezinde kumsallarla kaplı,nitelikli bir kıyı şeridine sahiptir.Bu kıyılar Keşan ve Enez ilçelerinin mülki hudutları içinde yer alır.Kıyı kullanımına elverişli plajlar; Keşan’da Sazlıdere, Gökçetepe, Mecidiye, Erikli, Danişment ve Yayla ile Enez’de Karaincirli, Vakıf, Gülçavuş, Sultaniçe ve Enez plajlarıdır.
NE YENİR
Edirne'ye özgü yiyeceklerin başında Edirne'nin meşhur tava ciğeri gelmektedir.Edirne'yi ziyaret edenler Edirne'nin tava ciğerini yemeden kentten ayrılmazlar.
NE ALINIR?
Edirne’de Tarihi Alipaşa kapalı çarşısının otantik ortamında alış-veriş yapabilirsiniz. Özellikle Edirne ‘ye özgü ürünlerin satıldığı Selimiye arastasında Edirne’nin meşhur Deva-i Misk tatlısını , peynir şekerini , misk sabununu; Arasta çarşısındaki sahaflardan ise her türlü kitap ihtiyacınızı ve Edirne’nin en işlek caddesi olan Saraçlar caddesinde Edirne’ye özgü bir ürün olan badem ezmesini ve El Sanatları Mağazasından Edirne’ye özgü el sanatları ürünlerinden satın alabilirsiniz.
YAPMADAN DÖNME
Edirne Müzesi,Türk İslam Eserleri Müzesi,Sağlık Müzesi,Balkan Savaşı Müzesi ve Karaağaç’ı görmeden,
Selimiye Camii,Eski Camii,Üç Şerefeli Camii,Ali Paşa Kapalı Çarşısı ve II.Bayezit Külliyesini gezmeden,
Meriç kenarında yemek yemeden ve Edirne’nin meşhur ciğer tavasını tatmadan,
Badem ezmesi,deva-i misk şekeri,mis sabunu ve beyaz peynir almadan,
Her yıl Haziran ayı son haftasında düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Kültür Etkinliklerinde Edirne’de bulunmadan...
Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:43 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Gaziantep Turizmi

GENEL BİLGİLER

Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek Yolu üzerinde konumlanmıştır.

Müzeler ve Ören yerleri
Müzeler
Arkeoloji Müzesi
Adres: İstasyon Cad. - Gaziantep
Tel: (342) 231 11 71
Faks: (342) 210 30 17

Etnografya Müzesi
Adres: Eyüboğlu Mah. Hanifioğlu Sok. No: 64 - Gaziantep
Tel: (342) 230 47 21
Hasan Süzer Etnografya Müzesi
Örenyerleri
Belkız-Zeugma - Nizip/Belkıs
Yesemek - İslahiye/Yesemek
Tilmen - İslahiye/Tilme
Dülük Örenyeri - Şehit Kamil/Dülük
Belkıs/Zeugma

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:43 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
**Dünya'da Gezilecek 13 Yer** **Dünya'da Gezilecek 13 Yer**



en başta BODRUM.This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 87KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg



Dinlenmek İcin MONTENEGRO:




.This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 63KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg



Kayak İcin Andorra daki PAS DE LA CASA:



.This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 79KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg


The Rila manastırı Sofya-Bulgaristan:




http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg


The Royal Palace-Etiyopya:


.This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 56KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:43 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 61KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg


Casinolar için Monaco:



. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 52KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg


Futbola doymak için Almanya


. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 44KB.http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:43 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Siirt'te termal turizm

. güneyinde Botan çayı kenarında, belediye ve mücavir saha sınırları dışında bulunmaktadır.

Günümüzde gelişmiş ve gelişme yolunda bulunan ülkelerin sanayileşme ve kentleşme sonucu karşı karşıya kaldıkları çevre sorunları ve hava kirlenmesi, (nemli ve güneşten yoksun ağır iklim şartlarının etkin olduğu Avrupa ülkelerinde daha da önem kazanarak ) insan sağlığını bozan, iş gücü verimini azaltan ve yaşama ortamı oluşmuştur.

Romatizma hastalıkları, beslenme bozukluğu ve sinirsel yorgunlukları artıran bu ortamın yarattığı sorunları gidermek amacı ile, kaplıca ve iklim gibi kaynak değerlerinden yararlanma, halk sağlığını ve işgücü verimini korumak almacı ile sürdürülecek çabalarla, iç ve dış turizm olayı ile bütünleşen “Sağlık Turizmini “ hareketlendirir.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:43 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Siirt turizmi

Siirt'te turizm
TURİZM

İlimizin bütün illerle yaz-kış düzenli bir karayolu bağlantısı bulunmaktadır. 1994 Yılında hizmete giren havaalanı Siirt'e seyahat etmek isteyenlere günlük seferleriyle hizmet sunmaktadır. Kurtalan Tren Garı ise, Adını Sanatçı Barış MANÇO'nun orkestrasına veren Kurtalan Ekspresi ile nostaljik bir yolculuk yapmak isteyenlerin son durağıdır.


Samiler, Babiller, Asurlar, Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi tarihe derin izler kazımış medeniyetlere beşiklik eden Siirt'te, ayakta durabilen tarihi eserlerin büyük bir çoğunluğu Selçuklular devrinden kalmıştır. Sağda Çinili Minare olarak anılan Ulucami minaresi, tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.Solda ise cas adı verilen özel bir alçı harcı ile inşa edilmiş bulunan yöreye özgü ev tiplerinden bir örnek.



KAPLICALAR

İlimiz, dogal güzelliklerin yanısıra eşsiz kaplıcaları ile de şifa sunmaktadır . Billoris kaplıcası ile ilgili olarak Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından hazırlanan raporda; kükürtlü hidrojen içeren 35 C° sıcaklığındaki suyunun deri hastalıkları, romatizma, kadın hastalıkları, nevralji, polinevrit, nevrit, polio sekelleri gibi rahatsızlıklara iyi geldiği belirtilmiştir. Billoris Kaplıcasına Mayıs-Ağustos döneminde günde yaklaşık 1500 kişi gelmekte ve kaplıcadan günübirlik yararlanmaktadır.
DAĞ ve AV TURİZMİ

Ekim-Şubat dönemini kapsayan av mevsiminde; bıldırcın, tahtalı, güvercin,yabani ördek,tavşan,tilki,samur ve porsuk avlanabilir.. Bunun dışında mevcut akarsularda balık avlamak her zaman mümkündür. Eskiden sürek avı şeklinde yapılan yabani hayvan avı bu hayvanların nesli tükendiğinden, günümüzde yapılmamaktadır. Dağ keçileri ise av yasağı kapsamına alınarak nesillerinin korunmasına çalışılmaktadır.


İNANÇ TURİZMİ

İbrahim Hakkı Hz.lerinin türbesi.

Hz.Ömer zamanında İslamiyeti benimseyen Siirt Yöresinde dini ağırlıklı eserler ağırlık kazanmaktadır. Bu da Siirt'teki turizm olgusu içinde inanç turizmini belirgin şekilde ön plana çıkarmaktadır. Hz.Muhammed'in (SAV.) övgüsüne mazhar olan tabiin büyüklerinden Hz.Veysel KARANİ'nin kabirleri ve cennetle müjdelenen an sahabeden biri olan Abdurrah- man Bin Avf Hz.lerinin makamı da bu yörede bulunmaktadır. Ayrıca Dünyaca ünlü Marifetname'nin müellifi olan İbrahim Hakkı Hz.leri ve Hocası İsmail Fakirullah Hz.leri de Aydınlar İlçesinde medfun bulunmaktadırlar. Bunların dışında Siirt Yöresinde on binlerce evliyanın yattığı rivayet edilmektedir. İnanç turizmindeki hareketlilik, İl merkezi ile Hz.Veysel KARANİ'nin türbesinin bulunduğu Baykan İlçesinde ve Hz.İsmail FAKİRULLAH ile dini ilimlerin yanı sıra matematikten astronomiye tüm pozitif bilimlerin de işlendiği 58 esere sahip İbrahim Hakkı Hz.lerinin türbesinin bulunduğu Aydınlar (Tillo) ilçesinde yoğunlaş maktadır. Bu eşsiz mekanlar, her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilmektedir.

İsmail Fakirullah Hz. :

İsmail Fakirullah Hz. Hicri 1067’de Recep Ayı Regaip Kandili’ne rastlayan Cuma Gecesi dünyaya gelmiştir. Babası Hoca Kasım Efendi’dir. İsmail Fakirullah Hz. çocuk yaşlarında ilim tahsiline başlamış ve hoca oluncaya kadar ilim tahsiline aralıksız devam etmiştir. 24 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Bu yaşta evlenerek oturduğu camide müderrislik ve imamlık yapmaya başlamıştır. 30 yaşında annesini kaybettikten sonra zühd ve takvasının gereği olarak kendisine bir tarla satın almış, bizzat kendi elleriyle asma ağaçları dikmiş ve geçimini sağlamak için çalışmıştır. Tarla ekmiş, ekin biçmiştir. 40 yaşına kadar günlerinin çoğunu oruçla geçimiş, orucunu birkaç üzüm tanesi ile açmıştır. 40 gün konuşmadan, yeme içmeden kesilip mana alemine dalmıştır. Kırkıncı gün gözünü açmış, bir tas su içmiş, ekşi nar aşı isteyip, bir parça ekmekle yemiş ve kendine gelmiştir. Bundan sonra yemeğini normal yemeye başlamıştır. Daha sonra 48 yaşında Hacc’a gitmiştir. İsmail Fakirullah Hz.’nin biri kız olmak üzere 5 çocuğu vardı. İbrahim Hakkı Hz.’nin üstadı olan İsmail Fakirullah Hz.’nin büyük kerametleri olmuştur. Bunlardan bir tanesi de kuyu hadisesidir.İsmail Fakirullah Hz. 48 yaşındayken komşularından biri vefat eder. Onların evlerine taziyeye gider. Taziyede bulunduktan sonra namaz vakti izin alıp, eve dönmek isterken, avluda bulunan ve içinde su bulunmayan 22 m. derinliğinde bir kuyuya düşer. İsmail Fakirullah Hz.’nin camiye gelmediğini gören cemaat İsmail Fakirullah Hz.’ni aramaya başlar. Nihayet taziye evinden çıkanlar İsmail Fakirullah Hz.’nin kuyudan seslerini işitirler. Bunun üzerine kuyuya biri inerek İsmail Fakirullah Hz.’ni kuyudan çıkarır. Büyük Mürşid kuyudan çıkarılırken sarığı başında, terliği ayağında ve kaşındaki ufak sıyrık haricinde vücudunda herhangi bir yara veya kırık olmadığı halde olup bitenlerden habersiz hala o manevi mecliste içtiği muhabbet ve ilahi aşk şarabının etkisiyle istiğrak halindeydi. Kendisini kuyudan çıkartmak isteyenlere, “Beni kendi halime bırakın. Artık benim sizinle işim kalmadı, benden uzaklaşınız.” diyerek kendisini mevlasıyla ve o manevi mecliste hazır bulunan evliya ruhlarıyla başbaşa bırakmalarını ısrarla istemiştir. İsmail Fakirullah Hz. ayıldığında kuyuya düştüğünden haberi olmadığını, ancak kuyuda bulunduğu zaman zarfında yüce Allah’ın Tecelli Sıfatlarıyla müstağrik olduğunu, bir çok evliyanın ruhlarıyla tanıştığını ifade eder. İsmail Fakirullah Hz.’nin istiğrak hali 8 yıl boyunca devam etmiştir. 9. yıl istiğrak halinden ayrılıp Cenab-ı Hak’tan aldığı feyzle, insanları hak yoluna irşada başlamıştır. Bir tarafta “Uveysiyye” tarikatının esasları doğrultusunda her kesimden insanları irşad ederken, diğer tarafta şer-i ilimler ve müspet ilimlerde dünyaca ünlü meşhur ilim adamları yetiştirmiştir. Hayatını hak yolda insanları irşad etmekle geçiren bu büyük veli Hicri 1146, Miladi 1734 senesinde ruhunu mevlasına teslim etmiştir. Kabri Tillo Kabristanlığı’nda kendi ismiyle anılan türbededir. İsmail Fakirullah Hz.’ni vefatından sonra halka tanıtan İbrahim Hakkı Hz.’dir. Her sene binlerce kişi türbesini ziyaret etmektedir

İbrahim Hakkı Hz.



İbrahim Hakkı Hz. Hicri 1115, Miladi 1703 yılında Erzurum’a bağlı Hasankale İlçesi’nde doğmuştur. Babası Molla Osman, bir mürşit aramak maksadıyla Tillo’ya gelmiş, burada İsmail Fakirullah Hz.’ni bularak hizmetine girmiştir.



Babasının arkasından İbrahim Hakkı da amcası Ali ile birlikte Tillo’ya gelmiştir. Okuma çağındayken İsmail Fakirullah Hz.’ne talebe olup, o günün şartlarına göre çok ileri seviyede dini ve fenni ilimler tahsil etmiştir. Bunun üzerine hem dini ilimlerde, hem de fenni ilimlerde üstünlüğü ifade eden “Zülcenaheyn” yani “İki kanatlı” ünvanını elde etmiştir. Bu sırada hocası ve şeyhi olan İsmail Fakirullah Hz.’nin tarikatı olan “Uveysiyye” tarikatına intisap etmiştir.



Büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hz. hadis ve fıkıhta, tasavvuf ve edebiyatta, psikoloji ve sosyolojide, tıp ve astronomide ve pek çok ilim dalında büyük bir kudret ve yetenek göstermiştir. Doğunun yetiştirdiği bu büyük alim, kısa zamanda dünya çapında ün salmıştır. İslam alemine ve insanlığa bıraktığı değerli eserler, onun şahsiyetinin ve ilminin faziletini gösterir.



Mürşidi ve hocası İsmail Fakirullah Hz.’nin vefatından sonra irşad ve öğretim görevlerini hocasının oğlu Abdulkadir-i Sani Hz. ile birlikte devralarak hayatı boyunca sürdürmüştür.



İbrahim Hakkı Hz. üç sefer Hacc’a gitmiştir. İlk hac farizasını 1738’de, ikincisini 1763’te, son haccını da 1767’de yapmıştır.



İbrahim Hakkı Hz. 1758’de İstanbul’a gitmiş, bu gidişinde saraya özel olarak davet edilmiştir. O zamanın sultanı I. Mahmud tarafından davet edilmesinin sebebi daha önce sultan ile İsmail Fakirullah Hz. arasındaki haberleşme olmuştur. İbrahim Hakkı Hz. sarayda bulunduğu müddetçe, zamanının çoğunu saray kütüphanesinde geçirmiştir, bir süre sonra yeniden Tillo’ya dönmüştür.



Hicri 1194, Miladi 1780’de 77 yaşında iken Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kendi arzusu üzerine Mürşidi İsmail Fakirullah Hz. için daha önce yaptırdığı ve kozmografik bir özelliğe sahip olan türbede, mürşidinin ayaklarının ucuna defnedilmiştir.



İsmail Fakirullah Hz. ve İbrahim Hakkı Hz.’nin Türbesi :

Bir büyük ve iki küçük kubbenin örttüğü iki oda ve bir hol ile bir kuleden ibarettir. Türbenin asıl özelliği; Tillo’nun 3-4 Km. doğusundaki bir tepe üzerine yapılmış olan duvardaki 40x50 Cm boyundaki pencereden her yıl; gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü, yeni doğan güneşin ilk ışınları, türbenin tümü kale duvarının etkisiyle gölgede kalırken, pencere boşluğundan geçip, türbe kulesinin penceresine vurarak kırılmak suretiyle İsmail Fakirullah’a ait sandukanın baş tarafını aydınlatmasıdır. Bununla ilgili “yeni yılda doğan ilk güneş, hocamın baş ucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi neyleyim.” Sözü İbrahim Hakkı’nın hocasına olan saygısını göstermektedir.



Ne yazık ki bu ışık düzeni, türbenin restorasyonu sırasında bozulmuş bulunmaktadır. Avrupa’nın bir çok uzman bilim adamı, bütün uğraşlarına rağmen bu ışık düzenini eski orijinal haline getirememişlerdir.





İsmail Fakirullah Hz. ve İbrahim Hakkı Hz. Müzesi :

Tillo tarihi eserler yönünden çok zengindir. İbrahim Hakkı’nın kullandığı kozmoğrafya aletleri, haritalar, güneş sistemi ile ilgili tahta küreler, el yazması çok değerli kitaplarla düşünüre ait çeşitli eşyalar halen Tillo’daki torunlarında bulunmaktadır.



İbrahim Hakkı Hz.’nin Eserleri :

İlk ana eseri Divanı’dır. 1755’te yazılmış. 1847’de Mehmed Said tarafından İstanbul’da basılmıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Divanı ismini taşır. 230 sayfadır. İlâhiname, Aşknâme, Hz. Muhammed’i öven bir şiir ve kendi halini, niteliğini bildiren bir manzumesi vardır. Divanı büyük oğlu İsmail Fehim’e ithaf edilmiştir. İsmail Fehim astronomi ve müzikle uğraşan güzel kanun, santur çalan bir zattır. Kendisinin çalmış olduğu 74 telli bir santuru vardı. İbrahim Hakkı Divanı’nda musiki ile ilgili “Musikiye Dair Nazım” adlı bir şiir bulunmaktadır.



İkinci ana eseri Marifetname’dir. Ansiklopedi türündedir. 1757’de yazılmıştır. 1836 ve 1864’te Mısır’da 1868, 1889 ve 1914’te İstanbul’da basılmıştır. Ortalama 600 büyük sayfadır. El yazmaları 2 cilt olup, halen Tillo’da torunlarından Sadettin TOPRAK tarafından muhafaza edilmektedir.



Eser bir önsöz, üç büyük bölüm ve bir sonsöz ihtiva eder. Her bölüm daha alt bölümlere ayrılmıştır. Önsöz tamamen dinidir.



Birinci bölüm Fenn-i Evvel’dir. Allah’ın varlığını, birliğini anlattıktan sonra yalın ve bileşik cisimleri, madenleri, bitkileri ve nihayet insanı anlatır. Sonra geometri, astronomi ve takvim konuları yer alır. Coğrafyaya ait bölümünde 100’den fazla ilin hangi enlem ve boylamda olduğunu göstermiştir. Ayrıca, “Hiçbir çağda yerin döndüğüne inananlar eksik olmamıştır.” demiştir.



İkinci bölümde fenn-i Sani, anatomi, fizyoloji gibi bilimler yer alır. İnsan vücudunu estetik bakımdan da incelemiş, araya beyitler sıkıştırmıştır. Vücut yapısı ile huy arasındaki ilişkiye inanmış ve bunu şiirle anlatmıştır. Bu bölümün sonunda ruha, sağlığa ve ölüme ait geniş bilgi vardır.



Üçüncü bölüm olan fenn-i Salis, dini, ilahi ve felsefi içeriklidir.



Kırk sayfa tutan son bölüm törebilimdir diyebiliriz. Öğretimin yol ve yöntemini, öğrencinin üstadına takınacağı tutumu, ana ve babaya karşı saygı ve sevgi, evlenme ve evlenmede aranacak nitelikler, karı-kocanın birbiriyle ilişkileri töresi, çocuklara karşı görevleri, akraba, hizmetçi, komşu, dost, halk ve bilginlerle görüşüp konuşma yolu ve töreleri yer alır. Sayın Rauf İNAN, İbrahim Hakkı’nın bu cephesini incelerken, O’nu ilk eğitim filozofumuz olarak tanıtır.



Marifetname, Arapça ve Farsça’ya da çevrilmiştir.



İbrahim Hakkı’nın üçüncü büyük eseri İrfaniye’dir. 1761’de yazılmıştır. 495 sayfadır. Arapça, Farsça ve Türkçe bölümleri vardır. Konusu “Kendisini bilmeyen, Rabbini bilemez.” anlamındaki hadistir. İnsan vücudu evrene benzetilmiştir. Vücutta akıl, evrende Rab gibidir. Şöyle öğütleri vardır: “Tekkelerde eğlenmeyip, ilim meclisine gelesin. Herkese şefkat nazarı ile bakıp hakir görmeyesin ve hizmet buyurmayasın. Tezyi-i zahiri koyup gökçek ahlak ile tezyi-i bâtına gidersin.” demektedir.



Dördüncü ana eseri İnsaniye’dir. 1763’te yazılmıştır. 722 sayfadır. Kendisi bu eseri için “140 kitaptan üç lisan üzre cem ettim.” diyor. Oğlu İsmail Fehim ve amcazadesi Yusuf Nedim’in el yazısı olan iki nüshası torunlarında vardır.



Beşinci büyük eseri Mecmuat-ül Mani, 1765’te yazılmıştır. Kayınbiraderi Mustafa Fani’nin el yazısı olan bir nüshası Mehmet Ali Benderli’de vardır. Bu kitapta münacaatlar, şükürnameler ve Şifa-üs Sudur başlığı altında topladığı manzumeleri vardır. Fakirullah’ın ölümü, oğul ve torunlarının doğumuna, hacca gidişine ait düşürdüğü tarihler de bu kitaptadır. Arapça, Farsça ve Türkçe bir de sözlüğü vardır. Arapça ve Farsça’dan dilimize alınan kelimelerin imlalarını, Türkçe söylenişlerine göre sesli harf koyarak yazmıştır. Mesih İbrahim Hakkıoğlu diyor ki: “Bu sözlüğü incelemeden evvel, İbrahim Hakkı’nın mektuplarında müjde, aslan, sokak gibi kelimelerin yazılışını görüp şaşırdım. İbrahim Hakkı gibi Arapça ve Farsça’yı ana dili gibi bilen, bu dillerde yazılmış yüzlerce eseri inceleyen bir bilginin mektuplarında imla hatası yapmasına akıl erer miydi? Ancak bu sözlüğü inceledikten sonra bir çığır açmak istediğini anladım.”



İbrahim Hakkı’nın günümüze kadar kalmış bir de Ruzname’si vardır. 1753 yılında yapılmış, yüzyıllarca takvim işini görebildiği için Devr-i Daim de denen araç, 52,5 Cm çapında bir ağaç çembere gerilmiş derinin bir çok daire ve yarıçaplara bölünmesi ile meydana gelmiştir. Siirt ve Tillo gibi 40. Enlemde bulunan yerlere göre düzenlenmiştir. Bir göç yılının herhangi bir ayının bir günü aranırken bunun haftanın hangi günü olduğu, o gün güneşin kaçta doğup battığı kolayca bulunabilir. Duvar ve cep takvimlerinin bulunmadığı bir dönemde bu aracın önemi açıktır.



Bu açıklamalardan sonra İbrahim Hakkı Hz.’nin tespit edilebilen 58 eserini şöyle sıralayabiliriz.



1- Seyr-u Süluk :1722 yılında yazılmıştır. Eser Arapça olup, bir tasavvuf kitabıdır.

2- Süluk-u Tarikil-Fena :1726 yılında yazılmıştır. Eser Arapça bir tasavvuf kitabıdır.

3- Lubbul-Kutub :1740 yılında yazılmıştır. Eser 4 cilt olup, seçme şiirlerden derlenmiştir.

4- Tecvit :1749 yılında yazılmıştır. Eser tecvitle ilgilidir.

5- Saatname :1750 yılında yazılmıştır. Eser zaman belirleme usullerini içerir.

6- Tertib’ul-Ülum :1751 yılında yazılmıştır. Eser manzum olup, dini ve içtimai konuları içerir.

7- Menazil’ul-Kamer :1752 yılında yazılmıştır. Eserde mevsimlerle, aylarla ilgili bilgiler vardır.

8- İhtiyarat’ül-Kamer :1752 yılında yazılmıştır. Eser gezegenler ve takvimlerle ilgili bilgileri içerir.

9- Gurre-Name :1752 yılında yazılmıştır. Eser takvimi hesapları kapsıyor.

10- Rûz-Name :1752 yılında yazılmıştır. Eser ağaçtan yaptığı takvimin kullanılışını izah ediyor.

11- Divan-ı İlahi-Name :1755 yılında yazılmıştır. Eser Türkçe manzum ve tasavvufidir.

12- Mahzen-Ül-Esrar :1755 yılında yazılmıştır. Eser manzum olup, tasavvufidir.

13- Marifetname :1757 yılında yazılmıştır. Eser Türkçe olup, tasavvuf, astronomi, anatomi, geometri, psikoloji ve edebiyat konularını içeriyor. Orjinali 2 cilttir.

14- Tezkirat’ül-Ehbab :1757 yılında yazılmıştır. Eser Arapça olup, Şeyh İsmail Fakirullah’ın hayatını konu ediniyor.

15- Mecmuat’ul-İrfanniye :1761 yılında yazılmıştır. Eser tasavvufidir.

16- Mecmuat’ul-İnsanniye :1763 yılında yazılmıştır. Eser nazımdır.

17- Hısn’ul-Arifin :1765 yılında yazılmıştır. Eser sırrın izahı ile ilgilidir.

18- Vuslat-Name :1765 yılında yazılmıştır. Eser nazımdır.

19- Mir’at’ul-Kevneyn :1765 yılında yazılmıştır. Eser Arapça nazımdır.

20- Kuvt-i Can :1765 yılında yazılmıştır. Eser şeyhinin menkıbelerini içeriyor.

21- Noş-i Can :1765 yılında yazılmıştır. Türkçe ve Farsça beyitleri içine alıyor.

22- Mecmuat’ül-Meani :1765 yılında yazılmıştır. Eser mana ilimleri ile ilgilidir.

23- Rub’ul Muceyyeb :1765 yılında yazılmıştır. Eser yeryüzünün enlem ve boylamlarının, saat vakitlerinin nasıl bulunabileceğinden, kıble ve yön tayininden, dağların yükseklikleri ile engebeli mesafelerin ölçülmesine dair usulleri içerir.

24- Tuhfet’ul-Kiram :1766 yılında yazılmıştır. Eser Arapça ve Farsça’dır.

25- Celal’ul-Kulub :1766 yılında yazılmıştır. Eser çok değerli manevi telkin ve tavsiyeleri içerir.

26- El-İnsan’ul Kamil :1766 yılında yazılmıştır. Eser Türkçe olup, olgun bir insan modelini takdim ediyor.

27- Nuhbet’ul-Kelam :1768 yılında yazılmıştır. Eser Arapça, Farsça ve Türkçe’dir.

28- Meşarik’ul-Yuh :1771 yılında yazılmıştır. Eser Arapça, Farsça ve Türkçe olup, değişik kaynaklardan derlenmiştir.

29- Avamil ve Kavaid’ul-Farisiyye :Eserler Fars Dili’nin bazı gramer kurallarını içeriyor.

30- Aynı Eser,

31- Sefinetu-Nuh :1773 yılında yazılmıştır. Eser üç dilde yazılmış manzumdur.

32- Kenz’ul-Fütuh :1774 yılında yazılmıştır. Eser tasavvufa dair nazımdır.

33- Definetur-Ruh :1775 yılında yazılmıştır. Eser Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmıştır.

34- Kitab’ul-Alem :1775 yılında yazılmıştır. Eser Arapça’dır.

35- Ruhuş-Şüruh :1776 yılında yazılmıştır. Eser İlahi-Name adlı eserinden derlenmiştir.

36- Akidet’ul-İman :1777 yılında yazılmıştır. Eser Arapça olup, çocuklar için imani bilgiler içeriyor.

37- Urvetil-İslam :1777 yılında yazılmıştır. Eser Marifetname’den alınmıştır.

38- Ulfet’ul-Enam :1777 yılında yazılmıştır. Eser Arapça’dır.

39- Hey’et’ul-İslam :1777 yılında yazılmıştır. Eser tefsir ve hadis ilimleri ile ilgilidir.

40- Vasiyet-Name :1778 yılında yazılmıştır. Eser Oğlu İsmail Fehim’e yazdığı mektupları ihtiva ediyor.

41- Mürşid’ul-Muteehhiliyn :Eser ailevi konular içeriyor.

42- Muntehebat-i Manzume :Eser tasavvufi beyitlerden oluşturulmuştur.

43- Şükür-Name :Eser Manzumdur.

44- İkbal-Name :Eser ahlaki konuları içerir. Nazımdır.

45- İstihrac-i Amal-i Felekiyye :Eser astronomi ile ilgili nazımdır.

46- Süluk-i Tarik-i Nakşibendi :Eser Nakşi Tarikatı’nın usullerini izah ediyor.

47- Ed’iye-i Mensure,

48- Şifa-ul Sudur, 49- Uzletname, 50- Ulfet’ul-Kulub, 51- Menkubus-Sır, 52- Nefy’ul-Vücud, 53- Vahdet-Name, 54- Teferrüc-Name, 55- Manzume-i Avamil, 56- Sırr’ul-Sır, 57- Kelimatu-Fakirullah, 58- Lubbul-Lub,

İbrahim Hakkı Hz.’nin Şiirlerinden Seçmeler



TEFVİZNÂME

Hak şerleri hayr eyler

Zannetme ki gayr eyler

Arif anı seyr eyler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler



Sen Hakk’a tevekkül kıl

Tefviz et ve rahat bul

Sabreyle ve razı ol

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler



Kalbin ona berk (yaprak) eyle

Tedbirini terk eyle

Takdirini derk eyle (anla)

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler



Hallak-ı Rahim oldur

Rezzak-ı Kerim oldur

Fa’al-ı Hakim oldur

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:43 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Çeşme'de gezilecek-görülecek yerler son 5 yıldır her yıl mayıs haziran gibi gidip
11. ayda döndüğüm yer olan, gündüzünde sıcaktan bunalıp
terlediğimi hatırlamadığım, görmeyenlerin görmesi gerektiğini düşündüğüm
ve 2004'ten bu yana genelde istanbulluların ilgisini çekmeyi başarmış
ÇEŞME hakkında;

. uzaklıkta Anadolu'nun batıdaki en uç noktasıdır. Yüzölçümü 2601 km2 dir. Doğu'dan Urla ilçesi, güneyden ve batıdan Ege Denizi , kuzeyden ise Karaburun ilçesi ile komşu olan Çeşme'nin; Yunanistana bağlı Sakız Adasına uzaklığı 8 mil dir. Üç tarafı denizle çevrili Urla yarıadasının batıya uzanan kısmı Çeşme yarımadası olarak anılır. Çeşme'de dağların denize dik inmesi, görkemli doğal güzellikler yaratmıştır. Arazi genellikle taşlık ve kayalık tepelerle kaplı olup, tepelerin arasında küçük ovacıklar yer alır. Arazi çoğunlukla eğimlidir. Toprak yapısı çakıllı, kumlu, kireçlidir. Bazı bölgelerde tınlı ve kalkerli satıhlar vardır. Sayısız koyları, berrak denizi, güneşi, ince kumları, deniz içinde kaynayan kükürtlü suları, yarımadanın 29 km yi bulan kıyıları boyunca dağılmıştır. Şifne, Küçük liman , Pırlanta, Paşa limanı, Ilıca plajı, Çiftlik, Altınkum, Çatal azmak, Sakızlı koyu, Tekke plajı, Ayayorgi ve değişk isimlerde yirmiye yakın kumsalı vardır..Aynı zamanda ILDIRI beldemiz Tunç çağından kalma çok önemli tarihi eserlerle bezenmiştir.
Eskiden cüzzamlıların yaşadığı bir manastır olduğu söylenen AYAYORGI,
yarım ay şeklinde doğal bir koydur.


beach clublar mevcuttur.
***

İlçe merkezinin 5 km. doğusunda bulunan Ilıca, körfezi ve özellikle 2 km.'ye yakın uzunluktaki geniş plajı, beyaz incecik kumları, deniz içinde kaynayan termal suyu ile önemli bir konum içerir. Yıldızburnu mevkiinde denizin içinden kaynayan şifalı sıcak termal suyundan herkes yararlanmaktadır. Kuzey-güney hattına bağlı olan ve pek çok kaynaktan beslenen termal su, kalker sarı kil, volkan tüfleri arasından çıkar ve genellikle çatlaklardan gelen mağmatik sulardan oluşur. En önemlisi 55 derece sıcaklığında olan Topan (Hamidiye) termal suyudur. Ilıca'da Yıldız mevkiinde 1985 yılında kurulan Çeşme Yelken Kulübü; Türkiye'nin en hızlı büyüyen, en büyük tekne filosuna sahip, milli takıma sporcu yetiştiren başarılı bir kulüptür. Yakın mevkiide bulunan ve yaklaşık 5 km. uzunluğunda çok güzel plajlara sahip Boyalık koyu
Ilıca Plajının karekteristik özelliklerini taşır.

Çeşme Sheraton'un bulunduğu da yerdir ayrıca ılıca.
gruplarda ve kalabalık dönemlerde
alternatif otel Hotel İN-KİM Beach'tir.


http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
yine ılıcada BHU (Bolulu Hasan Usta) ve Özsüt
o civarın ünlü süt tatlıcılarındandır.
***
http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
her ne kadar Kumrucu Şevki en iyisidir denilse de
sürekli soğuk gelen kumruları ve sabaha karşı 4'den sonra
insan selinin yaşanması diğer kumruculara olan ilgiyi arttırmıştır.
bunun yanında h.sonları
televole ünlülerinin birçoğuna rastlamanız da olasıdır.
Hıncal Uluç'a sorarsanız da favorisi istisnasız Kumrucu Hüseyindir .)

benim tercihim; Kumrucu Serkan'dır
Belediyenin yeni düzenlediği sahilde geçtiğimiz sezon
yeni bir mekanla kapasitesini ve popülerliğini arttıran Serkan kardeşimiz genç yaşında eğlence sektörünün kralı olmaya adaydır.

***
. uzaklıkta bir beldedir. Türk - Yunan karışımı Ege mimari özellikleriyle parke taşlı arnavut kaldırımlarıyla, yüzyıl öncesinden kalan yeldeğirmenleriyle ve sakız bahçeleri ile sevimli antik bir kasabadır, Alaçatı. 1874 yılında yapılmış Ayios Kostantinos kilisesi camiye dönüştürülmüştür ve Pazaryeri camii olarak bugünde heybetle yükselir.
Her yıl haziran ayının son haftasında yapılan "Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ne Dünya'nın çeşitli ülkelerinden topluluklar katılır. Doğal Alaçatı limanı, devamlı esen rüzgarına rağmen dalgasız denizi ile Dünya'da sörf yapmaya elverişli nadir merkezlerden biridir. Ayrıca rüzgar almayan pırıl pırıl kumlarıyla meşhur Çark ve Piyade plajları çok güzeldir. Yapılmakta olan yalı, yat limanı ve havaalanı projesi turizm potansiyelini önemli ölçüde artıracaktır.

istanbul'dan gelen yerli turistler Alaçatı'da bir çok mekan alıp
işletmeye başlamışlardır. geçen sene Sezen Aksu'nun Çeşme'de verdiği konserden yaklaşık 1-2 ay sonra Alaçatı'ye gelip tesadüf karşılaştığımız bir yerde masamıza içki göndermesi Alaçatıya ve s.aksu'ya olan hayranlığımı bir kez daha perçinlemiştir .)

***
Erythrai, Lidya ve daha sonra da Persler'in eline geçer. Pers boyunduruğuna karşı diğer İon kentleri gibi ayaklanmaya katılan kente, bütün İon kentleriyle birlikte İ.Ö. 334'te İskender, bağımsızlığını kazandırır. İskender'in ölümünden sonra çıkan kargaşalar sonucu bir çok el değiştiren Erythrai Pergamon (Bergama) Krallığı'nın eline geçer. İ.Ö.133' te Roma İmparatorluğu içinde özgür bir kent statüsü kazanır. Bu dönemde şarabı, keçileri, değirmen taşları ve kadın kahinleri Sibyl ile Herophile ile ün kazandı.
İ.Ö.1 yy.'da depremler, savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden büyük yıkıma uğrayan yöre; 16.yy'dan sonra İlderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başladı.
http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
Şehirde 1963-1966 yılları arasında Prof.Hakkı Gültekin ve sonraları Prof. Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. İlkönce M.Ö. 3.yy. sonlarında yapıldığı sanılan akrapolün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro torak altından çıkarıldı. Akrapol'ün en yüksek düzlüğünde yapılan araştırmalarda da Athena tapınağına ait kalıntılar bulundu.

Şehrin etrafının 5 km. uzunluğunda surla çevrili olduğu anlaşıldı. Tiyatro kısmen açığa çıkarıldı ve restorasyon çalışmaları yarım kaldı. Araştırmalarda akrapolde M.Ö.6. ve 7.yy'dan kalma çanak, çömlek, taş ve topraktan figürler bulundu. Bunlar Erythrai şehrinin en eski tarihi buluntularıdır.

Erythrai Oteli'ne ait adaya belirli saatlerde tekneyle gidebilir.
sınırsız içki ve yiyecek ile güzel vakit geçirebilirsiniz.
geçtiğimiz sezon bilezik fiyatı sanırım 30 YTL idi.

***
ULAŞIM ve KONAKLAMA

İzmir`e 77 Km`lik dar bir asfalt, 80 Km`lik otoyol olmak üzere iki yol`la bağlanan Çeşme`nin ulaşım merkezi İzmir`dir. Kara, Hava ve Deniz yoluyla gelen turistler önce İzmir`e Çeşme ve Ildırı`ya çalışan otobüslerle turizm mevsiminin en kalabalık günlerinde dahi ihtiyacı rahatlıkla karşılar.Kışın 07-19 arası her 45 dakikada bir, yazın 06-21.30 arası her 20 dakikada bir otobüs seferleri vardır.
Alaçatı`ya uğradıktan sonra sırasıyla Ilıca ve Şifne`den geçerek Ildırı`ya giderler.Çeşme otobüsleriyle gelen yolcuların ilk durağı Alaçatı`dır. Şifne ve Ildırı istikametine gitmek üzere bu otobüslere binen yolcular burada veya ikinci durak olan Ilıcada inmelidirler. Ilıca`dan Çeşme merkezine olan uzaklık 6 km`dir. Ilıca`dan hemen sonra (2km) Altınyunus durağı ve daha sonra da Boyalık
Koyu boyunca sıralanmış Tatil Köyü ve dinlenme tesislerinin duraklarında inilebilir. Ilıcadan Çeşme`ye kadar olan sahil şeridi Türkiye'nin en temiz plajları arasındadır. Çeşme ilçe merkezi, otobüs ve minibüslerin son durağıdır.

. Çeşme doğal ve coğrafi yapı gereği yaygın ve geniş yerleşim alanlarına sahiptir. Bu alanlar arasında ulaşım, sistemli bir biçimde sağlanmaktadır.
Bunun yanında Çeşme`de bulunan otobüs şirketleri sayesinde direk olarak şehirlerarası seyahat etmek de mümkündür. Turizmin yoğun olduğu yaz aylarında sabah ve akşam saatlerinde günde iki kez olmak üzere İstanbul ve Ankara`ya düzenli otobüs seferleri vardır. Bunun yanında Pamukkale Turizm otobüsleriyle Çeşme`den başlayarak İzmir, Aydın, Muğla, Bodrum, Marmaris, Kaş, Kalkan, Antalya ve Alanya`ya kadar seyahat edebilirsiniz. Yunanistan`dan Çeşme`ye deniz yoluyla giriş yapan turistler Sakız Adası (Chios) Çeşme arasında çalışan Türk ve Yunan feribotlarıyla taşınır. Ada ile Çeşme arası bir saattir. Ayrıca Türkiye`den çıkış yapacak turistler Çeşme`den İtalya`nın Bari, Brindisi Limanlarına yolcu taşımacılığı, kış aylarında ise Trieste Limanına RO-RO seferleri mevcuttur.


DAHA FAZLA BİLGİYE SAHİP OLMAK İSTEYEN OLURSA
BU BAŞLIK ALTINDAN SORABİLİR.
AYRICA GÖRÜŞLERİNİ PAYLAŞABİLİR
veya ÇEŞME ile İLGİLİ TATİL ANILARINDAN BAHSEDEBİLİR.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:44 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
GAZİANTEP Turizmi GAZİANTEP
GENEL BİLGİLER

Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek Yolu üzerinde konumlanmıştır.

Müzeler ve Ören yerleri
Müzeler
Arkeoloji Müzesi
Adres: İstasyon Cad. - Gaziantep
Tel: (342) 231 11 71
Faks: (342) 210 30 17

Etnografya Müzesi
Adres: Eyüboğlu Mah. Hanifioğlu Sok. No: 64 - Gaziantep
Tel: (342) 230 47 21
Hasan Süzer Etnografya Müzesi
Örenyerleri
Belkız-Zeugma - Nizip/Belkıs
Yesemek - İslahiye/Yesemek
Tilmen - İslahiye/Tilme
Dülük Örenyeri - Şehit Kamil/Dülük
Belkıs/Zeugma

Belkıs/Zeugma Antik Kenti, Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olar Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.


Büyük İskender'in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat'ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.'da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle " Zeugma" adını alır. Roma İmparatorluğu'nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu'nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma'da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma'yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır'daki İskenderiye'den ( Aleksandreia) 'dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) 'dan ise birkaç kat büyüklükteydi.Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma'dan
bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma'da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke'nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı , diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

Dülük
Gaziantep kent merkezinin 10 km. kuzeyinde bugünkü Dülük köyünde tarihi İpek Yolu'nun üzerinde bulunan bu antik kentte bulunan Şarklı Mağarada M.Ö. 6 bin yıllarında insanların yaşadığına dair taştan yapılmış aletler bulunmuştur.Tarihte Doliche olarak bilinen kent Hitit'lerin baş tanrısı Teşup'un din merkezi olmuştur. Dülük köyünün içinde ve çevresinde bir çok kaya mezarları ve kaya kiliseleri ziyarete açılmıştır.


Karkamış Harabeleri
Karkamış harabeleri bir kısmı Suriye sınırında bulunan Karkamış ilçesinin güneyine düşen geçmişi Neolitik dönemlere dayanan yerleşim merkezi olduğu belirlenmiştir.Gılgamış Destanı, Geç Hitit döneminde Karkamış şehrinin ortostatlarında tasvir edilmiştir. Buradan elde edilen eserler günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir

KALELER
Gaziantep Kalesi
Gaziantep Kalesi, Türkiye'de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir.Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı, zaman içerisinde genişletildiği ve bugünkü biçimini Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyılda aldığı yolunda bilgiler vardır. Kalenin üzerinde hamam kalıntıları, sarnıçlar, mescit ve çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır.


Rumkale
Bu tarihi yapının önceleri adı Hromgla iken bozularak Rumkale denilmiştir. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri yerleşildiği, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.O. 855'de zapt edildiği bildirilen "Şitamrat" olduğu, fakat esaslı olarak M.Ö. 9. yüzyıl sonlarında Geç Hitit döneminde tahkim edildiği zannedilmektedir.
Fırat ve Merzimeri in kıyılarından itibaren yükselen eteklerde bir dış sur ve kompleks odalardan oluşan bir geçidi ile içeri girilmektedir. Sur bedeninin inşasında bazı kesimlerde kayalık yapının dik uçurumlar gösteren topografyasından azami ölçüde yararlanılmıştır. Halen mevcut taş yapılarda, en eski dönem olarak Geç Helenistik izler ile Roma dönemi mimarisi algılanmaktadır. Ayaktaki mimari kalıntılar ise, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır..
Bunların en ilginci, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı giden ve Fırat sevivesinin altına kadar inerek su ihtiyacını karşılayan sistemdir. 11. yüzyılda Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla’nın önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hâvarilerden Yohannes'in, burada bir süre inzivaya çekilerek İncil'in müsveddelerini kopya ettiği ve sakladığı, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut'a kaçırıldığı söylenmektedir.

Ortaçağ'da Ermenilerin "Hromkla, Süryanilerin ise Kala-Rhomata ismiyle andıkları kale-kent, XII. yy sonlarında Memlukların eline geçmiş ve Kal-at el Müslimin adı verilmiştir. Merc-i Dabık savaşından sonra Osmanlılar'ın eline geçen Rumkale, Halep Eyaletinin Birecik Sancağına bağlı bir kaza haline getirilmiştir.
Rumkale'de halen Türk-İslam dönemine ait bazı yapılar ile harap vaziyette bir de Mescit bulunmaktadır. İlk yapımından itibaren Fırat boyunun güvenliği için kullanıldığına şüphe olmayan kalede sivil ögelerden çok askeri karakterler hissedilmektedir.
Samsat ile Rumkale arasındaki Fırat Vadisi, ilk kullanımının prehistorik dönemde olduğu şüphe götürmeyen mağaralarla doludur. Zaman zaman bir koridor izlenimi veren dik yamaçlarda halen de görülebilen mağaralar ise, Roma döneminde mezar odaları olarak kayaya oyulmuş olan mekanlardır. Bunların birçoğu daha sonradan, özellikle de Haçlı seferleri sırasında Fırat boylarının korunması için araları açılıp geçitlerle yatay ve merdivenlerle dikey olarak birleştirilip savunma mekanları haline getirilmiştir.

Camiler, Türbeler, KiliselerŞeyh Fethullah Cami, Boyacı Cami, Ömeriye Cami ve Ahmet Çelebi Camileri önemli camileridir.
1860 yılında Fransız Misyonerler ve III. Napolyon'un yardımıyla inşa edilen Kendirli Kilisesi görülmeye değerdir. İlde yer alan Ökkeşiye Hazretleri, Yuşa Peygamber ve Pirsefa Hazretleri Türbesi görülmeye değer turizm çekim merkezleridir.

Mimari
Geleneksel Antep Mimarisi ve Evleri
Gaziantep’in geçmişten günümüze tarih içindeki oluşumuna bakıldığında köklü ve zengin bir mimarisi olduğu görülür. Kent karakterindeki yapıları, konutlar, camiler, hanlar, hamamlar dır. Bu kagir yapıların fonksiyonların oluşumunda yörenin iklimi topoğrafik özellikleri, bitki örtüsü ve sosyal yaşantıları etkili olmuştur. Yazların çok sıcak geçmesi nedeniyle mimaride avlu anlayışı hakimdir. Zamanın büyük bir bölümünün avluda geçmesi nedeniyle buraya “hayat” denmektedir.

Sokaklar dar ve gölgelidir. Bazı yerlerde kabaltı denen altı yol üstü konut olan mekanlar vardır. Günümüzde Kabaltı yapılardan sadece altı tane kalmıştır. Sokakları dik olarak kesen çıkmaz sokaklara da “dehliz” denmektedir


Antep evleri; yüksek duvarlar arkasında, diş mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış yapılardır. Evlerin ,kinci, katında sokağa bakan konsol çıkıntılarına köşk denir. Dışı metalle kaplanan bu tür yapılar köşklü ev dite adlandırılır. Genelde iki katlı ve avluya dönük yapılardır.
Sıcak yaz günlerinde gölgeli mekanlardır. Sofaya açılan odalar çok işlevli özelliğe sahip mekanlardır. Odada yatakların konduğu döşeklik, yemek kapları için kübbiye adı verilen dolap nişleri de vardır. Bunlar nacar denen çok güzel ahşap işçiliğine sahiptir.

Hanlar
Tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan Gaziantep'te bu dönemden kalma pek çok han ve kervansaray bulunmaktadır. Tuz Hanı, Şire Hanı, Tütün Hanı, Hışva Hanı, Mecidiye Hanı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, Belediye Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni (Yüzükçü) Han, Hacı Ömer Hanı ve Millet Hanı önemlileridir.
Mesire Yerleri
Gaziantep'te bahar ve yaz mevsimlerinde havanın sıcak olduğu günler şehrin sıcaklığından ve gürültüsünden uzakta, tabiatla baş başa kalmak için "Sahre" adı verilen ailece ve akrabalarla birlikte yemekli kır gezileri düzenlenir. Kır gezilerinde şehir dışındaki bağ evlerine, gezi ve mesire yerlerine gidilir.
Bu gezi ve mesire yerlerinden bazıları Dülükbaba Ormanları, Karpuzatan(Oğuzeli) , Kavaklık, Dutluk, Nafak, Burç Ormanları, Burç Goleti, Büyükşahinbey Kasabası (Körkün) , Nizip Karpuzatan ve Çifte Havuzlardır

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:44 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
NE ALINIR?
Bakır işlemeler, sedef kakmalı eşyalar, altın ve gümüş takılar, yemeni adı verilen üstü kırmızı yada siyah deriden tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ve çok sağlıklı olan geleneksel ayakkabılar, beyaz kumaş üzerine sarılarak ve çekilerek beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle yapılan el işlememeleri Gaziantep'ten alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır.

Gaziantep baklavası, Antepfıstığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızı biber ve baharatlar Gaziantep'te yapılacak alışverişlerde alınması tavsiye edilir.

Alışveriş merkezleri şehrin en işlek merkezleri olan Mütercin Asım, Gaziler, Suburcu, Kargöz ve Şıhcan caddeleri ile yeni yerleşim alanlarının bulunduğu Değirmiçem ve Sarıgüllük bölgelerindedir. Ayrıca Belediye Pasajı, Büyük Pasaj, Söylemez Pasajı, Halep Pasajı, Suriye Pasajı ve Kurtuluş Pasajları alış veriş yapılabilecek yerlerdir.

NE YENİR?

Gaziantep mutfağı seneler boyunca geleneklerinin ve yöresel damak lezzetinin zenginliği ile ülkemiz ve dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İçli köfte, çiğ köfte, ekşili ufak köfte, malhıtalı (Mercimek) köfte, yoğurtlu ufak köfte ilde yapılan özgün et yemekleri çeşitleridir.

Kebapları ile meşhur olan ilde kuşbaşı kebabı (tike Kebabı) kıyma kebabı, patlıcan kebabı soğan kebabı, simit kebabı ve ciğer (cırtlak) kebabı tadılmalıdır.

Yuvarlama, lahmacun, karışık dolma, maş çorbası, beyran şiveydiz, yaprak sarması, çağla aşı kabaklama, börk aşı, doğrama, kaburga dolması, alinazik, yoğurtlu patates, künefe, burmalı kadayıf ve Antepfıstığı ezmesi bilinen diğer yerel yemek çeşitleridir.

YAPMADAN DÖNME

Arkeoloji Müzesi, Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesini ziyaret etmeden,

Tarihi Gaziantep Evleri ve Gaziantep Kalesini görmeden,

Yesemek Açık Hava Müzesi, Belkıs/Zeugma, Rumkale ve Dülük/Doliche Antik Kentini gezmeden,

Gaziantep lahmacunu, Ali Nazik kebabı, yuvarlama, içli köfte, keme kebabı ve yeni dünya kebabı (Her yıl Nisan ve Mayıs aylarında bulunmaktadır), simit kebabı, patlıcan kebabı, cağırtlak (ciğer) kebabı, Dünyaca meşhur Gaziantep baklavası ve fıstık ezmesi tatmadan,

Geleneksel Gaziantep el sanatlarından; sedef kakma, kutnu kumaşı, bakır işlemeler, yemeni, Antep işleri ve Gaziantep baklavası, Antepfistığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızı biber ve baharatlarından almadan,

Her yıl 25 Aralıkta düzenlenen Kurtuluş şenliklerini seyretmeden

...Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:44 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
NEVŞEHİR Turizmi

NE YENİR?

Yöre üzümünden yapılan şaraplar, pekmez, Avanos'un çömlek kebabı, Acıgöl'ün kabak tatlısı, Ortahisar'ın mağaralarında depolanan limon ve greyfurtlar, Ortahisar nefis kayısıları mutlaka tadılmalıdır
NE ALINIR?

Yöreden alınabilecek hediyelik eşyalar çömlek işi kapkacaklar, deri işleri, halıcılık, onyx taşından yapılmış süs eşyaları yöreden alınabilecek hediyelik eşyalardır
YAPMADAN DÖNME

Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,

Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,

Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,

Acıgöl'deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,

Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,

Avanos'ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan,

Yöreye özgü şaraplardan tatmadan,

....Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:44 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
Kapadokya Bölgesinin en önemli şehirleriden olan Nevşehir ili, doğa ve tarihin bütünleştiği en güzel yerlerden biridir. Coğrafi olaylar peribacalarını oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da, bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır

Nevşehir ilinin ilçeleri; Acıgöl, Avanos, Derinkuyu, Gülşehri, Hacıbektaş, Kozaklı ve Ürgüp'tür.

Avanos
Nevşehir'in 18 km kuzeyinde olan Avanos'un antik dönemdeki adı Venessa'dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır

Ürgüp
Nevşehir'in 20 km doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.

Hacıbektaş
Nevşehir-Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir'e 45 km uzaklıkta olan Hacı Bektaş, ilçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Hellenistik ve Roma Dönemi'ne ait ele geçen eserler, Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Hacı Bektaş yakınlarındaki Karaburna köyü yakınlarında Topada ve Sivasa'da olduğu gibi Geç Hitit Dönemi'ne ait Hitit hiyeroflifi ile yazılmış Karaburna kaya anıtı bulunmaktadır.

Gülşehir
Nevşehir'e 20 km. uzaklıktadır. Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmet Seyyid Paşa'nın yaptırdığı külliye; cami, medrese ve çeşmeden oluşmaktadır. İlçedeki Aziz Jean Kilisesi ve Sivasa Gökçetoprak yeraltı şehri görülmeye değer yerlerdendir.

Kozaklı
Nevşehir' in yaklaşık 100 km.kuzeyinde yer alan Kozaklı sağlık turizmi açısından önemli bir yere sahiptir. Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlü olup A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektadir. Kozaklı kaplıcalarından iltihapı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.

Acıgöl
Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde yer alan ve Nevşehir'e uzaklığı yaklaşık 20 km. olan Acıgöl'de tespit edilebilen en eski yerleşim M.Ö. VIII. yüzyıla aittir. Ağıllı köyü yakınlarındaki Topada Geç Hitit Dönemi'ne ait Hitit hiyeroglifi ile yazılmış kaya anıtında bölgenin siyasi durumu ve liderinin icraatları ile ilgili bilgiler yer almaktadır.
GEZİLECEK YERLER..
Ürgüp

Pembe Vadi, Kızıl Çukur, Mustafapaşa, Sarıhan, Halaçdere, Fıratkan, Ortahisar, Aziz Theodore (Tağar)Kilisesi, Pancarlık Kilisesi, Ala Kilise ve Kepez Kiliseleri, Balkan Kiliseleri, Taşkınpaşa Camii, Kadı Kalesi, Temenni (Anıt Mezar ), Altıkapı, Damsa Barajı gezilecek yerler arasındadır.

Avansos

Çavuşin (Nicephorus Phocas) Kilisesi, Güllüdere (Aziz Agathangelus) Kilisesi, Özkonak Yeraltı Şehri, Zelve görülmesi gereken yerledir.

Hacıbektaş

Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Külliyesi, Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi) ve Hacı Bektaş Dergahının üçüncü bahçesindeki 2.Piri Hızır Balım Sultan için, Selçuklu Mimari tarzında yapılmış olan Balım Sultan Türbesi görülmelidir
Mustafapaşa

Ürgüp'ün 6 km. güneyinde yer alır. Mustafapaşa'nın batısında bulunan Gömede Vadisi jeomorfolojik açıdan Ihlara Vadisinin küçük bir benzeridir. Ihlara vadisinde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir.

Ihlara Vadisi
Aksaray'a 40 km. uzaklıktadır. Vadiye, Aksaray-Nevşehir karayolunun 11. km.sinden sapılarak gidilir. Hasandağı'ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz Çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen 'Potamus Kapadukus" denilmekteydi. 14 km. uzunluğundaki vadi Ihlara'dan başlar, Selime'de son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100-150 m.dir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır.Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirlerine tünellerle bağlantılıdır.
Derinkuyu
Nevşehir' in 29 km güneyinde bulunan yeraltı şehridir. 1966 yılında turizme açılmıştır. 4 km' lik bir alanda ve 8 katta 20 bin kişiyi barındırabilecek olan bu yer altı şehri düşman işgali sırasında ve gece hayatında kullanılmıştır. Çok derin olup kilometrelerce uzanan tüneller halindedir. Girişte toprak üstünde bulunan iki kilise ile kentin havalandırma yöntemi dikkate değer yerlerdendir. Kolayca kazılabilen yumuşak taşlı bu yerde taş kapılar, hava bacası, su kuyuları, günah çıkarma yerleri, kiliseler, mezar, kaçma bacası, konuşma salonu, ve tünel gezilip görülebilmektedir.

Kaymaklı
Nevşehir' in 20 km güneyinde bulunan yeraltı şehridir. VII. - IX. yüzyıllar arasında arap saldırılarına karşı korunmak ve Hıristiyanlığın yayılmasına karşı engelleri önlemek için sığınak olarak yapılmıştır. Karışık tünellerle 4 kat aşağısına kadar inilebilmektedir. 5.- 8. katlar açık değildir. Tünellerle yatak odalarına, mutfaklara, şarap depolarına, dolaplara ve tapınaklara gidilebilmektedir. Tüneller ve katlar arası değirmen taşları ile kapatılarak şehrin dış dünya ile ilgisi kesilebilmektedir. Bütün şehrin havalandırılması büyük bir baca ile yapılmaktadır.

Mazı Yeraltı Şehri

Antik adı “Mataza olan Mazı Köyü, Ürgüp’ün 18 km güneyinde, Kaymaklı Yer altı Şehri’nin ise 10 km doğusundadır.Vadinin her iki dik yamaçlarında Erken Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlıkları bulunmaktadır. Platoda ise çok sayıda Bizans Dönemi’ne ait mezarlar yer alır.
Yer altı şehri, derin vadide yer alan köyün batı dik yamacına oyulmuştur. Girişin tam karşısında sütunlu mekan ahırdır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ancak bir ahırın ortasında kayadan oyulmuş, hayvanların su içmesini sağlayan yalak bulunması diğerlerinden farklı özelliğidir. Ahırların çok sayıda olması hayvansal üretimin bolluğunu dolayısıyla refah seviyesinin yüksek olduğunu gösterir. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılır. Kilisede bulunan aşağıya doğru yaklaşık 20m derinlikteki su kuyusu, yeraltı şehrinin gerçek derinliğini göstermesi açısından önemlidir. Kilise apsisinin karşısındaki küçük oyuk aynı zamanda gizli baca olup yeraltı şehrinin diğer mekanlarına geçişi sağlar. Bacanın her iki tarafındaki küçük oyuklar tırmanmayı kolaylaştırmıştır.

Mazı Yeraltı Şehrinin genel özelliği alt kat mekanlarının bağlantıları kısa pasajlarla, üst kat mekanlarının ise uzun, dar pasajlarla sağlanmasıdır. Bu pasajların çoğu kapandığından dolayı yeraltı şehrinin ne kadar bir alana yayıldığı bilinmemektedir. Dini mekana sahip Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri büyük alanlara yayılmıştır. Mazı Yeraltı yerleşiminde de bir kilise bulunduğundan dolayı onlar gibi geniş alanlara yayılmış olması olasıdır.
NE ALINIR?

Yöreden alınabilecek hediyelik eşyalar çömlek işi kapkacaklar, deri işleri, halıcılık,onyx taşından yapılmış süs eşyaları yöreden alınabilecek hediyelik eşyalardır.
NE YENİR?

Yöre üzümünden yapılan şaraplar, pekmez, Avanos'un çömlek kebabı, Acıgöl'ün kabak tatlısı,Ortahisar'ın mağaralarında depolanan limon ve greyfrutlar, Ortahisar nefis kayısıları mutlaka tadılmalıdır.


Mutlaka.....

Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,

Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,

Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,

Acıgöl'deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,

Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,

Avanos'ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan

....Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:44 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Safranbolu evleri

Safranbolu Kendini koruyan Kent
Anadolu'nun kuzeybatı kesiminde tarihi evleri ile ünlü Safranbolu bir İyon prensesi tarafından kurulmuştur. Kent ve çevresi tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlık yaşamıştır. Safranbolu tarihi ipek yolunun Kastamonu-Gerede-Istanbul kesimi üzerinde önemli bir konaklama merkeziydi.

Sahip olduğu mirasın zenginliği yanında, bu mirası çevresel dokusu içinde korumaktaki başarısından dolayı Safranbolu 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından "Dünya Miras Listesi"ne dahil edilmiş ve bir dünya kenti haline gelmiştir. Safranbolu tarihi ve kültürel zenginliğinin ifadesi olarak bugün doğal ve çevre dokusu içinde korunmakta olan 1008 esere sahiptir. Kaya Mezarları, höyükler, Cinci Hanı ve Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, İzzet Mehmet Paşa Camisi, Yemeniciler Arastası, İncekaya Su Kemeri, Konaklar, Çeşmeler, Türbeler bu eserlerin bir bölümüdür.
Safranbolu ilk ününü geleneksel ve özel bir mimari yapıya sahip Safranbolu Evleri ile kazanmıştır. Bu evler 18. ve 19. yy Türk toplum yaşantısını günümüze aktaran mükemmel mimarlık örnekleridir. Kalabalık aile yapısının, ekonomik zenginliğin ve yöredeki iklim özelliklerinin etkilerini taşıyan bu evler görkemli çatıları nedeniyle "Beş cepheli mimari eser" olarak nitelendirilmektedir.


Safranbolu Evleri 2-3 katlı, 6-8 odalı, cumbalı, her odasında fazla sayıda penceresi olan ve odalarının her ayrıntısı büyük bir ustalıkla meydana getirilmiş yapılardır. Bu yapılarda taşın estetik kullanımı, ahşap işçiliğinin akıllara durgunluk veren kalitesi, tavan ve duvar süslemeleri, iç mekanlarda kurulmuş havuzlar, merdiven korkulukları ve nihayet kapı tokmakları... Hepsi seyredenleri hayran bırakacak güzelliktedir.

Safranbolu evinin üzerinde yapıldığı arsa ne şekilde olursa olsun, üst katlarda geometrik bütünlük büyük bir ustalıkla sağlanmıtır. Ev yerleşiminde komşuluk ilişkileri ön planda tutulmuştur. Arnavut kaldırımlı dar sokaklar insanları birbirine yaklaştırırken, evlerin cumbaları ve çıkmaları bu dar sokaklarda görünümü zenginleştirmektedir.
Safranbolu,tarihi boyutunun ve evlerinin yanı sıra çok ilgi çekici doğal güzelliklere de sahiptir. Bu anlatım turizmi çeşitlendirme kaygısının bir ürünü değildir.Gercekten Safranbolu'da bulunan doğal güzellikler herhangi bir yerleşim yerini tek başına ön plana çıkarmaya yetecek düzeydedir. Ne var ki bir müzekent görünümdeki Safranbolu'yu üne kavuşturan geleneksel Türk evlerinin mükemmelliği ilçenin doğal güzelliklerini ikinci plana çıkarmaktadır. Ağırlığının yüzbin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen ve adını kente vermiş olan safran bitkisi burda yetişmektedir ve bu kentin gözbebeğidir.Safranbolu'nun ün yapmış diğer ürünü Safranbolu Çavuş Üzümü'dür.Çavuş üzümleri içinde en çok tutulanı bu üzümdür ve yörede yaygın olarak yetiştirilmiştir. Safranbolu ayrıca lokumu ile de tanınmaktadır. İlçede çeşitli türlerde lokum yapan imalathaneler bulunmakta ve ilçe dışına lokum satılmaktadır.

Safranbolu'nun tanıtılmasıyla birlikte artan ilginin yoğunluğu turizm olanaklarını da geliştirmektedir. Bugün Safranbolu kültürel turizm anlayışının ilgi odağıdır.

KONUMU VE ULAŞIM

Safranbolu; Batı Karadeniz Bölgesinde; bağlı bulunduğu Karabük iline 10km., Ankara'ya 240 km. ve Istanbul'a 406 km. uzaklıktadır. Ankara ve İstanbul ile bağlı bulunduğu karayolunun büyük bir bölümü otobandır. Normal süratle Safranbolu Ankara arası 2,5 saatte, Safranbolu İstanbul arası ise 5 saatte katedilmektedir.

Denize en yakın bağlantıları ise 91 km. ile turistik İnkumu, 97 km. ile yine turistik Amasra'dır.

İklim yönünden yılın dört mevsiminin özelliklerini de yaşayan Safranbolu'da yaz ve kış ayları insanların yaşamlarında zorluk yaratmayacak özelliktedir.

Safranbolu her türlü konaklama ve restaurant ihtiyacına cevap verecek özellikte bir kent merkezidir.




Gezilecek yerler :KENT İÇİNDEKİ NOKTALAR:
- Gezi Evleri (Kaymakamlar Evi, Kileciler Konağı, Mümtazlar Evi, Karaüzümler Evi, Kavsalar Evi)
- Cinci Hanı,Cinci Hamamı
- Eski Hükümet konağı, Saat Kulesi, Güneş Saati
- Eski Tabakhane
- Eski Değirmen
- Çarşılar (Yemeniciler Arastası, Demirciler, Bakırıylar, Kalaycılar, Semerciler çarşısı )
- Camiler (Kazdağlı, Köprülü Mehmet Paşa, İzzet Mehmet Paşa, Daşdelen, Akçasu Kaçak Camisi)

SEYİR TERASLARI
- Hıdırlık tepesi
- Mezarlık ve Kale
- Hasandede kayasy
- Şahbalı
- Gümüş Tepesi
- Hastane Altı
- Küpçü Tepesi

ARKEOLOJiK ALANLAR
- Kaya Mezarları (Hacılarobası; Grup Köyleri,Karakoyunlu Mah.)
- Gümüş Tepesi Höyüğü

DOĞA YÜRÜYÜşLERİ
- Düzce Köyü Kanyonu
- Tokatlı Kanyonu
- Bulak Deresi
- Aşağı Tabakhane
- Dereköy Değirmeni
- İncekaya Köyü
- İncekaya Su Kemeri
- Dere Sokak
- Akçasu Camisi
- Uzunkır
- Gümüş
- Dibanos
- Dışkale Altı
- Misak-i Milli
- Kanlıkaya Akseki

ORMAN VE YAYLALAR
-Kirkille Çamlığı
-Gürleyik Mesire Yeri
-Sarıçiçek Yaylası
-Uluyayla

DİĞER İLGİ NOKTALARI
- İncekaya Su Kemeri
- Yörük Köyü
- Konarı Gölü
- Konarı Taş Köprü
- Su Değirmeni
- Bulak ve Hızar Mağaraları


NE YENİR?
Kentte Evlerin restorasyonu ile oluşturulmuş pek çok yeme-içme ve eğlence mekanları bulunmaktadır. Akşamları Çarşı bölgesinde yoğunlaşmış eğlence mekanlarında canlı müzik dinlenebilir. Gözleme, kuyu kebabı, yayım makarnası, su böreği ve ev baklavası bulunabilecek yöresel yemeklerdendir. Her zaman taze satılan, fındıklı, şamfıstıklı, güllü ve safranlı çeşitleri bulunan Safranbolu Lokumu, Safranbolu Evleri kadar ünlüdür.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:44 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Gizli Cennetler

harbiye

İSTANBUL'DAN GİDİŞ

İstanbul'dan yola çıkıp, Türkiye'nin güneydeki bu en uç noktalarından Harbiye'ye gitmek istiyorsanız en mantıklı gidiş yolu, İstanbul - Ankara otobanını kullanmak.

Sonra da Konya üzerinden Adana'ya inmek. Konya Ovası'nda dümdüz yolda giderken, aşırı hız yapmamaya özen gösterin. Çünkü ilçe giriş çıkışlarında mutlaka radarlar yer alıyor. Ve para cezaları eskisi gibi değil. Kimsenin de gözünün yaşına bakmıyorlar.

Adana'ya gelince de Antakya'ya kadar otobanı kullanıp keyifle yolculuk yapabilirsiniz. Antakya'ya geldikten sonra gerisi kolay. Şehir merkezinden 6 kilometre uzaklıkta bulunan Harbiye için yön gösteren tabelaları takip etmeniz yeterli.


ANKARA
Ankara'dan ise, Konya - Adana - Antakya istikameti, sizi harbiye'ye ulaştıracak...

İZMİR'DEN GELENLER

İzmir'den geliş ise biraz uzun ve zahmetli. En ideali, İzmir'den Tavşanlı - Uşak - Afyon - Konya güzergahını izlemek.

Daha sonra da İstanbul ve Ankara'dan gelenlerin yaptığı gibi Adana'ya inip Hatay'a gitmek.

İzmir - Hatay yolu, 1088 kilometre.

ALTERNATİF YOL!

Eğer "gezmeyi severim , virajlar da benim için önemli değil" derseniz, alternatif yol, her halukarda Konya'ya kadar gidin. Sonra da Karaman yolunu kullanın. Ama asıl macera sonrasında başlıyor. Karaman'ı geçtikten sonra, Silifke'ye kadar inmeniz gerekiyor. İneceğiniz bu yol Silifke'ye kadar 110 kilometre. Ama neredeyse tamamı virajlardan ve iniş çıkışlardan oluşuyor. Hem yol, hem çevre inanılmaz güzellikte.

Eğer araç tutmuyor ve doğayı hissetmek istiyorsanız bu yolu kullanın.

HARBİYE'DE MUTLAKA YAPIN!

Şelalere gidin! Yayladağı'ndan aşağıya vadiye akan sular içinde kurulan masalarda oturun. Sandalyelerden ayaklarınızı sulara sokup serinleyin.
Şelalelerde demli çay için!

Boğaziçi Restoran'da, kekik salatasının, humusun, kemiksiz ızgara tavuğun, künefenin tadına mutlaka bakın.

Yılmaz İpek'ten erkekseniz kendinize yüzde 100 ipek kravat ya da gömleklik, bayansanız ipek şal ya da elbiselik alın.
Defne yağı ve sabununu unutmayın.

YOLDA NEREDE YEMEK YİYECEKSİNİZ!
AFYON'DA CUMHURİYET SUCUKLARI!

Yol boyunca yemek molası verecek çok yer var mutlaka. Ama İzmir'den geliyorsanız Afyon'da Cumhuriyet Sucukları'nda durmamazlık etmeyin. Burada özellikle tesisin asıl bölümünde yapılan sucuklu yumurtayı yiyip, vişneli ekmek kadayığının tadına mutlaka bakın.

MERSİN'DE TANTUNİ!

Mersin'deyse Tantuni için mutlaka, eski garaj bölgesinde yer alan Göksel -1 Tantuni ve Biftek Salonu'na uğrayın. Tantuni neymiş, servis nasıl yapılırmış görün. Öyle lüks bir lokanta değil. İçi fayanslarla döşeli tertemiz bir lokanta.
Mersinliler'in ve bilenlerin uğramadan geçmediği bu lezzet durağının daha kapısından içeri girer girmez bir garson sizinle ilgilenirken diğeri hemen masanızı hazırlıyor. Servisler açılıyor. Otlar masaya konuluyor. İçeceğiniz hemen önünüze geliyor. Sonra da ekmek içi mi yoksa "Açık ekmeğe" mi, yani, lavaşa mı tantuni istediğiniz soruluyor.

Garsonlar yıldırım hızıyla masalar arasında dolaşıp istediklerinizi getiriyor. Elinizdeki tantuniyi bitirmeye yakın garson hemen ikincisini isteyip istemediğini soruyor.

Kısacası Mersin'e yolunuz düştüyse mutlaka uğrayın!

SERTAVUL GEÇİDİ VE KÖZDE SARIMSAK...
Eğer yolunuz Konya - Karaman - Silifke üzerinden geçiyorsa, özellikle de Sertavul Geçidi'nde, Mut'a 38 kilometre kala Shell benzin istasyonun hemen yanında bulunan Veli Yılmaz'ın işlettiği Sertavul Et Lokantası'nda mutlaka mola verin.

Burada yanık yoğurdu, pamuk gibi pirzolaları, kömür ateşinde ızgara sarımsak, soğan ve biberleri afiyetle mutla yiyin.

Bu arada üzümden yapılan helvanın ağızda dağılan tadına bakmadan masadan kalkmayın. Göreceksiniz. Yol belki sizi yoracak ama burada vereceğiniz mola ve yedikleriniz, bütün hepsine değdiğini gösterecek.

Harbiye'de kalmak için çeşitli alternatifler var. Hemen her bütçeye uygun tesisler yapılmış. Harbiye, yaz aylarında arap ülkelerinden gelenler için serin, ağaçlar altında, temmuz, ağustos sıcağını hissettirmeyen ideal bir dinlenme yeri. Zaten bütün otellerde Arap ülkelerinden gelenlere rastlıyorsunuz. Hatta sokaklarda Türkiye'de çok az bulunan Arap plakalı Lexus, Toyota büyük ve özel jeepler, resmi geçit yapıyor.
Harbiye'de kalınabilecek yerlerin başında, müşteriye gösterdikleri sıcaklık, odalarında bulunan split klima, televizyon, buzdolabı gibi özellikleriyle, ana cadde üzerinde yer alan Büyük Özcihan Hotel'i ilk tercihlerden biri olabilir.
Sabah kahvaltısında açık büfe olarak istediğini yeme içme şansınız var.

En önemlisi de sabahları kendi yaptıkları demli çayları müşterilerine de ikram etmeleri. Ayrıca poşet çaylar da veriyorlar.
Bir başka adres ise Harbiye içinde, Hotel Çınar.

Öğretmen emeklisi sahibinin yeniden elden geçirerek daha kaliteli hale getirdiği Hotel Çınar, televizyonlu ve klimalı odalarıyla müşterilerine aile ortamında hizmet veriyor.

HARBİYE , LEZZET DURAĞI...
Harbiye'ye gidince hem görülecek yerler açısından hem de yemek yenilecek yerlerin fazlalığı yönünden, önünüze bir çok alternatif çıkıyor. İsterseniz şelalelerin içinde, ayaklarınızı sulara sokarak, suyun içindeki masalarda, ağaçların altında yemek yiyebilirsiniz. Şelaler içinde, onlarca lokanta sizi bekliyor. Hemen hepsinde de lezzetli yiyecekler var. Tek farkları sunumları. Şelale lokantaları kimi aile işletmeleri, kimi ufak işletmeler. O nedenle hizmet bakımından fazla beklentiniz yoksa buraları tercih edebilirsiniz.

Ancak Harbiye'ye kadar gidip de, yemek yiyecekseniz, hatta yemek zamanı olmasa bile oraya gittiyseniz, mutlaka Harbiye'de Şelalelerin girişinin hemen karşısında bulunan, Boğaziçi Restorant'a gidin ve yiyeceklerin nefis tadına mutlaka, ama mutlaka bakın.
Bu lokantanın diğerlerinden ne farkı var ki bu kadar tavsiye ediyorsanız diyorsanız, gidince ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Her şeyden önce lokanta, ağaçların gölgesinde yer alıyor. Bahçe içinde ayrıca suni havuz öğlen saatlerinden itibaren açık tutuluyor.
Bu şekilde havuzun suyunun verdiği serinlik, öğlen sıcağında yemek yiyenlerin rahatlamasını sağlıyor.

En önemlisi ise, lokantanın ortasından geçen ve Harbiyeliler'in hala kullandıkları dağ suyunun aktığı küçük nehir kenarında bulunan masalarda oturuyorsanız serinlemek için bir alternatifiniz daha var. O da masaların üstünde bulunan gölgelik çatı kaplamasının üzerinden sular, sürekli nehirin üzerine akıyor. Bu şekilde güneşte kızan çatı kaplaması, üzerinden akan suyla serinliyor. Altında oturanlar da keyifle yemeklerini yiyorlar.
GELELİM YEMEKLERE...
Boğaziçi'ne gittiğinizde şanslı gününüzdeyseniz, ya da lokantanın demirbaş garsonlarından olan "Harbi Harbiyeli" Necat Aslanyürek'i de bulursanız, ne yiyeceğinizi düşünmenize bile gerek yok.

Necat, genç Harbiyeli bir garson. Ama lokantaya gelen müşterilere, sanki kendi evindeymiş gibi davranıyor.
Onlara yemekleri keyifle öneriyor, servis yapıyor. Sunuyor.

İsterseniz hem yöreyle hem yemeklerle ilgili bilgi veriyor. Yani yok yok. Sohbeti rahatsız edici değil keyifli..
Masanıza ne geleceğini ona bırakın. Size de sadece yemek kalsın. Onun seçimiyle masa öyle bir donanıyor ki, neyi nasıl yiyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Gelen mezelerin arasında neler yok ki!

Onun önereceği içli Köfte, Oruk, Öcce, Ekşili Börülce, Aşur, Ekşi Aşı, Cevizli Biber (Muhammara), Kaytaz Böreği, Bakla Ezmesi, Beyaz Kabak Boranisi, Katıklı Ekmek, beyaz peynir, salatalar, patlıcan salatası; ama kömürde közlenmiş patlıcan ile yapılanı gibi mezeleri hiç düşünmeden kabul edin.

Ama unutmayın. Bu lokantadaki porsiyonlar, büyük şehirlere göre iki misli büyüklükte. O nedenle masanıza dizilen hemen her şeyi yiyeyim demeyin. Yoksa mide fesadına uğrarsınız.
Eğer yemeklerin lezzetinden hepsini yerseniz yola devam etmeden önce, şelalelere inin. Orada gezin biraz. Yemeklerinizi eritin. Yoksa bizim başımıza gelen sizin de başınıza gelir.
Harbiye'den sonra, şelalelerde dolaşıp, Adana'ya gittiğimde, akşam yemeğini ancak gece saat 22.00'de yemeye cesaret edebildim. Amabu çaba da boşa gitti.

Özlemle gittiğim Yüzbaşılar Kebapçısı'nda, önüme gelen o güzelim Adana Kebabı'nın ancak yarısını yiyebildim. Çünkü hala Harbiye'de yediğim yiyecekleri, aradan 7 saat geçmesine rağmen eritememiştim!
Masanıza gelen yiyecekler arasında neler yok ki!


İNEBOLU
http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
İnebolu genel görünüm...
Kastamonu'dan ise, Seydiler - Küre yolunu kullanarak, İnebolu'ya ulaşıyorsunuz. Kastamonu - Seydiler arasında 1210 metre yüksekliğinde olan Oyrak Geçidi'nde kamyonlara dikkat edin. Yol yapım çalışmaları nedeniyle, Kastamonu ile İnebolu arasında, aracınızı dikkatli sürün.

OTOBÜS
Kendi aracınız yoksa, istanbul ve diğer büyük şehirlerden, Güven şirketi başta olmak üzere, Kastamonu'ya giden otobüsleri kullanabilirsiniz. Kastamonu İnebolu arasında, otobüs ve minübüs seferleriyle İnebolu'ya ulaşabilirsiniz.

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
İnebolu'da kalacak yerler sınırlı. Kalacak tesislerin başında sahilde bulunan Yakamoz Dinlenme Tesisleri geliyor. Burası daha önce belediye tarafından işletiliyormuş. Motel, bungolov ve ahşap evlerden oluşuyor. Şimdi İnebolu'lu büyük şehirlerde yaşan işadamlarının kurduğu şirket tarafından işletiliyor. 26 odalı motel, 10 ahşap ev var. 20 tane de Ytong evden oluşuyor. Tesisin en büyük özelliği denize sıfır konumda olması.Yüzme havuzu da var.
http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
Pembe Köşk'ün dış görünüşü bile görkemli.
Denize sıfır olmasına rağmen, deniz dalgalı olduğunda, yüzme havuzu tercih ediliyor. Ytong evlerde mutfak var. Sıcak su sürekli akıyor.
Bungolovlar ise kalacak yerler ranza sistemli.Motel bölümünde ise çift kişilik ve suit olan yerler bile var. Tüm odalar deniz görüyor.
Deniz kıyısında bulunan çardak altı ise bir başka güzellik sunuyor güneş doğarken ve batarken burada oturanlara...

İnebolu'nun Karadeniz'de çok az yerde bulunan bir özelliği var.
Güneş denizden doğup denize batıyor...
Bu Karadeniz'de bir de Cide'de olan bir özellik.

ÖĞRETMEN EVİ...
İnebolu'da kalınacak diğer bir yer ise Karadeniz sahili boyunca bir çok şehirde bulunan Öğretmen Evi dinlenme tesisleri...
Burası sahilde yer alıyor. Modern bir tesis... Güzel bir yemek salonu var. Fiyatları da uygun.
Temiz odalarıyla rahatlıkla burada da kalabilirsiniz...

Kastamonu ve yöresinde tadılacak yenilecek yöresel yiyeceklerin başında etli ekmek geliyor. Ama bu Konya ve civarından bildiğimiz etli ekmek gibi değil. Etli ekmeği tatmak için de gidebileceğiniz en iyi yer, İnebolu eski belediye başkanı rahmetli Kadir Karatay'ın, İnebolu'nun en yüksek tepelerinde kurulu olan Karaca Mahallesi'nde açtığı Karaca Cafe... Latife Karatay, mahallede babaannesinden kalan bahçe içindeki evi restore ederek burayı açmış...
Daha cafenin bulunduğu mahalleye çıkarken yerin güzelliğini tahmin edebiliyorsunuz. Tamamen doğal bir ortamda yer alan cafede Lütfiye Hanım, kendi elleriyle açtığı hamurlarla, kıymalı ve peynirli etli ekmek yapıyor. İçtiğiniz ayranın ve yediğiniz etli ekmeğin de tadına doyamayacaksınız...
ÇEKME HELVASI
Tatlı olarak ise çekme helvası meşhur. Başoğlu yöredeki en iyi çekme helvayı satan pastane. O da çarşı içinde yer alıyor. Pastanenin sahipleri helvanın yapımını şöyle anlatıyor. Un, yağ, şeker, gram tartar ve limon tuzundan oluşan çekme helvayı yapmak için, yağ ve un kavruluyor miyane kıvamına gelene kadar. Daha sonra tepsiye diziliyor. Yuvarlak halka haline getiriliyor. 4 kişi karşılıklı olarak 20 dakika kadar çekmeye başlıyor. Tel tel haline geldiği zaman da satışa ve yenmeye hazır hale geliyor.

GÜVEÇ
Arkasından da Türkiye'de hemen herkesin öğlen ya da akşam yemeğinde yediği güveç geliyor. Evet güveç... Büyük şehirlerde ancak öğlen ya da akşam yemeklerinde yenen güveç, İnebolu'da sabahları yeniyor... Güveç öylesine meşhur ki, sabah 06.00'da çıkan güveç, en geç 11.00'de bitiyor. İnebolular gelen misafirlerini sabah güveç yemeğe götürüyorlar. Hatta İnebolular, iyi güveç almak için sabahın beşinde lokantalara gidiyor. Olur da yolunuz İnebolu'ya düşerse çarşı içinde bulunan İtimat Lokantası'na bir sabah erkenden uğrayın deriz...
Bir de kelle paça yemeği de İnebolu'da meşhur... O da sabahları yeniyor...
İNEBOLU EL İŞLERİ

İnebolu'nun eski çarşafları , sofra bezleri meşhur. El tezgahlarında dokunan peştamal ve bezleri de alınacaklar arasında. Kastamonu yöresinde kadınlar el tezgahlarında yün fanila dokur ve onu satarlar. Bu tür ürünleri bulabileceğiniz yerlerin başında Kısmet tuhafiye geliyor. Çarşıya girdiğinizde kime sorsanız size yardımcı olurlar. Kastamonu tarzı el dokumalı mutfak perdeleri ve bağ işi diye nitelendirilen dokulamalar var. Ayrıca Kastamonu işi çarşafları da bulabilirsiniz.

İNEBOLU PAZARLARI

İnebolu'nun pazarları ise gerçekten yöresel. Çoğunlukla köylüler satış yapıyor. Satıcıların da çoğu kadın. Bir çoğu kendi bahçesinde, tarlasında yetiştirdiği ürünü getirip satıyor. Pazara giderken yöresel kıyafetleri giyip, sırtlarına küfelerini alan kadınlar gerçekten görülmeye değer. Pazar, salı ve cumartesi günleri kuruluyor. Sabah erkenden açılan pazar, öğleden sonra toplanmaya başlıyor. O yüzden eğer bu günlerde oralardaysanız, güne erken başlamanız gerekiyor.

TARİHÇE

İnebolu M.Ö. 8.yy'da ve Karadeniz'in Miletliler tarafından kolanizasyonu sırasında koloni olarak kurulmuştur. İnebolu'nun eski adı, "Abuna Teikos" dur. Bu da eski dönemlerde buraya hükümdarlık yapan Abuno isimli yöneticinin kalesi anlamına gelir. Bu kişinin adı internette girildiğinde ilginç bir efsane çıkıyor. Efsaneye göre Aleksandros adında bir kâhin tanrılığını ilan etmiş. Ve daha sonra da Romalılar tarafından cezalandırılmış. Ve buna bakarak İnebolu antik çağlarda da önemli bir rol oynamış.

İnebolu denilince hemen hepimizin aklına, Karadeniz'de küçük bir sahil kasabası geliyor. Şimdilerde bu imajla tanınan İnebolu'nun talihi 1880'lerden sonra dönüyor. 1880'lerde yapılan liman inşaatıyla, İnebolu vapurlarla saltanata geçmiş ve 1930'larda yapılan Çankırı demiryolunun inşaatıyla, kara trenle tarihe gömülmüştür. Çünkü İnebolu bir ticari mevkiiydi ve bütün Karadeniz bölgesinin ticari malları buradan dağıtılırdı. 19. yy sonlarındaki bazı kayıtlarda, her 15 günde bir, 15 biner sandık yumurtanın buradan Fransa Marsilya'ya gönderildiğini görünce önemi ortaya çıkıyor.

İNEBOLU EVLERİ
İnebolu'da evler taraçalaşmış şekilde akarsu vadisine inen bölgede, bahçelerle çevrili olarak yapılmış. Altları taş. Buralarda mahzenler, kiler odaları bulunur. Bunun üstüne yapılan yerlerde de halkın yaşayacağı yerler bulunur. Alttaki ev İnebolu'nun en eski evlerinden biridir.
Evin bulunduğu yere arkanızı dönerseniz, karşıda görülen tepe Abeş tepesidir...

Eski dönemde burada tiyatro olduğu sanılıyor. Ama bölgede arkeolojik kazı yapılmadığı için hiç bir şey bilinmiyor. Buradaki evler genellikle sülalelerin isimleri ile anılır. İnebolu evleri 3. derece tarihi eser kapsamında. Ve bir çok evde yaşayanlar var. Evler yıktırılmıyor ancak restore edilebiliyor.

Dantele şeklinde işlenmiş saçakları olan ev, İnebolu'da önemli şahsiyetlerden olan Şevket Tamer'in evi. Şevket Tamer İnebolu'da parti başkanlıkları yapmış. Şu an içi restore, 1911 yapımı. İnebolu'nun dokusunu yansıtan evlerden biri. İnebolu'nun bir başka özelliği de hemen her yerde çeşmelerin bulunması.
1894 yıllığında burası, "akarsuları bol olan yer" olarak da geçiyor

EVLERİN ÇATILARI DENİZ TAŞI...
İnebolu evlerinin çatılarına dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bunu bir başka yerde görmek mümkün değil. Çatılar taştan yapılmış. Bunun birkaç nedeni var. Taşlar alelade taşlar değil. Özel olarak denizden çıkarılan taşlardır. Kalınlıklarının belli bir seviyede olması gerekir. Bunlar ısı yapıtımı sağlar. Çok ilkel gibi gözükebilir. Ama çok iyi ısı yalıttığını söyleyebiliriz. İkinci nedeni İnebolu'da çok sert esen poyraz rüzgarları Marsilya kiremitlerini uçurduğu için halk doğal yolla böyle bir çözüm bulmuş.. Gerçekten taştan yapılan çatılan görülmeye değer. Hemen hepsi doğal incelikle olan taşlar evlere bir başka güzellik veriyor. İnebolu'da eski evlerin çoğu hala bu taş çatılarla idare ediyor.

GELİŞ TEPESİ
İnebolu'nun en yüksek ikinci tepesidir. Ama çok önemli arkeolojik kalıntılar bulundu burada. Çok küçük çapta bulunan eserler, diğerlerinin onda birinden bile daha az. Genellikle şu anda bulunanlar geç Bizans ve Osmanlı dönemine ait. Fakat daha derine kazılsa Roma ve İon dönemine ait buluntular bulunacaktır. Atatürk de Geliş tepesinden İnebolu'yu görmüş.
Buraya gelenlerin İnebolu hakkında bir fikir sahibi olmaları için, ziyaret edebilecekleri yerlerin başında geliyor. Ancak buraya çıkmak biraz zor. Çünkü yolu bozuk. 1897 yılında Rumlar Geliş tepesine bir kilise yapıyorlar ve burası Pontos hareketinin başlangıcı oluyor.
Bir iddiaya göre, Atatürk de buraya geldiğinde, deniz kıyısından Geliş tepesinde bulunan kiliseyi göstererek, "Bu kiliseyi temelinden yıkın. Zira fesat yuvasıdır" şeklinde konuşuyor. Ve o kilise temelinden yıkılıyor. Şu an sadece bir temelleri olduğu söyleniyor.

İNEBOLU'NUN KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ ETKİNLİĞİ
İnönü ve Sakarya savaşları sırasında, İnebolu gerçekten çok önemli bir yere sahip. Anadolu'ya tüm cephane sevkıyatın çoğunluğu İnebolu'dan yapılıyor. Limanın şu andaki hali 1940'lardan sonra inşaa edilmiş. 1940 öncesinde buraya gelen cephaneler, yapılan dekovil hattıyla geriye, cephaneliklere doğru taşınırmış. Fazla gelen silahlar da yöredeki 7'den 70'e herkes tarafından sırtta taşınıyormuş. Böylece denizden gelecek olan bombalamaya karşı da koruma sağlanmış oluyormuş.
İnebolu 3 kez bombalanmış kurtuluş savaşında. Maddi hasar meydana gelmiş. Çok fazla ölüm olayı yok. Atışların çoğu isabetsiz kalmış. Halk arasında şöyle bir rivayet de var. En önemli bombalamalardan biri Kurban Bayramı sabahı olmuştur. İnsanlar namaz kılarken bomba hemen cami yanına düşmüş. Ama patlamamış şans eseri olarak. Onu dine yoranlar olmuş, hatta "Allah'ın kudreti sayesinde patlamadı" denilmektedir

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:45 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Bursa turizmi

Osmanlı Başkenti
Bursa, Osmanlı'nın 1. Başkenti...
Osmanlılar'ın Hüdavendigar Vilayeti
1071 yılından sonra Anadolu'yu fethetmeye başlayan Selçuklular; bölgeye Asya'dan getirdikleri Türk boylarını yerleştirme çabalarına girdiler. Selçuklu İmparatorluğu'nun zayıflayıp dağılmaya başlaması üzerine kurulan Anadolu beyliklerinden Osmanlı Beyliği, kısa zamanda gelişip çevresindeki Tekfurlar'ın arazilerini de alarak güçlenip büyüdü.

Osmanlı Beyliği'nin kurucusu, 1258 yılında Söğüt kasabasında doğan Osman Bey'di. 1299'da Bilecik, Yenikent, İnegöl ve İznik de Beyliğin topraklarına katıldı. Altıyüz yılı aşkın hüküm sürecek olan Osmanlı İmparatorluğu'nun temelleri atılmıştı. Osman Gazi'nin başarılarıyla Osmanlı Beyliği'nin güçlenmesi karşısında kuşkulanmaya başlayan Bursa tekfuru Atranos, Bizans'tan dilediği yardımlara, Kestel ve Kite tekfurlarının güçlerini katarak 1301'de Koyunhisar'da Osmanlı ordusu ile çarpışmaya başladı. Savaşın galibi Osman Bey'in orduları oldu.

Artık Türkler'in hazırlıkları yavaş yavaş başlamıştı. Tekfurlar'ın bu olaydan sonra da birlik halinde çalıştıklarını gören Osman Bey, 1317 yılında kenti kuşatmaya doğru ilk adımı attı. Öncelikle deniz ilişkisinin kesilmesi gerektiğinden, Kaplıca tarafında bir kale yaptırıp, kardeşinin oğlu Ak Timur'u kumandan tayin etti. Osmarı Bey'in kölesi Balabancık da dağ tarafına yapılan kaleden sorumluydu. Bu bölgelerden halkın kente giriş ve çıkışları engellenmişti. Atranos Beyce kalesini yıkan Türkler, Pınarbaşı'na karargahlarını kurdular. Osman Gazi kuşatma için gerekenleri yaptıktan sonra kumandayı, oğlu Orhan Bey'e devrederek Yenikent'e döndü.

Kuşatma sekiz yıl sürdü. Hastalıklarla boğuşmaya başlayan Osman Gazi'nin sefere gidip savaşacak dermanı kalmamıştı. Oğlu Orhan Gazi'ye kenti ele geçirme emrini verdi. Orhan Gazi önce Evrenos Kalesi'ni aldı. Kale tekfuru dağlara kaçtı. Artık hedef Bursa'ydı. Orhan Gazi, Bursa tekfuruna Mihal Bey'i gönderip, teslim olmasını istedi. Tekfur, Orhan Gazi'den bağışlanmasını isteyerek, kıymetli elbiseleri ile kırk bin altın gönderdi. Orhan Gazi babasının onayını aldıktan sonra, Tekfur'un ailesinin ve adamlarının kaleden ayrılıp Gemlik sahiline ulaşabilmeleri için gerekli izni verdi. Tekfur ve beraberindekiler buradan bir gemiyle İstanbul'a doğru yola çıktılar. 1326 yılında Bursa artık Türkler'indi.

Kentin alındığı haberi, hastalığı çok şiddetlenen Osman Gazi'ye ölüm yatağında ulaştırılabildi. Saltanatı Orhan Gazi'ye bırakan Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Sultanı yüzünde bir tebessümle yaşama veda etti. Bursa'nın alınması Osmanlı Beyliği için bir dönüm noktası olmuştu. Dedesi Ertuğrul Gazi'nin yaşamını yitirdiği 1281 yılında doğan Orhan bin Osman, artık Osmanlı sultanlarının ikincisiydi. Sultan'ın ağabeyi birgün huzura çıkıp, saltanat için üç şey yapması gerektiğini söyledi. İlki, adına sikke bastırmaktı. İkincisi diğer insanlardan farklı kıyafetler giymek, üçüncüsü ise yaya askerine hazineden uIufe tayin etmekti. Önceleri sikke, Selçuklu sultanları adına bastırılırdı. 1328'de Orhan Gazi, adına sikke bastıran ilk Osmanlı Sultanı oldu. Kılık kıyafette de yenilikler yapıldı. Kırmızı ve siyah renklerde giysileri olan askerler, artık beyaz renkte üniformalar giymeye başladılar.

Bithynia, Roma ve Bizans'ı yaşayan Bursa, 1335 yılında Osmanlı'ya ilk başkent oldu. Saltanatı yaklaşık 35 yıl süren Orhan Gazi, 1360 yılında yaşama veda ederken, yerini oğlu Murad'a bıraktı. 1326 yılında doğan Sultan Murad han bin Orhan bin Osman Gazi, Osmanlı sultanlarının üçüncüsüydü. Hüdavendigar adıyla ünlenmişti.

1362'de Edirne kenti ele geçirildi. Murad-ı Hüdavendigar bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kişi ona Edirne'de bir saray yaptırmasını söylediğinden, Edirne'de büyük bir saray inşa ettirildi. Daha sonra başkentliği Edirne üstlendi. Sonraki yıllarda da Bursa önemini hiç yitirmedi.

1399'da Yıldırım Bayezid, su tedavisine çok önem verilen Bursa Darüşşifası'nı kurdu. 1402'de kente giren Timur orduları medrese, cami gibi binalara büyük zararlar verdiler ve kentte yangınlar çıkardılar. 1429'da veba salgını kenti kasıp kavurdu. 1482'de Cem Sultan Bursa'da 18 günlük sultanlığına başladığında kendi adına para da bastırmıştı. Yetişen II. Bayezid ordularıyla çarpışmaya mecbur kalan Cem, kenti yenilmiş olarak terketti.


YAPILAR

Bursa üslubu

Osmanlı yapı sanatında, önce zaptedilen Bizans ülkelerinin mimarisine doğru bir eğilim gözlendi. Bu ülkeler, yeni sahiplerine aynı zamanda eski mimari tekniğinde ustalaşmış olan birçok duvarcı, oymacı ve zanaatçılar da vermişti. Bu yeni yapılar, Anadolu beyliklerinin anıtlarından farklıydılar. Ve Bursa üslubu böyle doğdu. Bursa mimarisi İstanbul'un fethinden sonra da yaşadı. Edirne ve İstanbul'daki ilk anıtların yapımında genellikle bu üslup kullanıldı. T biçimi plana uygun yapı tipi de 14. yy'da gelişti ve Bursa'daki "selatin camileri"nin hemen tamamı bu plana uygun olarak inşa edildi. Üst kısmından yüksek horizontal bir hatla bağlanan "Bursa kemeri" ise, iki çeyrek daireden oluşur, fazla bir taşıma gücüne sahip olmadığından daha çok dekoratif işlerde kullanılırdı.

Ulucami


Bursa Ulucami, ilk devir İslam mimarisinin payeler ve sütunlar üzerine düz çatı ile örtülü avlulu camiler gurubuna girer. 1399'da Yıldırım Bayezid tarafından mimar Ali Neccar'a yaptırılan Ulucami, 20 kubbe, iki büyük minareden oluşan beyaz renkli heybetli bir camidir. Her biri dört köşeli 12 ayak üstünde duran hemen hemen birbirine eşit kubbelerinden ortadakinin üstü camlıdır. Cami'de ünlü hattatlar tarafından yazılmış yüzdoksaniki adet sabit veya levha olarak yazı vardır.

Yeşil Camii


Bursa üslubu, Yeşil Cami ile başlamaktadır. Yeşil Camisi, Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419'da mimar Vezir Hacı İvaz Paşa'ya yaptırıldı. Çini ustası Mecnun Mehmed'dir. Ön yüzü, pencereleri, kapısı, kitabeleri, kapı tavanı mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Bursa ve İznik'teki ilk camilerde, Doğu sanatlarına özgü her türlü abartılı süslemelerden uzak, uyumlu ve sade bir tarz kullanıldı. Osmanlı süsleme sanatının düzenlemedeki güzelliği de giderek yeni ustalarını kazandırdı. Osmanlılar devrinde ilk nakkaş, 1423'de Yeşil Cami'nin bütün süslemelerini yaparak Ali İbn İlyas Ali adıyla tanındı.

Muradiye Camii

İkinci Murad'ın 1426-1428 yılları arasında yaptırdığı Muradiye Camisi, ters T planı ve bütün özellikleri ile Bursa mimari üslubunu taşır. 1855 yılında Bursa'ya büyük zarar veren depremde, Muradiye Camisi'nin de kubbeleri ve iki minaresi yıkıldı. 1902 yılında yeniden yapılırken, mihrab ve minberde günün modasına uygun olarak rokoko süslemeler kullanıldı.

Emir Sultan Camii

Emir Sultan Camisi'nin avlu revaklarında görülen ahşap kaş kemerler, Bursa kemerinin en güzel örneklerindendir. İznik ve Bursa'da yapılan dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenerek, üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirildi.

Sivil mimari

Orhan Bey'in Bursa'yı fethinden sonra gelişen mimari tarzıyla yapılan değerli evlerde, süsleme hemen göze çarpardı. Çoğunun şömineleri vardı. Bu evlerin pencereleri yukarıda olup, alçı arasına renkli camlar yerleştirilir ve ahşap bir çerçeve ile çevrilirlerdi. Bursa evlerinin belli başlı süslemesi, duvarlarda, tavanlarda ve dolap kapaklarında bulunurdu. Ondokuz ve yirminci yüzyılın ilk dönemlerinin ürünü sivil mimarlık örnekleri kentin çok zengin bir kültür mirasına sahip olmasını sağladı.

YAŞAMIN RENKLERÎ

Portreler Bursa göçleri en fazla yaşayan kentlerden biri oldu. Nüfusunu tarihin gelişimi içinde buraya göçen, farklı yerlerden gelen çeşitli halklar ya da topluluklar renklendirdi. Orta Asya'dan Anadolu yarımadasına gelen Türkler de bir göç yoğunluğu yarattılar kentte. Göçler, 1530-1575 arasında kentin nüfusunu iki katına çıkardı.

Ortaçağ'dan kalma köylerde Rumlar yüzyıllardan beri yaşamaktaydı. Mora'nın fethiyle Fatih döneminde de kente Rum göçmenler yerleştirildi.

İlk kez Orhan Bey zamanında Kütahya'daki Ermeniler buraya geldi. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461'de İstanbul'da kurulan Ermeni Patrikhanesi'ne Bursa Metropoliti Ovakim Patrik seçildi. Yahudi ve Rumlar'a tanınan yetkiler onlara da verildi. Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri de bu Patrikliğe bağlandı. 19. yy. başından başlayarak Doğu'da yaşayan Ermeniler Bursa'ya yoğun olarak göç ettiler. Bursa'daki Ermeniler'in çoğunluğu Setbaşı bölgesinde yaşamaktaydı. Vali Hacı İzzet Paşa'nın çıkardığı, yarı resmi sayılacak Bursa'nın ilk gazetesi Hüdavendigar'ın 82. sayısından başlayarak bir bölümü Ermenice olarak yayımlanmaya başladı. Bursa'da M.Ö. 79 yılında Yahudiler'in bir kolonisi olduğu söylenmekle birlikte,kentte asıl güçlerini, Sultan Orhan'ın, Bursa'yı başkent yaptıktan sonra verdiği bir mahalle ve sinagog inşa etme izni ile birlikte kazandılar. Yahudiler'in büyük bir bölümü, ticaret, terzilik ve bankerlikle uğraşırken, bir bölümü de kuyumculuk yapmaktaydılar. 1877-1878 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı'nda işgale uğrayan Rumeli ve Kafkasya'daki Müslümanlar'ın büyük bir çoğunluğu da Bursa'ya göç ettiler. Yalnızca Rusçuk'tan otuz bin göçmen geldi. Bu göçmenlerin çoğu Gürcüler ve Tatarlar'dı. Kafkasya'dan gelenler Yıldırım, Kazan'dan gelenler Mollaarap, Kırım'dan gelenler ise Alacahırka'ya yerleştirildiler. Bursa'da çok eski tarihlerden beri Kıptiler de yaşamaktaydı. Hıdırellez günü, Uludağ eteklerindeki Kireç Ocakları bölgesine çıkıp eğlenceler düzenlerler ve başkanları Çeribaşı'nı seçerlerdi. Kanberler ve Demirkapı mahallelerinde yaşarlardı.

Yirminci yüzyılın başında, Bursa'da; Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, İspanya, İtalya, Fransa, Belçika, Yunanistan ve İran'ın konsoloslukları bulunmaktaydı. Yine aynı tarihlerde yapılan sayımda nüfusun % 9.84'ünü Rumlar, % 6.66'sını Ermeniler, %18'ini diğerleri, geri kalan bölümünü Müslüman Türkler oluşturmaktaydı.1903 yılında, Vilayet Genel Meclisi'nde, Müftü Ali Rıza Efendi ile birlikte, Rum Metropoliti, Ermeni Başpiskoposu Natalyan Efendi, Ermeni Katolik Murahhası Arşoni Efendi, Piskopos Artin Efendi, Hahambaşı Moşe Hayim Efendi de vardı. Bursa merkezde çalışan diplomalı hekimlerin 5'i Türk olup, toplam 19 kişiydiler. Toplamı 17 kişi olan eczacıların ise 4'ü Türk'tü.

Bursa'nın renklerinden biri de her yıl yapılan sümbül bayramı kutlamalarıydı. Kentin çevresini göz alabildiğine saran sümbül bahçelerine halk hoşça bir zaman geçirmek için giderdi. Bu bahçeler, haftanın üç günü kadınlara, dört günü de erkeklere açık tutulurdu. Kentin bütününün sümbüle büründüğü 1869 yılının bir bahar günü, Bursalı kadınlar bahçelerden birinde şarkılar söyleyerek eğlenirlerken, aralarına iki erkek girer. Konu Bursa Adliyesi'ne yansır. Sorguya çekilenler yabancı olduklarını, bu nedenle o gün çiçek bahçelerini gezmenin erkeklere yasak olduğunu bilmediklerini söyleyerek kendilerini savunurlar. Gerekçeleri nedeniyle affedilirler ama olay Bursa Mahkeme-i Şeriyesi'nin kayıtlarına geçer.

Bursa'nın çok eski yıllardan süzülüp gelen zengin yemek kültürünün içinde kuşkusuz en ünlüsü kebaptır. 1836'da Bursa'yı gezmeye giden Helmut von Moltke, Türkiye Mektupları'nda kebabın lezzetinden ve ucuzluğundan söz eder: "... Öğlen yemeğimizi tam Türk tarzında, kebapçıda yedik; ellerimizi yıkadıktan sonra masa başına değil, masanın üzerine oturduk. Bu sırada bacaklarımı nereye koyacağımı bilemiyordum. Derken tahta bir tepsi üstünde kebap, yani şişte pişirilmiş ve ekmek hamuruna sarılmış küçük koyun eti parçaları geldi. Çok lezzetli bir yemek bu. Bunun üstüne de bir tabak mükemmel tuzlu zeytin, bir helva, yani Türkler'in çok sevdiği tatlı ve bir çanak şerbet (içine bir parça buz atılmış, suda haşlama üzüm). İştahı açık iki yiyici için topu topu 120 para yani 5 şilin tutarı bir yemek bu. "



Sürgünler kenti

Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Bursa, eski başkentlik günlerini çok gerilerde bırakmış, güzel yapılarla oluşan sokak dokularının ve yeşilin her tonunun sahibi olan Bursa artık bir sürgünler kentine dönüşmüştü.

Mevlanazade Rıfat, uzun seneler yurt dışında yönetime karşı çalışmalarını sürdürdükten sonra, kaçarı olmadığını anlayarak, İstanbul'a gelip, polis müdüriyetine teslim olmuştu. Sıkıyönetim mahkemesinin hakkında daha önceden vermiş olduğu karar hükmü gereğince Bursa'da oturmaya mahkum edildi. Bu sürgün cezası ancak, Sultan II. Abdülhamid'in 27 Nisan 1909'da tahttan indirilmesi ve yerine 35. Osmanlı Sultanı olarak V. Mehmed Reşad'ın geçirilmesiyle sona erecekti. Yeni Sultanın tahta çıkmasından sonra, herkesle beraber Mevlanazade Rıfat da affa kavuşarak Bursa'dan İstanbul'a döndü.

1906-1909 yılları arasında Bursa'da valilik yapan Mehmet Tevfik Bey'in anılarında da başka sürgünlerin izlerine rastlamak mümkündür. Mehmet Tevfik Bey, Sultan Murad'ın kızlarından Fehime Sultan'la olan ahbaplıklarından söz ederken, dostluklarının önemli bir nedeni olarak, vaktiyle Bursa'ya sürülmüş olan ve Sultan'ın eski günlerinden tanıdığı üç kızkardeşe yaptığı iyilikleri göstermektedir. Biri Sultan Abdülhamid'in, diğeri Reşad Efendi'nin saraylılarından olan, üçüncüsü ise bu iki kardeşin ablaları olup, saray dışında yaşayan üç kızkardeş kendilerine Bursa'da bir ev alınıncaya kadar vali Mehmet Tevfik Bey'in evinde ağırlanırlar.

Gazi Osman Paşa'nın ikinci oğlu Kemaleddin Bey'in sürgüne gönderilme hikayesi ise ibret vericidir. Kemaleddin Bey, Sultan II. Abdülhamid'in kızlarından Naime Sultan'la evlidir. Bir ara hastalanan Naime Sultan'a, eve gelen Dr. Hakkı Şinasi Paşa tedavi amacıyla "kakodilat" enjekte eder. Bu arada damat Kemaleddin Bey ile ilgili, karısı Sultanla birlikte oturdukları sarayın yanıbaşındaki diğer sarayda yaşayan Sultan Murad'ın en büyük kızı Hatice Sultanı sevmekte olduğu ve onunla evlenebilmek için doktora talimat vererek hasta karısı Sultana zehir şırınga ettirdiğine dair bir dedikodu yayılır ve hatta saraya jurnal verilir. Tıpta bunun bir ilaç olarak da kullanıldığı söylense bile Abdülhamid'i ikna etmek mümkün olmaz. Kemaleddin Bey karısından boşatılarak Bursa'ya sürülür, Dr. Hakkı Şinasi Paşa da başka yerlere. Kemaleddin Bey, Bursa'da kendisi için kiralanmış bir evde yaşamaya başlar, dışarı çıkması yasaktır. Hünkar yaverlerinden Mustafa Paşa adında bir Mirlivanın denetimi altında Padişah tüfekçilerinden değişik rütbeli birkaç subay Kemaleddin Bey'in kontrol altında tutulması görevini üstlenirler. Hepsi birlikte aynı evde yaşarlar. Bu ünlü mahpusla dışarıdan hiç kimse gidip görüşemez, irade olmadıkça vali bile gidip hatırını soramaz.

Yine Sultan Murad'ın vefatından sonra gözdelerinden biri ile sayıları bir hayli fazla olan kalfaları, kendilerine onar lira maaş bağlanarak Bursa'da sürgüne gönderilmişler, her birine birer ev alınacağı söylenmiş, talib olanlarla evlendirilmeleri de irade edilmişti. Çok sayıdaki bu kadınların herbirine Bursa'da evler alınıp, teker teker yerleştirilmeleri zaman alacağından, geldiklerinde hepsinin bir arada oturmaları için iki konak tutulmuştu.

Vilayet mektupçusu ile Maarif Müdürü de Bursa'ya sürülmüş memurlardandı. Necmeddin Molla'nın ağabeyi Ali Ata, bir gün Boğaziçi vapurlarından birinde yolculuk ederken, yanında oturan tanımadığı adamın sigarasından kendi sigarasını yakmıştı. Kim olduğunu bilmediği bu adamın veliahd Reşad Efendi'nin adamlarından biri çıkması ve durumun jurnallenmesi ile o da Bursa'ya sürülenler kervanına katılmıştı.

Bütün bunlardan başka, o sıralarda Bursa'ya sürülmüş ünlü Fehim Paşa ile birlikte merkezde ve çevrede daha başka sürgünler de vardı.


TİCARET ERBABI


Çarşılar

Bursa'nın fethinden sonra Orhan Gazi'nin yaptırdığı külliyenin içinde, kentin ilk bedesteni olan ve dokuma ürünleri satılan Emir Hanı vardı. Daha sonra bedesten Yıldırım Bayezid tarafından yapılan yeni yerine taşınınca, değişik esnafı barındıran diğer çarşılar bu bedestenin etrafında yer aldılar. Hacı İvaz Paşa Çarşısı'nda; keçeciler, Sipahi Çarşısı'nda; yorgancılar, Gelincik Çarşısı'nda; hallaçlar ve terziler, Atpazarı'nda; hayvan alım satım işleri ile uğraşanlar, Kapan Çarşısı'nda; meyva alım satımı yapanlar, Tahıl Pazarı'nda; kuruyemişçiler ve Tahıl Hanı yakınında da ünlü Bursa baçakçıları bulunurdu.

Uzunçarşı, Bitpazarı, Tahtakale, Tavukpazarı, Bakırcılar çarşıları ve Pirinç Hanı, Tuz Hanı, İpek Hanı, Koza Hanı Bursa'da ticaretin can damarlarıydılar.

Esnaf

Bursa'da her iş kolunda hizmet veren esnaf, kendilerini denetleyen, sıkı kontrol altında tutan örgütlere bağlıydılar. Bu örgütler işinin ehli olmayanların dükkan açmasına izin vermezler, işinin ehli olan ustaların yarattıkları ürünlerin de başkaları tarafından kopya edilmesini engellerlerdi.

Esnafların işyeri açabilmeleri de uzun yıllara ve çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamalarını geçmelerine bağlıydı. Büyük bir disiplinle yetiştirilen bu insanlar her yükselişlerinde onurlandırılırlardı. Çıraklar kalfalık hakkı kazandıklarında ustaları tarafından her sanatın kendi Kethüdasına, Yiğitbaşına ve diğer esnafa durum bildirilirdi. Davetliler kentin değişik mesire yerlerinde yemekli, şenlikli, güreşli eğlenceler düzenlerler, dualarla Yiğitbaşı çırağa peştemal bağlayarak kalfalık verirdi.

Bu kalfaların daha sonraki yıllarda ustalığa yükselmeleri yalnızca uzun yıllara ve büyük başarılara bağlı değildi. Her meslek gurubunun ustaları belli sayılarda olduğundan, yeni gelecek kalfaya yer bulunması gerekir, ancak bir usta öldüğünde veya işi kapattığında bu şans yakalanabilirdi. Açılan yere en kıdemli kalfa yine törenlerle usta olarak seçilirdi.

1833 yılında Konstanz Bey'in ve 1843 yılında Boduryan Efendi'nin ipek fabrikaları ile birlikte kentte yavaş yavaş endüstrileşmeye doğru bir geçiş yaşanmaya başlandı.

İpek böcekçiliği
Bağcılık, meyvacılık, maden suları, sütlü mamuller, Gemlik ve Mudanya'da zeytincilik gibi pek çok tarıma dayalı zenginliği olan Bursa, civarında yetişen dut ağaçları nedeniyle de ipek böcekçiliği için biçilmiş kaftandı.

İpek, kumaş olana kadar üretimi büyük emek isteyen bir ticaret dalıydı. İpekçiliğin, ön üretimi olan tohumculuk ve kozadan başlayarak, her aşaması bir riskti. Nitekim, önce Fransa'da baş gösteren ve 1860'lı yıllarda da Bursa'ya kadar ulaşan Karataban hastalığı kent ve etraf böceklerini kaplamış ve ürün günden güne azalmıştı. Bu felaket, ipekböcekçiliği yapanları zor duruma düşürmüş, pek çok bölgede dut ağaçları sökülmeye başlanmıştı. Hemen arkasından çarenin Fransa'da bulunduğu haberleri geldi ve hastalıksız tohumlar getirildi. Böylece bir müddet bu dert geçiştirildi. Daha sonrasında ise, bu tohumlarında hastalıklı oldukları anlaşıldı.

2 Nisan 1888 tarihinde Şehreküstü mahallesinde Kazaz Ahmet Muhtar Efendi'nin evi kiralanarak o zamanki adıyla Harir Darüttalimi adı verilen mektep açıldı. 1889 yılında ilk mezunlarını verdi. Mektep, daha geniş olan Setbaşı semtinde Burdurizade Osman Efendi'nin evine nakledildi. 1894 yılında Maksem civarında inşa edilen binaya taşınarak adı İpek Böcekçiliği Enstitüsü oldu. Enstitü'nün idaresine getirilen Torkumyan Efendi, Pastör usulü tohum üretimi konusunda Bursa'da başarılı hizmetler görerek, çok sayıda öğrenci yetiştirdi.

Atkılı tezgahlarda dokuma

Osmanlı İmparatorluğu'nda dokumacılık merkezi olarak ilk akla gelen yer Bursa idi. 1850'lerin başında bu kentte buhar ve su gücü ile çalışan Avrupa'daki benzerleri gibi kurulmuş 14 ipek fabrikası vardı. Aynı cinsten Mudanya'da da iki fabrika vardı. Bursa'da tül işleyen, saf ve karışık ipek dokuyan 150-200 kadar tezgah çalışmaktaydı.
Bursa kumaşları üretiminde kullanılan atkılı tezgahlar çok basitti. Dikdörtgen bir çerçeve, bu çerçevenin üstünde iplikleri geren ve altında kumaşı saran iki merdane. Sırasıyla harekete geçen iplikleri dengeleyen ve gergin durmasını sağlayan kurşundan ağırlıklar. İpliklerin arasından geçen mekik. Bunları hareket ettirebilecek tezgah başındaki zanaatkar tarafından kullanılan bir pedal. Ağırlıklar hariç herşey ahşap.

Bursa, Bilecik ve Üsküdar'da çatma diye adlandırılan bir cins kadife kumaş dokunurdu. Bursa'da dokunan yünlü kumaşların, ipekli kumaşların ve diba adı verilen sırmalı ipek kumaşların, her cins kadifenin ünü dünyaya yayılmıştı. Dokumalarıyla namlı olan Çin bile Bursa'dan kumaş satın almış; Macaristan, Polonya, İtalya ve Balkan ülkelerinin pazarları Bursa kumaşlarıyla dolmuştu. 16. yy'da Bursa tezgahlarında dokunan kumaşlar ve kadifeler her yerde aranıyor, olağanüstü bir zenginlikte dokunan dibalar, kadifeler, canfesler padişahlara, şehzadelere yapılan elbiselerde kullanılıyordu. Burada dokuma ustaları lonca halinde teşkilatlanmışlardı. Dokumalar satışa çıkarılmadan önce ciddi bir kontrolden geçirilir, her kumaş damgalanırdı. Aranılan niteliklere sahip olmayan kumaşlara ise devlet el koyardı. Her atölye belli bir kumaş türünde ustalaşmıştı. Yabancı ülkelerden getirilen pamuk ipliği de ciddi ve sıkı bir incelemeden geçirilirdi. Pamuk ipliği her cumartesi günü Ulucami'nin avlusunda kurulan pazarda, ipek kozaları ise Koza Hanı'nda satılırdı.

18. yy'da başlayan yabancı rekabeti tezgah sahiplerini daha ucuz kumaş üretimine zorladığından, Bursa'nın eski dokumaları ve kumaşları giderek iyi vasıflarını kaybetti.


OKULLAR


Misyoner okulu

1834 yılının Ekim ayında, Amerikalı misyonerler önce İstanbul Pera'da bir erkek lisesi açmışlardı. Burası merkez olarak ele alınıp, 1839 yılına kadar, İzmir, Bursa ve Trabzon'da da okullar açıldı. Ders programları Batı'daki okulların programlarına uygun olan bu okullar kısa sürede kendini kabul ettirdi. Bursa'daki Amerikan Kız Okulu'nda 70 öğrenci okuyordu. Okulun 1893 yılı ders programında birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda okutulan dersler; Rumca veya Ermenice, aritmetik (Rumca veya Ermenice), coğrafya (Rumca veya Ermenice), İngilizce, geometri, botanik (İngilizce), fizik, astronomi (İngilizce) ve tarih (İngilizce)'di.

Işıklar Askeri Lisesi

Okul 1845'de, Sultan Abdülmecid'in buyruğu ile bugünkü Heykel Meydanı'nın bulunduğu yerde kurulmuştu. Daha sonra Işıklar semtinde, alt katı kâgir, üst katı ahşap olarak inşa edilen bina, 10 Haziran 1892'de, Vali Münir Paşa tarafından açıldı. 1894'de bu yapılara ikinci bina da eklenerek 500 öğrenci alacak duruma getirildi. 1911'de hastane kısmı da eklendi. İşgalde Yunan askerleri tarafından ahır olarak kullanılan bina, 11 Aralık 1922'de Askeri İdadi adı ile yeniden açıldı. Adını bulunduğu bölge olan Bursa'nın en eski mahallelerinden birinden alarak, Işıklar Askeri Lisesi diye bilindi. Bir tepe üzerinde kurulu semtin adının ise, önceleri Aşıklar Tepesi olduğu, giderek Işıklar'a dönüştüğü söylenmektedir.

Hamidiye Senayi Mektebi

10 nisan 1869 günü Filibos mahallesinde Türkmenoğlu Konağı'nda Senayi Mektebi açıldı. Islahhane adı ile çağrılan bu okulda önceleri yalnızca dokumacılık öğretildi. İlk üretim olarak jandarmalar için elbiselik kumaş dokundu. Daha sonra kunduracılığın öğretilmesi için İstanbul'dan öğretim görevlileri ile birlikte yeni aletler getirildi. Giderek çalışmaları ile dikkat çekmeye başlayan Hamidiye Senayi Mektebi'nin ders programlarına 1900'lü yıllardan sonra Fransızca ve musiki dersleri de eklendi ve okulda bir bando kuruldu. 1906 yılında ise Hükümet Caddesi'nde okulun bir satış mağazası açıldı. Okulu geliştirmek için neredeyse tüm Bursa halkı seferber oldu. Piyango tertip edildi ve Atıcılar mevkisinde düzenlenecek hayvan pazarından alınacak pazar resmi okula bırakıldı. 1906 yılında Bursalı Necip ve İstanbullu Mirat Efendiler, Avrupa'da imal ettirdikleri sigara kağıtlarını Hamidiye Senayi Mektebi Sigara Kağıdı adı altında satmak için ruhsat aldılar. Bu satışın tüm geliri de mektebe bırakılacaktı. Mektep ilk açıldığı konakta iki yıl kaldıktan sonra Tophane semtine taşındı.

Mülkiye İdadisi

1885'de Mülkiye İdadisi adıyla bir erkek lisesi kuruldu. 1888 Temmuzu'nda dördüncü sınıftan beş efendi mezun verdi. Bu dört sınıflık okul 1890-1891 ders yılı sonuna kadar devam etti. 1891-1892 ders yılında yedi sınıflı oldu. 1901-1904 seneleri arasında kimyahane, yatakhane, yemekhane, teneffüshane bölümleri yapıldı ve 1906 yılında da hamam kısmı tamamlandı. 1909'dan sonra adı Mektebi Sultani oldu.

Ziraat Mektebi

Vali Mahmut Celaleddin Paşa tarafından, tarım konusunda bilgili elemanlar yetiştirmek üzere, 1891 yılının Mart ayında Hamitler Köyü Topal Mehmet Ağa'nın arazisinde Hüdavendigar Numune Çiftliği Ziraat Mektebi 20 öğrenci ile öğretime başladı. Bu tarihten sonra okuldan uzun yıllar yaklaşık her yıl tatbiki eğitim alan 15 öğrenci mezun oldu.
1904 yılında, Mülkiye İdadisi'nde 325, Hamidiye Senayi Mektebifıde 150, Ziraat Mektebı' nde 78 öğrenci okumaktaydı. 1905'de Hamidiye Medresesi Muallimini adı ile bir okul açıldı. Daha sonra okul Darülmuallimin adını aldı.


KAPLICALAR


Roma'dan Bizans'a

Bursa'da ilk hamamın Romalılar döneminde yapıldığı, Romalılar'ın ilk Bursa valisi Plinius tarafından yazılan bir mektuptan anlaşılmaktadır. Doğu Roma imparatorlarından I. Jüstinyen zamanında da Bursa imar edilirken Pythia'daki (Çekirge) sıcak su kaynakları halkın kullanımına açıldı. Bu bölgedeki hamamlar Bizanslılar döneminde daha da önem kazandılar.

Osmanlı geleneğinde kaplıcalar

Evliya Çelebi Bursa'nın sudan ibaret olduğunu söyler. Osmanlılar döneminde Bursa'nın ilk kaplıca inşaatı, Jüstinyen'in iki kubbeli hamamına, Muradı Hüdavendigar'ın 1511'de iki kubbe daha ilave ettirmesiyle başladı. Saray erkanından, İstanbul'daki tanınmış kişilerden ve büyükelçilerden, seyahate çıkmış yabancı prenslere, yabancı alim ve yazarlardan, devlet adamlarına kadar pek çok kişi bu şifalı sulardan nasiplerini almak üzere Bursa'ya gelirlerdi. Bursa valisi Mehmet Tevfik Bey kaplıcalara gelen, Alman İmparaton.ı II. Wilhelm'in eşi Augusta'nın erkek kardeşi Duc de Holstein ve eşini 6 Mayıs 1906'da, Bonapart ailesinden Prens Victor Napoleon'u 7 Haziran 1908'de, Carl Eduard Saxe Cobour dük ve düşesini de 4 Temmuz 1908'de ağırladı.

Soyunma yeri olarak bir giriş salonu veya camekân, bir soğukluk, bir de asıl yıkanılan yer halvet kısmından oluşan Bursa kaplıcası, Arif in divanında:

Girenler içinde kalur
Suyun dökünse can bulur
Nicelere derman olur
Kaplucası Bursa'nın diye tanımlanır.

Helmut von Moltke'nin Türkiye'den babasına yazdığı bir mektupda ise aynen şöyledir: "Türk hamamlarının keyfini sana evvelce yazmıştım. Bursa'dakiler suni değil, tabiattan öyle sıcaktır ki insanın büyük, dupduru havuza girince haşlanmadan dışarı çıkabileceğine önceden inanmayacağı gelir. Girdiğimiz hamamın terasının harikulade güzel bir seyri vardı ve öyle rahattı ki insan bir türlü ayrılmak istemiyordu."


YOLLAR


Marmara'ya kucak açan kıyılar

19. yy'da Hüdavendigar vilayetinin merkezi Bursa'ydı. Merkeze; Balıkesir, Karahisar-ı Sahip, Kütahya kazaları ve Gemlik, Pazarköy, Mudanya, Yalova, Karamürsel, Tirilye, Bilecik, Lefke, Gölpazarı, Söğüd, Mihaliç, Kirmasti, İnegöl, Yarhisar, Yenikent, İznik, Pazarcık sancakları bağlıydı.

Bu kadar geniş topraklara sahip vilayetin Marmara Denizine ulaştığı önemli üç iskelesi vardı. Gemlik, Samanlı dağlarının denize doğru uzanarak Bozburun'u oluşturduğu yerden başlayan körfezin sonunda olup, evveldenberi tersaneleriyle ünlüydü. Gemlik'in poyraza kapalı bulunan limanı gemiler için sığınma yeriydi. Daha Kuzey'de bir iskele olan Yalova, karayolu ulaşımının zorluğu açısından pek kullanışlı değildi. En çok kullanılan iskele ise, Bursa Ovası'nın Marmara Denizi'ne açıldığı bir kapı olan, dutluk, zeytinlik ve bağlarla kaplı bölge Mudanya'ydı. Adı, Evliya Çelebi'ye göre Konstantiniyye tekfurunun kızı Mudanya'dan gelmekteydi.

1850'li yıllarda, sakin bir havada İstanbul'dan sekiz saat süren bir yolculuktan sonra Mudanya'ya varılırdı. Poyrazın sert estiği günlerde ise, Bozburun'un önünde kabaran dalgalar bu seferleri yapan küçük gemilerin körfezin girişinde sabahlamalarını gerektirir, Mudanya'ya ancak ertesi gün varılabilirdi.

Karayolu

Mudanya'ya gemiyle gelen kişinin, karaya ayak bastıktan sonra yalnızca atla Bursa'ya ulaşabilmesi mümkündü. Etrafı bağlık bahçelik verimli bir kara parçası olan yol boyunca, uzun bir zaman Marmara Denizi'nin çekici manzaraları, denizi çevreleyen tepeler görülürdü. Yumuşak bir eğimden sonra deniz manzaraları biter, bu defa da ileride servi ağaçlarıyla dolu bir ovadan yükselen kent görünürdü. Olympos'un ormanlarla kaplı dik yamaçları üzerinde can bulan bu kentte yüzden fazla beyaz minare ve yuvarlak kubbe göze çarpardı.

Bursa'ya iyice yaklaşıldığında bir köprüye ve Nilüfer Irmağı'na ulaşılırdı. Bu ırmak, koyu renk yapraklı dev gibi ceviz ağaçlarının, açık yeşil çınarların, zengin çayırlıklar ve dutlukların arasından kıvrıla kıvrıla akardı. Bursa'ya yaklaşan her adım birbirinden daha çekici yeşil sürprizler sunardı.

Demiryolu

Osmanlı yöneticilerinin demiryoluna verdikleri önem 19. yüzyılın ikinci yarısında iyice artmıştı. Sultan Abdülaziz, 1871 yılında demiryolu ile ilgili bir irade yayımlattı. Gerçekleştirilmesi düşünülen ana hat İstanbul-Bağdat arasındaydı. Kurulan Asya Osmanlı Demiryolları'nın başına da Alman mühendis Wilhelm von Pressel getirildi. Pressel'in projesi Haydarpaşa'dan başlıyor, bu ağın içinde Bursa-Mudanya hattı da yerini alıyordu. Mudanya'dan Bursa'ya doğru raylar döşenmeye başlandı. Bu hat, 1874 yılında bitirilebildi. Bursa'ya ulaşabilmek için 185.000 Osmanlı Lirası (4 200 000 Frank) masraf yapılmış ancak demiryolunun işletmeye açılması mümkün olamamıştı. Proje bir müddet için rafa kaldırıldı. Yarım kalan hattın inşasına 17 yıl sonra başlanabildi. İmtiyazı almış olan M. Nagelmakers, Bursa- Mudanya Osmanlı Demiryolları, Şirketi'ni kurarak hattı 1892 yılında hizmete açtı.

Bu yeni yolculuk biçimi ile Mudanya'dan kalkan tren iki saatte Bursa Acemler istasyonuna varırdı. Bu demiryolunu işleten yabancı şirket olduğundan, tarifeler de alafranga saate göre yapılırdı. Bu durum karışıklıklara neden olduğundan 5 Eylül 1892'de şirket tarafından çıkarılan bir yazı ile halk uyarılarak alafranga saate göre yolcuların kendilerini ayarlaması istendiyse de genel istek üzerine sonradan alaturka saate çevrildi.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:45 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
turizmin türkiye ekonomisindeki yeriTurizm, insanların sürekli yaşadıkları yer dışına yaptıkları seyahatler ve gittikleri yerlerde geçici konaklamalarından doğan ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili faaliyetlerdir. İnsanlar, tarihin her çağında değişik nedenlerden dolayı seyahat etmişlerdir. Ancak, günümüzde sanayinin gelişmesi, ulaşım ve haberleşme teknolojisinin ileri düzeye ulaşması, kişi başına gelirin artması, refah düzeyinin yükselmesi ve insanların kullanabilecekleri boş zamanlarının çoğalması; turizme, tarihte insanların ticari, dini ve askeri amaçlarla yaptıkları seyahatlerden çok farklı bir şekil vermiştir. Bugünkü anlamıyla "turizm" deyimi, 19. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanmasına karşılık, 20. yüzyılın bir olgusu olarak gelişerek; günümüzde geniş kitleleri ilgilendiren sosyal ve ekonomik bir faaliyet haline gelmiştir.



Turizm II. Dünya Savaşından sonra hızla gelişmiş, daha geniş halk kitlelerine ve uzak mesafelere yayılmıştır. Günümüzde parasal ve kitlevi bir olay haline gelen turizmin; yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel ve politik etkiler, ülke ekonomilerinde ve özellikle uluslararası ekonomik ve politik ilişkilerde önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, yalnız uluslararası turizm hareketinden büyük pay alan gelişmiş ülkelerde değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde de turizme verilen önemi arttırmaktadır.



Ulusal ve uluslararası düzeyde kazandığı dev boyutlarla turizmin; yatırımları ve iş hacmini geliştiren, gelir yaratan, döviz sağlayan, yeni istihdam alanları açan, sosyal ve kültürel hayatı etkileyen, siyasal bakımdan da önemli toplumsal ve insancıl fonksiyonların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran bir nitelik kazanması, ülkelerin dikkatinin bu ekonomik olay üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin karşılaştıkları ekonomik sorunların ve darboğazların aşılmasında, turizmin yarattığı dinamik ekonomik etkiler, söz konusu ülkelerin turizme daha çok önem vermesine neden olmuştur.



Dış ticaretin ve sanayinin finansmanı sorunu, ihracatı ve diğer döviz kazandırıcı faaliyetleri önemli hale getirmiş, bu durum, ihracatta büyümenin kısa vadede sınırlarına ulaşabileceği kanaati sonucunda, ihracat dışında diğer döviz kazandırıcı faaliyetlere de yönelinmesi gerektiğinin anlaşılmasına neden olmuştur.



Turizm, bu noktada çoğu gelişmekte olan ülkelerde; döviz kazandırıcı özelliği nedeniyle, dış ticaretin ve sanayinin finansmanında en etkili alternatiflerden birisi olarak dikkati çekmektedir.



Son yıllarda turizm sektörünün, ülke ekonomilerindeki önemi hızla artmaktadır. Diğer sektörlere canlılık kazandırması, kazanılan döviz gelirlerinin ihracat ve GSMH içindeki payının artması ve yarattığı istihdam olanakları; turizme verilen önemin artmasına ve kaynakların bu sektöre akmasına neden olmaktadır.



Türkiye'de turizm sektörünün yapısal değişimi ve gelişiminin hızlanması 1980'li yıllarda başlamıştır. Yapı değişikliğinin temel nedeni, bu yıllarda kitle turizmi için gerekli özel turizm altyapısının ve uygun turizm üstyapısının oluşturulmasıdır.



Elde edilen ekonomik veriler, turizmin Türkiye ekonomisini etkileyen bir sektör olmaya başladığını göstermektedir. Uzun yıllar, kitle turizmi pazarına giremeyen Türkiye, son on yıldır bir yapı değişikliği içindedir. Yapı değişikliği, turizm sektörünün çalışma biçim ve koşullarının uluslararası standartlara uyum göstermeye başlaması biçimindedir.



Bu çalışmanın amacı; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bu derece ilgisini çeken, karşılaşılan ekonomik sorunların hafifletilmesinde ve darboğazların aşılmasında bir ekonomi politikası aracı olarak kabul edilen turizmin, yarattığı ekonomik etkilerin özellikle Türkiye düzeyinde ortaya konmaya çalışılmasıdır. Çalışmada; turizmin sosyal, kültürel, politik ve psikolojik fonksiyonları bir tarafa bırakılarak, sadece ekonomik etkileri incelenmiştir. Bu incelemeler yapılırken, sadece "dış turizm" göz önüne alınmıştır.



Dört ana bölüm altında toplanan bu çalışmada, İlk Bölümde turizm ve turist kavramlarının tanımları ve özellikleri sıralanmış, belli başlı turizm türleri kısaca açıklanmış, bilimsel bir çalışma alanı olarak turizmin sosyal bilimler çerçevesindeki yeri ve sosyal bilimlerin çeşitli dallarıyla ilişkisi irdelenmiş ve son olarak da turizmi geliştiren faktörlere yer verilmiştir.



Çalışmanın İkinci Bölümünde önce, dünyada ve Türkiye'de turizmin tarihsel gelişimi açıklanmıştır. Daha sonra Türkiye turizminin, diğer önemli turizm ülkeleri ile turist sayısı ve dış turizm gelirleri açısından karşılaştırılması yapılmıştır. Bu karşılaştırma yapılırken; Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya Kıtasındaki önemli turizm ülkeleri incelenmiştir.



Üçüncü Bölümde, önce turizmin sektörel özelliği, turizm ürününün tanımı, bileşenleri ve özellikleri açıklanmıştır. Daha sonra ise turizm sektöründeki işletme türlerinin yapısı, yerine getirdiği işlevler ve turizm sektöründeki yerleri ortaya konmuştur. Son olarak da turizm sektöründeki arz-talep yapısı ve onları belirleyen faktörler açıklanmaya çalışılmıştır.



Çalışmanın Dördüncü Bölümünde, turizmin başlıca ekonomik etkileri genel anlamda ve Türkiye ekonomisi açısından 1980 sonrası göz önüne alınarak incelenmiştir. Bu incelemede; turizmin dış ödemeler bilançosu, milli gelir, istihdam ve diğer sektörler üzerindeki etkileri sayısal verilerle açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak Türkiye'nin dış turizm gelirlerinin tahmini üzerine bir ekonometrik çalışmayla söz konusu sektörden elde edilen gelirlerin önümüzdeki yıllarda nasıl bir seyir izleyeceği ortaya konulmaya çalışılmıştır.



Sonuç bölümünde ise, çalışma ve ulaşılan sonuçlar ana hatları ile özetlenmiştir. Türkiye'de turizm sektörünün durumu ve dünya genelindeki payı göz önüne alınarak; aşırı rekabete konu olan turizm piyasasından ileride daha fazla pay kapmak için alınabilecek önlemler ve çözüm önerileri bu bölümde dile getirilmiştir.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:45 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
mardin turizmi MARDİN
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 8.891 km²
Nüfus: 705.098 (2000)
İl Trafik No: 47
Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. Mardin'de, farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır. Mardin, İpek Yolu güzergahında olup, 5 han ve kervansaray mevcuttur.
İLÇELER:
Mardin ilinin ilçeleri; Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Ömerli, Savur ve Yeşilli 'dir.
Mardin Müzesi
Mardin Merkez 1. Cadde Cumhuriyet Alanı Atatürk heykeli yanındadır. Binanın doğu tarafına bitişik olan Meryem Ana Kilisesi'nin müzeye bakan kapalı portalindeki kitabeye göre bina, 1895 yılında Antakya Patriği İgnatios Behnam Banni tarafından Süryani katolik patrikhanesi olarak yaptırılmıştır.
Adres: Cumhuriyet Meydanı Mardin
Tel482) 212 16 64
Ören yerleri
Dara Harabeleri: Mardin'in güneydoğusunda 30 km. uzaklıkta Oğuz Köyü'ndedir. Burası eski Mezopotamya bölgesinin en ünlü kentidir.
Dara Kent Kalıntıları, kayalar içinde oyulmuş çevresi 8-10 kilometreyi bulan geniş bir alana yayılmıştır. Buralarda mağara evler vardır. Kent kalıntıları içinde kilise, saray, çarşı ve depoları, zindan, tophane ve su bendi halen görülebilmektedir.Ayrıca köyün etrafında kayalara oyulmuş 6-7 kadar mağara eve rastlanır. Bunların tarihi Geç Roma (Erken Bizans) dönemine kadar gider.
Midyat
Mardin gibi bir müze kent olan Midyat, Mardin'den yaklaşık 1.5 saat uzaklıkta yer alır. Mardin'e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırmaktadır. Bölgeyi Süryanilerin yavaş yavaş terk etmesi ve göç almasıyla şehir merkezi 2 km ötedeki Estel'e kaymıştır. Telkari diye bilinen taş işçiliğinin en güzel örnekleri Midyat'taydı. Bir kaç telkari ustası Midyat çarşısında mesleklerini sürdürmekte direniyorlar. Mutlaka izlemelisiniz....
Mardin'in bu çok önemli ilçesi gümüş işçiliğiyle de ünlüdür. El sanatları açısından önemli bir yöre olan ilçe turistik açıdan oldukça çekicidir. İlçenin 18 km. doğusunda bulunan Deyrulumur Manastırı M.S.397 yılında inşa edilmiştir.M.S.640 yılında Hz. Ömer zamanında Arap-İslam ordusu Süryanilerle işbirliği yaparak Mezopotamya'ya girince,özellikle bu eserin korunması için Hz. Ömer' in emri ile ayrıcalık tanımıştır. Manastırda eskiden içinde zengin bir kütüphane bulunmaktaydı. Ayrıca içinde binlerce öğrencinin eğitim aldığı bir teoloji fakültesi bulunmaktadır. Midyat'ta Meşe, Bitim, Antepfıstığı gibi ürünler ve kendine has acur, kavun yetiştirilir. Dünyanın en kaliteli üzümlerinin yetiştiği kavşak noktasıdır.
Kaleler
Mardin Kalesi: M.S.975-976 tarihlerinde Hamdaniler tarafından inşa ettirilmiştir.
Kalede, cami, hamam, mahzen ve birçok ambar bulunmaktadır.
Dara Kalesi: Mardin'in 30 km. uzaklığındadır. Kale, İran Hükümdarı tarafından inşa ettirilmiştir.
Cami, Kiliseler ve Manastırlar Önemli bir İnanç Turizmi merkezi olan Mardin'de merkezde Ulu Cami, Meryemana Kilisesi ve Patrikhanesi, Mor Yusuf Kilisesi (Surp Hovsep), Deyruülzzafaran Manastırı (Mor Hananya), Deyrulumur Manastırı (Mor Gabriyel), Mor Yakup Manastırı (Nusaybin), Midyat Meryemana Manastırı ve Mor Dimet Manastırı görülmeye değerdir.
Medreseler
Zinciriye Medresesi: Mardin merkezde olup, 1214 'de inşa edilmiştir.
Kasımiye Medresesi: Mardin'in güneybatısında yer alan Medrese, Mardin yapılarının en büyüklerindendir. 1469-1503 yıllarında yaptırılmıştır.

NE YENİR?
Mardin'in çok özel yöresel yemekleri mevcuttur. Özellikle kıbbe, çiğ köfte, keşkek, zerde, cevizli sucuk, helva çeşitleri, cevizli tatlılar yenebilir.
NE ALINIR?
Mardin'in meşhur telkari gümüş işlemesi alınabilir.
YAPMADAN DÖNME
Mardin Müzesi, Deyrulzaferan Manastırı ile Kasımpaşa Medresesi görmeden,
Badem şekeri, leblebi, ceviz sucuğu tatmadan,
Telkariden gümüş işleme almadan,
Kiraz Festivaline gitmeden
...Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:45 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Mardin Kültür Turizmi

Müzeler ve Örenyerleri
Mardin Müzesi
Mardin Müzesinde, Eski Tunç, Orta Tunç, Geç Tunç, İlk Demir Çağı, Assur, Urartu, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı devirlerine ait seramikler, damga ve silindir mühürler, sikkeler, kandiller, figürinler, gözyaşı şişeleri, takılar ve vazolar sergilenmektedir. Müzede arkeoloji ve etnografya sergi salonları, kütüphane, konferans ve dinlenme salonları yer almaktadır.

Dara Ören Yeri
Mardin’in 30 km. güneydoğusunda bulunan Oğuz köyünde yer almaktadır. Eski Mezopotamya'nın en önemli kentlerinden birisi olan Dara, bugün küçük bir köy yerleşmesi haline gelmiştir. Büyük İskender’le Pers İmparatoru Darius’un savaşına sahne olmuş bu antik yerleşim İran Hükümdarı ünlü "Darayuvaşi" tarafından kurulmuş ve çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştirmiştir. Kent, 7. yüzyıl sonlarına doğru Emevilerin, daha sonra Abbasilerin, 15. yüzyılda da Türklerin hâkimiyetine girmiştir. Kalıntılar arasındaki büyük kesme taşlar ve bulunan sikkelerden Dara'nın geçmişte büyük ve görkemli yapılara ve zengin hazinelere sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Kaya içine oyulan yapılardan oluşan Dara kenti, çevresi ile birlikte geniş bir alana yayılmakta olup, kentin doğusunda yer alan kaya mezarları Kuruçay'a kadar uzanmaktadır. Çevresi 4 km’lik bir surla korunan kentin güney ve kuzeye açılan iki kapısı bulunmaktadır. İç kale, kentin kuzeyinde ve 50 m. yüksekliğindeki tepenin üst düzlüğüne kurulmuştur. Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntıları halen görülebilmektedir. Köyün kuzeyinde, güneye doğru inen kayalar oyularak görkemli bir su bendi inşa edilmiş olup, bentte bugün bile su bulunmaktadır. Ayrıca köyün etrafında tarihleri Geç Roma dönemine kadar giden mağara evlere rastlanmaktadır.

Gırnavaz Höyüğü
Nusaybin’in 4 km. kuzeyinde, Habur Nehri kollarından biri olan Çağ Deresi’nin doğusunda takriben 300 m. çapında ve 24 m. yüksekliğinde, höyük karakterinde bir yerleşim yeridir. Arkeolojik bir merkez olarak ilk kez 1918 yılında bilim dünyasına tanıtılan Gırnavaz, daha sonraki yıllarda çeşitli araştırmalara konu olmuştur. 1991 yılına kadar yürütülen çalışmalarda Gırnavaz’ın MÖ. 4. binden MÖ.7. yüzyıla kadar sürekli yerleşim yeri olarak kullanıldığı ortaya çıkarılmıştır. Kazılar sonucu ortaya çıkarılan mezarlarda paha biçilmez metal silahlar, süs eşyaları, vazolar, kandiller, mühürler ve tabletlere rastlanılmıştır.

Kaleler
Mardin Kalesi
10. yüzyılda Hamdaniler tarafından inşa edilen kale, 1 km. uzunluğunda, 30-150 m. genişliğindedir. Çeşitli zamanlarda Mardin’e uğrayan gezginlerin verdikleri bilgilerden kalede çok sayıda yapı olduğu anlaşılmaktadır. Mardin'e hâkim bir manzaraya sahip kalenin bir başka özelliği de, doğal kaya üzerine çok az eklentilerle müstahkem bir hale getirilmiş olmasıdır.

Fafih Kalesi
Ömerli’nin 8 km. güneydoğusunda, Beşikkaya köyü yakınındadır. Kalenin bulunduğu yer aynı zamanda eski bir yerleşim bölgesidir.

Rabbat Kalesi
Derik ilçesinin 15 km. batısında, Hisaraltı köyü sınırları içindedir. Köyün kuzeyinde yer alan dar bir vadide yükselen bir tepenin üstünde kurulmuş olan Rabbat Kalesi, Artuklu devrinin en büyük eserlerinden birisidir.

Marin - Merdis Kalesi
Nusaybin ilçesinin 15 km. kuzey doğusunda Eskihisar köyünde yer alan Marin Kalesi, eski Merdis şehrinin içinde yüksek bir kayalık üzerinde inşa edilmiştir. Kalenin çevresi yaklaşık 1500 m. olup, 12 kule ile desteklenmektedir. Kalenin kimler tarafından yapıldığını gösterir herhangi bir buluntu yoksa da, inşa tarzı Bizans yapımı olduğuna işaret etmektedir.

Aznavur Kalesi
Nusaybin ilçesinin 14 km. kuzey doğusunda yer alan Aznavur Kalesi, geniş bir vadide yükselen iki tepe üzerinde kurulmuştur. 970 yılında Abdullah Bin Hamdan tarafından inşa ettirilen kale 400 m. uzunluğunda ve 30-60 m. genişliğinde olup, 14 burç ve 2 gözetleme kulesi ile tahkim edilmiştir.

Camii - Medrese ve Külliyeler
İnanç Turizmi

Şeyh Çabuk Camii
Cumhuriyet Alanındadır. 15. yüzyıla tarihlenen yapının ana mekanı çarpık bir plana sahiptir. Bahçesine basit, sivri kemerli kapıdan, ana mekana ise kuzeybatıdaki kapalı bölümden girilir. Güneyinde türbe ya da zikir yeri olduğu düşünülen çapraz tonozlu mekan yer alır.

Hamit Camii
Savur Kapısı’na giden yol üzerindedir. En erken 15. yüzyıla tarihlenebilen yapı 19. yüzyıl sonlarında onarımını yaptıran kişinin adıyla anılmaktadır. Kuzeydeki basit bir kapıdan avluya girilir.

Şeyh Mahmud Türki (Şeyh Ali) Camii
Necmeddin Mahallesi’ndedir. 15. yüzyıl Artuklu yapısı olduğu sanılmaktadır. Dıştan basit bir ev görünümünde olan yapı minaresizdir; ancak kuzeydeki kalıntının minare kaidesi olduğu öne sürülmektedir.

Pamuk Camii
Medrese Mahallesi’nde, ana caddededir. Yapının altındaki depoda yağ küpleri bulunduğundan bir Bizans şapelinin üstüne yapıldığı sanılmaktadır. 11. yüzyıl kayıtlarında ise yapıyı Şeyh Mehmed Dinari adlı kişinin yaptırdığı yazılıdır.

Yapının ana mekanı, ortada çapraz tonoz, yanlarda ise beşik tonozla örtülüdür.

Reyhaniye Camii
Çarşı içinde, Ulu Cami ile Şehidiybe Medresesi arasındadır. Yazıtlarının 19. yüzyıldan olmasına rağmen 1540 tarihli vakıf kayıtlarında adı geçmektedir. Reyhaniye Camii’nin 15. yüzyıl sonunda ya da 16. yüzyıl başlarında yapıldığı, 19. yüzyılda da onarıldığı tahmin edilmektedir. Ana mekan, yörede çokça rastlanan mihrap önü kubbeli yapıların gelişmiş bir örneğidir. Kare kaideli, sekizgen gövdeli minarenin şerefeden sonrası silindirik biçim alır ve sivri külahla son bulur.

Arap (Azap) Camii
Savur Kapısı’na giden yol üstündedir. Yapım tarihi bilinmemekte birlikte, 16. yüzyıl kayıtlarında adı geçen Azaplar Ağası Mescidinin bu yapı olduğu sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı, beşik tonozlu caminin girişi batıdadır.

Zairi (Şeyh Muhammed Ezzerar) Camii
Necmeddin Mahallesi’nin güneyindedir. Giriş kapısı üstündeki yazıtta 17. yüzyıl sonunda yapıldığı yazılıdır. Avlunun güneyindeki kareye yakın planlı ana mekan Geç dönem ekleriyle geniş bir alanı kaplamıştır. Yapı minaresizdir.

Hacı Ömer (Halife) Camii
Diyarbakır Kapısı’na doğru, ana caddenin güneyindeki sokak içindedir. Mimari biçimi, yeni sıvanın altında kabartma olarak beliren 1724/1725’in yapım tarihi olabileceğini düşündürmektedir. Avlusu ve ekleri ile dikdörtgen bir alan kaplayan cami moloz taştandır. Ana mekan kuzeydeki basit bir kapı ile girilen, beşik tonozlu dikdörtgen planlı bölümdür.

Ulu Cami (Cami-i Kebir)
Mardin’deki camilerin en eskisidir. Altı paye üzerine oturan kubbe bütün mekana hâkimdir. Çapraz tonozlu revaklardan yalnız kuzeyde beş bölüm kalmış, diğerleri kaybolmuştur. Burada revaklar arasında küçük bir eyvan dikkati çeker.


Minaresi, Artuklu Hükümdarı Kudbeddin İlgazi zamanında inşa edilmiştir (1176). Artuklu hükümdarlarından Melik Salih bir kısım malını bu camiye vakıf yapmıştır. Bunlar 38 dükkan, 1 hamam, Bab-ı Cedid civarında bir bahçe ve Mardin köylerinde birçok bağdan oluşur. Mardin’in en önemli ibadet merkezlerinden biri olan Ulu Cami, devasa yapısıyla tarihin ihtişamını günümüze taşımaktadır.

Abdüllatif (Latifiye) Camii
Cumhuriyet Alanı’nın güneyindedir. Taçkapı yazıtından 1371’de Artuklu sultanlarından ikisinin döneminde görev almış Abdüllatif’in yaptırdığı anlaşılmaktadır. Günümüzdeki minareyi 1845’te Musul Valisi Gürcü Mehmet Paşa yaptırmıştır. Caminin bulunduğu avluya, doğu ve batıdaki kapılardan girilir. Doğudaki taçkapı Mardin’deki kapıların en iyi korunmuş olanıdır. Caminin güneydeki avluya geçiş yerleri geç dönemlerde küçültülmüş ya da kapatılmıştır. Günümüzdeki yapıya doğudan açılan kapıdan girilmektedir. Minber ve mahfil, geç dönem Selçuklu ahşap işçiliğinin özgün örnekleridir.


Melik Mahmut Camii
Savur Kapı’da bulunmaktadır. Yatık bir dikdörtgen alanı kaplayan ve yanlardan dar sokakların ayrıldığı, taş işlemeli ana girişi küçük bir meydana açılmaktadır.


Kitabesinden 1312-1362 yılları arasında Artuklu Hükümdarı Melik Salih tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Halk arasında bu camiye Melik Mahmut Camii adı verilmekte olup, bu adın Artuklu Hükümdarı Melik Mahmut'un burada bulunan kabrinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Şehidiye Camii ve Medresesi
Şehidiye Mahallesi’ndedir. Katip Ferdi, bu yapının Sultan Melik Nasruddin Artuk Aslan tarafından 1201-1239 yaptırılıp kendisinin de buraya gömüldüğünü bildirmektedir. Araştırmacılar, medreseyi genellikle 13. yüzyıl başına tarihlendirmektedir. Her iki durumda da medrese 13. yüzyılın ilk yarısında kurulmuş olmalıdır. 1916 yılında camiye bu gün ayakta duran minaresi ilave edilmiştir.

Kızıltepe Ulu Cami
Kızıltepe ilçe merkezinin kuzeybatısındadır. Mihrap üstündeki yazıttan 1204’te tamamlandığı anlaşılmaktadır. Yapı kesme taş ve tuğladandır. Avlu dikdörtgen planlıdır. Avlunun doğusunda ve batısında benzer mekanlar yer almaktadır. Dış duvarlardaki çıkıntılar temel izleridir. Cami, dikdörtgen planlı ve üç neflidir. Ana mekandaki zengin taş işlemeli mihrap nişi dikkat çekicidir.

Eminüddin Külliyesi
Kentin güneybatısında, Mesken Mahallesi’ndedir. Artuklu Sultanı Necmeddin İlgazi (1108-1112) ile kardeşi Eminüddin yaptırmıştır. Eminüddin’in başlatıp ölümünden sonra kardeşi Necmeddin İlgazi’nin tamamlattığı yapılar topluluğu cami, medrese, hamam, çeşme, bimaristan (hastane) yapılarından oluşmaktadır. Mimarı bilinmemektedir.

Şeyh Kasım Halveti Türbe ve Mescidi
Yeni Kapı Hamamı yakınında, evler arasındadır. 15. yüzyıldan sonra yapıldığı tahmin edilmektedir. Hazireli, namazgahlı küçük bir yapıdır. Son yıllarda onarılarak avlunun kuzeyine eyvan ve ekler yapılmıştır.


Zinciriye Medresesi
Medrese Mahallesi’nin kuzeyinde yer almaktadır. 1385 yılında Melik Necmeddin İsa tarafından yaptırılmıştır. “Sultan İsa Medresesi” adı ile de tanınır. Timur ve ordusuyla mücadele etmiş olan Melik İsa bir süre bu medresede hapsedilmiştir.

Girişindeki taş işlemeler ve dilimli kubbeleriyle dikkat çeken medrese iki avlulu ve iki katlı olup, avluların dışında kalan mekanlar iyice yayılmıştır. Medresede Sultan İsa Türbesi ve birçok eski kitabe mevcuttur. Medrese aynı zamanda rasathane olarak kullanılması dolayısıyla yüksekte kurulmuştur. Bu yapı, geçmişte müze olarak da kullanılmıştır.

Sıttı Radviyye (Hatuniye) Medresesi
1177 yılında Kutubeddin İlgazi’nin annesi tarafından Sıtraziye Camii ile aynı tarihte inşa ettirilen Hatuniye Medresesi, iki eyvanlı ve revaklı avlulu, iki katlı bir yapıdır. Ana eyvanın yanında, içi rölyef bezemeli tromplu kubbesi ile türbe yer alır.

Cami içinde Hz. Muhammed’e ait olduğu kabul edilen ayak izi mevcuttur. Lahitler bu yöredeki Artuklu eserlerinin en önemlilerinden biri olan bu medreseyi ayrıcalıklı bir konuma sokar.

Şah Sultan Hatun Medresesi
Akkoyunlu Hükümdarı Kasım Bin Cihangir’in yeğeni İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Medrese, Tekke Mahallesi’nde bulunmaktadır.

Melik Mansur Medresesi
Artuklu eseri olan bu yapı, Gül Mahallesi’nin kuzeydoğusundadır. İçinde lahitlerin bulunduğu bu medrese günümüzde mescit olarak kullanılmaktadır.

Altunboğa Medresesi
Yapı, merkez ilçede bulunmaktadır. 13. yüzyıl sonu ile 14. yüzyıl başında yapılan medresenin günümüzde çeşme olarak kullanılan bölümü sağlamdır.

Kasımiye Medresesi
Mardin kentinin güneybatısındaki tepelerin altında yer alan yapının inşasında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Yapının mimari tarzından, Artuklu devrinde yapımına başlandığı ve Akkoyunlular döneminde tamamlanmış olduğu anlaşılmaktadır. Plan özellikleri, taş işçiliği ve süsleme motifleri, devir özelliklerine uygun olmasa da, bu anıtsal yapının Mardin’deki Artuklu devrinin son eserlerinden birisi olduğunu söylemek mümkündür.

İki teras üzerine iki katlı olarak inşa edilmiş medrese, cami ve türbe ile birlikte külliye şeklindedir.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:45 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
turistik yerler

Bartın sitesi
BARTIN hakkında merak edilen her şey buraad Amasra Inkumu Güzelcehisar Ulus Kurucaşile Bartında ki Otellerimiz Pansiyon ve turistlik tesislerimizle Bartın Resimleri
Hit:859 , Ziyaretçi:859 , Detay , Oylayan:3 , Puan:2 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


ocaklarda tatil
erdek ocaklar beldesinde denize yakın doğanın içinde kiralık yazlık! her yaşa her tür eğlence ve sadece istanbuldan ido hızlı deniz feribotuyla 1.5 saat uzaklıkta. Sitemizi mutlaka incelemeden tatilinizde karar vermeyin.
Hit:245 , Ziyaretçi:266 , Detay , Oylayan:7 , Puan:3 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Ador Turizm
Ador Turizm
Hit:212 , Ziyaretçi:212 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Çakraz köyü ile ilgili bir web sayfası
Bartın İli Amasra ilçesi Çakraz beldesi ile ilgili bir web sayfası.Fotoğraflar yazılar haberlerden oluşmaktadır
Hit:200 , Ziyaretçi:200 , Detay , Oylayan:5 , Puan:2 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Airalfa
Airalfa
Hit:139 , Ziyaretçi:139 , Detay , Oylayan:1 , Puan:5 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Malatya tatil ve turizm portalı
Malatya Tatil ve Turizm Portalı Malatya hakkında bilgiler mesire ve gezi yerleri fuarlar indirimli oteller ve tuarlar Nemrut hakkında bilgiler. Kayısı şehri Malatya'nın yeni portalı
Hit:118 , Ziyaretçi:118 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Ağva Belediyesi
Ağva Turizm ve Tatil Rehberi, Ağva Otelleri, Ağva Motelleri ve Ağva hakkında bilmek istedikleriniz... Ağva Konaklama, Ağva Restoran, Ağva Otel, Ağva Pansiyon, Ağva Hotel, Ağva Motel, Ağva Restaurant
Hit:115 , Ziyaretçi:115 , Detay , Oylayan:2 , Puan:1 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Mardin rehberi, doğu turizmi
Mardin hakkında herşey. Mardin yemekleri resimleri ekonomisi turistik yerleri doğa güzellikleri tarihçesi.
Hit:115 , Ziyaretçi:115 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Amasya yeşil yenice
amasya yeşil yenice
Hit:111 , Ziyaretçi:111 , Detay , Oylayan:2 , Puan:2 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Bilecik forum bilecik
Bileciklilerin Sohbet ve Muhabbet Forumu
Hit:105 , Ziyaretçi:105 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Tatildeyim-tatil ve gezi portalı
Türkiye'mizin cennet yörelerini detaylarıyla tanıtan gezi ve tatil portalı. Gerçekten geziyormuş gibi...
Hit:89 , Ziyaretçi:89 , Detay , Oylayan:1 , Puan:2 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Doğubayazıt forum
Şiir fıkra hikaye aşk aile cinsellik güzel komik bayram kandil yılbaşı sms mesaj kürtçe türkçe yabancı müzik e-book e-kitap film bulabileceğiniz Doğubayazıt Sanal Buluşma ve Yardımlaşma Portalı bazid Forum
Hit:85 , Ziyaretçi:85 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Kazım koyuncu anısına
tüm karadenizin bulustuğu tek adres
Hit:80 , Ziyaretçi:80 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Açelya Tour
Açelya Tour
Hit:75 , Ziyaretçi:75 , Detay , Oylayan:1 , Puan:1 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


cankiri.net
Www.Cankiri.Net
Hit:72 , Ziyaretçi:72 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Bastan cikarici exotic
Mutlaka Görülmeli
Hit:67 , Ziyaretçi:67 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Çorum-hımıroğlu köyü
Çorum-Hımıroğlu Köyü Web Sitesi.Yüzlerce fotoğrafıyla alanında bir numara..Soyağacı forum anılar bedava email...
Hit:65 , Ziyaretçi:65 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Gezginturk-dünya parmaklarının ucunda
Gezginle dunyayı ayaklarınıza getirdik...A dan Z ye butun illerimizin ayrıntılı tanıtımları oyun oynayabilir siirleri okuyabilir ekart gonderebilir ekitap indirebilirsiniz
Hit:63 , Ziyaretçi:63 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Saroz.net - saroz u kesfet
saroz.net - Saroz u Kesfet
Hit:59 , Ziyaretçi:59 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)


Antalyaweb.net
Akdeniz ve Antalyanın en kapsamlı bilgi portalı.
Hit:58 , Ziyaretçi:58 , Detay , Oylayan:0 , Puan:0 , Link hatalı , Puan ver: (1) (2) (3) (4) (5)

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:45 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
elazığ yemek kültürü ve turizmi Elazığ
Elazığ yemekleri

Tarih boyunca kültür, sanat, ticaret şehri olma özelliğini korumuş olan Harput'tan günümüz Elazığ'ına uzanıyoruz. Bu tarihsel süreç boyunca oluşan kültürel ve sosyal çeşitlilik Elazığ mutfağına da yansımış.





Elazığ Fırat havzasının 'Yukarı Fırat Bölümü'nde, tarihi Harput Kalesi'nin bulunduğu tepenin eteklerinde kurulmuş bir şehir. Aynı zamanda pek çok uygarlığa tanıklık etmiş. Kimler gelmiş, kimler geçmiş Elazığ'dan: Hurriler, Hititler, Urartular, Romalılar, Sasaniler, Araplar, Çubukoğulları, Artukoğulları, İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Osmanlılar... Elazığ'ın yerleşim yeri yeni olmakla birlikte, bölgenin tarihi çok eski çağlara dayandığı için Elazığ'dan söz ederken Harput'un tarihi ile birlikte anmak gerekiyor. Harput 1999 yılında tüm dünya tarafından ilgi ile izlenen güneş tutulmasına tanıklık etmişti. Daha doğrusu tarihi güneş tutulmasının tüm dünyada en güzel görülebilen yerlerinden biri olarak adını duyurmuştu. Yöredeki tüm oteller dolmuş, hatta rezervasyonlar 1 yıl öncesinden yapılmıştı. Bu nedenle bizler de ancak Malatya'daki Kayısı Otel'de yer bulabilmiştik. O gün Elazığ'a gitmek üzere sabah yola çıktık. Birkaç saat sonra büyük bir şehirle karşı karşıyaydık. Cadde ve sokaklarının karmaşası İstanbul'u aratmıyordu. Otobüslerle Harput Kalesi'nin bulunduğu tepeye doğru yol alırken arkamızda bıraktığımız manzara büyüleyiciydi. Güneş tutulması sonrası, sanıyorum belediyenin katkılarıyla, Harput'un girişindeki eski bir Harput evinde misafirlere kurulmuş muhteşem bir sofraya konuk olduk. Ev muhteşemdi... Büyük bir misafir odasına yer sofrası kurulmuştu. Sofrada Elazığ yöresine ait yemekler bizi bekliyordu. Kurutlu çorba, Sırın, Pestilli yumurta, Göme, Mukaşerli pilav, Harput köftesi, Pekmez helvası ve Gül tatlısı şu an hatırlayabildiğim yemekler... Bir odada köy kadınları yerel kıyafetleriyle ekmek pişiriyor, merakla kendilerini izleyenlere yufka ekmekten hazırladıkları dürümleri ikram ediyorlardı. Yörenin ilerigelenleri ile yaptığımız sohbetlerden Elazığ-Harput mutfağı hakkında epeyce bilgi edindik.






Çeşit çeşit yemek
Yöre mutfağında 150'ye yakın yemek çeşidi var. Ancak bir kısmının tarifi birbirine çok yakın olduğu için literatüre sadece isimleri geçmiş. Elazığ'da -özellikle kırsal kesimde- sabah, öğle ve akşam öğünleri dışında 'kuşluk yemeği' ve 'yatsılık' denilen pestil, ceviz, orcik ve meyvelerin bulunduğu sofralar kuruluyor. Kış mevsimi için hemen her evde meyve ve sebze kurutuluyor, turşu, salamura yapılıyor, şehriye, erişte kesiliyor, kurut ve tarhana hazırlanıyor. Bunun yanı sıra tandır ekmeği yapımı, kavurma hazırlama, orcik, pestil ve dut unu hazırlıkları da imece usulüyle gerçekleşiyor.
Elazığ yemeklerine şöyle bir göz atarsak; çorbalar, lapalar, et yemekleri, köfteler, dolma ve sarmalar, ekmekli yemekler, sebze yemekleri, pilavlar, börekler, helvalar, yumurtalı yemekler, tatlılar, hoşaf ve şerbetler şeklinde ayırmak mümkün. Çorbalardan özellikle ayranlı ve kurutlu çorbalar nefis. Tutmaç, yeşil mercimek, kavurma ve kuruttan yapılan Tutmaçlı çorba; nohut ve hamurla hazırlanan Kulaklı çorba, mermicek, börülce, nohutla hazırlanan Anamaşı yörenin özgün çorbalarından. Sebze yemeklerinde pirpirim (semizotu), patlıcan, kabak gibi sebzeler kullanılıyor. Işgın adlı bir bitkiden hazırlanan Işgınlı yumurta'ya denk gelirseniz tatmanızı öneririm. Yer sofrası sohbeti sırasında biri 'Size Yarım kuzu tattıramadık' demişti. Tahmin ettiğiniz gibi bu bir et yemeği değil. Yumurtalar haşlanıp iri doğranıyor. Üzerine baharat ve yeşillik ekleniyor. Ekmek arası ya da yufkada dürüm yapılarak yeniyor. Et yemeklerinde kıyma genellikle bulgurla birliktelik oluşturuyor. Yörede pekmez çok kullanıldığından helva, tatlı, hoşaf ve şerbetlerde de bol bol görüyoruz pekmezi.







Biraz da gezelim!
Elazığ'a geldiğinizde kolay kolay ayrılamıyorsunuz bu ilden. Gezilecek görülecek o kadar çok yer var ki... En başta Harput bölgesi; burası tam bir açıkhava müzesi görünümünde. Hemen her dönemden tarihi esere rastlamak mümkün. Ayrıca kaplıca turizmi açısından da tercih ediliyor. Harput'un kuzeydoğusunda, Elazığ'a 11 km uzaklıkta Buzluk mağarası var. Yaz aylarında mağaranın yapısı ve hava sirkülasyonu nedeniyle içeride doğal sarkıt dikitler oluşuyor. Buna karşın kış aylarında tam tersine sıcak hava oluşuyor. Bunlardan başka Elazığ'a 22 km uzaklıkta, Hazarbaba ve Mastar Dağları arasında sıkışmış tektonik bir göl olan Hazar Gölü çevresinde kamp ve dinlenme tesisleri var. Göl kıyısındaki özel kuruluşlara ait plajlar yazın çok ilgi görüyor. Göl doğal güzelliği, her türlü su sporlarına uygun olması nedeniyle önemli bir turizm potansiyeli yaratıyor. Keban Barajı'nın inşaasından sonra oluşan baraj gölü de halkın eğlence ve mesire alanlarından biri haline gelmiş. Gölde sazan balığı yetiştirilerek çevredeki lokantalara satılıyor. Baraj gölü üzerinde çalışan feribotlar, düzenli seferlerle Elazığ'ın Ağın, Pertek ve Çemişgezek ilçeleri arasında ulaşımı sağlıyor.
Tarihi eserlere gelince; Harput Kalesi?nin güneyinde bulunan Meryemana Kilisesi, en eski Süryani Kilisesi. Ulu Camii, Kurşunlu Camii, Sarahatun Camii, Fethi Ahmet Baba Türbesi, Mansur Baba Türbesi, Arap Baba Türbesi ve Çimşitbey Hamamı ziyaret edebileceğiniz tarihi eserlerden bazıları.





Çayda çıra
Elazığ halkoyunlarından 'Çayda çıra', elde tabaklara konan mumlarla karanlık bir mekânda başlanarak oynanıyor. Elazığ'ın simgesi olan bu oyunun doğuşu hakkında ilde pek çok efsane anlatılıyor. İşte bunlardan biri:
'Uluovayı ortadan ayıran Haringit Çayı'nın kıyısındaki bir köyde düğün vardır. Köyün ileri gelenlerinden birinin oğlu evlenmektedir. Yenilir, içilir, günlerce eğlenilir. Düğünün son gecesi, eğlence sürerken aniden ay tutulur. Bu olay pek hayra yorulmaz. Davetliler uğursuzluk olduğu şeklinde yorum yaparlar, tedirgin olurlar. Damadın annesi Pembe Hatun bu duruma öyle üzülür ki, köyde ne kadar mum varsa toplatır, tabaklara dizer ve misafirlerin eline tutuşturur. Kendisi de başa geçerek oynamaya başlar. Çalgıcılar hemen uygun bir müzik çalarlar; davetliler coşar, böylece 'Çayda çıra' oyunu ortaya çıkar.



REHBER


TELEFON KODU
0 424


İLÇELER
Elazığ (Merkez), Ağın, Alacakaya, Arıcak, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Maden, Palu, Sivrice.


ULAŞIM
Elazığ, Doğu Anadolu'yu batıya bağlayan yolların kavşak noktasında yer almakta. İle karayoluyla gidilebildiği gibi her gün Ankara-Elazığ arası işleyen Mavi Tren seçeneği var. Ayrıca Haydarpaşa-Elazığ, Elazığ-Adana seferleri de işlemekte. İlden haftanın her günü Türk Hava Yolları'nın Ankara'ya ve Ankara bağlantılı İstanbul, İzmir ve Antalya'ya uçak seferleri; haftada iki gün ise direkt Elazığ-İstanbul seferi yapılmakta.


GEZİLECEK YERLER
Antik kentler: Harput Şehri, Sargül Höyüğü, Kövenk Höyüğü, Sivrice Kent Kalıntısı, Keban İlçesi Denizli Kervansarayı.

Termal Turizm: Kolan Kaplıcası, Dabakhane(Harput)


KIŞ TURİZMİ/ EKO TURİZM
Ornitoloji
(kuş gözetleme) turizmi:
Hazar Gölü, Keban Baraj Gölü.
Kamp-karavan turizmi:
Keban Barajı, Karakaya Barajı ve Hazar Gölü kıyıları.
Mağara turizmi:
Buzluk Mağarası (Harput)


SPORTİF FAALİYETLER
Sualtı dalış turizmi:
Keban Baraj Gölü
Rüzgar sörfü: Hazar Gölü, Keban Baraj Gölü, Karakaya Baraj Gölü
Bisiklet turları: Hazar Gölü çevresi.
Olta balıkçılığı: Hazar Gölü, Keban Baraj Gölü.
Dağ ve doğa yürüyüşü:
Fırat Nehri Vadisi.
Kayak: Hazarbaba Kayak Merkezi (Sivrice)



RESTORANLAR
Kilis Kebap Salonu 212 17 23
Davet Lokantası 233 06 85
Bulvar Lokantası 212 20 46




ÖNEMLİ ETKİNLİKLER
Sivrice Göl Şenlikleri 21-23 Temmuz
Ağın Şenliği 21-23 Temmuz
Leblebi Şenliği 5-7 Ağustos




KONAKLAMA
Varan Oteli 218 57 70
Beritan Oteli 218 44 84
Öğretmenevi 212 59 09



EL SANATLARI
Bakırcılık (Bakırcılar Çarşısı),
iğne oyacılığı




ÖNEMLİ TELEFONLAR
İl Turizm Müdürlüğü 212 51 59
Türk Hava Yolları 255 14 10
Devlet Hastanesi 218 10 08
Emniyet Müdürlüğü 218 18 96

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:46 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
çakır yemek turizmi

GIDA HİJYENİ NEDİR?

Tüketicinin bozulmuş gıda satın alma veya aldığı gıdanın çabuk bozulma riskine karşı gıdanın korunması amacıyla yapılan işlemler, önlemler ve prosedürlerdir.

Uygun gıda hijyeninin faydaları nelerdir?

Gıda zehirlenmeleri ortadan kaldırılır.
Ürün kayıpları azalmış olur
Ürünlerin raf kayıpları azaltılmış olur
İyi çalışma koşulları sağlanmış olur
Rekabet ortamında farklılık yaratır
Müşteri memnuniyeti artar
Yasal sorunlarla karşılaşılmaz

Kötü gıda hijyeninin sonuçları nelerdir?

Gıda zehirlenmeleri olur
İş gücü kaybı / verimsizlik yaşanır
Bozulmalar sebebi ile ürün kaybı meydana gelir
Müşteri memnuniyetsizliği olur
İtibar kaybı olur
Maliyet artar
Yasal problemler oluşur
Tesis kapanabilir
Genel olarak bakıldığında hijyen konusunda 3 temel unsur dikkatleri çekmektedir;

Satın almadan başlayarak hizmet tüketilene kadar yer alan bu ortamın / tesisin hijyeni
Satın almadan başlayarak hizmet tüketilene kadar yer alan bütün gıdaların hijyeni
Satın almadan başlayarak hizmet tüketilene kadar yer alan tüm personelin hijyen

Çakır Yemek Turizm Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi yıllardır sağlıklı ve hijyenik koşullarda hizmet verme ve üretim yapma konusunda çok hassas davranmıştır. ISO 22000 : 2005 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi ile çalışmaktadır.

ISO 2005’in faydaları


Tüm gıda zincirine uygulanabilir olması
Tüketicilerin gıda güvenliği ile ilgili taleplerin tamamının karşılanması
Uluslar arası düzeyde tanınan bir sistem olması nedeniyle ihracat kolaylığı sağlanması
Çalışanların ve iş veriminin memnuniyetinin sağlanması
Çalışanların gıda ve gıda güvenliği konusunda bilinçlendirilmesi
Proses kontrolünün dokümanlarla kanıtlanmasına olanak vermesi
Yükümlülüklerini bilen ciddi ve profesyonel bir organizasyon oluşturması
Gıda zehirlenmelerinin ve ölüm risklerinin düşürülmesinin sağlanması
Kanunlara uyumluluğun sağlanması
Resmi denetimlerde karşılaşılan sorunların en aza indirilmesi
Gıda israfından ( gıda bozulmaları vb.) ve tahribatından kaynaklanan maliyetlerin en aza indirilmesi
Çalışma ortamının iyileşmesi
Müşteri memnuniyetinin ve güveninin sağlanması
Pazarlamada rakiplerin önüne geçilebilmesi
Ürün kayıplarının azaltılması
Ürün güvenlik problemlerini önleme
Hata yapılarak kazanılan tecrübeye yenilmekten ziyade potansiyel tehlikeleri önceden haber verme
Gıda işletmelerine güvenli gıda üretiminde kanuni zorluklarla karşılaşmada güvenilirlik sağlaması
Etkin kontrol geliştirmeye sistematik olarak yaklaşması
Gıda zincirlerinin her aşamasında kullanılabilmesi
Geleneksel muayene ve kontrol sahalarında daha etkili olması
FAO/WHO tarafından onay görmüş bir sistemdir.

Dengeli Beslenme Önerileri:

Doymamış yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin. Yeterli miktarda doymuş yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytinyağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin. Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli. Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz. Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.
Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.

Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur. Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.
Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yememeliyiz. Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır. Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.

Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir. Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır. Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.
Yeterli ve dengeli beslenenleler dış görünüşlerinden hemen anlaşılırlar. Şöyle ki sağlam bir görünüş, hareketli dikkatli bakışlar, düzgün ve pürüzsüz hafif nemli ve pembemsi bir ten, canlı ve parlak saçlar, güçlü ve gelişmesi normal kaslar, düşünsel gelişmesi normal vb. göstergeler, yeterli ve dengeli beslenenlerin bu anlamda simge olmaktadır.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:46 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
diyarbakır turiztik yerleri

GENEL BİLGİLER;
Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır, uzun surları, Malabadi Köprüsüyle görülmesi gereken bir ildir.
İLÇELER:
Diyarbakır ilinin ilçeleri; Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice ve Silvan'dır
Müzeler
Diyarbakır Müzesi
Adres: Ziya Gökalp Bulvarı - Diyarbakır
Tel: (412) 221 27 55
Faks: (412) 223 08 02
Örenyerleri
Çayönü - Ergani/Sesverenpınar
Üçtepe - Bismil/Üçtepe
Hassuni Mağarası - Silvan/Merkez
Hilal Mağarası - Ergani/Sesverenpınar
Surlar
Diyarbakır Surları: Çin Seddi'nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları 5.5 km uzunluğunda ve 7-8m yüksekliğindedir.16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeridir. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla dekore edilmiştir.
M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir.



Çayönü buluntuları: Diyarbakır'ın 65km kuzeybatısında Elazığ karayolu üzerinde Ergani ilçesinde bulunan Çayönü antik kenti cilalı taş devrine yani günümüzden yaklaşık 9000 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu yerleşim yerinin ilk yerleşik hayata geçilen yerlerden biri olduğu saptanmıştır. Çayönü İlkel yerleşmesinde çıkartılan öğütme taşları, çakmak taşı, kemikten ve bakırdan yapılan çeşitli aletler Diyarbakır Arkeolojik Müzesi'nde sergilenmektedir.
Köprüler
Malabadi Köprüsü: Silvan ilçesi yakınlarında Batman çayı üzerindedir. Dünyadaki taş köprüler içinde kemeri en geniş olanıdır.
Cami ve Kiliseler
Tarihi ve mimari özellikleri ile muhteşem olan Ulu Cami, Nebi Cami ve Safa Cami Diyarbakır'ın en ünlü camilerdir. Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, orijinal dizaynı ve hem Bizans hem de daha eski mimari malzemeleri kullanması ile ilginç olup Türkiye'nin en eski camilerindendir.
Diyarbakır'ın 77 km doğusunda, Silvan'da 1185 yılında yapılmış, zarif görünümlü Ulu Cami, kemer kapıları ifade eden ince taş kabartmaları ile görülmeye değerdir.
Diyarbakır'ın önemli kiliseleri arasında Mart Thoma, Meryem Ana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kilisesi sayılabilir. Meryem Ana Kilisesi, şehirde kalan az sayıdaki Süryani cemaati tarafından halen kullanılmaktadır

Hanlar, Kervansaraylar
Diyarbakır, Tarihi İpek Yolu'nun merkezlerinden olması sebebi ile önemli hanlara sahiptir. Deliller Hanı, Hasan Paşa, Çiftehan ve Yeni Han'da geçmişte olduğu gibi günümüzde de halı, kilim ve gümüş işleme satan dükkanlar bulunmaktadır.
Kervansaray
Mimarisi ve iç yapısı ile görülmesi gereken yerlerden biri olan Kervansaray, bugün restore edilerek otel haline getirilmiştir
NE YENİR?
Devasa boyutlardaki karpuzu ile tanınan Diyarbakır, yemek kültürü açısından da oldukça zengindir. Akşamın geç saatlerinde, tezgahlarda satılan cartlak kebabı olarak bilinen ciğer kebabı geleneksel yemekleri arasındadır.
Diyarbakır'ın en ağır yemeklerinden olan kibebumbar, işkembe ve bağırsakların et, pirinç, nane, biber ve tuz karışımı ile pişirilir. Bunların yanında içli köfte, çiğ köfte, bulgur pilavı, kaburga, keşkek, Kibukudur, lebeni, tatlılardan ise burma kadayıf ve Nuriye tatlısı ünlüdür. Üzümden yapılan pestil ve sucuk, otlu peynir, örgü peynir, sumak çokça yenen diğer yiyeceklerdir
NE ALINIR?
El sanatları, hasır bilezik, kiniş gerdanlık, gümüş işlemeli nalın ve çekmeceler kuyumcuların beğenilen ürünleridir. Köylerden el dokuması halı ve kilim üretimi yapılmaktadır
YAPMADAN DÖNME

Diyarbakır Surlarını gezmeden,
Malabadi Köprüsünü görmeden,
Eski Diyarbakır Evlerini görmeden
Cahit Sıtkı Tarancı ve Arkeoloji Müzelerini görmeden,
Selim Amca'da kaburga yemeden, meyankökü içmeden,
Diyarbakır hasırı almadan
...Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:46 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
hakkari turizmi hakkında bilgi GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 9.521 km²
Nüfus: 172.479 (1990)
İl Trafik No: 30
Derin ve uzun Zap Vadisi’nin güney yamacına kurulu ve dört bir yanı dağlarla çevrili Hakkari; Anadolu’nun en ırak illerinden biridir. Türkiye haritasının güneydoğu köşesinde en uçtaki konumuyla ve İran - Irak sınırındaki 343 km. sınır şeridi ile ülkemizin en stratejik ili olduğu söylenebilir.
İLÇELER
Hakkari ilinin ilçeleri; Çukurca, Şemdinli ve Yüksekova’dır.
Kiliseler
Halil Kilisesi
Hakkari’ye 10. km mesafede yol kenarındaki Halil mevkiinde bulunmaktadır.
Medreseler
Meydan Medresesi
Hakkari merkez Biçer Mahallesi’nde bulunmaktadır. Medrese, giriş kapısı üzerindeki kitabesinde , M.S.1700-1701 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır.Meydan Medresesi, anıtsal yapısı düzgün kesme taş işçiliği içteki revaklı avlusu kapısındaki süslemeleriyle Hakkari’nin en önemli anıtsal yapısıdır
Köprüler
Taş Köprü
Şemdinli ilçe merkezine 15 km., Nehri’ye 1,5-2 km. mesafede Şemdinli deresi üzerinde kurulmuştur.
NE YENİR
Yöreye özgü yemek çeşidi olarak pirinç, darı veya bulgur karışımı bir nevi katı ayran çorbası olan gulul, bir çeşit işkembe ve bağırsak dolması olan kepaye sayılabilir.
NE ALINIR
Yöre kültürünün adeta simgesi olan kök boya ve yünden imal edilen Hakkari kilimleri, yünden örülen çorap satın alınabilir.
YAPMADAN DÖNME
Meydan Medresesini gezmeden,
Kaya resimlerini görmeden,
Yöreye özgü yemekleri yemeden,
…Dönmeyin

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:46 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
mardin midyatı geziyorumm

Mİdyat KiliSeleRi….




Mort Smuni Kilisesi: Onuncu asırda yapılmış tarihi bir kilisedir. Metropolit merkezi olarak da kullanılır. Bayramlaşma bu kilisede yapılmaktadır.

Mor Barsavmo Kilisesi: Temeli IV. asırda atılmıştır. Bu temel üzerinde 1910 da yeniden inşa edildi.

Mor Aksanoya Kilisesi: İlçe merkezinde bulunan en eski kilisedir. IV. asırda putperestlerin tapınağı üzerinde inşa edilmiştir. 1961′de eski kalıntılardan yararlanılarak restore edilen bu kilise, ilçenin dışına doğru güneydoğu kesiminde yer almaktadır.

Mor Sarbel Kilisesi: İlçe merkezinde bulunan bu kilise en göz alıcı kiliselerden biridir.

Protestan Kilisesi: 1900′lu yılların başlarında inşa edilmiştir.

Meryem Ana Kilisesi: Kulesi olmayan bu tarihi kilise Katolik cemaatine aittir.

Mor Abraham Kilisesi: V. yüzyılda Mor Gabrielli iki keşiş tarafından (Abraham ve Hobel) kurulmuş.. Midyat Hıristiyanlarının merkez mezarlığı buradadır. Bu manastırda Meryem ana kubbesi vardır.

Meryem Ana Kilisesi (Anıtlı köyünde): Anıtlı köyünde bulunan bu kilise günümüzde eşine az rastlanan bir mimari özelliğe sahiptir.

Hah Katedrali (Mor Sobo Kilisesi): VI. yüzyılda Mor Sobo’ ya adanmış olan bu katedralin kalıntıları önemli bir tarihi eserdir.

Posted By admin in MARDİN | No Comments on August 9th, 2007 Mor Gabrıel Manastırı (Deyrul Umur)
Turabidin bölgesi metropolitliginin de merkezi olan bu manastır, Midyat’a yaklasık 22 km uzaklıkta, Yayvan tepe koyunun 2 km kuzeyinde, alçak bir tepede 397 yılında Mor Samuer tarafından kurulmuştur. Dünyanın en eski ve faal Hıristiyan manastırlarından biri olma özelliğine sahip olan bu manastırda, Meryem Ana Kilisesi, Kırk Şehitler Kilisesi, Kartminli Smuel Kilisesi sekiz kemerli Thedora kubbesi ve mısırlılar kubbesi bulunmaktadır.

Posted By admin in MARDİN | No Comments on August 9th, 2007 Deyr-Ül Umur Manastırı (Mardin)






Mor Gabriel olarak da bilinen Deyr-Ül Umur Manastırı, Midyat yakınında, temelleri 379da atılarak bir tepe üzerinde kurulmuş. Manastır içinde Meryamana, Resüller, Kırk Şehit, Mar Şumuel, Mar Şemun adlarıyla anılan ibadethaneler, rahiplerin yaşama ve ibadet etme alanları, lahit ve mezarlık bölümü bulunuyor. Mar Gabriel, aynı zamanda Süryani Kilisesi tarafından Piskoposluk merkezi olarak da kullanılıyor.

Posted By admin in MARDİN | No Comments on August 9th, 2007 Midyat’a Nasıl Ulaşırım
Karayolu : Türkiye’nin her yerinden kara ulaşımı vardır.

Demiryolu : Mardin’deki demiryolundan faydalanılabilir.

Mardin Tren Garı Tel+90-482) 212 51 36

Havayolu : Midyat’a en yakın havaalanı Mardin havaalanıdır. Haftanın beş gününde (Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cumartesi) Ankara aktarmalı İstanbul uçak seferleri yapılmaktadır.

Mardin Havalimanı Tel : (+90-482)313 00 00/313 27 18

Posted By admin in MARDİN | No Comments on August 9th, 2007 Bir Müze Kent MİDYAT


Mardin gibi bir müze kent olan Midyat, Mardin’den yaklaşık 1.5 saat uzaklıkta yer alır. Mardin’e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırmaktadır. Bölgeyi Süryanilerin yavaş yavaş terk etmesi ve göç almasıyla şehir merkezi 2 km ötedeki Estel’e kaymıştır. Telkari diye bilinen taş işçiliğinin en güzel örnekleri Midyat’taydı. Bir kaç telkari ustası Midyat çarşısında mesleklerini sürdürmekte direniyorlar. Mutlaka izlemelisiniz….

Mardin’in bu çok önemli ilçesi gümüş işçiliğiyle de ünlüdür. El sanatları açısından önemli bir yöre olan ilçe turistik açıdan oldukça çekicidir. İlçenin 18 km. doğusunda bulunan Deyrulumur Manastırı M.S.397 yılında inşa edilmiştir.M.S.640 yılında Hz. Ömer zamanında Arap-İslam ordusu Süryanilerle işbirliği yaparak Mezopotamya’ya girince,özellikle bu eserin korunması için Hz. Ömer’ in emri ile ayrıcalık tanımıştır. Manastırda eskiden içinde zengin bir kütüphane bulunmaktaydı. Ayrıca içinde binlerce öğrencinin eğitim aldığı bir teoloji fakültesi bulunmaktadır. Midyat’ta Meşe, Bitim, Antepfıstığı gibi ürünler ve kendine has acur, kavun yetiştirilir. Dünyanın en kaliteli üzümlerinin yetiştiği kavşak noktasıdır.

Tarihçe

Yukarı Mezopotamya’nın bir parçası olan ilçe, Tur-Abidin(Turabdin) Bölgesinde kurulmuştur. Midyat, MÖ 9. yy. Asur Tabletlerinde mağara kenti anlamında “Matiate” olarak geçer. Büyük olasılıkla da adı buradan gelmektedir.

İklim

Mardin iline 1,5 saat uzaklıkta yeralan Midyat, Mardin ile benzer iklim özellikleri gösterir. Akdeniz iklimi ile karasal iklimin ortak özelliklerine sahip olan Midyat’ta yazları çok sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı ve soğuktur.

Posted By admin in MARDİN | No Comments on August 9th, 2007 Telkari Midyat
Telkari



Telkari’ nin sözcük anlamı tel ile yapılan sanattır. Ancak bu tanım, tel ile yapılan her sanatsal çalışmanın telkari olduğu anlamına gelmez. Örneğin, ‘Trabzon işi’ hasır örgü bileziğe tel ile yapılmasına rağmen telkari denilmez. Yine, ağaç üzerine yollar açıp içine döverek tel gömme işinin de telkari olduğu sanılmaktadır; oysa bunun adı ‘tenzil’ sanatıdır.
Telkari’ye aynı zamanda ‘vav işi’ de denilmektedir. Bu isim, Osmanlıca vav harfinin, uygulamada motif olarak sıkça kullanılmasından dolayı verilmiştir. Ayrıca bu sanata çift işi diyenler de vardır. Bu ismin kaynağı ise, işin yapımı sırasında parçaların teker teker biraraya getirilmesinde kullanılan, cımbıza benzer ancak ucu daha ince olan ve ‘çiff’ olarak isimlendirilen alettir. Bu iki isim de genellikle sanatkarlar, arasında kullanılır.





Bir çok geleneksel sanatımızda olduğu gibi, telkaride de sanatkar işinde kullanacağı her türlü malzemeyi kendisi yapmak zorundadır. Yani, usta telkaride kullanacağı telleri kendi atölyesinde ham maddeden elde etmektedir.Öyle ise biz de, bu sanat dalımızı anlatmaya, kullanılacak telin yapımıyla başlayabiliriz.
Ocakta pota içerisinde eritilen maden (bu işte en çok kullanılan maden gümüştür, bazen altın ve başka madenler de kullanılır) çubuk haline getirilmek için kalıba dökülür. Yapılacak işin şekline göre çubuk döküm, üzerinde genişten dara doğru delikleri olan çelikten yapılmış haddeden geçirilir.










Haddeden geçirme işlemi zor ve zaman alıcıdır. Hadde sağlam bir yere tesbit edilmelidir. Haddenin geniş tarafından sokulan tel öbür ucundan çekilirken uzar ve aynı zamanda incelir. Maden, bu tekrarlar sırasında sertleşir; sertleştikçe tavlanır, yani kor haline gelinceye kadar ateşte bekletilir; soma da haddeden kolay geçsin diye balmumuna daldırılır. Haddeden çekmek için özel penseler kullanılır.
Haddeden çeken usta beline manda derisinden yapılmış, üzerinde madeni halkalar olan kalın bir kuşak bağlar. Kol gücünün yetmediği ve telin uzadığı zamanlar telin ucunu belindeki derinin madeni halkalarına takar ve beden gücünü de kullanarak işi sona erdirir. Bu yorucu çalışma, kalınlığı aşağı yukarı 0.5 cm olan gümüş çubuk 1 mm’ lik ince bir tel haline gelinceye kadar sürer. Her telkari işi iki ana kısımdan meydana gelmiştir. Birincisi işin ana iskeleti olan ‘muntaç’ (kılavuz); ikincisi de muntaç içine yerleştirilmiş vav, kake, dudey, gül, tırtıl, güverse vb. isimlerle anılan her biri farklı biçimlerde yapılmış motiflerdir.
Çalışmaya önce muntaç yapımıyla, yani ana iskelet kurularak başlanır. Muntaçın tel kalınlığı motiflerin tel kalınlığının iki katıdır. Muntaçdan soma ara boşluklar teker teker büyük bir titizlik ve sabır ile doldurulur. Bütün bu çalışmalar, ceviz ağacından kesilmiş düz yüzeyli bir levha üzerinde yapılır. Bu ceviz levha, üst yüzü yakılarak yağı alındıktan soma, ağır demir levhalar altında iki-üç gün bekletilerek kullanılacak hale getirilir. Son zamanlarda, ceviz levha yerine iletken özellikleri zayıf, yanmaz amyant levhalar da kullanılmaktadır
Bazı kaynaklar, ana iskeletin kurulmasında tellerin ‘lehim’le birleştirildiğinden özetmektedirler. Bu bütünüyle yanlıştır. Çünkü bir gümüş işine lehim değdi mi, o iş hurdaya atılır. Lehim gümüşü çürütür.
Gümüş tellerin birleştirilmesinde kullanılması gereken yöntem ‘kaynak’ tır. Mili metrik tellerin kaynak yapılması çok güçtür. Çünkü ısı biraz fazla kaçırılırsa telin kendisi erir. Dolayısıyla bu çalışma büyük titizlik ve sabır ister. Bunun için önce, ayarı belli bir ölçüde düşürülen gümüş, eğelenerek küçük tanecikler halinde bir güderi parçası içine toplanır. Eğelenmiş gümüş bir kaba konur ve içerisine toz boraks katılır. Suya daldırıldıktan soma amyant üzerine yerleştirilen ana iskeletin her bir parçası bu gümüş-boraks karışımı ile kaynak yapılarak birleştirilir.
İskeletin yapımından sonra motif yerleştirme işi, aynı şekilde kaynak yöntemiyle devam eder. Ancak motif yapımı uzun zaman alır. Bu yapım sırasında da büyük bir titizlik ve sabır gereklidir.
Telkariden yapılan işler sayılamayacak kadar çeşitlidirler. Mesela sigara ağızlıklarından, tütün kutusundan, fincan zarflarından tutun da çeşitli tepsiler, kemerler, tepelikler, aynalar hep telkari tekniği ile yapılmışlardır. Bu sanatın kaynağının Mezopotamya ve eski Mısır olduğu sanılmaktadır. Buralardan Uzak Doğuya, başka bir koldan ise Anadolu’ya ve Anadolu üzerinden de Avrupa’ya yayıldığı bilinmektedir.
Yurdumuzda ise en önemli telkari merkezi Mardin’in Midyat ilçesi olmuştur. Midyat işleri son derece zarif ve kıymetlidirler.








Posted By admin in MARDİN | No Comments on July 25th, 2007 Manastır ve Kiliseler Midyat

Manastır - Kiliseler
MOR GABRİEL MANASTIRI (DEYRULUMUR)



Midyat’ın 23 km. uzaklığındadır. Midyat-İdil doğrultusunda, Yayvantepe köyüne varmadan önce, soldan ayrılan 2,5 km. bir yol ile bu manastıra ulaşım sağlanmaktadır.
Yöredeki en eski ve en antik
manastır olması nedeniyle yıllardan süzülmüş otantik, tarihsel özelliğini gözler önüne sermektedir. Bu nedenle bu manastırı ziyaret eden kişi, 1600 yılın derinliğinden yansıyan engin bir tarihle karşı karşıya kalır ki, Doğu’nun bu sesiz incisinde soyut anlamdaki insanlık erdemlerini çok daha doğru bir şekilde kavramış olur, aynı zamanda gördüğü görkemin karşısında da şaşkılığını gizleyemez olur. Çünkü bu başyapıt, üstün yapılı manastırın temelleri ilk olarak MS. 397 yılında Roma İmparatorları Arkadius ve Anurius döneminde, Mor Samuel ve Mor Şemun adında iki Süryanİirahip tarafındanatılmıştır
.







Söz konusu manastır, Midyat platosundaki manastır yaşamını gerçek başlatıcısı olduğu için, daha ilk dönemlerinde yüzlerce rahibi barındıracak bir niteliğe bürünmüştür. Bu manastırın temelleri her ne kadar 397 yılında atılmışsa da tarihin akışı içinde ve özellikle İmparator Küçük Todosius ve Anastas döneminde bu manastırda ilginç fresk ve figürlerle bezenmişti. Mihrab bölümünün tabanında beyaz, siyah, kırmızı ve mavi renklerinden oluşan mozaik ve tavandaki büyüleyici yaldızlı mozaikde o tarihten kalmadır. Büyük kilisenin bitiminden sonra, o tarihlerde manastır rahiplerince manastırın dışında yapılmış derin ve büyük sarnıç hala kullanılmaktadır.

Ayrıca manastırın içinde bulunupta 6. yüzyıldan kalma Azizler evi, Meryem Ana Kilisesi ve Teodora Kubbesi yapıları mevcuttur. Bu yapıların en gözdesi Teodora Kubbesidir. Bu kubbe, İmparator Arkadius’un kızı Teodora’nın maddi yardımıyla ovalımsı bir şekilde pişmiş tuğlalardan yapılmış sekiz kavisli ilginç bir kubbedir. Eskiden yemekhane olarak kullanılmaktaydı. Bunun hemen batısında ise kuzeyden güneye doğru boydan boya uzanan eski mutfak bölümü bulunmaktadır. Bunlara koşut olarak bu manastır, tarihsel süreç içinde bir çok çapul ve yağmalara sahne olmuş, ağır darbelerle tahrip edilmiştir. Bu nedenle o dönemin başkenti -Roma- İstanbul’un maddi desteğiyle vücuda gelen o güzelim süsler yok olmuştur. Özellikle Perslerin ve Aksak Timur’un 1394 yılındaki darbeleri çok etkili olmuştur. Böylelikle bu şaheser manastır, kilise içindeki mihrab bölümünün taban-tavan mozaiği dışında özgünlüğünden ve bezeli özelliğinden yoksun olarak günümüze kadar gelebilmiştir.

Anıtlı(HAH) Köyünde Bulunan Meryemana Kilisesi:


Anıtlı Köyünün güneyinde yer alan bu kilise günümüzde eşine az rastlanan kiliselerden biridir. Bu Kilse Süryani dilinde “yoldath aloha” ismini taşımasına rağmen çoğu kez Arapça “El Hadra”(bakire) olarak anılır. Kilise kare planı ve merkezi kubbesiyle ancak Mardin yakınlarındaki Deyrulzafaran Manastırının büyük kilisesiyle karşılaştırılabilir. Her iki kilisede büyük olasılıkla 6.y.y. dan kalmadır.Kubbenin dıştan üst yapısı ve çan kulesi 20.y.y. eklemeleridir.Oturma yerleri bulunan bir opsisle ,karşılıklı okuyan iki koroyu barındıracak genişlikte,ama cemaate kapalı bir nef,yöre kiliselerinde hiç rastlanmayan diğer özelliklerdir. Öyle görülüyor ki kilise bir zamanlar metropolitlik merkezliğini üstlenen HAH’ta metropolitin manastır erkanına ayrılmıştır. Midyat’taki diğer manastır kiliseleri gibi buda çapraz neflidir. Naos’a hakim dört süslü kemer,kubbenin üzerinde yükseldiği sekizgen kasnağı taşır: Bir kemer sola eklenmiş narteksten kiliseye açılan girişi çevreler; kuzey ve güneyde bulunan diğer ikisi,çift rahip korosu için planlanmıştır;dördüncüsü ise sunak alanını çevirir.Sunak alanını her iki tarafında yan hücreler bulunur. Kemerlerin üzerinde yükseldiği başlıklar,olağan biçimde akantus yaprakları ve girlandlarla bezelidir. Başlıkları ve zarif süslemeleriyle kilise mimari açıdan Turabdin’in incisidir.
Hah Meryemana Kilisesi’nin kuruluşu ile ilgili diğer bir Söylenceye göre ise;kilisenin kuruluşu Hz. İsa’nın doğumuna (1.y.y.) dayanmaktadır.Yahudiye ülkesinde,bir kralın doğumunu muştuladığına inandıkları parlak yıldızın izini süren on iki kral,doğudan yola çıkarlar. Hah Kralı Hanna’ya vardıklarında içlerinden üçünü Kudüs’e yollarlar. Üç Kral yeni doğan çocuğu bulup ona hediyeler sunarlar. Kendilerine anı olarak verilen Çocuğun bezini Hah’a getirdiklerinde içleri onu parçalamaya el vermez. Yakıp külünü aralarında paylaşmak istediklerinde,aleve atılan bez on iki altın madalyaya dönüşür. Bu mucizeye tanık olduklarında Tanrı Anası adına sonsuza kadar ayakta kalacak bir anıt kurmaya karar veriler.

Hah Harabeleri:


Anıtlı (Hah) Köyü ile Karagöl (Derkube) arasında yer alan harabelerle ilgili elde yazılı bir kaynak olmamakla birlikte büyük bir medeniyetin izlerini taşımaktadır. Özellikle harabenin orta yerinde,özenle yontulmuş taşlarıyla göze çarpan Sarhavdana ,büyük olasılıkla bir meryemana kilisesidir. Kilisenin orta nefinden sunak kısmına geçişi taçlandıran,çift sıra akantus desenli başlıkların taşıdığı taş keme,hala yerli yerindedir. At nalı biçimindeki kemer,gök kuşağının değişik renklerini anımsatan zarif desenli silmeleriyle 8.y.y.taşçı ustalarının maharetlerini sergiler gibidir.



Mor Serkis ve Bakos Manastırı:


Anıtlı’nın (HAH) kuzeyinde Çok sevilip sayılan asker azizler Mor Serkis ve Bakos’un anısına inşa edilmiştir.En eski yapıöğeleri 789 yıllarına kadar uzanmaktadır. Kilise,değerli süslemeleriyle göze çarpmaktadır.

Mor Eliyo Kilisesi:

Anıtlı Köyünün 2km.kuzey doğusunda yer alan Alagöz Köyünde bulunur. İki nefiyle kilise,büyük bir olasılıkla güney cephesindeki genişletilmiş narteksiyle bir bazalikanın yada(daha az bir olasılıkla )çapraz nefli bir manastır kilisesinin değişikliğe uğramış halini yansıtmaktadır. Yapılış tarihi ile ilgili elde mevcut bir bilgi,belge yoktur.

Mor Afrem Kilisesi:


Midyat’ın Bardakçı (Bote) Köyünde bulunan Mor Afrem Kilisesi köyün odak noktasında bir kaleyi andırmaktadır.Köy tarihi süreç içinde pek çok saldırıya maruz olmuştur. Bu saldırılarda köy halkı çoğu jkez ya kiliseye sığınmış yada kendilerini buradan savunmuştur.Kilise alışıla gelmişin dışında ve büyük olasılıkla çeşitli tadilatlardan kaynaklanan bir planı yansıtır: Ortada naos,naosun kuzeyine ve güneyine yerleştirilmiş birer mihraplı iki yan nef ve önde narteks.

Mor Kuryakos Kilisesi:











Midyat’ın Yemişli (Anhel) Köyünde yer alan kilise temel planı bakımından Turabdin’deki çoğu köy kilisesiyle benzeşmesinin yanında bünyesinde bazı değerli eserler barındırır. Kilisenin narteksi önüne,doğuda küçük bir beth slutho’yla son bulan,revaklı bir geçit eklidir. Sıcak yaz günleri rahatça dua edebilmek için düşünülmüş bu yapının ön cephesi başlıklı payeler üzerine bindirilmiş at nalı biçimi bir kemer vurgular. Orta Çağ’dan kalma bir azizname Kiliseyi 734 yılında vefat eden zeytin ağaçlarının banisi (zeytinci) Mor Şemun’a atfetmektedir.Mor Kuryakos Kilisesi’nde büyük olasılıkla 18.y.y.’dan kalma boyalı ahşap oyma sunakların nadide örneklerinden biri yer almaktadır. Ahşap sunakların daha sonra yaygınlaşan taş sunaklara örnek oluşturduğu sanılır. Yemişli(Anhel) de Mor Kuryakos ve Mor Eşayo Kiliseleri yanısıra Meryemana,Aziz Petrus ve Pavlus, Eliyo,Şmuni,Gevergis ve Zeytinci Şemun’a adanmış altı şapel daha bulunur.

MorEstafanos Kilisesi:
Midyat’ın Güngören (Keferbe ) Köyünde yer almaktadır. Kilisenin güneyinde,doğusu mihrap tarafından kapatılan,yazlık kilise niteliğindeki iç avlu uzanır. Ana kilisenin kuzeyine yüksek tonozlarla ona bağlanan ve vaftizhane olarak kullanılan Vaftizci Mor Yuhanon Kilisesi yerleşmiştir. Kilisenin naosa açılan kapının solundaki yazıtta 778/79 tarihleri okunmaktadır. Mor Stefanos Kilisesinin içi klasik anlamda zariftir. Oldukça dar yan nefin yan duvarları, yüksek kemerlerle bölünmüştür.
.
Doğu batı yönünde yerleştirilmiş uzun orta nefiyle Turabdin bölgesindeki en güzel köy kiliselerinden biridir.


Mihrap içinde,kilisenin mekan bütünlüğüne yaraşan uslupta basit bir sunak yer alır

Posted By admin in MARDİN | No Comments on July 25th, 2007 Midyatı Gezelim Dinler Şehri
Midyat’la ilgili ilk yazılı bilgiler M.Ö 13.Yüzyıla kadar uzanır. Asur kralları için ele geçirilerek talan edilecek bir bölgedir. II. Aşurnasipal M.Ö. 879 yılında gururla: ‘Matiate’yi (=Midyat) ve köylerini buyruğum altına soktum. Bol ganimet edinip, onları yüklü haraca ve vergiye bağladım’ der. Midyat bölgesi, tarih boyunca bu türden olaylarla sıkça karşı karşıya kalır. Midyat dünyanın en eski yerleşim bölgesi olan Yukarı Mezopotamya’da yer aldığı için tarih boyunca Sümerler, Asurlular, Urartular, Makedonyalılar, Persler ve Romalılar gibi bir çok uygarlığın egemenliğine sahne olmuştur.
Midyat’ın İslam egemenliği altına girmesi M.S 640 yılında, Hz. Ömer dönemine rastlar. Daha sonra bölgeye yine müslüman olan Emevi ve Abbasiler egemen olmuştur. Özellikle Abbasilerin yöreye hakim olmasıyla birlikte bölgede çok geniş bir imar hareketi başlamıştır. Midyat köylerinin büyük bir kısmı Abbasilerin en parlak dönemini yaşadığı Sultan Harun Reşit zamanında kurulmuştur.
Bir Anadolu Türk beyliği olan Artukoğulları beyliği döneminde, Deyrizbin (Acırlı) beyleri, Artukoğulları beyliğinin egemenliğine girmiştir. 1810 yılında ilçe olan Midyat, 1890 yılında belediye teşkilatına kavuşmuştur. Belediye teşkilatı derken sizlere tüm Midyatlıların bildiği daha 1960′lı yıllarda belki de (elimde kesin veriler olmadığı için) Türkiye’nin ilk Bayan Belediye Başkanı tarafından yönetilme eşitliği ve hoşgörü başarısını gösterdiğini vurgulamadan geçmenin, ilçe halkına haksızlık olacağı inancındayım.
1997 yılı genel nüfus sayımları sonuçlarına göre Midyat merkezin nüfusu 61.378 olarak tesbit edilmiştir. Estel ve Eski Midyat olarak bilinen ve birbirlerine 3 km. uzaklıktaki iki ayrı yerleşim yeri ve dokuz mahalleden oluşan Midyat’ın arazisi çıplak ve sert görünüşlü, kumlu, killi kalkerli kapalı derin vadi ve tepeler şeklindedir. Karasal iklimin hakim olduğu Midyat’ta yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Bitki örtüsü step şeklinde meşeliklerdir.
Geçmişten günümüze Midyat insanı geçim kaynağını çiftçilik, hayvan yetiştiriciliği ve el sanatları oluşturmuştur. Midyat’ın geleneksel el sanatları taş işlemeciliği, gümüş işlemeciliği (Telkari), bakırcılık, kilim dokuma, kumaş boyama, çömlekçilik, kuyumculuk günümüzde önemini koruyor. Son yıllarda talebinde büyük artış gözlenen gümüş işlemeciliği yurt dışında da kendine pazar bulabiliyor. Eski Midyat’ta yan yana dizilmiş 25 kadar küçük atölyede, gümüş geleneksel işleme ve tamamıyla el emeğiyle işlenerek, yüzük, gerdanlık, vazo, kemer, anahtarlık, çay kaşığı ve bardak altı gibi aksesuarlara dönüştürülerek ülkemizde ve yurtdışına satışa sunulmaktadır. Midyat’ın aslında çok eski geçmişe sahip olup günümüzde tekrar rağbet gören diğer bir sanatı olan taş işlemeciliği, Kaymakamlık tarafından açılan atölyede hizmet vermektedir.

MİDYATIMIZIN HARİTA ÜZERİNDEKİ YERİ:



MİDYAT TAŞ EVLERİNDEN GÖRÜNÜM:


Midyat Evleri




Yaşam mekanları diğer ismiyle konutlar, insanların günlük hayatını yaşadığı yerler.Konutlar insanların sosyo-kültürel değerlerini bir anlamda dışa vuran bir özelliğe sahiptirler.



Bu yaşam mekanlarının kendisine has özellikleri bulunan Midyat evleri, bu evlerin en büyük özelliklerinden bir tanesi sevgiyi barışın, duyguların taşlara işlendiği özgün evler. Burada evlerin mimari yapıları, sosyal yaşam tarzlarına özgü yapım şekilleri, figürleri, mekanların kullanış biçimleri, figürlerin anlamları ile Midyat has olan ceviz ağacından yapılan divan takımları ve özellikleri verilmiştir.




Midyat evlerinde kullanılan malzeme taştır. Ancak kullanılan bu taş normal taştan farklıdır. Kalker taşı olarak adlandırılan açık renkli sarımsı yapıdadır. Bu taşların en büyük özelliği çok kolay kesilebilmesinden dolayı rahat bir şekilde işlenebilir özellikte olması zengin süslemelerin elde edilmesini sağlamıştır.

Kolay işlenen ve ocaktan çıkartılan bir süre sonra sertleşen (iklim şartlarına dayanıklık kazanan) bu kireçli oluşum Midyat yapılarının her devrinde aynı rahatlıkla kullanılmış ve halen kullanılmaktadır. Bu evlerde herhangi bir sıva malzemesi kullanılmaz. Belirli zaman dilimlerinde taşların temizlenmesi amacıyla, taş kırıntıları kum haline getirilerek ve bu kum ile duvarlar ovularak temizlenir. Duvarların örülme işleminde ise kireç ile karıştırılan bu kumdan harç elde edilir. Elde edilen bu harç ile duvar örülür. Midyat’ta ahşap malzemenin kullanılmamış olması ağacın yokluğundan değil, Midyatlıların taşçı geleneğine sıkı sıkıya bağlı olmasından kaynaklanmaktadır.Bu gelenek o kadar yerleşmiştir ki bugün bile beton yapılar yadırganmaktadır.
Hiçbir evin gölgesi birbirinin üzerine düşmemektedir.Güneş ışınlarının aksine düzenlenen daracık sokaklar iklim şartlarına göre yazın kavurucu sıcağında gölgede kalıp insanları sıcaktan korur. Bu evlerde kullanılan taşlar sıcak ve soğukta daha fazla sertleşir. Taşların özelliklerinden dolayı yazları serin kışları sıcak olur. Kat tavanının meydana getirilişinde çapraz tonozlar kullanılır. Tavanlar iki veya dört tonozlu şekilde olur. Evler genellikle iki katlıdır. Alt kat genellikle günümüzde kullanılmamakla beraber; ahır, at barınağı, kiler vb. amaçlarla kullanılmıştır.
Giriş kapısından alt katın avlusuna girilir. Alt kattan üst kata kesme taştan yapılan bir merdiven ile çıkılır.
Odalar avluya bakan revak eyvanın yanlarında sıralanmıştır. Yazları kesme taş döşeli eyvanda oturulur, geceleri yatılır. İklime bağlı olarak kapı ve pencereler küçük tutulmuştur.
Mimari dehanın doruk noktasına ulaşan, bir oya gibi geometrik şekiller ve bitki desenleri ile işlenmiş ve bu şekilde adeta taşın dili meydana getirilmiştir.
Bu durum ön yüzlerine oymalı taş sütunlar kemerli revaklarla devinimli bir görünüm kazandırılmıştır. Sanatkarca işlenmiş taş süslemelerin başlıca motifleri, burma, lale, üzüm salkımları ve karanfildir.
Midyat evleri kapı ve pencerelerinin etrafında oya gibi işlenen ve büyük bir ihtişam ile taşın dili ile insanların duyguları ortaya çıkarılmıştır. Yeri geldiğinde pekmezini yaptığı üzüm salkımlarını, yeri geldiğinde etrafını süsleyen karanfil ve laleleri ile şanı belli beyaz güvercini taşa işlemiştir.
Kapılar içerisinde dış kapı sade ve yalın bir şekilde genelde üst tarafı kemer şeklindedir.
Odaların giriş kapıları daha süslü iç içe zengin motifler taşır. Evlerin klasik şekli olan kemerli kapılardır. Kapının üst tarafında çerçeve motifleri ve kapı kenar motifleri arasında yuvarlak bir çerçeve içerisinde, lale, karanfil ve farklı motifleri içeren armalar bulunur yada bu armalar içerisinde Hz. Süleyman mührü bulunur.
Kapı ve pencereler taş figürleri arasında nerede ise kaybolmuştur. Ancak dış kapılar yapı üzerinde etki bırakmıştır. Çok ağır bir şekilde yapılmış olup metal aksamlar ile ahşap bir arada kullanılmışlardır. Kapılarda antik bir yapı vardır. Ahşap olarak gürgen ve meşe kullanılmıştır.
Midyat evlerindeki pencereler temel olarak iki şekilde yapılır.
Birincisinde dikdörtgen ve üstü üçgen şeklindeki alınlık içerisinde kemerli bir şekilde yapılmaktadır.
İkincisinde ise dikdörtgen pencereler üstlerinde kuşluk denilen küçük bir pencere ve çevresi çeşitli motifler ile süslü yumuşak hatlara sahip bir alınlık içerisinde oluşmaktadır.

Pencereler iklim şartlarından dolayı küçük tutulmuştur. Ancak alınlık ve süslemeler ile bir ağırlık kazandırılmıştır.
Midyat evlerindeki pencerelerin en büyük özelliği pencerenin geometrik şekli ile süslemeli alınlık arasında geometrik zıtlıktan oluşan bir uyum vardır.
Midyat evlerindeki dış cephe özelliklerinden bir taneside her cephede farklı pencereler ve süslemeler yer almaktadır.
Yumuşak hatlara sahip pencerelerde cephe keskin süslemeler ile süslenmiştir. Ayrıca tavan yüksekliğindenitibaren cephede hareketlilik oluşturan süslemeler yapılmaktadır.
Midyat’taki evlerin başka bir özelliği de, mimari yapılarda Hırist Süryani imzası vardır. Bunun en canlı örneği Mardin merkezdeki evlerin hepsi güneye bakacak şekilde inşa edilmiş olup güney (kıble) cephesinde mihrabı andıran bir niş olduğunu belirtmiştik.
Ancak Midyat evleri güneyin dışında başka yönlere de bakmaktadır. Evlerdeki mihrap şekli Hıristiyanların kıblesi doğu cephesinde bulunmaktadır.
Midyat evlerinde ayrıca küçükte olsa taş konsollar ile bir balkon oluşturulmuştur.












Posted By admin in MARDİN | No Comments on July 25th, 2007 Mardin Ne yenir Ne alınır
NE YENİR?

Mardin’in çok özel yöresel yemekleri mevcuttur. Özellikle kıbbe, çiğ köfte, keşkek, zerde, cevizli sucuk, helva çeşitleri, cevizli tatlılar yenebilir

NE ALINIR?

Mardin’in meşhur telkari gümüş işlemesi alınabilir.

YAPMADAN DÖNME

Mardin Müzesi, Deyrulzaferan Manastırı ile Kasımpaşa Medresesi görmeden,

Badem şekeri, leblebi, ceviz sucuğu tatmadan,

Telkariden gümüş işleme almadan,

Kiraz Festivaline gitmeden

…Dönmeyin.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:46 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
hatay iskenderunu geziyorum

Samandağ (İskenderun)


M.Ö. 310′da Selefkilerin kurduğu önemli bir liman kentidir. İlk iskanı Paleolitik çağda başlamış olan Çevlik (Seleucia Pieria) antik kenti devletin liman kenti, Antakya ise başkent olmuştur. İsa Peygamberin havarilerinden St. Paul bu limandan ilk seyahatini Tarsus’a yapmıştır. Dor mabedi de burada bulunmaktadır. Selefkos Roma döneminde donanma üssü olarak kullanılmıştır.

Liman Asi ırmağının ağzında kurulmuş olup, sürekli alüvyonlarla dolma tehlikesi altında kaldığı için M.S. I. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasianus bu tehlikeyi önlemek amacıyla, 1330 metre uzunluğundaki Titus-Vespasianus tünelini yaptırmıştır. Tünelin yakınında Roma döneminde yapılan kalker taşa oyulmuş 12 kaya mezarı vardır. Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu mağara en genişi ve en ünlüsüdür.

Posted By admin in HATAY | No Comments on August 9th, 2007 PAYAS (İskenderun)


Nur Dağları’nın eteklerinde şirin bir kıyı kentçiği olan Payas (Yakacık), Antik dönemde Baias adıyla bilinmektedir. Mimar Sinan tarafından 1574 yılında yapımı tamamlanan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi Payas’a önemli bir iskele ve konaklama merkezi hüviyetini kazandırmıştır. Külliyenin batısında yer alan ve yabancı gemilerin su ihtiyaçlarını karşıladıkları Payas Kalesi’nin çevresi hendekle çevrili, 7 burçlu ve 8 kulelidir.

Payas, haçlılardan kalan kalenin değerlendirilmesi ve denize yakın bir konumda olması nedeniyle 16.yy’da II. Sultan Selim zamanında sahile iskele, gümrük, tersane, kule ve külliye yapılarak Derbent (sınırlarda bulunan küçük kale) teşkilatı ile bağlantılı bir menzil yeri olarak belirlenmiş ve uzun yıllar da kullanılmıştır.

Posted By admin in HATAY | No Comments on August 9th, 2007 İSKENDERUN’U GEZELİM GÖRELİM


Deniz ve kumu ile bölgenin en önemli turistik merkezlerinden Arsuz görülmeye değer bir yerdir. Bunun yanı sıra; Sütunlu Liman, Frank Limanı, Şato Kalıntısı (Karakol Şatosu), Şalen Kalesi, Sarıseki Kalesi, Arabistan yolunu kontrol etmesi açısından önemli olan ve içinde bir kilise bulunan Bakras Kalesi, Yunus Peygamberin Yunus balığının karnından burada çıktığına inanılan İskenderun kentinin giriş kapısının kalıntısı olan Yunus Sütunu, Mancınık Kilisesi de ziyaret edilmesi gereken yerlerdendir.

Hıdır Bey köyünde 2000 yaşında olduğu tahmin edilen tarihi 20 metre yüksekliğindeki dev Çınar Ağacı, El Mina Antik Kent ve Limanı, Erzin, Erzin’in kuzeybatısında Kilikya kenti olan Issos’un çevresindeki ovada Makedonya Kralı Büyük İskender, Pers İmparatoru III. Darius Codoman’ı yendiği ve içerisinde Cenevizlilerden kalan bir liman ve kale kalıntıları, tapınak, su depoları ile kemer kalıntılarının bulunduğu Issos Harabeleri (Issus) görülmesi gereken yerlerdir.

Posted By admin in HATAY | No Comments on August 9th, 2007 Körfezin Kenti İSKENDERUN


Hatay iline bağlı İskenderun, kendi adıyla anılan körfezin kıyısındaki modern bir kenttir.Kıyının hemen gerisinde bir duvar gibi yükselen Nur Dağlarına sırtını vermiş, yeşil ve dört mevsim sıcak bir turizm merkezi, bunun yanı sıra da işlek bir ticaret limanıdır.

Tarihçe:M.Ö.333 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender’in İran İmparatoru III.Darius’u Issos Vadisi’nde yenilgiye uğratmasıyla Alexandretta şehrinin temeli atılmıştı. İskenderun, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerini de yaşamıştır.

İklim: İlçede Akdeniz iklimi görülür.

Posted By admin in HATAY | No Comments on August 9th, 2007 Hatayı Gezelim
HATAY
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 5.403 km²
Nüfus: 1.109.754 (1990)
İl Trafik No: 31
Antakya yöresini çekici kılan ve tarihi boyunca göçlere açık olmasını sağlayan, yaşamı kolaylaştıran iklim koşulları ve verimli topraklarının yanı sıra Anadolu’yu Çukurova yoluyla Suriye ve Filistin’e bağlayan yolların kavşak noktasında bulunmasıdır. Ayrıca Mezopotamya’dan Akdeniz’e çıkmak için kullanılabilecek en uygun limanlar yine bu bölgededir.
Hatay, inanç turizmi merkezleri, antik kentleri ve yaylalarıyla turizm potansiyeline sahip bir ildir.
İskenderun
Hatay iline bağlı İskenderun, kendi adıyla anılan körfezin kıyısındaki modern bir kenttir. Kıyının hemen gerisinde bir duvar gibi yükselen Nur Dağlarına sırtını vermiş, yeşil ve dört mevsim sıcak bir turizm merkezi, bunun yanı sıra da işlek bir ticaret limanıdır
Cami ve Kiliseler
Önemli bir inanç turizmi merkezi olan Hatay’da, dünyanın ilk Katolik Kilisesi olan Saint Pierre Kilisesi bulunmaktadır. Hıristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Hatay, aynı zamanda dört büyük patriklik merkezinden biridir.
St. Simon Stylite Manastırı , Yayladağı Barleam Manastırı ve Keldağı Barleam Manastırı önemli manastırlarıdır.

Habib Neccar Cami, Şeyh Ahmet Kuseyri Cami ve Türbesi, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Payas Sokullu Külliyesi ve Ulu Cami görülmeye değerdir.
Hatay Cami ve Kiliseleri
Santa Kiliseler Grubu (Dumanlı-Merkez)

Geçmişte önemli bir yerleşme yeri olan Santa (bugünkü adıyla Dumanlı) yerleşimi Gümüşhane’ye 45-50 km mesafede bulunmaktadır. Buradaki mahallelerden; Terzil’de St. Theodor Kilisesi, Binatlı’da İlyas Peygamber Kilisesi, İşhan’da St. Kiryaki Kilisesi ve İşhan Piştoflu’da St. Christopher Kilisesi, Çakallı’da Çakallı Kilisesi, Çinganlı’da St. Konstantinos ve St. Petros Kiliseleri önemli olanlarıdır.
Bu kiliselerin 1860-1870′lerde yapıldığı tahmin edilmektedir. Özgün kapı, pencere çerçeveleri, kabartma haçları ve çan kuleleri ile ilgi çekici yapılardır.
Surlar
Antakya’nın etrafı Seleukus döneminde yüksek surlarla çevriliydi. Surlar üzerinde 360 nöbetçi kulesi ve Habib Neccar Dağı’nın en yüksek ve sarp tepesinde de halen kalıntıları olan bir iç kale bulunuyordu.

Demirkapı: Hacıkürüş deresinden gelen şiddetli selleri kontrol edebilmek için Habib Neccar Dağı ile Haçdağı’nı birbirinden ayıran derin ve dar vadi üzerinde surların devamı niteliğinde yüksek ve sağlam bir duvar olarak yapılmıştır. Aynı zamanda şehrin giriş kapılarından biri olarak kullanılan bu duvar günümüzde hala ayaktadır.
Köprüler
Demirköprü: Antakya ile Reyhanlı arasında, Asi Nehri üzerindedir. Ortaçağ’da bölgenin en önemli geçitlerinden ve Antakya savunmasında büyük rol oynayan bir köprüdür. Taştan yapılmış ve iki ucunda kuleleri ile kapıları olan köprünün kuleleri yıkılmıştır, ancak köprü halen kullanılmaktadır.

Dana Ahmetli Köprüsü: Kırıkhan Ovası’nda, Karasu Nehri üzerindedir. 6 gözlü bir taş köprüdür. 16. Yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapıldığı sanılmaktadır.
Kaleler
Koz Kalesi: (Kürşat Kalesi)Antakya Prensliği zamanında yapıldığı sanılan kalenin büyük blok taşlarla yapılmış iki burcu halen ayaktadır.

Bakras Kalesi: Antakya - İskenderun yolunun 27. km. sinde, yoldan 4 km. kadar içerde sarp bir tepe üzerine çok katlı olarak kurulmuş olan kalenin halen birçok mekanı sağlam durumdadır.

Payas Kalesi: 1567 de hendeği ile birlikte restore edilmiş bir Osmanlı kalesidir. Son yüzyılda hapishane olarak kullanılmıştır.

Mancınık Kalesi: Payas - Dörtyol arasında sarp bir tepe üzerinde 1290 yılında yapılmıştır. Çok az kalıntısı vardır.

Cin Kulesi: Kale ile liman arasında, limanı korumak amacıyla 1577 yılında yapılmış bir karakol kulesidir.

Darbısak Kalesi: Kırıkhan ile Hassa arasında, Kırıkhan’a 4 km. uzaklıkta bir tepe üzerindedir. Beyazid Bestami Makamı Darbı-Sak Kalesi üzerindedir. 19. yüzyıl sonlarında burada bir cami ve türbe yaptırılmıştır. Her yıl binlerce kişi ziyaret eder.
Hanlar, Hamamlar
Antakya içerisinde hemen hepsi geçmiş yüzyıllarda vakıflar tarafından yaptırılmış olan bir çok han ve hamam vardır. Halen çalışan han ve hamamlar geçmişin kültürel özelliklerini, mimari yapısını bu güne getirmişlerdir. Cindi Hamamı, Saka Hamamı, Meydan Hamamı, Yeni Hamam, Kurşunlu Han, Sokullu Hanı halen kullanılır olanıdır.
NE YENİR?
Hatay’da yörenin güzellikleri, şekilleri, tatları, renkleri mutfağa yansıtılmış olup, oldukça zengindir. Bunlardan Oruk, Öcce, Ekşili Börülce, Beyaz Kabak Boranisi, Cevizli Biber (Muhammara), Bakla Ezmesi, Humus, Nazlı Et Yemeği ile Peynirli Künefe ve Taş Kadayıf tatlıları damak zevkinizin çeşitliliğini arttıracaktır.
YAPMADAN DÖNME
Arkeoloji Müzesi, St. Pierre Kilisesi, Habib-i Neccar Camii, Antakya Kalesi, Çevlik Ören yeri, Titus Tüneli, St. Simen Manastırı, Eski Antakya evleri Harbiye Mesire yeri, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Arsuz Sahil şeridi, Bakras Kalesi, Koz Kalesi’ni gezmeden,
İçli Köfte, Aşur, Ekşi Aşı, Humus, Cevizli Biber, Kaytaz Böreği, Katıklı Ekmek; Tatlı olarak: Künefe, Taş Kadayıf, Kabak Tatlısı, Kereviç yemeden,
Defne sabunu, İpek dokumacılık, Biber Salçası, Nar Ekşisi almadan
…Dönmeyin

turizm.gov.tr den alıntı yapılarak düzenlendi

Posted By admin in HATAY | No Comments on July 18th, 2007 Turizmin gözü bu köyde
Kanada, İtalya, İngiltere, ABD ve Türkiye´den 18´i yabancı toplam 30 kişilik ekibin görev aldığı Atakya-Reyhanlı Karayolu üzerindeki kazı alanından tam 30 bin tarihi eser çıkarıldı. İşte dünyanın bitmesini beklediği arkeolojik kazı:

Antakya-Reyhanlı Karayolu’nun kuzeyinde bulunan Tayinat Höyüğü’nde 1930 yılından beri yapılan kazalarda, 30 bin eser bulunduğu bildirildi.

Antakya-Reyhanlı Karayolu’nun kuzeyinde bulunan Tayinat Höyüğü’nde, Kanada’nın Toronto Üniversitesi Yakın ve Orta Doğu Uygarlıkları Bölümü Öğretim Üyesi ve Tell Tayinat Arkeolojik Projesi (TAP) Kazı Başkanı Doç. Dr. Timothy Harrison nezaretinde gerçekleştirilen kazı çalışmalarına, Kanada, İtalya, İngiltere, ABD ve Türkiye’den 18′i yabancı toplam 30 kişilik ekip katılıyor.

Doç. Dr. Harrison, yaptığı açıklamada, Tayinat Hüyüğü’nde eski çağda, Orta Doğu’daki kentsel kurumların tarihi gelişimi konusunda önemli ip uçları elde ettiklerini belirterek, şunları söyledi:

“Tayinat’ı kazdıkça farklı uygarlıklara ait kalıntılar çıkıyor. Özellikle kazı tamamlanınca Hititler konusunda bilinmeyen kalmayacak. Bu nedenle dünyanın gözü bu kazılardan çıkacak sonuçlarda. Burada, ilk kentsel toplumların geliştirdikleri sosyal, ekonomik ve politik kurumların araştırılmasına katkı sağlayarak karanlık çağın aydınlanması gerçekleşecektir. Luwia yazıtlarına göre, Tayinat Halep’ten Hatay’a kadar uzanan Padasatini Krallığı’nın başkenti konumunda.”

Kazıların 15 yıl daha sürebileceğini tahmin ettiklerini belirten Doç. Dr. Harrison, Tayinat Höyüğü’nün aynı bölgede bulunan Atçana Höyüğü ile de benzerlik gösterdiğini ve bağının bulunduğunu belirtti.

Posted By admin in HATAY | No Comments on July 17th, 2007 İskenderun Tanıyalım
Bakras Kalesi

Iskenderun-Antakya yolu üzerinde 15 km’dedir. Havası, suyu ve manzarasıyla yaz aylarında aranan yaylalardandır.

Yunus Sütunu

İskenderun-Payas demiryolu üzerinde, İskenderun kentinin giriş kapı kalntısıdır. Yunus peygamberin yunus balığının karnından burada çıktığına inanılır.

Sokollu Mehmet Paşa Kervansarayı

İskenderun-Adana karayolunun 22 km. sinde bulunan Payas’tadır. Payas’ın doğusunda büyük bir avlu vardır. Avlunun etrafında ve içinde yolcuların barınması için kubbeli odalar mevcuttur.

Arsuz (Uluçınar)

İskenderuna asfalt yolla bağlı, 33km. güneyinde bulunan bu köyün, kıyı ve tepe eteğinde, Helenistik döneme ait seramik parçaları bulunmuştur. Halen çevrede de nekropol (antik mezarlık), antik yol ve mozaik kalıntılarına rastlanmaktadır.

Şehrin geçirmiş olduğu şiddetli deprem ve bombalamalardan dolayı merkezde, geçmişten günümüze pek bir şey kalmamıştır. Antakya’dan İskenderun’a girişteki Liman kalıntılarına ait duvarlarla sehir merkezindeki tarihi binalar mevcuttur.

Yavuz Sultan Selim Kervansarayı
Belen bucağındaki bu kervansaray, II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığına inanılan bu kervansaray, halen kahvehane ve otel olarak kullanılmakta olup özelliğini yitirmiş durumdadır.

Şato Kalıntısı
Şehir merkezinde Katoni’nin bahçesinde olup denizden 100m. İçeridedir. Skaibas Limanı kalıntısı olup aynı zamanda savunma kalesidir.

Sarıseki Kalesi
İskenderun-Adana asfaltının 10. km.de deniz kenarında bir tepe üzerine kurulmuştur. Kapıları üzerinde N.950-956 tarihi yazıları bulunmaktadır. Şimdi askeri birlik içinde kalan Sarıseki kalesinin Helenistik devire ait olduğu sanılmaktadır.

Şen Kale
Kırıkhan ile İskenderun arasında Amanos dağlarının yaylalık kısmında , 1250 m. Yükseklikte sarp ve kayalık bir tepede kurulmuştur. Haçlılar döneminde bir karakol kalesi olarak yapılmıştır. Kaleye güneyden patika bir yolla çıkılır.

Frank Limanı
Domuz Burnu güneyinde olup yolu olmayan bir liman kalıntısıdır. Helenistik devire ait olduğu sanılmaktadır.

Sütunlu Liman
Uluçınar’a yakın olan Helenistik dönem özelliğini taşıyan bir liman kalıntısıdır. Yolcu olmadığından ancak deniz motorlarıyla ulaşım imkanı vardır.

DOĞAL GÜZELLİKLERİ


Belen

Iskenderun-Antakya yolu üzerinde 15 km’dedir. Havası, suyu ve manzarasıyla yaz aylarında aranan yaylalardandır.

Arsuz

İskenderun’a 33km. mesafede kurulu yerleşim merkezi olan Arsuz, Akdeniz sahillerimizin belli başlı turistik ve sayfiye yeri olarak bilinir. Deniz ve kumu güzel olan Arsuz’un nüfusu, yerli ve yabancı turistlerin akınıyla yazın 30.000 kişiye ulaşır.

Sarımazı

İskenderun-Antakya karayolunun 10km. de yer alan Sarımazı, çamlık ve deniz manzaralı olup çevre halkının gittikleri dinlenme ve piknik yeridir.

Soğukoluk

İskenderun halkının en çok tercih ettiği yerlerin başında gelen Soğukoluk yaylası, oldukça serin olup, İskenderun’a 18 km. uzaklıktadır. Soğukoluk, suyu ve havasıyla çok güzel çamlık bir yayladır.

Gülcihan

İskenderun-arsuz yolu üzerinde ve İskenderun’a 27km. uzaklıktadır. Kumu ve deniziyle ün yapmış olan Gülcihan, yaz aylarında kamp yeri olarak tercih edilmektedir.

Atik

Yörenin en beğenilen suyunun bulunduğu Atik, Iskenderun-Antakya karayolu üzerinde, Belen gediğinden doğuya, toprak bir yolla ayrılan, Belen’e 10 km. mesafede şirin bir piknik yeridir.

Nergizlik
Suyu, manzarası ve havasıyla ünlü, İskenderun’a 13 km. uzaklıkta, Soğukoluk yolu üzerinde kurulmuş bir yayladır.

Posted By admin in HATAY | No Comments on July 3rd, 2007 Hatay İlinin Tarihçesi
Osmanlı Devleti’nin 1516 yılında Memluklerden zapt ettiği Antakya, önce Halep’e bağlı bir sancak ve daha sonra kaza olarak yönetilmiştir. Bu dönemde Antakya, Asi Nehri ile Habib Neccar Dağı arasındaki dar ve meyilli alanda, 1,5-2 km2′lik bir alan üzerine yerleşmiş orta büyüklükte bir şehirdi. Osmanlı Devleti’nin Hatay’daki hakimiyeti 1918 yılına kadar devam etti. Mondros Mütarekesinden sonra işgale uğrayan ve 1921 yılında Türkiye sınırları dışında kalan Antakya, İskenderun ve havalisinde İskenderun Sancağı adıyla bir yönetim kuruldu. 1938′de bu Sancak’ta kurulan “Hatay Devleti”, Hatay Devlet Meclisi’nin aldığı kararla 29 Haziran 1939 tarihinde sona erdi, 23 Haziran 1939′da “Hatay” adıyla bir vilâyet olarak Türkiye’ye katıldı.

Türkiye’nin güney illerinden biri olan Hatay, Akdeniz’in doğu şeridinde 35 derece 52 dakika-37 derece 4 dakika kuzey enlemleri ile 35 derece 40 dakika-36 derece 35 dakika boylamları arasında yer alır. doğusunda ve güneyinde Suriye, batısında Akdeniz, kuzeybatısında Adana, kuzeyinde Osmaniye ve kuzeydoğusunda Gaziantep bulunur.

İl topraklarının yüzölçümü 5403 kilometrekare ve nüfusu 1997 sayımına göre 1.192.393 ve 2000 sayımına göre de 1.256.726 kişidir. nüfus artış hızı yaklaşık olarak %1.2 dir. il topraklarının %46 sını dağlar, %33 ünü ovalar ve %20 sini platolar oluşturur.

İl topraklarının en önemli yükseltisini kuzey-güney hattında uzanan Nur Dağları (Gavur dağları ve Amanos dağları olarak da bilinir) oluşturur. Bu sıradağların en yüksek noktası ise Mığırtepe’dir(2240 m.). Diğer önemli yükseltiler Ziyaret dağı ve Keldağ’dır (Arapça Cebel Akra’ ya da latince Casius) (1739 m.).

Hatay’ın en önemli akarsuyu olan Asi nehri (Orontes) Lübnan dağları ve Anti-Lübnan dağları arasındaki Bekaa vadisinde kaynayan akarsuların birleşmesiyle oluşur, Suriye topraklarından geçerek ilin güneydoğu sınırlarından girer ve Samandağ yakınlarında delta oluşturarak Akdeniz’e dökülür.

Amik ovası’nın orta kısımlarında yer alan Amik gölü 1970li yıllarda tamamen kurutulmuş ve tarıma açılmıştır. diğer önemli göller ise Gölbaşı ve Yenişehir gölüdür.

Amik Ovası ilin en önemli düzlüğüdür, bu topraklarda tarım oldukça gelişmiştir. diğer önmli düzlükler ise Dörtyol ovası, Arsuz, Payas, İskenderun ve Erzin ovasıdır.

İlin büyük kesimi Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. ancak yükselti ve karasallığa bağlı olarak çeşitli farklılıklar da mevcuttur. genel olarak kışlar ılık ve yağışlı yazlar sıcak ve kurak geçer.yıllık yağış tutarı il merkezi Antakya’da 1173.4 mm., İskenderun’ da 785 mm. dir.

Maden varlığı açısından önemli kaynaklara sahip olmamakla birlikte il genelinde krom,demir,bakır ve kurşun yatakları mevcuttur. ayrıca Yayladağı ilçesi yakınlarında ismi “Hatay Gülü” olarak bilinen renkli bir mermer türü çıkarılır.

İl merkezi Antakya olmakla beraber ilin en büyük kenti İskenderun’dur.

Hatay Türkiye’nin en önemli eski yerleşim yerlerinden biridir. Yapılan arkeolojik araştırmalarda milattan önce 100.000 ile 40.000 yılları arasına tarihlenen bulgulara ulaşılmıştır. İl toprakları ilk tunç çağından itibaren Akat beyliği ve M.Ö. 1800-1600 yıları arasında Yamhad krallığına bağlı bir beyliğin sınırları içerisinde yer almıştır. Daha sonra M.Ö. 17. yüzyıl sonlarında Hititler’in ve M.Ö. 1490 yıllarında Mısır’ın egemenliğine girmiştir. Ardından Urartular, Asurlular ve Persler’in egemenliğine girdi.

M.Ö. 300 yılında Antakya kurulmuş ve kent hızla gelişmiştir.kent M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu’na katılmış ve imparatorluğun Suriye eyaletinin başkenti olmuştur.

İl toprakları M.S. 638 yılında islam ordusu tarafından fethedilmiş, Emevi ve Abbasi egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra 877 de Tolunoğulları’nın fethettiği topraklar sırayla Ihşitler ve Selçuklular tarafından yıkılan Halep merkezli Hamdanoğulları (Beni Hamdan) egemenliğine girdi. 969 yılında Bizans İmparatorluğunun topraklarına katılan il Haçlı seferleri sırasında da önemli rol oynamıştır.

Antakya Memluklar tarafınmdan Haçlıların elinden alınmıştır(18 Mayıs 1268). 1516′da Yavuz Sultan Selim bu toprakları ele geçirmiş ve Osmanlı dönemi başlamıştır.

I. Dünya Savaşının ardından Fransızların işgal ettiği il topraklarında 2 Eylül 1938′de günü Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur. Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, başbakanı Abdurrahman Melek, milli marşı İstiklal Marşı olmuştur.

26 Haziran 1939 yılında Türkiye’ye ilhak kararı alınmıştır.

İlin yüksek öğretim merkezi Mustafa Kemal Üniversitesi’dir. Çok uzun bir süre boyunca bir arada yaşamayı öğrenmiş etnik kökenleri, dinleri farklı birçok topluluğa ev sahipliğ yapan Hatay ili UNESCO barış kenti seçilmiştir.

Tarihi ve turistik mekanlar açısından da zengin olan ilde dünyanın ikinci büyük mozaik kolleksiyonunu barındıran Hatay Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.

Dünyanın ilk mağara kiliselerinden biri olan Saint Pierre Kilisesi hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmekte ve her yıl burada 29 Haziran günü Katolik Kilisesince ayin düzenlenmektedir.

Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kozmopolit illerinden birisidir. Çokkültürlü yapısını tarih boyunca kormumuş olan ilde aynı ulusa mensup birden fazla dini cemaat bile bulunmaktadır. En büyük nüfusa sahip alevi araplar ve sünni türklerin yanında, alevi türkler,azda olsa sünni araplar,Hristiyan Ortodoks ve Hristiyan Protestan Araplar, Maruni Araplar, Ermeniler ve diğer küçük topluluklar Hatay’ın çokkültürlü yapısının dinamiklerini oluştururlar.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:46 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
ayvalık tarihi yerler Ayvalık Önemli ve Tarihi Yerleri
Sarımsaklı Plajı:
Ayvalık'a 7 km. mesafedeki bu doğal kum plaj yörede denize girilecek en güzel yerdir. Turistik potansiyelin çoğunluğunu buradaki otel, motel, pansiyon ve eğlence yerleri oluşturur.

Alibey (Cunda) Adası:
Ayvalık'a, denize dolgu yapılarak bağlanan bu ada karadan 8 km., denizden 3 km. mesafede olup manzarasıyla, zeytin ağaçlarıyla ve gözlerden ırak kumsallarıyla bir doğa harikasıdır. Adanın eski yerleşim merkezinde bulunan balık restaurantlarında yıl boyunca taze deniz mahsulleri yiyebilirsiniz.

Şeytan Sofrası:
Ayvalık'a gelen herkes tarafından ziyaret edilen bu tepeden Ayvalık, Sarımsaklı ve çevredeki adacıklar panoramik olarak seyredilebilmektedir. özellikle gün batımında olağanüstü bir manzara sunan bu yerde büyük bir kaya parçasının üzerinde şeytanın ayak izi olduğuna inanılan bir çukura para atılarak dilek tutulması yöresel bir inanış sayılmaktadır.

Tımarhane Adası:
Sarımsaklı yarımadasının en uç noktasında taş bir manastır olup manzara ve iklimin güzelliğinden ötürü 70 yıl öncesine kadar sinir bozuklukları tedavisinde değerlendirildiği bilinmektedir

Taksiyarkis Kilisesi:
Ayvalık'ın içinde yeralan bu kilise mimari tarzı, mermer oymacılığı, tavanındaki dini freskleri, ikonaları ve 130 yıllık tarihe sahip balık derisi üzerine yapılmış aziz resimleri ile ünlüdür.

Aya Nikola Kilisesi:
Alibey Adasındaki bu kilise İncil'den alınmış temaları yansıtan süslemeleri ile ünlüdür.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:47 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
turistik fethiye hakkında

Fethiye Hakkında
Yine Ege kıyısında, denizin en güzel olduğu bir yer olan Fethiye tatil için bir cennet. Ölüdeniz uzunca bir sahil şeridi ve etrafını saran mükemmel doğa ile denize girmeyi sevenler, su sporları tutkunları için ideal bir tatil mekanı. Fethiye tatil için turistlerin dünyanın her yerinden akın ettiği ve renkli yapısıyla da tatil için güzel bir alternatif oluşturan bir yer. Efsanelerde "Tanrının Dünyaya bahşettiği cennet" olarak geçen Ölüdeniz kıpırtısız haliyle insanoğlu için son derece etkileyici bir doğa sahnesi. Gece hayatı çok sayıda yerli ve yabancı turistin oluşturduğu bir karnavalı andıran Fethiye'de, tatil yerleri arasında önde geldiğini gösterir bir yoğunluk var. Fethiye, çok sınırlı sayıda sahip olduğunuz tatil günleri için göz önüne almanız gereken alternatiflerin başında.

Fethiye tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Ölüdeniz, Belcekız Koyu, Tlos Antik Kenti, Pınara Antik Kenti, Kelebekler Vadisi, Hayalet Şehir Kayaköy, Fethiye Kalesi, Kadyanda (Cadianda) Antik Kenti, Babadağ, Saklıkent, Göcek, Katrancı Koyu, Yakapark, Hisarönü - Ovacık, Gemiler Adası, Cezayirli Cami, Likya Kaya Mezarları, Kıdrak, Oyuktepe Koyları, Günlük (Küçük Kargı), Çalış Plajı.

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:47 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
ÜlKeLer BaşKeNtLeRi PaRa BiRiMleri DiLLeri ÜlKeLer BaşKeNtLeRi PaRa BiRiMleri DiLLeri

Avrupa Kıtası

İNGİLTERE:
Başkenti: Londra
Resmi Adı: Büyük Britanya
Para Birimi: Sterlin
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Anglikan Protestanlık
Yüzölçümü: 244.000 km²
En çok üretilen: Buğday (11.7 Milyon Ton)


İRLANDA:
Başkenti: Dublin
Resmi Adı: İrlanda Cumhuriyeti
Para Birimi: İrlanda Sterlini
Resmi Dili: İngilizce ve Galice
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 70.000 km²
En çok üretilen: Buğday (375.000 Ton)


NORVEÇ:
Başkenti: Oslo
Resmi Adı: Norveç Krallığı
Para Birimi: Norveç Kronu
Resmi Dili: Norveççe
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 325.000 km²
En çok üretilen: Balık(1.9 Milyon Ton)


FİNLANDİYA:
Başkenti: Helsinki
Resmi Adı: Finlandiya Cumhuriyeti
Para Birimi: Markka
Resmi Dili: Fince ve İsveççe
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 338.000 km²
En çok üretilen: Kereste(41.8 Milyon m³)


İSVEÇ:
Başkenti: Stockholm
Resmi Adı: İsveç Krallığı
Para Birimi: İsveç Kronu
Resmi Dili: İsveççe
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 450.000 km²
En çok üretilen: Buğday (1.3 Milyon Ton)


İZLANDA:
Başkenti: Reykjavik
Resmi Adı: İzlanda Cumhuriyeti
Para Birimi: İzlanda Kronu
Resmi Dili: İzlandaca
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 103.000 km²
En çok üretilen/yetiştirilen: Sığır (770.000 Bas)


DANİMARKA:
Başkenti: Kopenhag
Resmi Adı: Danimarka Krallığı
Para Birimi: Danimarka Kronu
Resmi Dili: Danca
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 43.000 km²
En çok üretilen: Buğday (2.2 Milyon Ton)


ALMANYA:
Başkenti: Berlin
Resmi Adı: Almanya Federal Cumhuriyeti
Para Birimi: Alman Markı
Resmi Dili: Almanca
Dini: Protestanlık ve Katoliklik
Yüzölçümü: 357.000 km²
En çok üretilen: Buğday (15.9 Milyon Ton)


HOLLANDA:
Başkenti: Amsterdam
Resmi Adı: Hollanda Krallığı
Para Birimi: Florin
Resmi Dili: Hollandaca
Dini: Protestanlık ve Katoliklik
Yüzölçümü: 34.000 km²
En çok üretilen: Buğday (785.000 Ton)


BELÇİKA:
Başkenti: Brüksel
Resmi Adı: Belçika Krallığı
Para Birimi: Belçika Frangı
Resmi Dili: Fransızca ve Flamanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 30.500 km²
En çok üretilen: Buğday (1.2 Milyon Ton)


LÜKSEMBURG:
Başkenti: Lüksemburg
Resmi Adı: Lüksemburg Grandüklüğü
Para Birimi: Lüksemburg Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 2.586 km²
En çok üretilen: Şarap (142.000 Hektolitre)


LİHTENSTAYN:
Başkenti: Vaduz
Resmi Adı: Lihtenstayn Prensliği
Para Birimi: İsviçre Frangı
Resmi Dili: Almanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 160 km²


FRANSA:
Başkenti: Paris
Resmi Adı: Fransa Cumhuriyeti
Para Birimi: Fransız Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik(Müslüman, Protestan ve Musevi azınlıklar)
Yüzölçümü: 549.000 km²
En çok üretilen: Buğday (30 Milyon Ton)


AVUSTURYA:
Başkenti: Viyana
Resmi Adı: Avusturya Cumhuriyeti
Para Birimi: Silin
Resmi Dili: Almanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 84.000 km²
En çok üretilen: Buğday (1.4 Milyon Ton)

İSVİÇRE :
Başkenti: Bern
Resmi Adı: İsviçre Konfederasyonu
Para Birimi: İsviçre Frangı
Resmi Dili: Almanca, Fransızca, İtalyanca, Romans Dili
Dini: Protestanlık ve Katoliklik
Yüzölçümü: 357.000 km²
En çok üretilen/yetiştirilen: Sığır (1.8 Milyon Bas) İTALYA:
Başkenti: Roma
Resmi Adı: İtalya Cumhuriyeti
Para Birimi: Liret
Resmi Dili: İtalyanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 301.000 km²
En çok üretilen: Buğday (8.1 Milyon Ton)

SAN MARİNO:
Başkenti: San Marino
Resmi Adı: San Marino Cumhuriyeti
Para Birimi: Liret
Resmi Dili: İtalyanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 61 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(Yılda 3 Milyon Turist) VATİKAN:
Başkenti: Vatikan
Resmi Adı: Vatikan Sitesi Devleti
Para Birimi: Liret
Resmi Dili: İtalyanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 0.44 km²

YUNANİSTAN:
Başkenti: Atina
Resmi Adı: Yunanistan Cumhuriyeti
Para Birimi: Drahmi
Resmi Dili: Yunanca
Dini: Hıristiyanlık
Yüzölçümü: 132.000 km²
En çok üretilen: Buğday (2.6 Milyon Ton) MALTA:
Başkenti: Valetta
Resmi Adı: Malta Cumhuriyeti
Para Birimi: Liret
Resmi Dili: İngilizce ve Malta'ca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 316 km²
En çok üretilen: Buğday (3.000 Ton)

ANDORA:
Başkenti: Andora la Vella
Resmi Adı: Andora Prensliği
Para Birimi: Fransız Frangı ve İspanyol Pesetası
Resmi Dili: Katalanca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 465 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(Yılda 13 Milyon Turist) MONAKO:
Başkenti: Monako
Resmi Adı: Monako Prensliği
Para Birimi: Fransız Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 2 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(242.000 Turist)

PORTEKİZ:
Başkenti: Lizbon
Resmi Adı: Portekiz Cumhuriyeti
Para Birimi: Eskudo
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 92.000 km²
En çok üretilen: Buğday (350.000 Ton) İSPANYA:
Başkenti: Madrid
Resmi Adı: ispanya Krallığı
Para Birimi: Peseta
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 505.000 km²
En çok üretilen: Buğday (6.9 Milyon Ton)

RUSYA
Başkenti: Moskova
Resmi Adı: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği
Para Birimi: Ruble
Resmi Dili: Rusça
Dini: Her Çeşit
Yüzölçümü: 22.400.000 km²
En çok üretilen: Buğday (88 Milyon Ton) POLONYA:
Başkenti: Varşova
Resmi Adı: Polonya Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Zloti
Resmi Dili: Lehçe
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 313.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (7.3 Milyon Ton)

ÇEK CUMH.
Başkenti: Prag
Resmi Adı: Çek ve Slovak Federatif Cumhuriyeti
Para Birimi: Koruna
Resmi Dili: Çekçe ve Slovakça
Dini: Çeşitli
Yüzölçümü: 127.900 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (5.7 Milyon Ton) ROMANYA:
Başkenti: Bükreş
Resmi Adı: Romanya Cumhuriyeti
Para Birimi: Leu
Resmi Dili: Rumence
Dini: Çeşitli
Yüzölçümü: 237.500 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (9 Milyon Ton)

MACARİSTAN:
Başkenti: Budapeşte
Resmi Adı: Macaristan Cumhuriyeti
Para Birimi: Forint
Resmi Dili: Macarca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 93.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (6.9 Milyon Ton) YUGOSLAVYA:
Başkenti: Belgrat
Resmi Adı: Yugoslavya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Para Birimi: Dinar
Resmi Dili: Makedonca,Sırpça-Hırvatça,Slovence
Dini: Çeşitli
Yüzölçümü: 255.800 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (5.6 Milyon Ton)

ARNAVUTLUK:
Başkenti: Tiran
Resmi Adı: Arnavutluk Sosyalist Hak Cumhuriyeti
Para Birimi: Lek
Resmi Dili: Arnavutça
Dini: ?????
Yüzölçümü: 29.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (589.000 Ton) BULGARİSTAN:
Başkenti: Sofya
Resmi Adı: Bulgaristan Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Leva
Resmi Dili: Bulgarca
Dini: Çeşitli
Yüzölçümü: 111.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (4.5 Milyon Ton)

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:47 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Kuzey Afrika Kıtası

FAS:
Başkenti: Rabat
Resmi Adı: Fas Krallığı
Para Birimi: Dirhem
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 712.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (3.6 Milyon Ton) CEZAYİR :
Başkenti: El Cezayir
Resmi Adı: Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Cezayir Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 2.308.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (900.000 Ton)

TUNUS:
Başkenti: Es Tunus
Resmi Adı: Tunus Cumhuriyeti
Para Birimi: Tunus Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 164.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (211.000 Ton) LİBYA:
Başkenti: Trablus
Resmi Adı: Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi
Para Birimi: Libya Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.760.000 km²
Baslıca Kaynak: Davar(5.5 Milyon Bas)

MISIR:
Başkenti: Kahire
Resmi Adı: Mısır Arap Cumhuriyeti
Para Birimi: Mısır Lirası
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.000.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (2.5 Milyon Ton) ETİYOPYA:
Başkenti: Addis Abeba
Resmi Adı: Sosyalist Etiyopya
Para Birimi: Bir
Resmi Dili: Amharca
Dini: Hıristiyanlık
Yüzölçümü: 1.220.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(1.6 Milyon Ton)

SOMALİ :
Başkenti: Mogadişu
Resmi Adı: Somali Demokratik Cumhuriyeti
Para Birimi: Somali Silini
Resmi Dili: Somali'ce
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 638.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(282.000 Ton) CİBUTİ :
Başkenti: Cibuti
Resmi Adı: Cibuti Cumhuriyeti
Para Birimi: Cibuti Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 23.000 km²

MORİTANYA:
Başkenti: Nuakşot
Resmi Adı: Moritanya İslâm Cumhuriyeti
Para Birimi: Ugiya
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.080.000 km²
Baslıca Kaynak: Sığır (1 Milyon Bas) MALİ :
Başkenti: Bamako
Resmi Adı: Mali Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.240.000 km²
Baslıca Kaynak: Pamuk(70.000 Ton)

BURKİNA FASO:
Başkenti: Ouagadougou
Resmi Adı: Burkina Faso
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet, Animist İnançlar
Yüzölçümü: 275.000 km²
Baslıca Kaynak: Koca Darı(1 Milyon Ton) NİJER :
Başkenti: Niamey
Resmi Adı: Nijer Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.267.000 km²
Baslıca Kaynak: Akdarı(1 Milyon Ton)

ÇAD:
Başkenti: N’Djamena
Resmi Adı: Çad Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet, Animist inançlar
Yüzölçümü: 1.284.000 km²
Baslıca Kaynak: Pamuk(43.000 Ton) SUDAN:
Başkenti: Hartum
Resmi Adı: Sudan Demokratik Cumhuriyeti
Para Birimi: Sudan Lirası
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 2.506.000 km²
Baslıca Kaynak: Pamuk(165.000 Ton)
Batı Afrika

SENEGAL:
Başkenti: Dakar
Resmi Adı: Senegal Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 197.000 km²
Baslıca Kaynak: Yer Fıstığı (700.000 Ton) YEŞİL BURUN:
Başkenti: Praia
Resmi Adı: Yeşil Burun Cumhuriyeti
Para Birimi: Eskudo
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 4.000 km²
Baslıca Kaynak: Balıkçılık, muz

GAMBİYA:
Başkenti: Ban jul
Resmi Adı: Gambiya Cumhuriyeti
Para Birimi: Dalasi
Resmi Dili: İngilizce
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 11.300 km² GİNE:
Başkenti: Konakri
Resmi Adı: Gine Cumhuriyeti
Para Birimi: Gine Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 250.000 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(500.000 Ton)

GİNE-BİSSAU:
Başkenti: Bissau
Resmi Adı: Gine-Bissau Cumhuriyeti
Para Birimi: Peso
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Animist inançlar
Yüzölçümü: 36.125 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(125.000 Ton) SİERRA LEONE:
Başkenti: Freetown
Resmi Adı: Sierra Leone Cumhuriyeti
Para Birimi: Leone
Resmi Dili: İngilizce
Dini: İslâmiyet, Animist inançlar
Yüzölçümü: 72.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(565.000 Ton)

FİLDİŞİ KIYISI (SAHİLİ ) :
Başkenti: Yamusukro
Resmi Adı: Fildişi Kıyısı Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: İslâmiyet, Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 322.000 km² LİBERYA:
Başkenti: Monrovia
Resmi Adı: Liberya Cumhuriyeti
Para Birimi: Liberya Doları
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Animist inançlar
Yüzölçümü: 110.000 km²
Baslıca Kaynak: Kauçuk(89.000 Ton)

GANA:
Başkenti: Accra
Resmi Adı: Gana Cumhuriyeti
Para Birimi: Sedi
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Protestanlık, Önemli Müslüman ve Katolik Azınlıklar
Yüzölçümü: 240.000 km²
Baslıca Kaynak: Kakao(225.000 Ton) TOGO:
Başkenti: Lome
Resmi Adı: Togo Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 56.600 km²
Baslıca Kaynak: Pamuk(23.000 Ton)

BENİN:
Başkenti: Porto-Novo
Resmi Adı: Benin Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 113.000 km²
Baslıca Kaynak: Palmiye Yağı(40.000 Ton) NİJERYA:
Başkenti: Abuja
Resmi Adı: Nijerya Federal Cumhuriyeti
Para Birimi: Naira
Resmi Dili: İngilizce
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 924.000 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(14.7 Milyon Ton)
Orta ve Doğu Afrika

KAMERUN:
Başkenti: Yaunde
Resmi Adı: Kamerun Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca ve İngilizce
Dini: Katoliklik, Protestanlık, Animist inançlar
Yüzölçümü: 475.000 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(125.000 Ton) EKVATOR GİNESİ :
Başkenti: Malabo
Resmi Adı: Ekvator Ginesi Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 28.100 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(55.000 Ton)

GABON:
Başkenti: Libreville
Resmi Adı: Gabon Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 286.600 km²
Baslıca Kaynak: Kereste(1.5 Milyon m³) KONGO:
Başkenti: Brazzaville
Resmi Adı: Kongo Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 342.000 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(620.000 Ton)

SAO TOME ve PRİNCİPE:
Başkenti: Sao Tome
Resmi Adı: Sao Tome ve Principe Dem. Cumhuriyeti
Para Birimi: Dobra
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 960 km² ORTA AFRİKA CUMHURİYETİ :
Başkenti: Bangui
Resmi Adı: Orta Afrika Cumhuriyeti
Para Birimi: CFA Frangı
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 620.000 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(708.000 Ton)

ZAİRE:
Başkenti: Kinsasa
Resmi Adı: Zaire Cumhuriyeti
Para Birimi: Zaire
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 2.345.000 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(15.5 Milyon Ton) UGANDA:
Başkenti: Kampala
Resmi Adı: Uganda Cumhuriyeti
Para Birimi: Yeni Uganda Silini
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 237.000 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(195.000 Ton)

RUANDA:
Başkenti: Kigali
Resmi Adı: Ruanda Cumhuriyeti
Para Birimi: Ruanda Frangı
Resmi Dili: Fransızca ve Ruandaca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 26.338 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(33.000 Ton) BURUNDİ :
Başkenti: Bujumbura
Resmi Adı: Burundi Cumhuriyeti
Para Birimi: Burundi Frangı
Resmi Dili: Fransızca ve Kirundi Dili
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 28.000 km²
Baslıca Kaynak: Muz(1.260.000 Ton)

KENYA:
Başkenti: Nairobi
Resmi Adı: Kenya Cumhuriyeti
Para Birimi: Kenya Silini
Resmi Dili: İngilizce ve Svahilce
Dini: Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 583.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(2.650.000 Ton) TANZANYA:
Başkenti: Darüsselam
Resmi Adı: Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti
Para Birimi: Tanzanya Silini
Resmi Dili: İngilizce ve Svahilce
Dini: Katoliklik, İslâmiyet ve Protestanlık
Yüzölçümü: 940.000 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(56.000 Ton)

MALAVİ :
Başkenti: Lilongwe
Resmi Adı: Malavi Cumhuriyeti
Para Birimi: Kvaça
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Katoliklik ve Animist inançlar
Yüzölçümü: 118.000 km²
Baslıca Kaynak: Tütün(71.000 Ton)

GÜNEY AFRİKA:
Başkentleri: Pretoria ve Cape Town
Resmi Adı: Güney Afrika Cumhuriyeti
Para Birimi: Rand
Resmi Dili: Afrikaanca ve İngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 1.221.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(7.000.000 Ton) MOZAMBİK:
Başkenti: Maputo
Resmi Adı: Mozambik Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Metikal
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 785.000 km²
Baslıca Kaynak: Seker(26.000 Ton)

LESOTHO:
Başkenti: Maseru
Resmi Adı: Lesotho Krallığı
Para Birimi: Loti
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 30.355 km² SVAZİLAND:
Başkenti: Mbabane
Resmi Adı: Svaziland Krallığı
Para Birimi: Lilangeni
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 17.363 km²
Baslıca Kaynak: Turunçgiller(107.000 Ton)

NAMİBYA:
Başkenti: Windhoek
Resmi Adı: Namibya
Para Birimi: Güney Afrika Randı
Resmi Dili: Afrikaanca ve İngilizce
Dini: Animist inançlar
Yüzölçümü: 825.000 km²
Baslıca Kaynak: Sığır (2 Milyon Bas) BOTSVANA:
Başkenti: Gaborone
Resmi Adı: Botsvana Cumhuriyeti
Para Birimi: Pula
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Protestanlık, Animist inançlar
Yüzölçümü: 570.000 km²
Baslıca Kaynak: Sığır (2.7 Milyon Bas)

ANGOLA:
Başkenti: Luanda
Resmi Adı: Angola Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Kwanza
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 1.246.700 km²
Baslıca Kaynak: Manyok(1.900.000 Ton) ZAMBİYA:
Başkenti: Lusaka
Resmi Adı: Zambiya Cumhuriyeti
Para Birimi: Kvaça
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Protestanlık, Animist inançlar
Yüzölçümü: 746.000 km²
Baslıca Kaynak: Sığır (2.8 Milyon Bas)

ZİMBABWE:
Başkenti: Harare
Resmi Adı: Zimbabwe Cumhuriyeti
Para Birimi: Zimbabwe Doları
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Protestanlık, Animist inançlar
Yüzölçümü: 390.000 km²
Baslıca Kaynak: Sığır (4.8 Milyon Bas) MADAGASKAR:
Başkenti: Antananarivo
Resmi Adı: Madagaskar Demokratik Cumhuriyeti
Para Birimi: Madagaskar Frangı
Resmi Dili: Malgasça
Dini: Katoliklik, Animist inançlar
Yüzölçümü: 587.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(2.1 Milyon Ton)

MAURİCE ADASI:
Başkenti: Port-Louis
Resmi Adı: Mauritius
Para Birimi: Mauritius Rupisi
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Hinduculuk ve Hıristiyanlık
Yüzölçümü: 2.040 km²
Baslıca Kaynak: Seker(684.000 Ton) KOMORLAR:
Başkenti: Moroni
Resmi Adı: Komorlar Federal İslâm Cumhuriyeti
Para Birimi: Komor Frangı
Resmi Dili: Arapça ve Fransızca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.900 km²
Baslıca Kaynak: Hindistan Cevizi(47.000 Ton)

ŞEYSELLER:
Başkenti: Victoria
Resmi Adı: Şeyseller Cumhuriyeti
Para Birimi: Şeyseller Rupisi
Resmi Dili: ngilizce, Kreol, Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 410 km²
Baslıca Kaynak: Turizm

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:47 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Arap Yarımadası

SUUDİ ARABİSTAN:
Başkenti: Riyad
Resmi Adı: Suudi Arabistan Krallığı
Para Birimi: Suudi Arabistan Riyali
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 2.150.000 km²
Baslıca Kaynak: Koyun(7.2 Milyon Bas) BAHREYN:
Başkenti: Mename
Resmi Adı: Bahreyn Devleti
Para Birimi: Bahreyn Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 660 km²
Baslıca Kaynak: Petrol(2.100.000 Ton)

KATAR:
Başkenti: Ed Duha
Resmi Adı: Katar Devleti
Para Birimi: Katar Riyali
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslamiyet
Yüzölçümü: 11.410 km²
Baslıca Kaynak: Petrol(19 Milyon Ton) BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLER (BAE):
Başkenti: Abu Dabi
Resmi Adı: Birleşik Arap Emirlikleri
Para Birimi: BAE Dirhemi
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 80.000 km²
Baslıca Kaynak: Petrol(77 Milyon Ton)

KUVEYT:
Başkenti: El-Kuveyt
Resmi Adı: Kuveyt Devleti
Para Birimi: Kuveyt Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 17.800 km²
Baslıca Kaynak: Petrol(74.100.000 Ton) UMMAN:
Başkenti: Maskat
Resmi Adı: Umman Sultanlığı
Para Birimi: Umman Riyali
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 212.000 km²
Baslıca Kaynak: Petrol(30.700.000 Ton)

KUZEY YEMEN:
Başkenti: San’a
Resmi Adı: Yemen Arap Cumhuriyeti
Para Birimi: Yemen Riyali
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 195.000 km²
Baslıca Kaynak: Sorgum(Koca Darı)(391.000 Ton) GÜNEY YEMEN:
Başkenti: Aden
Resmi Adı: Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Yemen Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 290.000 km²
Baslıca Kaynak: Davar(2.600.000 Bas)

Orta Doğu

TÜRKİYE:
Başkenti: Ankara
Resmi Adı: Türkiye Cumhuriyeti
Para Birimi: Türk Lirası
Resmi Dili: Türkçe
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 780.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (20.500.000 Ton) KUZEY KIBRIS:
Başkenti: Lefkoşa
Resmi Adı: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Para Birimi: Türk Lirası
Resmi Dili: Türkçe
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 3.555 km²
Baslıca Kaynak: Turunçgiller(197.600 Ton)

KIBRIS:
Başkenti: Lefkoşa
Resmi Adı: Kıbrıs Cumhuriyeti
Para Birimi: Kıbrıs Lirası
Resmi Dili:TURKCE Yunanca
Dini: Hıristiyanlık
Yüzölçümü: 5.896 km²
Baslıca Kaynak: Şarap (600.000 Hektolitre)

LÜBNAN:
Başkenti: Beyrut
Resmi Adı: Lübnan Cumhuriyeti
Para Birimi: Lübnan Lirası
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet, Hıristiyanlık
Yüzölçümü: 10.400 km²
Baslıca Kaynak: Turunçgiller(270.000 Ton)

İSRAİL :
Başkenti: Kudüs
Resmi Adı: İsrail Devleti
Para Birimi: Sekel
Resmi Dili: Branice
Dini: Musevilik
Yüzölçümü: 21.000 km²
Baslıca Kaynak: Turunçgiller(1.200.000 Ton) SURİYE:
Başkenti: Sam
Resmi Adı: Suriye Arap Cumhuriyeti
Para Birimi: Suriye Lirası
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 185.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (1.900.000 Ton)

IRAK:
Başkenti: Bağdat
Resmi Adı: Irak Cumhuriyeti
Para Birimi: Irak Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 434.000 km²
Başlıca Kaynak: Hurma(350.000 Ton) ÜRDÜN:
Başkenti: Amman
Resmi Adı: Ürdün Haşimi Krallığı
Para Birimi: Ürdün Dinarı
Resmi Dili: Arapça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 97.700 km²
Başlıca Kaynak: Buğday (100.000 Ton)

İRAN:
Başkenti: Tahran
Resmi Adı: İran İslâm Cumhuriyeti
Para Birimi: Riyal
Resmi Dili: Farsça
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.650.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (7.500.000 Ton) AFGANİSTAN:
Başkenti: Kabil
Resmi Adı: Afganistan Demokratik Cumhuriyeti
Para Birimi: Afgani
Resmi Dili: Deri ve Peştuca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 650.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (2.500.000 Ton)

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:47 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Güney Asya

PAKİSTAN:
Başkenti: İslamabat
Resmi Adı: Pakistan İslam Cumhuriyeti
Para Birimi: Pakistan Rupisi
Resmi Dili: Urduca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 803.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (12.200.000 Ton) HİNDİSTAN:
Başkenti: Yeni Delhi
Resmi Adı: Hindistan Cumhuriyeti
Para Birimi: Hindistan Rupisi
Resmi Dili: ngilizce ve Hintçe
Dini: Hinduculuk
Yüzölçümü: 3.268.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(94.500.000 Ton)

NEPAL:
Başkenti: Katmandu
Resmi Adı: Nepal Krallığı
Para Birimi: Nepal Rupisi
Resmi Dili: Nepalce
Dini: Hinduculuk
Yüzölçümü: 140.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(2.900.000 Ton) BHUTAN:
Başkenti: Thimbu
Resmi Adı: Bhutan Krallığı
Para Birimi: Ngultrum ve Hint Rupisi
Resmi Dili: Conghaca (Tibet Lehçesi)
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 47.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(60.000 Ton)

BANGLADEŞ:
Başkenti: Dakka
Resmi Adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Taka
Resmi Dili: Bengalce
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 143.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(21.900.000 Ton) SRİ LANKA:
Başkenti: Kolombo
Resmi Adı: Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti
Para Birimi: Sri Lanka Rupisi
Resmi Dili: Seylan'ca
Dini: Budacılık
Yüzölçümü: 66.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(2.300.000 Ton)

MALDİVLER:
Başkenti: Male
Resmi Adı: Maldivler Cumhuriyeti
Para Birimi: Maldiv Rupisi
Resmi Dili: Divehi(Maldivce)
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 300 km²
Baslıca Kaynak: Kopra (2.000.000 Ton)

Güneydoğu Asya

BİRMANYA:
Başkenti: Rangoon
Resmi Adı: Myanma Birliği Sosyalist Cumhuriyeti
Para Birimi: Kyat
Resmi Dili: Birmanca
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 678.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(15.000.000 Ton) TAYLAND:
Başkenti: Bangkok
Resmi Adı: Tayland Krallığı
Para Birimi: Baht
Resmi Dili: Tayca
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 514.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(20.400.000 Ton)

VİETNAM:
Başkenti: Hanoi
Resmi Adı: Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti
Para Birimi: Dong
Resmi Dili: Vietnamca
Dini: ?????
Yüzölçümü: 335.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç (15.400.000 Ton) LAOS:
Başkenti: Vientian
Resmi Adı: Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Kip
Resmi Dili: Laoca
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 236.800 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(1.400.000 Ton)

KAMPUÇYA:
Başkenti: Panom Penh
Resmi Adı: Kampuçya Devleti
Para Birimi: Riel
Resmi Dili: Khmerce
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 180.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(2.000.000 Ton) SİNGAPUR:
Başkenti: Singapur
Resmi Adı: Singapur Cumhuriyeti
Para Birimi: Singapur Doları
Resmi Dili: ngilizce, Çince, Malayca, Tamilce
Dini: Taoculuk
Yüzölçümü: 618 km²
Baslıca Kaynak: Ticaret Filosu(7.09 Milyon Groston)

MALAYSİYA:
Başkenti: Kuala Lumpur
Resmi Adı: Malezya Federasyonu
Para Birimi: Ring git veya Malaysiya Doları
Resmi Dili: Malayca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 330.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(1.800.000 Ton) ENDONEZYA:
Başkenti: Cakarta
Resmi Adı: Endonezya Cumhuriyeti
Para Birimi: Rupi ah
Resmi Dili: Endonezya Dili
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 1.900.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(41.400.000 Ton)

BRUNE :
Başkenti: Bandar Seri Begavan
Resmi Adı: Brunei
Para Birimi: Brunei Doları
Resmi Dili: Malayca
Dini: İslâmiyet
Yüzölçümü: 5.765 km²
Baslıca Kaynak: Petrol(7.500.000 Ton) FİLİPİNLER:
Başkenti: Manila
Resmi Adı: Filipinler Cumhuriyeti
Para Birimi: Filipinler Pezosu
Resmi Dili: Tagalogca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 300.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(9.000.000 Ton)

Uzakdoğu

ÇİN:
Başkenti: Pekin
Resmi Adı: Çin Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Yuan
Resmi Dili: Çince
Yüzölçümü: 9.600.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(173.300.000 Ton) TAYVAN:
Başkenti: Taype
Resmi Adı: Çin Cumhuriyeti
Para Birimi: Tayvan Doları
Resmi Dili: Çince
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 36.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(1.900.000 Ton)

MOĞOLİSTAN:
Başkenti: Ulan Batur
Resmi Adı: Moğolistan Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Tuğrik
Resmi Dili: Halhaca
Yüzölçümü: 1.565.500 km²
Baslıca Kaynak: Sığır (2.100.000 Bas) JAPONYA:
Başkenti: Tokyo
Resmi Adı: Japonya
Para Birimi: Yen
Resmi Dili: Japonca
Dini: Şinto Dini, Budizm
Yüzölçümü: 373.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(12.500.000 Ton)

KUZEY KORE:
Başkenti: Pyongyang
Resmi Adı: Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti
Para Birimi: Von
Resmi Dili: Korece
Yüzölçümü: 120.500 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(6.300.000 Ton) GÜNEY KORE:
Başkenti: Seul
Resmi Adı: Kore Cumhuriyeti
Para Birimi: Von
Resmi Dili: Korece
Dini: Budizm
Yüzölçümü: 99.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(7.800.000

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:47 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Okyanusya

AVUSTRALYA:
Başkenti: Canberra
Resmi Adı: Avustralya Milletler Topluluğu
Para Birimi: Avustralya Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık(Büyük Bir Katolik Azınlık)
Yüzölçümü: 7.682.300 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (13.800.000 Ton) PAPUA YENİ GİNE:
Başkenti: Port Moresby
Resmi Adı: Papua Yeni Gine
Para Birimi: Kina
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Animist inançlar
Yüzölçümü: 463.000 km²
Baslıca Kaynak: Kopra(145.000 Ton)

YENİ ZELANDA:
Başkenti: Wellington
Resmi Adı: Yeni Zelanda
Para Birimi: Yeni Zelanda Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık(Büyük Bir Katolik Azınlık)
Yüzölçümü: 270.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (235.000 Ton) NAURU:
Başkenti: Yaren
Resmi Adı: Nauru Cumhuriyeti
Para Birimi: Avustralya Doları
Resmi Dili: Nauru'ca
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 21 km²
Baslıca Kaynak: Fosfat(1.600.000 Ton)

SOLOMON ADALARI:
Başkenti: Honiara
Resmi Adı: Solomon Adaları
Para Birimi: Solomon Adaları Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 30.000 km²
Baslıca Kaynak: Kopra(45.000 Ton) KİRİ BATİ :
Başkenti: Bairiki
Resmi Adı: Kiri bati Cumhuriyeti
Para Birimi: Avustralya Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık ve Katoliklik
Yüzölçümü: 900 km²
Baslıca Kaynak: Kopra(12.000 Ton)

TUVALU:
Başkenti: Funafuti
Resmi Adı: Tuvalu
Para Birimi: Tuvalu Doları ve Avustralya Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 24 km²
Baslıca Kaynak: Kopra, Balık VANUATU:
Başkenti: Port-Vila
Resmi Adı: Vanuatu Cumhuriyeti
Para Birimi: Vatu
Resmi Dili: ngilizce, Fransızca ve Bichlamar
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 14.760 km²
Baslıca Kaynak: Kopra(50.000 Ton)

FİJİ :
Başkenti: Suva
Resmi Adı: Fiji
Para Birimi: Fiji Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 18.300 km²
Baslıca Kaynak: Seker(350.000 Ton) TONGA:
Başkenti: Nukualofa
Resmi Adı: Tonga Krallığı
Para Birimi: Paanga
Resmi Dili: ngilizce, Tonganca
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 700 km²
Baslıca Kaynak: Kopra(7.000 Ton)

SAMOA ve BATI SAMOA:
Başkenti: Apia
Resmi Adı: Batı Samoa Bağımsız Devleti
Para Birimi: Tala
Resmi Dili: ngilizce, Samoaca
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 2.842 km²
Baslıca Kaynak: Muz(20.000 Ton)

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:48 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Kuzey Amerika

KANADA:
Başkenti: Ottowa
Resmi Adı: Kanada
Para Birimi: Kanada Doları
Resmi Dili: ngilizce, Fransızca
Dini: Protestanlık, Katoliklik
Yüzölçümü: 9.975.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (15.500.000 Ton) AMERİKA (ABD):
Başkenti: Washington
Resmi Adı: Amerika Birleşik Devletleri
Para Birimi: Dolar
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 9.364.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (49.300.000 Ton)

Orta Amerika

MEKSİKA:
Başkenti: Mexico City
Resmi Adı: Meksika Birleşik Devletleri
Para Birimi: Meksika Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 1.970.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(12.000.000 Ton) BELİZE:
Başkenti: Belmopan
Resmi Adı: Belize
Para Birimi: Belize Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 23.000 km²
Baslıca Kaynak: Seker(11.000 Ton)

GUATEMALA:
Başkenti: Guatemala City
Resmi Adı: Guatemala Cumhuriyeti
Para Birimi: Ketzal
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 109.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(1.280.000 Ton) EL SALVADOR:
Başkenti: San Salvador
Resmi Adı: Salvador Cumhuriyeti
Para Birimi: Kolon
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 21.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(536.000 Ton)

HONDURAS:
Başkenti: Tegucigalpa
Resmi Adı: Honduras Cumhuriyeti
Para Birimi: Lempira
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 112.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(470.000 Ton) NİKARAGUA:
Başkenti: Managua
Resmi Adı: Nikaragua Cumhuriyeti
Para Birimi: Kordoba
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 148.000 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(41.000 Ton)

KOSTA RİKA:
Başkenti: San Jose
Resmi Adı: Kosta Rika Cumhuriyeti
Para Birimi: Kolon
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 51.000 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(150.000 Ton) PANAMA:
Başkenti: Panama
Resmi Adı: Panama Cumhuriyeti
Para Birimi: Balboa
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 77.000 km²
Baslıca Kaynak: Muz(1.100.000 Ton)

Antıller

KÜBA:
Başkenti: Havana
Resmi Adı: Küba Cumhuriyeti
Para Birimi: Küba Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 111.000 km²
Baslıca Kaynak: Turunçgiller(750.000 Ton) HAİTİ :
Başkenti: Port-Au-Prince
Resmi Adı: Haiti Cumhuriyeti
Para Birimi: Gurd
Resmi Dili: Fransızca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 27.750 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(38.000 Ton)

DOMİNİK CUMHURİYETİ :
Başkenti: Santo Domingo
Resmi Adı: Dominik Cumhuriyeti
Para Birimi: Dominik Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 48.400 km²
Baslıca Kaynak: Seker(850.000 Ton) JAMAİKA:
Başkenti: Kingston
Resmi Adı: Jamaika
Para Birimi: Jamaika Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Hıristiyanlık
Yüzölçümü: 11.425 km²
Baslıca Kaynak: Seker(203.000 Ton)

BAHAMA:
Başkenti: Nassau
Resmi Adı: Bahama Milletler Topluluğu
Para Birimi: Bahama Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 13.900 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(Yılda 2.5 Milyon Turist) SAİNT CHRİSTOPHER VE

NEVİS:
Başkenti: Basseterre
Resmi Adı: Saint Christopher ve Nevis
Para Birimi: Doğu Karayibler Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 261 km²
Baslıca Kaynak: Seker(32.000 Ton)

ANTİGUA VE BARBUDA:
Başkenti: Saint John’s
Resmi Adı: Antigua ve Barbuda
Para Birimi: Doğu Karayibler Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 442 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(Yılda 185.000 Turist) DOMİNİKA:
Başkenti: Roseau
Resmi Adı: Dominika Milletler Topluluğu
Para Birimi: Doğu Karayibler Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 751 km²
Baslıca Kaynak: Muz(40.000 Ton)

SAİNT VİNCENT VE GRENADİNLER:
Başkenti: Kingstown
Resmi Adı: Saint Vincent ve Grenadinler
Para Birimi: Doğu Karayibler Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 388 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(Yılda 33.000 Turist) GRENADA:
Başkenti: Saint George’s
Resmi Adı: Greneda
Para Birimi: Doğu Karayibler Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 344 km²
Baslıca Kaynak: Kakao(2.000 Ton)

BARBADOS:
Başkenti: Bridgetown
Resmi Adı: Barbados
Para Birimi: Barbados Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık
Yüzölçümü: 431 km²
Baslıca Kaynak: Turizm(Yılda 2 Milyon Turist) TRİNİDAD VE TOBAGO:
Başkenti: Port of Spain
Resmi Adı: Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti
Para Birimi: Trinidad Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Katoliklik, Protestanlık
Yüzölçümü: 5.128 km²
Baslıca Kaynak: Seker(92.000 Ton)

SAİNT LUCİA:
Başkenti: Castries
Resmi Adı: Saint Lucia
Para Birimi: Doğu Karayibler Doları
Resmi Dili: İngilizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 616 km²
Baslıca Kaynak: Muz(80.000 Ton)

Prof. Dr. Sinsi 08-19-2012 03:48 PM

Turizm İle İlgili Herşey
 
Güney Amerika

KOLOMBİYA:
Başkenti: Bogota
Resmi Adı: Kolombiya Cumhuriyeti
Para Birimi: Kolombiya Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 1.140.000 km²
Baslıca Kaynak: Kahve(708.000 Ton) VENEZUELA:
Başkenti: Caracas
Resmi Adı: Venezuela Cumhuriyeti
Para Birimi: Bolivar
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 912.050 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(1.400.000 Ton)

GUYANA:
Başkenti: Georgetown
Resmi Adı: Guyana Kooperatif Cumhuriyeti
Para Birimi: Guyana Doları
Resmi Dili: ngilizce
Dini: Protestanlık, Hinduculuk
Yüzölçümü: 215.000 km²
Baslıca Kaynak: Boksit(2.508.000 Ton) SURİNAM:
Başkenti: Paramaribo
Resmi Adı: Surinam Cumhuriyeti
Para Birimi: Surinam Ginesi
Resmi Dili: Hollandaca
Dini: Katoliklik, Hinduculuk
Yüzölçümü: 163.265 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(300.000 Ton)

BREZİLYA:
Başkenti: Brasilia
Resmi Adı: Brezilya Federatif Cumhuriyeti
Para Birimi: Kuruzeyro
Resmi Dili: Portekizce
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 8.512.000 km²
Baslıca Kaynak: Mısır(24.600.000 Ton) EKVADOR:
Başkenti: Quito
Resmi Adı: Ekvador Cumhuriyeti
Para Birimi: Sükre
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 270.670 km²
Baslıca Kaynak: Muz(2.101.000 Ton)

PERU:
Başkenti: Lima
Resmi Adı: Peru Cumhuriyeti
Para Birimi: İnti
Resmi Dili: İspanyolca, Keçuaca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 1.285.000 km²
Baslıca Kaynak: Pirinç(1.000.000 Ton) BOLİVYA:
Başkenti: La Paz
Resmi Adı: Bolivya Cumhuriyeti
Para Birimi: Bolivya Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 1.100.000 km²
Baslıca Kaynak: Davar(9.500.000 Bas)

PARAGUAY:
Başkenti: Asuncion
Resmi Adı: Paraguay Cumhuriyeti
Para Birimi: Guarani
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 407.000 km²
Baslıca Kaynak: Soya(1.100.000 Ton) URUGUAY:
Başkenti: Montevideo
Resmi Adı: Uruguay Doğu Cumhuriyeti
Para Birimi: Uruguay Yeni Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 177.500 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (234.000 Ton)

ARJANTİN:
Başkenti: Buenos Aires
Resmi Adı: Arjantin Cumhuriyeti
Para Birimi: Austral
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 2.780.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (9.500.000 Ton) ŞİLİ :
Başkenti: Santiago
Resmi Adı: Sili Cumhuriyeti
Para Birimi: Sili Pezosu
Resmi Dili: İspanyolca
Dini: Katoliklik
Yüzölçümü: 757.000 km²
Baslıca Kaynak: Buğday (1.700.000 Ton)


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.