ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Tarih / Coğrafya (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=656)
-   -   Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=885402)

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:07 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
İstiklâl Savaşı

Anadolu'daki millî uyanış Samsun Sivas Erzurum ve Trabzon bölgeleriyle buralara komşu yerlerde mutlak bir otorite ile teçhiz edildi. Galip devletlerin bu bölgelerdeki şikâyetlerine yol açan asayişsizliklere bir son verilmesi ordu teşkilatının dağıtılması ve silahların toplanması gibi hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevlendirilerek "ordu müfettişliği"ne tayin edilen Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışıyla (19 Mayıs 1919) millî uyanış düzenli bir direnişe dönüşme şansına kavuştu. Mustafa Kemal'in icraatı bir müddet sonra İtilaf devletlerinin tedirginliğine yol açarak kendisinin geri çağırılması için Bâbıâli'yi harekete geçirdi. İstanbul'dan yapılan baskılar neticesinde askerlikten istifa eden Mustafa Kemal Paşa "sîne-i millete" döndüğünü bildirerek Anadolu'daki millî direnişi düzenlemeye devam etti. Erzurum (23 Temmuz 1919) ve Sivas (4 Eylül 1919) kongreleri tertiplendi. Özellikle millî sınırlar içinde vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği yabancı işgal ve tecavüzlere karşı milletin direnme hakkı bulunduğu merkezî hükümetin aczi halinde Anadolu'da geçici bir hükümetin kurulması gibi önemli kararlar alınarak ilan edildi. Millî direniş cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında bir arada toplandı. Mustafa Kemal bu kongre ve cemiyetlerin başkanlığına seçilerek liderlik rolünü kabul ettirdi. Anadolu'da gelişen millî hareket galip devletlerin kontrolündeki İstanbul hükümetinin sevkiyle sahneye çıkartılan Anzavur Paşa kumandasındaki Kuvâ-yi İnzbâtiyye adlı kuvvetlerle ezilmek istendi. Başarısızlık Damad Ferid hükümetinin istifası ile sonuçlandı ve Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu (2 Ekim 1919). Millî direniş hareketiyle irtibat ve görüşmeyi gerekli gören yeni hükümet Amasya'da Mustafa Kemal ile görüşmelere girişir. Bu görüşmede özellikle yeni seçimlerle ilgili bazı kararlar alınır (Amasya Mülâkatı 22 Ekim 1919). Ancak yeni meclisin İstanbul'da toplanmasının güvenlik sebebiyle mahzurlu olduğunun tesbiti ileri görüşlülük arz eden bir önem taşımaktadır. Bu arada Sivas'ta yapılan bir toplantıda millî hareketin sevk ve idaresini yürüten Heyet-i Temsiliyye'nin bundan böyle Ankara'da faaliyet göstermesine karar verildi (29 Kasım 1919). Millî gaye ve hedefleri ve millî sınırları belirleyen bir belge (Mîsak-ı Millî) hazırlanarak ilan edildi. Her şeye rağmen yine İstanbul'da toplanan meclis (12 Ocak 1920) bu millî yemini resmen kabul ve bütün dünyaya ilan ederek tarihî bir görevi yerine getirmiş oldu (17 Şubat 1920). Bunun üzerine Batıda Yunan kuvvetleri taarruza geçerek işgal bölgelerini genişletmeye Doğuda Ermeniler kanlı tecavüzlerini arttırmaya başladılar. İstanbul'daki işgal kuvvetleriyse resmî dairelere zorla girerek şehre bir daha el koydular (16 Mart 1920). Meclis dağıldı kaçan milletvekilleri Ankara'ya gittiler. Damad Ferid'in tekrar sadarete getirilmesiyle bu tecavüzler tekemmül etti (5 Nisan 1920). Yeni hükümet çaresizliğini Mustafa Kemal Paşa'yı askerlikten tard ve idam cezasına mahkûm etmekle gösterdi (11 Mayıs 1920).

Barış antlaşması için yapılan görüşmeler ise Paris'te devam etmekteydi. Müttefiklerin hazırladıkları barış Osmanlı İmparatorluğu'nu tamamen parçalamakta geriye kalan Türklere küçük bir toprak parçasını bile çok görmekteydi. Batı Anadolu'da Yunan işgali Bizans hayallerini gerçekleştirerek boyutlar alarak bir ilhaka dönüşürken bütün Trakya Yunanistan'a bırakılıyordu. Doğuda bir Ermenistan kurulması öngörülüyor güney ve güneybatıda Fransız ve İtalyan nüfuz bölgeleri oluşturuluyordu. Boğazlar bölgesi özel ve müstakil bir idareye bırakılmaktaydı. Doğudaki Kürtlerin antlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra ayrı bir devlet kurmak istemeleri halinde buna İngiliz mandaterliğinde olmak kaydıyla izin verilmesi karar altına alınıyordu. Bu gibi şartlarıyla gerçek bir ölüm fermanı olan bu barış antlaşması 22 Temmuz 1922'de toplanan Saltanat Şûrâsı'nda görüşüldü. Müttefiklerin İstanbul'u Yunan işgaline terk edecekleri tehditleri ve genel ümitsizlik hali içinde barış antlaşmasının Osmanlı delegeleri tarafından imzalanmasına (10 Ağustos 1920 Paris/Sevr Antlaşması) razı olundu. Ancak padişah tarafından tasdik olunmadı. Antlaşmayı sadece Yunanistan parlamentosu tasdik etti. Barış antlaşmasına rağmen Yunanlılar Batı Anadolu'daki ileri harekât ve işgallerine kanlı bir şekilde devam ettiler. 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos'taki tarihî toplantısında Sevr Antlaşmasını kabul eden Saltanat Şûrâsı âzalarını ve antlaşmaya imza koyan delegeleri "vatan haini" olarak ilan etti ve antlaşmayı tanımadığını bütün dünyaya bildirdi. Doğuda Ermenilerin tecavüzleri Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki kuvvetlerle önlenmeye; batıdaki Yunan ilerlemeleri dağınık millî güçlerin birleştirilmesi ve nizamî bir ordu kurulması faaliyetleriyle kuvvet bulacak olan Batı Cephesi Kumandanlığı'nın teşkili ile (Ali Fuad Cebesoy İsmet İnönü) durdurulmaya çalışıldı. Ermenilerle sürdürülen savaş nihayet zaferle sonuçlandırıldı. Yapılan Gümrü Antlaşması'yla (2/3 Aralık 1920) "Doksanüç Harbi" kayıpları geri alınarak Ermeni hayallerine bir son verildi. Sovyetlerle yapılan dostluk antlaşmasıyla (16 Mart 1921) Ankara hükümeti durumunu kuvvetlendirdi. Müttefiklerin barış şartlarını hafifletme teşebbüsleri belirmeye başladı. Bu doğrultuda toplanan Londra Konferansı (Şubat 1921) Anadolu için söz söyleme hakkının Ankara hükümetinde olduğunun kabullenilmesi yolunda önemli bir adım sayılır. O sırada Yunan kuvvetlerine karşı kazanılan II. İnönü zaferi milletin "makûs talihi"nin de değişmekte olduğunun da işareti olarak kabul edilir (31 Mart 1921. Anadolu'nun kurtuluşuna gidecek olan yolun Yunan kuvvetlerinin denize dökülmesiyle açılacağı artık anlaşılmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa idaresindeki Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül 1921) Ankara'ya kadar yaklaşan Yunan kuvvetlerine ağır bir darbe vurdu. Zafer Fransa ile müstakil bir barış yapılmasını sağladı (20 Eylül 1921). Sevr yırtılmaya başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın "başkumandanlık" yetkileriyle donatılmış olarak son hesaplaşmaya hazırladığı millî kuvvetler nihayet "Büyük Taarruz"u başlattılar (27 Ağustos 1922). 30 Ağustos'ta Yunan kuvvetleri ağır bir mağlûbiyete uğratılarak dağıtıldı ve Yunan başkumandanı esir alındı. Türk kuvvetleri büyük bir zafer kazanarak Batı Anadolu'yu Yunan işgal kuvvetlerinden temizleyip İzmir'e girdiler (9 Eylül 1922). Büyük zafer İstanbul'da helecanla takip edildi ve pek çokları için beklenmedik bir gelişme olarak şaşkınlıkla karşılandı. Yunan kuvvetlerinin imhası Yunanistan'ın arkasındaki esas güç olan İngiltere'yi harekete geçirmiş ve ateşkes için başvurular artmaya başlamıştı. Mudanya Mütarekesi fazla bir zorlukla karşılaşılmadan Anadolu ve Trakya'nın boşaltılması neticesini temin etti (11 Ekim 1922). Düşman askerleri geldikleri gibi çekilip gitmeye başladılar.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:07 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Son Osmanlı sadrazamı Tevfik Paşa'nın Ankara hükümetiyle barışma teşebbüsleri kabul görmedi. Müttefiklerin Lozan'da yapılacak barış görüşmelerine İstanbul hükümetini de davet etmiş olmaları ve bunu kabul eden Tevfik Paşa'nın bu istikametteki faaliyetleri Ankara'da infialle karşılandı ve bazı acil ve tarihî kararların alınmasını kaçınılmaz kıldı. Bu konudaki tartışmalar saltanat müessesesinin varlığı üzerinde yoğunluk kazanarak nihayet 1 Kasım 1922'de saltanat ilga edildi. Tevfik Paşa istifa etti (4 Kasım 1922). Sultan Vahideddin yeni bir sadrazam tayin etmemekle Ankara hükümetinin kararına boyun eğmiş oldu ve İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldı. Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini derhal hal ve ıskat edip Abdülmecid Efendi'yi halife seçti (16 Kasım 1922). Lozan Barış Antlaşması (25 Temmuz 1923) ile İstiklâl Savaşı başarı ve zaferle sona erdirilmiştir. Cumhuriyet'in ilanı (29 Ekim 1923) ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın reisicumhur seçilmesiyle yeni devlet merkezi Ankara olan (13 Kasım 1923) bir Cumhuriyet haline geldiği gibi girişilecek köklü reformlar cümlesinden olarak hilâfet müessesesinin ilgası lüzumlu görüldüğünden bu tarihî müesseseye son verilerek (3 Mayıs 1924) son halife Abdülmecid Efendi ve bütün Osmanlı hânedanı mensupları da yurdu terke mecbur edildiler.

Kaynak: Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi Cilt 1 s. 124-135
Ekmeleddin İhsanoğlu (Ed.) IRCICA İstanbul 1994

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:07 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Talas Savaşı (Zaferi)

İlk müttefik Türk ve İslam orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşı. İslamiyet'i henüz kabul etmeyen Türklerin Orta Asya’da İslâm dînini tanıtıp yayan Araplarla birlikte Çinlilere karşı Talas’ta yaptıkları bu savaş sebep ve sonuçları bakımından çok önemlidir.

Göktürk İmparatorluğu'nu yıkmış olan Çin’in başındaki Tang Sülâlesi (618-906) devrinde İmparator Hivang-Çang (713-755) Türk Hanoğulları’nın hâkimiyetindeki Şaş/Taşkent şehrini ele geçirmek istedi. Bu gayeyle Taşkent Seferine çıkan Kuça Valisi Kao Sien-tche çok geçmeden Taşkent hükümdarı Bagatur-tudun’u esir alarak Çin İmparatoruna gönderdi.

Bagatur-tudun’un öldürülmesi üzerine oğlu Tüen-en başta Karluklar olmak üzere bölgedeki Türk boylarını Çin’e karşı birlikte harekete çağırdı. Ancak Göktürklerin yıkılmasından sonra henüz birliğini kuramamış olan Türkler Çin kuvvetleriyle tek başlarına mücadele edemeyeceklerini bildikleri için Abbasîlerden yardım istediler. Ziyad bin Sâlih kumandasında gelen İslam ordusu yardımcı Türk kuvvetleriyle birleşti. Bunu haber alan Çin komutanı Kao Sien-tche de 100 000 kişilik orduyla Talas şehrine geldi ve burada müttefik kuvvetlerle karşılaştı. 751 yılı Temmuzunda başlayan savaş pek şiddetli bir şekilde beş gün devam etti. Savaşın son gününde Çin kuvvetlerinin arkasına sarkan Karluklar düşmana ağır bir darbe indirdiler. Kao Sien-tche az bir kuvvetle canını zor kurtarabildi. Savaşta Çinliler elli bin ölü ve yirmi bin esir verdiler.

Talas Meydan Muharebesinin zaferle neticelenmesi; Türk Çin İslam ve dünya tarihiyle medeniyetinde çok önemli tesirler bıraktı. Çinliler Talas yenilgisinden sonra 20. yüzyıla kadar Tanrı Dağları (Tiyenşan) batısına geçemediler. Batı Türkistan Çin tehlikesinden kurtuldu.

Karluklar Talas Zaferinden on beş yıl sonra 766 tarihinde Tanrı Dağları batısında ve Çu Irmağı boylarında müstakil Türk devleti kurdular. Türkistan’daki Kamlık (Şamanlık) Buda ve Mani dinlerindeki yerli ve göçebe Türklerle Müslümanlar arasında serbest ticaret dostluk ve iyi münasebetler başladı. Türkler Müslümanlarla tanışıp İslam dînini yakından tanıma imkânına kavuştular. İslam dîninin üstün esasları mütekâmil hâli buralardaki Türklerin İslamiyet'i benimsemelerine sebep oldu. İslam medeniyet dairesine Orta Asya’da binlerce Türk girdi.

Türkler kâğıt yapmasını Araplara öğretti. Semerkand’daki imalathânelerde yapılan ipekten kâğıtlar Orta Doğu ve Akdeniz’e yayıldı. Müslüman Araplar hakimiyetlerindeki bölgelerden öğrendikleri kâğıdı imal ederek medeniyetin bütün dünyada hızla yayılmasına hizmet ettiler.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:07 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Buçaş Antlaşması

Hotin antlaşmasından sonra Lehistan ve Osmanlı Devleti arasında elli yıl süren bir barış süreci yaşanmıştı. Osmanlı himayesindeki Ukrayna Kazaklarına saldıran Lehliler barışı bozdular. Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Ukrayna kazaklarının yardım istemesi üzerine Lehistan seferine çıktılar. Osmanlı ordusunun ard arda kazandığı başarılardan sonra Lehistan barış istedi.

İmzalanan Bucaş antlaşmasıyla (18 Ekim 1672) Podolya Osmanlılara geçti. Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam edecekti. Ayrıca Lehistan her yıl Osmanlı Devleti'ne 22.000 altın ödemeyi kabul ediyordu.Lehistan meclisinin bu antlaşmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine 4 yıl süren İkinci Lehistan seferine çıkıldı.

Bazı kalelerin fethedilmesi üzerine Lehistan elçisi Podolya ve Ukrayna'nın iadesi şartıyla antlaşma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın hastalanması üzerine 1675 yılında Lehistan serdarlığına İbrahim Paşa tayin edildi.

Sultan Dördüncü Mehmed Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Edirne'ye döndü.İbrahim Paşa kısa sürede 48 kale ve palangayı fethedince Lehistan tekrar antlaşma istedi. 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlaşma ile 22.000 altından vazgeçilmek şartıyla daha önce Köprülü Fazıl Ahmed Paşa tarafından imzalan Bucaş antlaşmasının maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa antlaşmanın imzalandığı haberini aldıktan bir süre sonra 3 Kasım 1676 tarihinde vefat etti.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:08 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Sykes-Picot Antlaşması

9 Mayıs 1916 tarihinde (I. Dünya Savaşı sırasında) İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır.

Mavi kesim Fransız kolonisi; gri kesim Fransız Mandası.1915'te Arabistan Yarımadası'nı ele geçiren İngiltere Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Mekke Şerifi Hüseyin ile Mısır'daki İngiliz Yüksek Komutanı McMahon arasında böyle bir antlaşma gizli olarak imzalanmıştır. Fransa böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere'ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya'nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;

*Rusya'ya Trabzon Erzurum Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı
*Fransa'ya Doğu Akdeniz bölgesi Adana Antep Urfa Diyarbakır Musul ile Suriye kıyıları
*İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları Bağdat ile Güney Mezopotamya verilecektir.
*Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak
*İskenderun serbest liman olacak
*Filistin'de kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.
1917 devriminden sonra Rusya antlaşmadan vazgeçmiş Lenin gizli olan bu anlaşmayı dünya kamuoyuna açıklamıştır.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:08 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Londra Antlaşması

İtilâf devletleri İtalya’yı müttefik olarak yanlarında savaşa sokmak amacıyla 26 Nisan 1915’de Londra’da yapılan antlaşmalarla Osmanlı Devleti topraklarından pay verdiler. Buna göre; İtalya’ya Antalya havalisi verildi ve İtalya 20 Mayıs 1915’te Avusturya’ya savaş ilân etti. Çanakkale savaşlarının yoğunlaştığı günlerde ise yani Ağustos 1915’te Almanya ve Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Bu antlaşma ile müttefikleri İtalya’nın Trablusgarp’i ve 12 Ada’yı ilhak etmesini de kabul ettiklerini açıklamışlardı.

Saint Jean de Maurienne Antlaşması

Sykes-Picot Antlaşması’nın İtalya tarafından öğrenilmesinden sonra; İtalya İtilâf devletlerinin kendi aralarında imzaladıkları gizli antlaşmaların kendisine açıklanmasını istedi. 1915’te Londra’da imzalanan antlaşmaya açıklık getirmek ve İtalya’nın kendi yanlarında savaşa devam etmesini teşvik etmek amacıyla İtilâf devletleri bir toplantı yapmaya karar verdiler.

İngiltere Fransa Rusya ve İtalya Başbakanları 19 Nisan 1917’de Saint Jean de Maurienne kasabasında İtalya’nın Doğu Akdeniz’deki menfaatlerini görüşmeye başladılar. Görüşmeler safhasında temsilci göndermiş olan Rusya ihtilâl çıkması sebebiyle Başbakanlar düzeyinde yapılan bu toplantıya katılamamıştır. Yapılan görüşmelerden sonra daha önceki İtalyan taleplerinin yanında İzmir ve civarının da İtalyanlara bırakılmasını İngiltere ve Fransa kabul etmişti. Ancak antlaşmanın Ruslar tarafından da imzalanması kaydını getirmişlerdi. Fakat ‚arlık Rusya’sı ihtilâl sonucu yıkılınca Saint Jean de Mauirienne antlaşması taraflardan birinin imza koymaması yüzünden hükümsüz olarak kabul edilecektir.

Nitekim İngilizler bundan istifade ederek savaş sonrası Paris’te toplanan barış konferansında İzmir ve civarının Yunanlılarca işgalini kararlaştıracaklardı.

Gizli Antlaşmalarda Yunanistan’ın Durumu

İtilâf Devletleri’nin Çanakkale Savaşlarını başlattığı günlerde Yunan Başvekili Venizelos İngilizlere müracaat ederek “İzmir’in kendilerine verilmesi halinde” devam etmekte olan Çanakkale Muharebeleri’ne Yunanistan’ın İtilâf Devletleri yanında katılacağını belirtti. İngiliz devlet adamları değil İzmir’i kendi ellerinde bulunan Kıbrıs’ı bile vererek Yunanlıları kendi yanlarına çekmek istiyorlardı. Bu nedenle Venizelos’un teklifini kabul ettiler. Ancak Rusya olayı öğrendiğinde buna karşı çıktı. Kendisine verilecek olan İstanbul ve boğazların hemen yakınında bu topraklar üzerinde tarihi emelleri olan Yunanistan’ın bulunmasını istemedi. Sonra İzmir’e yerleşen Yunanistan Çanakkale Boğazı’nı karadan ve denizden kontrol altında tutabilirdi. Bu da Rus çıkarlarına uygun düşmezdi. Bu nedenle; Rusya’nın karşı çıkması ve Yunanistan’da Venizelos’un iktidardan düşmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı.

Savaş sonrasında İngiltere İzmir ve havalisinin Yunanistan’a verilmesi konusunda Paris Barış Konferansı’nda yoğun bir çaba sarfetmiş ve müttefiki Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri idarecilerini ikna etmiş ve konferanstan İzmir ve civarının Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle ilgili bir karar çıkarmıştır.

I. Dünya Savaşı İçinde ve Sonrasında İngiltere’nin Gizli Paylaşım Projeleri Üzerinde Yaptığı Değişiklikler

Birinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere savaş sonrası için Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu topraklarında bir Büyük Ermenistan devleti kurdurmak niyetindeydi. Ancak Sykes-Picot görüşmeleri esnasında Rusya İngilizlere başvurarak “Doğu Anadolu’da Trabzon Erzurum ve Van ile civarını Ermenilere veremeyeceğini buraları kendisinin almak istediğini” söyledi. Bu nedenle İngiltere Ermenistan devleti kurma konusunu bir süre ağzına almadı ve Ermenileri oyaladı.

Diğer taraftan; Sykes-Picot antlaşmasıyla Irak’ı alacak olan İngiltere Rusya ile sınır komşusu olacaktı. Halbuki Rusya ile sınır komşusu olmak İngiliz siyasetine aykırı idi. Bu nedenle İngiltere kendisi ile Rusya arasında bir küçük Ermenistan devleti veya bir küçük Kürdistan devleti kurulması konusunu düşünmeye başladı. Bunun için de tıpkı Ermenileri yaptığı gibi Kürtleri de tahrike başladı.

İngiltere’nin bu bölgede sık sık siyaset değiştirmesi üzerine; bu kez de Fransa devreye girerek madem ki İngilizler Rusya ile sınır komşusu olmak istemiyor o halde Ermenistan ve Kürdistan devletlerini kurma düşüncesinden vazgeçilmesi şartıyla Fransa’nın bu bölgeleri alabileceğini belirtmişti. Bunun üzerine İngiltere bir kez daha Kürdistan ve Ermenistan kurulması fikrinden vazgeçti.

1917’de Rusya’daki ihtilâl ile ‚arlık Rusya yıkılınca bu kez İngiltere Doğu Anadolu’da bir Büyük Ermenistan ve Güneydoğu Anadolu’da bir Kürdistan devletinin kurulması projesini yeniden masa üzerine çıkarmıştı.

İngiltere’nin Sykes-Picot Antlaşması’nda belirttiği “Osmanlı Devleti’nden ayrılacak Arap toprakları üzerinde bir Arabistan Devleti kurmak düşüncesini terk ettiği bunun yerine böl parçala yönet veya yok et” politikasıyla çok sayıda devlet kurdurmak ve bunları “mandater devlet” olarak yönetmeyi düşündüğünü görüyoruz.

İngiltere’nin en son Osmanlı Devleti’ni parçalama projesi şöyleydi :

Anadolu üzerinde; Türkiye Ermenistan Kürdistan Pontus Rum ve Boğazlar devletleri adlarıyla beş devlet kurulacaktı . Ayrıca Fransa’ya İtalya’ya ve Yunanistan’a nüfuz bölgeleri verilmekteydi.

Orta Doğu ve Arabistan topraklarında ise; Irak Suriye Lübnan Filistin Ürdün Suud Hicaz Yemen Kuveyt Hadramut ve Umman olmak üzere on devlet kuruluyordu.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:08 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Savaşı Sona Erdiren Antlaşmalar

Çarlık Rusya savaşın olanca hızıyla devam ettiği Mart 1917’de başlayan bir İhtilâle sahne olmuş ve sonucunda çarlık rejimi yıkılmış önce Menşevikler Ekim İhtilâli ile de Bolşevikler iktidara gelmişlerdi. Bolşevik hükümet devam etmekte olan savaştan çekilmiş ve İttifak Devletleriyle bir barış antlaşması yapmıştı.

3 Mart 1918 ‘de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Rusya savaştan çekilmişti. Osmanlı Devleti adına bu antlaşmayı imzalamaya Sadrazam Talat Paşa katılmıştı. Antlaşmanın Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren hükümleri şöyledir:

1. Ruslar 1914’den beri Doğu Anadolu’da işgal ettikleri bütün Türk topraklarından çekilecek.

2. 1877-1878 Türk-Rus Savaşı sonrası elimizden çıkmış olan “Elviye-i Selase”yi yani Kars Ardahan ve Batum vilayetlerimizi bize iade edeceklerdi.

3. Türk-Rus sınırının tespiti ve halli plebisite (Bölge halkının rey’i veya kararı) bırakılmıştı.

Ayrıca Ruslar yayınladıkları bir bildiriyle ‚arlık Rusya döneminde imzalanmış ve kabul edilmiş olan bütün gizli ve açık paylaşım projeleri ve antlaşmalarını tek taraflı olarak geçersiz kabul etmişler; bu proje ve antlaşmaları yayınlamışlardı. Böylece Osmanlı Hükümeti de devletleri aleyhindeki paylaşım projelerinden haberdar olmuştu.

Romanya’nın Savaştan Çekilmesi ve Bükreş Antlaşması

1915’ten itibaren Rus baskısı altında olan Romanya kendisine verilecek taviz ve sağlanacak imkanlara göre İttifak veya İtilâf Devletleri nezdinde yer almak ve savaşa girmek kararındaydı. Ancak Sırbistan’ı yenen Avusturya Romanya’yı tehdit edince 17 Ağustos 1916’da İtilâf Devletleri ile anlaşan Romanya savaşa girdi.

Rusya’nın savaş dışı kalmasıyla İttifak ordularının baskısını üzerinde hisseden Romanya cephelerde de yenilince mütareke imzalamak durumunda kaldı. 7 Mayıs 1918’de Bükreş antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla Romanya Almanya ve Avusturya’nın ekonomik nüfuzu altına giriyor ve topraklarının bir kısmını kaybediyordu.

Almanya’nın Savaştan Çekilmesi ve Versay Antlaşması

Ağustos 1918 başlarından itibaren savaşı kaybettiklerini anlayan Alman askerî ve sivil yetkilikleri en kısa zamanda bir barış antlaşmasının yapılması için uygun bir zamanı beklemeye karar verdiler. Almanya Osmanlı Devleti’nden de önce barış girişimlerini başlatmış ve Müttefiklerle yapacağı barış antlaşması konusunda İsviçre aracılığıyla mütareke talebinde bulunmuştu. Fakat bu teşebbüslerden bir sonuç çıkmamıştı. Kasım 1918’de mütarekeyi imzalayan Almanya 28 Haziran l919’da da Versay (Versailles) antlaşmasını imzaladı.

Bu antlaşmayla Alman İmparatorluğu parçalanıyordu. Almanya toprakları üzerinde Litvanya Polonya isimleriyle yeni devletler kuruluyordu. Denizaşırı ülkelerdeki sömürgelerini de kaybeden Almanya’da askerlik mecburi olmaktan çıkartılıyordu. Almanya ayrıca çok ağır bir savaş tazminatı ödemek zorunda bırakılıyordu.

Avusturya’nın Savaştan Çekilmesi ve Sen Jermen Antlaşması

Savaş içinde ilk yorgunluk işaretini veren Avusturya savaşın başından beri Rusya’nın tüm ağırlığını üzerinde hissetmiş ve bu nedenle Almanya ve Osmanlı Devleti’nden askerî yardım almıştı.

Avusturya 1917 ortalarından itibaren çeşitli kanallardan barış ortamı yaratmaya çalışmış ve teşebbüslerde bulunmuştu. Nihayet 3 Kasım 1918’de mütareke imzalayan Avusturya 10 Eylül 1919’da Sen Jermen (Saint Germain) antlaşmasını imzaladı. Bu arada Macarlar Avusturya bünyesinden ayrılarak Macaristan adıyla kendi devletlerini kurmuşlardı.

Antlaşmaya göre Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parça-landı. Toprakları üzerinde Çekoslavakya Yugoslavya ve Macaristan isimleriyle yeni devletler kuruldu. Avusturya’da da askerlik mecburî olmaktan çıkartıldı. Ayrıca tıpkı Almanya gibi Avusturya da ağır bir savaş tazminatı ödemek zorunda bırakıldı.

Macaristan’ın Savaştan ‚ Çekilmesi ve Trianon Antlaşması

Savaşın sonunda Avusturya bünyesinden ayrılan Macaristan’da ihtilâl çıkmış ve Sovyet modeli bir idare kurulmuştu. Bu nedenle barış antlaşmasının imzalanması hemen mümkün olmadı. Bilahare Macaristan Hükümeti de Triyanon (Trianon) Antlaşmasını imzaladı. Macaristan da I. Dünya Savaşı sorumlusu olarak kabul edildi. Bu nedenle Macaristan da parçalandı ve toprak kaybetti.

Macaristan; Çekoslavakya Romanya Yugoslavya ve Avusturya’ya toprak bırakıyordu. Macaristan’da da askerlik mecburiyeti kaldırılıyor ve ağır bir savaş tazminatı ve malî yükümlülük altına konuluyordu.

Bulgaristan’ın Savaştan Çekilmesi ve Nöyyi Antlaşması

Savaşın son yılına gelindiğinde İtilaf Devletleri ordularına yenilen Bulgaristan ordusu dağıldı. Bunun üzerine Bulgar Hükümeti barış istemek zorunda kaldı. 29 Eylül 1918’de önce mütareke imzalayan Bulgaristan 27 Kasım 1919’da Nöyyi antlaşmasını imzaladı.

Bulgaristan bu antlaşmayla Romanya’ya Yugoslavya’ya ve Yunanistan’a toprak bırakıyordu. Askerlik mecburi bir hizmet olmaktan çıkartıldı ve ağır bir savaş tazminatı ödemek mecburiyetinde bırakıldı.

Savaşın sonucunda:

1- Avrupa’nın haritası yeniden çizildi

2- Devletlerin yönetim şekillerinde köklü değişiklikler yapıldı

3- Savaş sonrasında yenen devletler yenilen devletlerle tek tek antlaşmalar imzaladılar.

4- Yeni devletler kuruldu. Ukrayna Letonya Estonya vs. gibi.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:08 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Prut Savaşı (Prut Seferi)

12-21 Temmuz 1711 Osmanlı-Rus Harbi. Rus çarlarından Birinci (Deli) Petro (1682-1725) İsveç kralının Lehistan’da harp etmesinden faydalanarak 1702 yılında ilk defa Fin Körfezine çıkarak bugün Petersburg (Leningrad) şehrinin bulunduğu kıyıyı zaptetti. 1703’te bu kıyıda Deli Petro’nun adı ile Petersburg diye anılan şehir kurulmaya başlandı. Lehistan Seferini bitirdikten sonra Rusya’ya harp ilan eden İsveç Kralı Demirbaş lakaplı XII. Şarl (1697-1718) 1709’da Poltava Muharebesinde yenilince ricat (geri dönüş geri çekilme) yolu kesilmiş olduğundan maiyetiyle beraber Osmanlı topraklarına en yakın olan Bender Kalesine sığındı. XII. Şarl’ı takip eden Çar Petro’nun ordusu da Osmanlı sınırını geçerek tahribatta bulundu.

Gerek bu tecavüze karşılık vermek gerekse İsveç Kralının Bender Kalesinden İstanbul’a gönderdiği yardım dileyen mektupları ve Rusya’nın emellerine set çekmek için Sultan Ahmed Han Rusya’ya sefer açtırdı. Vezîriâzam Baltacı Mehmed Paşa sefere Serdâr-ı ekrem (Başkumandan) tayin edildi. Yüz bin kişilik Osmanlı ordusu 9 Nisan 1711’de sefere çıktı. Osmanlı donanması da üç yüz altmış gemiyle Karadeniz’e açılarak Azak Denizindeki Rus donanmasını imha ve Azak Kalesini zaptetmek vazifesiyle denizden sefere katıldı. Osmanlı ordusu Prut adındaki Kıpçak boyunun adını taşıyan Prut Nehri kıyısında Rus ordusuyla karşılaştı. Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusunun mevcudu altmış bin kadardı.

Osmanlı ordusunun öncüleriyle Rus öncü kuvvetleri Prut Nehri karşı kıyısında nehir geçiş hazırlıkları içinde karşılaştılar. Osmanlı öncü kuvvetleri karşı kıyıda bir köprü başı ele geçirdi. Emniyetle nehrin karşı tarafına geçti. Bu sırada düşman öncülerinin geri çekilme hareketini sezen Baltacı Mehmed Paşa kuvvetli bir süvari kolunu ileri göndererek Ruslara ağır kayıplar verdirdi. Diğer taraftan Kırım Hanı Devlet Giray da 20 Temmuz günü Rus nakliye kollarını basarak epeyce kayıp verdirdi. Ayrıca çeşitli eşyâ ile dolu 600 arabayı da ele geçirdi. Bu suretle Rus ordusu ağırlıklarını tamamen kaybetti. Öğleden sonra Rus askerine verilen istirahatten faydalanan Devlet Giray Tatar birlikleriyle Yaş yolunu kesince Rus ordusu çok kötü duruma düşürüldü. Kuzey yani ricat hattı Kırım atlıları; sağ kanat da Çerkez Mehmed ve Salih paşaların emrindeki sipahiler tarafından tutulunca Rus ordusu artık tamamen sıkıştırılmış bulunuyordu. Ruslar ilk gün topçu desteği olmadan açıktan yapılan yürüyüşü yeniçerilerin gayretsizliği sebebiyle durdurmaya muvaffak oldular. Fakat bu çarpışmalar sonunda çarın hareket imkânları da tamamen önlendi. Prut Irmağının karşı kıyısına da Cin Ali Paşa komutasındaki Bender askerleri yerleştirilince çevirme işi tamamlanmış ve Osmanlı topçusunun mevzîlere girmesiyle de Ruslar büyük zayiat vermeye başlamıştı.

Ordusunun gıdasızlık yüzünden fena bir durumda olduğunu çemberden kurtulmanın imkânsızlığını ve zayiatının da git gide artmakta olduğunu gören Petro bir meclis topladı ve bu mecliste Türklere sulh teklifinde bulunmayı kararlaştırdı. Çarın müsaadesiyle Mareşal Şeremitiyev bir mektup yazarak resmen sulh teklif etti. Baltacı Mehmed Paşa mektubu getiren Rus subaylarının karnını doyurup tevkif ettirdi ve Rus ordusunun bombardıman edilmesini top ateşine ara verilmemesini emretti.

Bunun üzerine Şeremitiyev ikinci bir mektup yazarak daha fazla kan dökülmeksizin sulh için bir karar vermesini Baltacı Mehmed Paşaya tekrar rica edip aksi takdirde canla başla tekrar harp edeceklerini bildirdi. Serdâr-ı ekrem 21 Temmuz’da Şeremitiyev’den ikinci mektubu aldıktan sonra bu hususu görüşmek için Kırım Hanı ve ordu erkânını toplayıp sulh yapılıp yapılmaması hakkında görüştü. Topladığı heyete; “Rus çarı sulh istiyor ve her ne talep edilirse vermeyi kabul ediyor ne dersiniz? Arzumuz gibi hareket ederse sulha mı müsaade edelim yoksa emanına bakmayıp harbe mi devam edelim?” diye sordu. Kırım Hanı sulha muhalif olmasına rağmen ordu erkânının ekserisinin; “Eğer istediğimiz kaleleri bize teslim eder ve tekliflerimize razı olursa sulh yapmak kazançtır. Ayrıca yeniçeriler arasında savaşa karşı bir isteksizlik sezilmesi ve maazallah fena bir durumda savaşın bozgunla neticelenme ihtimali vardır” diye mukabele ettiğinden sulha karar verildi. Ertesi gün ordugâha davet edilen Rus murahhası Pyotr Şafirov ile görüşmelere başlandı ve 22 Temmuz 1711’de antlaşma imzalandı. (Bkz. Prut Antlaşması)

Bu antlaşma sırasında Rus Çariçesi Katherina ile Baltacı Mehmed Paşanın buluşmaları tamamen hayal mahsulüdür. Devrin hiçbir Türk ve Avrupa kaynağında böyle bir iddia yoktur. Prut Seferinden hemen sonra Baltacı’yı sadaretten (sadrazamlıktan) düşürmek için çalışan devlet adamları dahi böyle bir iddiada bulunmamışlardır. Bu tür iftiralar edep ahlâk ve vatanperverliğin numunesi olan bazı Osmanlı paşalarını gözden düşürmek isteyen veya onları da kendileri gibi zanneden romancıların kaleminden çıkmış uydurma hikâyelerden öteye gidemez.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:08 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Çehrin Seferi

Kara Mustafa Paşa‘nın 1678′de yaptığı ve Çehrin kalesinin alınmasıyla sonuçlanan sefer.Çehrin şehri (bugün Çigir) 17. asırda gerek Kazaklar arasındaki mücadeleler gerek Ruslar ile Lehliler (Polonyalılar) ve Osmanlılar arasında meydana gelen savaşlar sırasında hendek ve surlarla tahkim edilmiş ve kale hâline getirilmişti. Aynı asrın ikinci yarısı başlarında Zaporog Kazakları hetmanı Brohovecki ile Sarıkamış Kazaklarının hetmanı Doroşenko arasında el değiştirdi. 1668′de bütün Kazaklara hetman olan Doroşenko’nun Osmanlı himayesini kabul etmesiyle Çehrin kalesi Türk hakimiyetine girdi ve buranın korunması Kırım Hanlığı‘na bırakıldı. Çehrin kalesi 1674′te Lehliler ve 1675′te Ruslar tarafından kuşatılmasına rağmen önce Kırım Hanı Âdil Giray’ın daha sonra da Selim Giray’ın yardıma gelmesi sonucunda bu kuşatmalardan kurtuldu. Ancak 1677′de Kazak hetmanı Doroşenko’nun Rus himayesini kabul ve Çehrin kalesini Ruslara teslim etmesi üzerine Kırım’ın kuzeyinde Osmanlı hudutları tehlikeye düştü.

1677′de dört bin kadar Rus Kazak ve Alman askeri tarafından savunulan Çehrin önünde İbrahim Paşa başarı kazanamadığı için 1678′de sadrazam Kara Mustafa Paşa kalenin fethine memur edildi. Osmanlı ordusu 30 Nisan’da İstanbul Davutpaşa sahrasından hareket ederek Silistre’ye kadar Sultan IV. Mehmed Han ile beraber geldi. Ordu daha sonra Mustafa Paşa’nın kumandasında Çehrin kalesi önüne vardı. Kırım hanı Murad Giray Han da Osmanlı kuvvetleri ile beraber bulunuyordu. Kara Mustafa Paşa bir taraftan Çehrin kalesini kuşatırken diğer taraftan da General G. Romodanovski idaresinde bu kaleye yardıma gelen Rus kuvvetleri ve Barabaş Kazaklarına karşı savaştı. Otuz üç günlük bir kuşatma sonunda 12 Ağustos 1678′de Çehrin kalesini aldı. Ruslar geri çekilmek zorunda kaldı.

Bu savaş Osmanlılar ile Ruslar arasındaki ilk önemli çatışmalardan biridir. Çehrin kalesi sekiz yıl kadar Osmanlıların elinde kaldı; daha sonra Birinci Petro’nun Kırım’a saldırdığı ve Doğan Kirman ve Azak kalelerini ele geçirdiği sırada Rus hakimiyetine geçti.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:08 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Kanije Zaferi (Kanije Savunması Kanije Müdafaası)

Türklerin Avusturyalılara karşı Kanije’de yaptığı savunma (1601).1600 yılında Kanije Kalesi fethedilerek beylerbeylik hâline getirildi ve idâresi Tiryaki Hasan Paşa‘ya verildi. Ertesi sene Avusturya Arşidükü Ferdinand 50.000 kişilik kuvvet 42 büyük topla Kanije önüne gelerek kaleyi kuşattı. Orduda başta Avusturya ve Almanlar olmak üzere İtalya İspanya Papalık ile gönüllü Fransız ve Macar birlikleri bulunmaktaydı. Kaledeyse sadece 5000 civarında mücahid vardı.

9 Eylül günü kaleyi bombalamaya başlayan müttefikler günde ortalama 1500 gülle atıyorlardı. Açılan gedikler geceleri binbir müşkülatla mümkün mertebe kapatılıyordu. Hasan Paşa Vezir-i âzama haber göndererek yardım talep ettiyse de bir netice elde edemedi. Ancak Paşa bu durumu askere sezdirmedi. Düşman kaleye girebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Nehir üzerine köprü kurdularsa da Hasan Paşa geceleyin bu köprüyü yaktırdı. İkinci köprülerini de çengellerle içeri çektirdiğinden üzerindekiler nehre atlayıp boğuldular. Hasan Paşa kale sınırlarına yaklaşan düşmana yalnız tüfek atışı yaptırıyordu.

Müttefik kuvvetler Türklerde top veya cephane olmadığı hissine kapılmıştı. Bu sebeple kaleye toplu bir hücuma kalktıkları anda yüz topa birden ateş emrini veren Hasan Paşa düşmana büyük zayiat verdirdi. Aldığı esirlereyse içi kum dolu fakat üstü un ve barutla örtülü çuvalları göstererek düşmanın iaşe ve cephaneyi bitirmek ümidini kırmıştı. Ancak Belgrad’ın düşman eline geçmesinden sonra Arşidük Matyas da kuvvetleriyle gelip Kanije’yi muhasara edenlere katıldı. Ertesi gün ise taze kuvvetlerle yeniden hücuma geçildi. Hasan Paşanın başını getirene kırk köy vaad ediliyordu. Şiddetli ve korkunç hücumlar Hasan Paşanın tedbir ve direktifleri sayesinde bertaraf ediliyordu.

Müttefik kuvvetler nihayet 18 000 ölü vererek hücumdan vazgeçti. Papanın kardeşi yaralanıp kahrından öldü. Bu kadar kuvvetli düşmanın bir avuç mücahide bir şey yapamaması askerin maneviyatını artırdı. Arşidük ne pahasına olursa olsun kaleyi almak niyetindeydi. Bu sebeple kış bastırdığı halde askeri barındıracak siperler ve yeraltı mevzileri yaptı. Muhtelif hücumlarla kaleyi delik deşik etmesine rağmen burayı alamıyordu. Kalede 4000 kişi kalmıştı. Açıkta ve çadırda kalan düşman askerlerinin morallerinin bozulduğu bir sırada Hasan Paşa 3000 kişilik kuvvetle kaleden dışarı çıkıp düşmana hücum etti. Aynı zamanda kaledeki toplara da hep birden ateş ettirerek düşman ordugâhını alt-üst etti. Birbirine giren düşman kuvvetleri her şeyi bırakıp kaçmaya başladılar. Düşmandan 45 top 14 000 tüfek 50 otağ ve 10 000 çadırın yanında Ferdinand’ın otağı tahtı altın ve gümüş eşyaları arabaları Hasan Paşanın eline geçti. Bozgundan kaçanlar Arşidük’ün etrafında yeniden toplandılarsa da Hasan Paşa düşmandan ele geçirdiği topları bunların üzerine çevirerek perişan etti.

Tiryaki Hasan Paşa düşman karargâhının tamamının temizlendiğini haber alınca Arşidük’ün otağına doğru gitti. Otağın içersinde etrafı altın ve gümüş parmaklıklı başları mücevherli ve direklerinin başı elmaslı bir taht vardı.

Tahtın iki yanında sırma saçaklı on iki koltuk bulunuyordu. Tahtın önünde dört metre uzunluğunda süslü yemek masası duruyordu. Bunları gören Hasan Paşa “Cenâb-ı Hakk’a şükrâne olarak iki rekat namaz kıldı ve duâ edip ağladı. Bu zaferin Allahü teâlânın inâyeti ve Peygamber efendimizin mûcizâtı eseri” olduğunu söyleyerek tahta oturdu. Diğer beyler de koltuklara oturdular. Hasan Paşa bu büyük muzafferiyeti dört temel esasla kazandıklarını söyledi. Bu esaslar sabır sebat birlikte hareket ve kumandana itaatti. Bu şekilde harekete devam ederlerse Allahü teâlânın kendilerine daha nice zaferler vereceğini söyleyerek emrindekilere nasihat etti.

Üç ay sürmüş olan Kanije Muhasarasından sonra Hasan Paşa elde ettiği ganimeti ancak iki ayda kaleye nakledebildi. Muhasara esnasında hizmeti görülen beylere ve kumandanlara hediyeler dağıtarak rütbelerini yükseltti.

Sultan Üçüncü Mehmed Han (1596-1603) Avusturya ve müttefiklerinin bozgunuyla neticelenen bu zafer haberine çok sevindi. İstanbul’da şenlikler yapılmasını emretti. Tiryâki Hasan Paşaya vezir rütbesi verilip haslar murassa kılıç muhteşem şekilde donatılmış üç hilâlli sancak ve bir de hatt-ı hümâyun gönderdi.

Padişah hatt-ı hümâyununda Hasan Paşayı; “Berhudar olasın sana vezâret verdim ve seninle mahsur olan asker kullarım ki mânen oğullarımdır yüzleri ak ola. Makbûl-i hümâyunum olmuştur. Cümleyi Hak teâlâ hazretlerine ısmarladım” diyerek medhü senâ ediyordu.

Padişahın fermanını okuyan Hasan Paşa ağladı. Sebebini soranlara: “Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye pâdişâh mektubu yazılmaya başlandı. Bizim gençliğimizde böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez Pâdişâh mektubu yazılmazdı. Biz ne idik neye kaldık diye ağlıyorum

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:09 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Zenta Savaşı (Bozgunu)

Osmanlı ve Avusturya orduları arasında 11 Eylül 1697’de Tisa Irmağı kıyısındaki Zenta’da yapılan ve Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanan savaş. Avusturya ile harpler 1683 yılında başladı. Sultan Dördüncü Mehmed Han (1648-1687) Sultan İkinci Süleyman Han (1687-1691) Sultan İkinci Ahmed Han (1691-1695) zamanlarında devam eden Avusturya harplerine İkinci Mustafa Han (1695-1703) son vermek istiyordu. Bu gayeyle 1695 ve 1696 yıllarında iki defa sefere çıkılıp Lipve ve Lügoş geri alındı. 27 Ağustos 1696’da Ulaş Zaferi kazanıldı. 1697 yılında üçüncü sefere çıkıldı.

Harp Meclisi Belgrad’da 10 Ağustosta toplandı. Müzakereler sonunda Temeşvar’a gidilmeye karar verildi. Tuna Temş ve bir nehir daha geçildikten sonra Tisa Nehri kenarına gelindi. Avusturya ordusundan Mareşal Prens Öjen de Savua’nın kuvvetlerinin büyük kısmı da Tisa Nehri yakınında bulunuyordu. Osmanlı ordusu Tisa’yı geçip Erdel’e taarruz etmek istiyordu. Osmanlı donanmasının Tisa Nehri ağzına gelmesi istendi. Prens Öjen Osmanlı harekât planını casuslar vasıtası ile öğrendi. Avusturyalılar Osmanlı ordusunun Tisa’yı geçmesinden önce oraya yetişmek istedi. Avusturya öncüleri ve Prens Öjen kuvvetleri Osmanlı ordusu Zenta mevkiinde nehri geçerken yetişti. Osmanlı ordusu sefer planı gereği Tisa Nehri üzerinde köprü kurarken düşmanın gelmesi üzerine âni tedbirlere başvuruldu. Boşnak Cafer Paşa bir miktar kuvvetle düşmanın baskınına mâni olmak için karşıya geçirildi. Cafer Paşa karakol vazifesi yapacaktı. Düşmanın fazlalığı karşısında karakol birliği geri çekildi. Boşnak Cafer Paşa dönerken atı yuvarlanıp esir düştü. Prens Öjen Osmanlıların daha bütünüyle karşıya geçmemesinden faydalanarak 11 Eylül 1697’de taarruzu başlattı. Veziriâzam Elmas Mehmed Paşa düşmanın taarruzu üzerine Zenta’ya doğru çekildi. Zenta’dan Temeşvar’a 7000 asker geçmişti. Veziriâzam düşmanın taarruzuna mâni olmak için karşıya geçişin tamamlanmasını istedi. Yeniçeri Ağası Mahmud Paşa bu teklife karşı çıktı. Köprü başında metris alındı. Metris alınınca müdafaa hattı daraldı. Askerlerin son değişiklikten haberi olmadığından baskın zannıyla panik başladı. Elmas Mehmed Paşa panik ve geri çekilmenin önüne geçmek için yalın kılıç köprüyü tuttu. Veziriâzamı kaçan askerler şehit ettiler. Düşman köprüyü zapt edip top atışlarıyla yıktı. Temeşvar muhafızı olup Serhad kurtlarından Koca Cafer Paşa Anadolu Beylerbeyi Mıcırlıoğlu İbrahim Paşa Rumeli Beylerbeyi Küçük Cafer Paşa Yeniçeri Ağası Mahmud Paşa Diyarbekir Valisi Kavukçu İbrahim Paşa Adana Valisi Fazlı Paşayla pek çok sancakbeyi ocak ağaları alaybeyleri ve ordunun sekizde biri faciada kayboldu. Harp malzemeleri pek çok araba silâh mühimmat ordu hazinesi düşmanın eline geçti. Nehrin karşı tarafında bulunan Osmanlı ordusu geçiş olmadığından yardımda bulunamadı. Sultan İkinci Mustafa Han ve ordunun geri kalanı Temeşvar’a çekildi. Avusturyalılar da çok kayba uğradığından Sultanın yanındaki Osmanlı kuvvetlerine taarruz edemedi.

Sultan Mustafa Han Temeşvar’ı takviye edip Belgrad’a gelerek Edirne’ye döndü. Orduda serhad boyları ve vefat edenlerin yerine tayinlerde bulunuldu. Zenta Savaşının Osmanlılara çok tesiri oldu. Bu arada Rusya’nın da Azak’ı işgal etmesiyle İkinci Mustafa Han 1699’da Karlofça Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:09 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Viyana Kuşatmaları

Birinci Viyana Kuşatması (1529)Kanunî Sultan Süleyman kumandasındaki Osmanlı ordusunun Viyana’yı kuşatması.

1526′da Macar kralı Lajos II’nin Mohaç‘ta ölmesinden sonra bazı Macar beyleri Osmanlılar‘ın da desteklediği Erdel voyvodası Janos Zapolya’yı kral seçtiler ve Osmanlı ordusu bu yeni kralın tahta geçmesinden sonra Macaristan’dan çekildi. Fakat Janos’a rakip olan Macar beyleri Alman imparatoru Karl V’in (Şarlken) kardeşi Ferdinand’ı kral seçtiler. Aynı zamanda Bohemya kralı ve Avusturya dükü bulunan Ferdinand ölen kral Lajos ile akraba olduğundan Macar krallık tacı üstünde miras yoluyla hak iddia ediyordu. Şarlken de Ferdinand’ı gerçek Macar kralı olarak tanıdı ve Janos’u âsî ve din düşmanı ilan etti. Osmanlı ordusunun Macaristan’dan geri dönmesinden sonra Ferdinand Budin üstüne yürüyerek kaleyi ele geçirdi yenilgiye uğrayan Janos kaçarak kayınbabası olan Leh kralına sığındı.

Ferdinand Kanunî Sultan Süleyman‘a başvurarak Belgrad Sirem (Srem) ve Bosna’nın bir kısmını içine almak üzere Macaristan’ın bazı bölgelerinin vergi vermek şartıyla kendisine bırakılmasını teklif etti. Osmanlı hükümeti bu teklifi kabul etmedi ve Budin’in Janos’a geri verilmesini istedi. Kanunî Sultan Süleyman Macaristan’ın korunması ve Almanya’nın baskı altında tutulabilmesi için Viyana’nın ele geçirilmesi gerektiğini anladı ve Viyana üstüne yürümeğe karar verdi. Osmanlı ordusu 10 Mayıs 1529′da İstanbul’dan hareket etti. Edirne’de Anadolu beylerbeyi Behram Paşa Anadolu eyaleti askerleriyle birlikte orduya katıldı. Sofya’daki Serasker İbrahim Paşa ve emrindeki Rumeli eyaleti askerleri öncü tayin edildi. Ordu Niş - Alacahisar - Belgrad - Sirem yoluyla 5 Ağustos 1529′da Eszek’e vardı. Mohaç’a giren ordu 5 Eylül’de Budin kalesi önüne geldi. Kaledeki Avusturya kuvvetleri 5 Eylül’de kaleyi teslim etiiler. Kanunî Sultan Süleyman 12 Eylül’de kral Janos’u tekrar tahta geçirdi. Osmanlı ordusu ileri yürüyüşüne devam ederek 26 Eylül’de Viyana’yı kuşatmağa başladı. Ferdinand Osmanlı ordusuna karşı koyabilmek için Viyana’yı tahkim etmiş ve komşu devletlerden yardım istemişti. Kanunî Sultan Süleyman kale kumandanı Niklas Zalem’e haber göndererek kalenin teslimini teklif etti. Kale kumandanı bunu kabul etmeyerek bütün kuvvetleriyle kale gerisinde savunma düzenine geçti. Bu arada Tuna yolundan gemilerle Viyana’ya gönderilen 12 bölük kadar bir Avusturya yardımcı kuvveti 25 Eylül’de sisten yaralanarak kaleye girdi. Avusturyalılar kuşatma süresince 30 000 kişilik kuvvetlerle kaleden yaptıkları karşı saldırılar ve baskınlarla savunmayı aktif olarak yürütmek istedilerse de büyük kayıplara uğradılar. Viyana kalesine karşı şiddetli savaşların verildiği sırada Mehmed Bey kumandasındaki Osmanlı akıncıları Bavyera’da Regensburg Çekoslovakya’da Brün şehirlerine kadar akınlar yaptılar.

Yolların elverişsizliği ve mevsim şartlarının erken bozulması yüzünden ağır kuşatma topları yollarda kalmış ve kale önüne getirilememişti. Bu yüzden Viyana kalesi yeteri kadar tahrip edilemedi. Bu elverişsiz şartlara rağmen 11 Ekim’de Viyana kalesine büyük bir saldırı yapıldı; fakat kesin sonuç alınamadı. Daha sonra yapılan ikinci saldırı da sonuç vermedi. Kışın şiddetlenmesi ve yiyecek sıkıntısının başlaması ordunun moralini bozdu. Askere büyük ödüller vaat edilerek 13 ve 14 Ekim’de yapılan saldırılardan da sonuç alınamayınca Kanunî Sultan Süleyman 15 Ekim’de kuşatmayı kaldırarak dönüşe karar verdi. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra Sadrazam İbrahim Paşa Viyana kalesinin güneyinde gereken güvenlik tedbirlerini aldı ve böylece kaleden yapılacak düşman çıkış harekâtını ve saldırılarını önledi. Ayrıca Kasım Bey kumandasında 12 000 kişilik akıncı kuvveti de düşman baskısını önlemek amacıyla Almanya’ya ve Steiermark’a akınlar yapmakla görevlendirildi. Osmanlı ordusu Estergon üzerinden Tuna yoluyla 25 Ekim’de Budin’e geldi ve Kral Janos tarafından karşılandı. Buradan Tuna üzerine kurulan köprüyle Peşte’ye geçildi ve 29 Ekim’de Tuna’nın doğu kıyısı takip edilerek İstanbul’a dönüş yürüyüşüne başlandı.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:09 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
İnebahtı (Lepanto) Deniz Savaşı

Osmanlı - Haçlı donanmaları arasında Korinthos körfezinde İnebahtı yakınlarında yapılan deniz savaşı (7 Ekim 1571).Osmanlı kaynakları bu savaşın adını “Sıngın” olarak yazar.

O dönemde Kıbrıs oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Burası Venediklilerin elinde bulunuyor adada yuvalanan Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticaret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs’ın vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs’ın önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa zorlu mücadelelerden sonra zaptedildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs beylerbeylik haline getirildi (1570-1571).

Osmanlılar‘ın Kıbrıs adasını almaları Avrupa’da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa İspanya kralı ve Venedik dukası Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imza ile de onayladılar (15 Mayıs 1571). Kutsal ittifak adı verilen bu antlaşmayı Osmanlılar gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvanı‘nda bu tarihlerde bazı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum alınacak tedbirleri durduruyor Donanmayı Hümayun amiralliğinin Preveze’den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda Dîvan Avrupa karşısına güçlü bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak Dîvandaki anlaşmazlık yüzünden Osmanlı donanmasının başına bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzâde Ali Paşa getirildi. İstanbul’a gelen ikinci bir haber Türk sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi. Sokullu bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa’ya verdi.

Osmanlı donanmasında bir vezir dört paşa 15 beylerbeyi vardı. Ayrıca Uluç Ali Paşa Cafer Paşa Barbaroszâde Hasan Paşa Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi ünlü Türk denizcileri de bulunuyordu.

Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına Karl V’in evlilik dışı oğlu Hollanda genel valisi Don Juan (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero Cenevizlilerinkinde Giovanni - Andrea Doria Papalık donanmasında da dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa’nın en ünlü prens asilzâde amiral ve generalleri Haçlı donanmasında görev almıştı.

Müezzinzâde Ali Paşa ile Pertev Paşa’nın yanlış tutumları ünlü Türk denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu ancak yapılan tartışmalar sonunda Kaptan-ı deryanın görüşü uygulandı.

İki donanma dünya tarihinin en büyük savaşlarından birine başladı. Türk donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu 20 bin Türk askeri şehid oldu. Ölenler arasında Müezzinzâde Ali Paşa başta olmak üzere birçok Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada yalnız Uluç Ali Paşa’nın kumandasındaki Türk sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Türk gemisinden kurulu olan bu cenah gemilerini kaybetmedi Haçlı sağ cenahını bozarak savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa bu başarısından sonra Kaptan-ı deryalığa getirildi ve “Kılıç Ali Paşa” diye anıldı.

Sokullu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa’ya Sokullu; “Bütün donanmanın demirlerini gümüşten halatlarını ibrişimden yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al” demiştir ki Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa gönderilen Venedik elçisine de İnebahtı Deniz Savaşıyla ilgili olarak “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik siz İnebahtı’da bizi yenmekle sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar” diye cevap vermiştir.

Bununla beraber İnebahtı faciasından sonra kaybedilen binlerce denizciyi yerine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz leventlerden teşkil edilen yeni donanma devlete Akdeniz’deki eski kudretini kazandıramamıştır. Artık Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret yollarını hakimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projelere de tevessül edilememiştir.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:09 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Haçova Savaşı (Haçova Zaferi)

Sultan Üçüncü Mehmed Han kumandasındaki Osmanlı ordusunun Avusturya Arşidükü Maksimilyan’ın kumanda ettiği Alman Macar İspanyol Leh Çek Slovak İtalyan Hollanda ve Belçika ordularına karşı kazandığı kesin zafer.1595 yılında Sultan Üçüncü Mehmed Han (1595-1603) tahta geçtiği zaman Osmanlı kuvvetleri Avusturya ve Alman kuvvetleri karşısında arka arkaya mağlubiyetler alıyordu. Bilhassa Estergon’un düşman eline düşmesi bütün yurtta derin bir üzüntüye yol açmıştı. Boğdan ve Eflâk’ta durum tamamen Osmanlılar aleyhine olduğu gibi Osmanlılara ait olan İbrahil Kili Silistre Yergöği Rusçuk Akkirman ve Varna da elden gitmek üzereydi. Bu sebeple Sultan Üçüncü Mehmed Han hocası Sâdeddin Efendinin de tavsiyesiyle bizzat Avusturya seferine çıktı. Kanunî Sultan Süleyman Hanın ölümünden 30 yıl geçtiği halde hiçbir padişah ordusuna bizzat başkomutanlık etmemişti.

21 Haziran 1596’da kapıkulu ocaklarıyla beraber hareket eden Sultan Üçüncü Mehmed Han 11 Ekim 1596’da Eğri Kalesini teslim aldı. Kale muhafazasına Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmed Paşa‘yı bırakarak kendisi Macarların Kereşdeş dedikleri Haçova’ya geldi. Osmanlı ordusu Haçova’ya geldiği zaman burada imparatorun kardeşi Arşidük Maksimilyan’ın kuvvetleriyle karşılaştı. Arşidük’ün kumandası altında gerek Alman Macar ve gerekse diğer devlet ve milletlerden toplanmış büyük bir ordu vardı. Kırım Hanı Gazi Giray’ın biraderi Fetih Giray ile gönderdiği Tatar kuvvetlerinin de birlikte bulunduğu Osmanlı ordusu 100.000 kişi civarındayken düşman ordusu 300.000 kişiye yaklaşıyordu. Düşman kuvvetlerinin Osmanlı ordusuna âni baskın yapmasından endişe edildiğinden Cafer Paşa kumandasında on beş bin kişilik bir öncü kuvveti gönderildi. Cafer Paşa bu kuvvetin azlığından bahisle sonucun kötü olabileceğini bildirdi. Fakat Sadrazam İbrahim Paşaya dinletemedi. Aslında düşman Cafer Paşanın tahmininden de çoktu.

Cafer Paşa aldığı emri yerine getirmek için düşman üzerine korkusuzca baskın yaptı. Ancak elindeki 15 000 kişilik kuvvet muazzam düşman kuvveti karşısında eriyordu. Cafer Paşa; “Alnımızın yazısı bu imiş” diyerek korkusuzca ve yüz döndürmeden çarpışıyordu. Rumeli Beylerbeyi kuvvetleriyle geri çekildi. Muharebeden çekilmeyen Cafer Paşayı ise yanındaki tecrübeli hudut komutanları zorlukla savaş alanından uzaklaştırdılar. Bütün ağırlık ve toplar düşman eline geçti.

Karşılaşılan bu hezimet dolayısıyla son derece üzülen Sultan Üçüncü Mehmed Han derhal harp meclisini topladı ve ne suretle hareket edeceğine dair ordu görüşmesi yapıldı. Padişahın kumandayı veziriâzama bırakıp geri çekilmesinin uygun olacağı düşüncesine karşı Hoca Sâdeddin Efendi:

“Bu büyük bir iştir. Hasan Paşa İbrahim Paşa ve gayrisi ile olur biter iş değildir; bizzat saadetlü padişahın askere baş olup gitmesi lâzımdır” dedi.

Ertesi sabah (26 Ekim) iki tarafın kuvvetleri harp vaziyeti alıp birbirine yanaştı. Osmanlı ordusunun merkezinde Üçüncü Sultan Mehmed Han vardı. Başının üzerinde sancak-ı şerîf dalgalanıyordu. Padişahın sağında vezirler solunda kadıaskerler (kazaskerler) ile Hocası Sâdeddin Efendi bulunmakta idi. Sol kolda Anadolu Karaman Halep Maraş eyaletleri ve sağ kolda Rumeli ve Temeşvar beylerbeyleri kuvvetleri vardı.

Muharebenin başlamasıyla birlikte düşman birlikleri Padişahın bulunduğu merkez kısmını sardılar. Düşman ateşi tehlikesine düşen Padişah otağına çekilerek sırtına Peygamber efendimizin hırka-i şerîfini giyip eline mızrağını aldı. Sağ koldaki Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşanın kuvvetleri dağıldı. Böylece düşman kuvveti ordunun içine daldı. Yağmaya başladı. Düşman Türk cephane sandıklarının üzerine çıkmış dans ediyordu. Vaziyet tehlikeli bir hâl almıştı. Yerinden kıpırdamadığı halde bu durumu bizzat gören Sultan Mehmed Han yanında bulunan hocası Sâdeddin Efendiye; “Efendi şimdiden sonra ne yapmamız gerek?” diye sorunca metanetini kaybetmeyen Hoca Efendi:

“Pâdişâhım lâzım olan yerinizde sebat ve karar etmektir. Cengin hâli budur. Ecdâdınız zamanında olan tabur muhârebeleri çoğunlukla böyle vâki olmuştur. Mûcizât-ı Muhammedî ile inşâallahü teâlâ fırsat ve nusret ehl-i İslâmındır. Hâtırınızı hoş tutun” dedi.

Artık panik başlamış ve düşman kuvvetleri çadırlar arasına kadar girmiş ordugâhı zaptetmişlerdi. Düşmanın böyle çadırlar arasına girdiğini gören at oğlanı (yani seyis) aşçı deveci katırcı karakollukçu denilen hademe grubu bu çadırları zapteden düşman üzerine kazma kürek balta ve odun gibi şeylerle hücuma geçerken aynı zamanda “Düşman kaçıyor!” diye bağırarak askerleri geri döndürmeyi başardılar. Bu sırada ön kol kumandanı Cağalazâde de gizlendiği pusudan çıkarak süvarileriyle hücuma geçti ve Osmanlı ordusunun sağ kolunu bozmuş olan yirmi bin düşmanı bataklıklara sokarak imha etti. Bu hengâmede Sultan Üçüncü Mehmed Hanı dimdik atının üzerinde Hoca Efendiyi de onun yanıbaşında atının gemlerini tutmuş gören akıncılar ve Kırım atlıları zaferi kazandığını sanan düşmana dehşetli bir darbe indirdiler. Düşmanın elli bin kadarı öldürüldü. Böylece kaybolmuş sayılan Haçova Savaşı büyük bir zaferle neticelendi. On bin duka altın ile beraber en güzel Alman toplarının yüzde doksan beşi ele geçti.

Haçova Meydan Muharebesinde Osmanlı ordusu Mohaç’tan sonra en büyük imha hareketini gerçekleştirmiştir. Tarihçi Hammer bu savaş için; “Hoca Sâdeddin’in cesaret ve tesiriyle kazanılan Mohaç ve Çaldıran’la mukayese edilen parlak zafer…” diye bahsetmektedir. Sultan Üçüncü Mehmed Han bu seferin sonunda “Eğri Fatihi” unvanını almıştır.


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:09 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Hotin Seferi

Lehistan (Polonya) üzerine yapılan Osmanlı seferi (1621). Leh kumandanları Zolkiewski ve Koniecpolsk Hotin kalesinde Dalmaçyalı Boğdan voyvodası Gaspar Gratiani’ye bağlı kuvvetlerle birleşerek Tuna’ya inmeğe başladılar. Ancak Kantemir Mirza’nın adamları Eflaklılar ve Erdellilerce desteklenen Özi valisi İskender Paşa’ya Prut üzerinde Tutora’da (Çuçora) yenildiler (1620). Bu başarı üzerine II. Osman Han (Genç Osman) Lehistan seferine çıkmağa karar verdi. İranlılar tarafından kuşatılan Bağdat’ın geri alınması bile ikinci plana bırakılarak büyük hazırlık yapıldı. II. Osman Han savaş makineleri deve ve filler bulunan 200 000 kişilik Osmanlı ordusunun başında İstanbul’dan hareket etti (21 Mayıs 1621). Ordudaki 12 000 kadar yeniçeri genç padişahtan memnun değildi. Polonyalıların elindeki Hotin kalesini Leh kumandanı Kalinowski koruyordu. Kırım Hanı Canibek’in de katıldığı Osmanlı ordusu Hotin önlerine geldi (21 Ağustos 1621) ve kaleyi kuşattı. Dniester üzerine kurulan köprüler bağlantıyı kolaylaştırdı. Nureddin kumandasındaki Tatarlar Kamaniçe’ye (Kamieniec) ve daha ötelere akınlar yaparak Hotin’in çevresiyle ilgisini kestiler.

Hotin önündeki vuruşmalar çok kanlı oldu. Fakat bir sonuç alınamadı. Dördüncü hücumda Budin beylerbeyi Karakaş Mehmed Paşa şehit oldu; onu Doğancı Ali Paşa takip etti. Bu arada sadrazam Hüseyin Paşa görevinden alınarak yerine Diyarbekir valisi Dilaver Paşa getirildi. Beşinci ve altıncı saldırılar da başarı kazanamayınca toplanan dîvan kışı da Hotin önlerinde geçirmek isteyen Genç Osman’a rağmen barışa karar verdi. Osmanlılarca aracı seçilen Eflak voyvodası Radu Mihnea ile Polonyalılarca tam yetkili olarak görevlendirilen Zielenski barış antlaşmasını yaptılar (9 Ekim 1621). Antlaşmaya göre Kazak ve Tatar akınları yasaklanıyor Hotin Boğdan’a veriliyordu. Sefer dönüşü II. Osman Han yenilginin acısını gidermek için Boğdan topraklarından merkezi Reni şehri olan bazı parçalar aldı.

Sonuç itibariyle bu seferde yeniçerilerin gayretsizliği yüzünden askerî bir başarı sağlanamadı fakat Boğdan’ın emniyeti sağlanmış oldu.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:09 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Estergon’un Fethi

10 Ağustos 1543’te Macar Krallığının en önemli şehrinin Osmanlılar tarafından zaptı. Estergon şehri Budin’in 45 km kuzeybatısında Tuna kıyısında Vaç dirseğinin kuzeyinde yer almaktadır. Onuncu yüzyılın sonlarında Hıristiyanlığı benimseyen Macar Krallığının başkenti oldu (996). Dördüncü Kral Bela 12. yüzyılın ortalarında başkenti Budin’e taşıdı ise de şehir dînî merkez olma hüviyetini devam ettirdi. Taç giyme merasimleri yine burada yapıldı. Estergon’u ilk fetheden Osmanlı hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman‘dır. Budin’i fethettikten sonra 1529’da Viyana’yı kuşatmak üzere Avrupa’ya hareket eden padişah Semendire Sancakbeyi Yahya Paşazâde Mehmed Beye öncü birlikleriyle ilerlemesini söyledi. Mehmed Bey ve emrindeki kuvvetler yolları üzerindeki Estergon Kalesini kuşattılar. Kale müdafîleri karşılarında Osmanlı askerini görünce silah atmaksızın kaleyi teslim ettilerse de bu hal kısa sürdü ve 1531’de elimizden çıktı.

Estergon’un kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmesi Kanunî Sultan Süleyman Hanın 1543’te Avrupa’ya yaptığı Estergon Sefer-i Hümayûnu adıyla meşhur onuncu seferinde gerçekleşti.

Kanunî Sultan Süleyman Han Estergon’un fethi için muhteşem ordusu ile 1543 yılı Nisan ayının sonlarında Edirne’den yola çıktı ve Temmuz sonlarında Estergon’a geldi. 29 Temmuz’da kaleyi muhasara etti. Avusturyalılar Budin’i kaybettikten sonra Estergon’a önem vermişler büyük ölçüde tahkim etmişlerdi. Sultan bu pek muhkem olan kaleye fetihten önce bir elçi heyeti gönderip onları İslam’a davet etti. Teklifi reddedilince cizye vermelerini yoksa kan döküleceğini bildirdi. Bu teklifin de reddedilmesi üzerine muhasara başladı. 6 Ağustostan sonra daha da şiddetlendi. On iki günlük bir kuşatmadan sonra düşman emân dileyerek 10 Ağustos 1543’te teslim oldu. Camiye çevrilen büyük kilisede ilk Cuma namazını kılan Sultan kaleyi yeniden tahkim ettirdi. Estergon’u sancakbeyliği hâline getirerek Budin Beylerbeyliğine bağladı. Bundan sonraki tarihlerde Estergon serhat kalelerimizin en mühimlerinden olmuştur. 140 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan Estergon şehri 1683 Avusturya Savaşı sırasında kesin olarak kaybedildi


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:10 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Gümrü Antlaşması

İstiklâl Savaşında TBMM Hükümetiyle Ermenistan arasında 2 Aralık 1920’de imzâlanan ve Ermenistan’la Türkiye arasındaki savaşı sona erdiren antlaşma. Bu antlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin imzaladığı ilk milletlerarası antlaşma olması bakımından önemlidir.Birinci Dünya Savaşı sırasında Ekim 1917 Devrimi üzerine Kafkas Cephesindeki Rus orduları işgâl ettikleri doğu vilâyetlerinden çekilince Ermeniler merkezi Erivan’da olan bir Cumhûriyet kurup yaklaşık 50.000 kişilik bir Ermeni kuvvetiyle Rusların yerini aldılar. Doğu vilayetlerimizde yaşayan Müslüman-Türklere zulüm yaptılar. Şehirleri ve köyleri yakıp yıktılar. Savunmasız ve mâsum insanları hunharca katlettiler. Bu zulmü ve işgali önlemek için harekete geçen Osmanlı ordusu Erzurum Trabzon ve Van vilâyetlerini kurtardıktan sonra Osmanlı-Rus sınırını geçerek Güney Kafkasya doğrultusunda ilerledi. Kars’tan sonra Gümrü’ye giren Osmanlı ordusu Ermenileri geri püskürttü. Ermenileri kesin yenilgiye uğrattıktan sonra Ağrı’yı da ele geçirdi. Ermenilerin isteği üzerine 31 Mayıs 1918’de Batum antlaşması imzalandı. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında kaybedilen topraklar yeniden Osmanlı Devletinin hâkimiyeti altına girdi.

Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütârekesi‘nden sonra Osmanlı Devleti Kafkasya Cephesindeki kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldı. Önce Kafkasya ve Azerbaycan’ı boşaltarak Kars Ardahan Batum’a çekildi. Ancak İngilizler buranın da boşaltılmasında ısrar ettiler. Elviye-i Selâse adı verilen Kars Ardahan ve Batum da 31 Ocak 1919’da boşaltıldı. Bu arada Kars’ta “Güney-Batı Kafkas Millî Şûrâ Hükümeti” kuruldu. 13 Mart 1919’da Kars’ı işgal eden İngilizler Millî Şûrâ Hükümetini dağıtarak idâresinde Taşnak Komitelerinin hâkim olduğu şehri Ermenistan Cumhuriyeti askerlerine teslim ettiler. 20 Nisanda da Gürcistan Cumhuriyeti Ardahan’ı işgal etti.

İngilizlerin teşvik ve desteğiyle Doğu Anadolu’daki bâzı bölgeleri işgal eden Ermeniler Müslüman halka akla gelmedik işkence ve zulümleri yaptılar. Şehirleri köyleri ve kasabaları yağmaladılar. Pek çok kimse şehid oldu. İşgalcilere karşı milis kuvvetleri vâsıtasıyla mücâdele eden Doğu Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir 26 Nisan 1920’de TBMM Hükümetine başvurarak askerî bir harekât için izin verilmesini istedi. Fakat Ankara Hükümeti İtilaf Devletlerinin San Remo’daki toplantılarını öne sürerek böyle bir harekâtın siyâsî açıdan doğru olmayacağını belirtti. Ermenilere karşı mücâdelenin Kars Batum ve Ardahan’daki (elviye-i selâse) milis çetelerinin güçlendirilerek yürütülmesi isteğini de Sovyet Hükümetiyle yeni münâsebet kurulmakta olduğunu ileri sürerek erteledi. Daha sonra TBMM Hükümeti tarafından Doğu Cephesinde askerî harekâta başlanmasını kararlaştırdı. Kâzım Karabekir Paşanın komuta ettiği Doğu Cephesi kuvvetleri 28 Eylül 1920’de ileri harekâta başladı. 29 Eylül’de Sarıkamış 30 Ekim’de Kars geri alındı. Ermenistan Cumhuriyetini barışa zorlamak için Gümrü yönünde ileri harekâtı sürdüren Türk birlikleri Ermenileri geri atarak Şahnalar’ı ele geçirdi ve Ermeni askerlerini Arpaçay’ın batı sırtlarına kadar sürdü. Türk birliklerinin ilerlemesi üzerine Ermenistan Cumhuriyeti ateşkes istedi. Kâzım Karabekir Paşanın ateşkes şartları kabul edilmeyince Doğu Cephesi kuvvetleri Arpaçay’ı geçerek 7 Kasım 1920’de Gümrü’yü aldı. Gümrü’nün doğusunda bir hattı tutan Ermeni kuvvetleri yeniden bozguna uğratıldı. Ateşkes şartlarını kabul etmek zorunda kalan Ermenistan Cumhuriyetiyle 22 Kasımda Gümrü’de barış görüşmelerine başlandı.

28 Kasım’da imzalanan ateşkes antlaşması uyarınca Ermeni kuvvetleri Arpaçay’ın 15 km doğusundan geçen hattın gerisine çekildiler.

Ermenistan Taşnak Hükümeti ile TBMM Hükümeti arasında sürdürülen barış görüşmeleri neticesinde 2 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzâlandı. TBMM Hükümetinin imzaladığı ilk milletlerarası antlaşma olan Gümrü Antlaşmasına göre; Türkiye ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında savaş durumu sona eriyor Ermeni işgâli altındaki Iğdır Tuzluca Kars geri alınıyordu. Sınır; Karasu’nun döküldüğü yerden başlayarak Aras Irmağı Kekaç kuzeyine kadar Arpaçay-Karahan Deresi Tiğnis batısı-Büyük Kımlı doğusu-Kızıltaş-Büyük Akbaba Dağı çizgisinden geçiyordu. Ermenistan Cumhûriyetinin güneyindeki Nahcivan Şahtahtı Şarur bölgeleri ileride yapılacak bir plebisitle (halk oylaması ile) idâre biçimi tespit edilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti himâyesinde bir mahallî idâreye bağlanacaktı. (Bu yöre daha sonra Moskova Antlaşmasıyla Âzerbaycan’a verildi)

Antlaşmanın üçüncü maddesinde Türkiye’nin vaktiyle Osmanlı sınırları içinde bulunup antlaşma uyarınca Türkiye’de kalacak olan ve üzerinde Türkiye ile târihî etnik ve hukûkî münâsebeti olan toprakların hukûkî durumu konusunda Ermenistan Cumhuriyeti istediği takdirde antlaşmanın onayından sonra üç yıl geçince plebisite başvurmayı kabul edeceği belirtiliyordu. Dördüncü maddesinde: Ermenistan Cumhuriyeti; emperyalist devletlerin kışkırtmalarıyla düzen ve güvenliği bozucu hareketlere girişilmesini önlemek için 1500’den fazla asker bulundurmamayı silahların sayısını sınırlandırmayı kabul ediyordu. Bu konular Erivan’da bulunacak Türk temsilcisi tarafından denetlenebilecekti.

Antlaşmaya göre; Birinci Dünya Savaşı sırasında düşman ordularına katılan veya işgal altındaki topraklarda kıyıma katılmış olanlar dışındaki göçmenlerin eski sınırlar içindeki yurtlarına dönmelerine izin veriliyordu. Göçmenler bu haklarını bir yıl içinde kullanabilecekler bu süre içinde dönmeyenler hiçbir hak iddia edemeyeceklerdi.

Taraflar Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan karşılıklı zarardan aklanıyorlardı. Antlaşmanın 10. maddesine göre; Erivan Hükümeti Sevr Antlaşması‘nı geçersiz sayacağını emperyalist ülkelerde bir kışkırtma vâsıtası olan temsilci heyetlerini geri çağırmayı kabul ediyordu. Ayrıca Türk Devleti bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek saldırılara karşı Erivan Hükümetine antlaşmayla sağlanan haklara zarar vermemek şartıyla Ermenistan içinde geçici olarak askerî tedbirler alabilecekti.

Antlaşmanın 18. maddesine göre antlaşma hükümleri TBMM ve Ermenistan Taşnak hükümetlerince onaylanacaktı. Fakat antlaşmanın imzâlanmasından bir gün sonra Ermenistan Kızıl Ordunun denetimine girdiği için Gümrü Antlaşması onaylanamadı. Ancak Türk ordusu elverişli konumda olduğu için 16 Mart 1921’de Sovyetler Birliğiyle imzâlanan Moskova Antlaşmasında Gümrü Antlaşmasının sağladığı durum korundu. Antlaşmanın kararları büyük ölçüde Moskova Antlaşmasında yer aldı. 13 Ekim 1921’de Ermenistan Âzerbaycan ve Gürcistan Sovyet hükümetleriyle imzalanan Kars Antlaşmasının temelini de Gümrü Antlaşması teşkil etmiştir.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:10 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Cerbe Deniz Savaşı

1560’ta vuku bulan ve Haçlı donanmasının hezimetiyle sonuçlanan deniz savaşı. Preveze yenilgisinin izlerini silmek isteyen Avrupalılar Türkleri Batı Akdeniz’den çıkarabilmek için Turgut Reis‘i Cerbe’de vurup askerini imha etmek gayesindeydiler. Ancak bu sayede Tunus ve Trablus İspanya’nın eline geçerdi. Türklerin burayı yeniden ele geçirmeleri ise yılları alırdı.

Mehdiye Kalesinin yıkılmasından sonra Turgut Paşanın elindeki en müstahkem kale Cerbe Kalesiydi. Turgut Paşa bilhassa son yıllarda burasını iyice tahkim etmişti. Cerbe Adası Trablus’la Tunus’un arasında bulunduğundan buradan her iki ülkenin de kontrolü kolay oluyordu. Bunun içindir ki Haçlılar‘ın ilk saldırı noktası Cerbe Adası idi. Cerbe’de yenilen Türklerin Trablus’u savunmaları zor olacaktı. Cerbe’de bin kişilik bir Türk kuvveti vardı. Turgut Paşa’nın esas kuvvetleri Trablus’ta bulunuyordu ve bunların güçlü Haçlı donanmasına bir şey yapamayacakları meydandaydı.

Nitekim Haçlıların Osmanlılar‘a karşı hazırlanmış ve kesin bir zafer kazanmayı aklına koymuş olan iki yüz parçadan mürekkep müttefik donanması ihtiyat olduğundan epey zamandır sefere çıkmayan Jan Andrea Doria kumandasında Cerbe önüne geldi. Turgut Paşa bu muazzam kuvvete karşı koyamayacağını anlayarak Trablus’a çekilirken acele olarak Mora sancakbeyi vasıtasıyla durumu İstanbul’a bildirdi.

Cerbe’yi almaya muvaffak olan İspanyol ve müttefikleri Osmanlı donanmasına karşı acele orayı tahkim ettiler. Buna karşı Piyâle Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması Cerbe Adası önüne geldi ve işte burada tarihte meşhur Cerbe Muharebesi yapıldı.

Haçlı donanmasının başında başkumandan Andrea Doria bulunuyordu. Donanma iki yüz gemiden müteşekkil olup buna 30 bin asker yüklenmişti. 22 yıldan beri Preveze’den sonra Hıristiyan âlemi böyle bir armadayı bir arada görmemişti.

Kaptan-ı Deryâ Piyâle Paşa komutasındaki Türk donanmasında ise Uluç Ali Reis Seydi Ali Reis ve Turgut Paşa (Reis) gibi tecrübeli kaptanlar bulunuyordu. Donanma 120 parçadan müteşekkildi. Bu tecrübeli deniz serdarları yaptıkları harp dîvânında düşmanı imha için Preveze’de kullanılan taktiği uygulamaya karar verdiler.

Piyâle Paşa ve tecrübeli komutanları Haçlı armadasını 14 Mayıs 1560 sabahı pek az bir zayiatla birkaç saatte perişan ettiler. Düşman askerinin 20 bini imha edildi. Bu muharebe Andrea Doria’nın Preveze’de Barbaros’tan yediği silleden sonra müttefiklere vurulmuş ağır bir darbe oldu. Müttefik kuvvetlerin 60 büyük gemisi batırıldı. Büyükamiral Andrea Doria yaralı ve perişan bir halde alelade bir kayıkla hayatını zor kurtardı.

Zaferi müteakip muhasara edilen Cerbe Kalesi kısa sürede tekrar fethedildi. Kaledeki İspanyol Generali Alvaro bir gemiye atlayarak kaçmışsa da Turgut Paşa tarafından takip edilerek esir alındı. Adanın idaresi Turgut Paşaya verildi.

Cerbe’de Türk zayiatı Preveze’de olduğu gibi hayrete değer derecede az olmuştur. Ancak birkaç küçük Türk gemisi batmış ve şehitlerin sayısı bini bulmamıştır.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:10 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Rodos’un Fethi

Kanunî Sultan Süleyman Hanın Rodos şövalyelerinin elindeki Rodos ada ve şehrini 29 Aralık 1522’de ele geçirmesi.Anadolu’nun güneybatısında bulunan Rodos Adası ilk olarak 672′de Emevîler zamanında Bizanslılardan alındı. Ada 680’de tekrar Bizanslılara geçti. Daha sonra Akka’dan kovulan Hospitalier şövalyeleri buraya yerleştiler (1291). Hıristiyanların en kuvvetli ileri karakolu oldu. Anadolu ve Mısır’a yönelik Haçlı seferlerinde üs olarak kullanıldı. Fethi için birçok seferler düzenlendiyse de muvaffak olunamadı. Fatih Sultan Mehmed Han zamanında fethe yaklaşıldı ise de yine muvaffak olunamadı (1480). Cem Sultan’ın Rodos şövalyelerinin eline geçmesi onları daha da azgınlaştırdı. Bayezid Han‘dan sonra tahta geçen Yavuz Sultan Selim Hanın Mısır’ı fethetmesiyle Rodos’un önemi daha da arttı. Anadolu’dan Mısır’a giden deniz yollarının emniyetinin tam olarak temin edilmesi artık katî bir zaruret hâlini almıştı. Yavuz Selim Han bu maksatla hazırlıklara girişilmesini emretti. Ömrünün vefa etmemesi yüzünden Rodos’un fethi oğlu Kanunî Sultan Süleyman Hana kaldı.

Kanunî Belgrad’ı fethettikten sonra Avrupalıların kendi içişleriyle uğraşmalarından da istifade ederek Rodos’u fethetmeye karar verdi.

Kanunî’nin bu niyetini öğrenen şövalyelerin başı Vilye dö Lil Adam hazırlık yaparak şövalyeleri topladı ve yiyecek stoku yaptı.

Seferin serdarlığına İkinci Vezir Mustafa Paşa tayin edildi. 300 harp ve 400 nakliye gemisinden meydana gelen donanmanın sevk ve idaresi ise Barbaros Hayreddin Paşa‘nın yanında yetişen meşhur amiral Kurdoğlu Muslihiddin Reis’e verildi. 4 Haziran 1522’de İstanbul’dan donanmayla harekete geçen Mustafa Paşa 24 Haziran’da Rodos’a geldi. Kanunî Sultan Süleyman ise 16 Haziran’da kapıkulu ve eyalet askerleriyle birlikte İstanbul’dan kara yoluyla harekete geçti.

Mustafa Paşa Rodos’a gelince gemi kaptanlarıyla ve Kurdoğlu Muslihiddin Reis’le görüşerek adanın yardımına gelmesi muhtemel Avrupa gemilerine karşı limanın icap eden yerlerine muhafaza gemileri koyduktan sonra Öküzburnu mevkiinden karaya asker çıkardı. Rodos şehrinin etrafına metrisler kazılıp getirilen büyük muhasara topları yerleştirildi.

Kanunî Kütahya yoluyla Marmaris’e oradan da gemilerle Rodos’a çıktı (28 Temmuz). Teslim teklifinin şövalyeler tarafından reddi üzerine Ağustosun birinci günü kale dövülmeye başlandı.

Bütün Ağustos ayı karşılıklı top ateşi ve yine karşılıklı lağım açmakla geçti. Açılan top ateşiyle kalede mühim tahribat yapılmasına rağmen bu tahribat kısa zamanda düşman tarafından kapatılıyordu. Türk lağımcılarının devamlı Rodos burçlarının altına açtıkları lağımlar Avrupa’nın en meşhur mühendisi olup şövalyelere yardıma gelen Gariele Martinengo’nun mukabil lağımlarıyla karşılaşıyor ve yer altında korkunç boğuşmalar oluyordu.

Bu sırada 4 Eylül günü İleki Adasının da Kara Mahmud Reis tarafından zaptı haberi geldi. Kahraman Reis kendisi de ön saflarda çarpışırken şehit olmuş fakat ada ele geçirilmişti. 6 Eylülde ise Rodos’un kuzeybatısında bulunan İncirli Adası teslim oldu.

Mısır Beylerbeyliğine tayin edilen Mustafa Paşanın yerine Ahmed Paşa serdar oldu.

Bu günlerde Rodos Kalesinin İngiliz Burcunun güney kısmı başarılı bir Türk lağımı ile havaya uçuruldu. Şövalyelerin topçu generaliyle Üstad-ı âzamın (Rodos şövalyelerinin başı) alemdarı da ölüler arasındaydı. Eylülün 12’sinde yapılan bir hücumda bu burca beş zafer bayrağı dikildi. 24 Eylülde yapılan umumî hücumda Yeniçeri Ağası Bâli Ağa İspanyol Burcuna girip Türk bayrağını burcun tepesine diktiyse de netice alınamadı.

10 Aralığa kadar şiddetli top atışları lağımlar ve sık sık tekrarlanan umumî hücumlarla kale iyice yıpratıldı. 18 Aralıkta yapılan bir umumî hücumda şövalyeler şehir içindeki istihkam ve hendeklerin arkasına çekilmeye mecbur kaldılar ve artık mukavemet etmenin imkânsızlığını da anladıklarından kaleyi teslim etmeyi kabul ettiler (20 Aralık 1522).

Teslim şartları arasında; şövalyelerin eşya ve top dışındaki silahlarını alıp on gün içinde Rodos’tan ayrılmaları; bu günler zarfında şehirdeki istihkâmların 4000 yeniçeri tarafından emniyete alınması ve asıl kuvvetlerin iki kilometre mesafede beklemesi yer alıyordu. Kalenin boşaltma işlemlerinden sonra şövalyeler Üstâd-ı âzam gemilerine binip gittiler. Rodos Kalesiyle beraber Oniki Adanın tamamı ve şövalyelere ait olan Bodrum da Osmanlı Devletine bırakılmıştı. Osmanlı Devletine 20 000’den fazla şehide mâl olan bu fetihten sonra Kanunî Sultan Süleyman Han 29 Aralıkta şehre girip kaleyi gezdi. 2 Ocak Cuma günü ise camiye çevrilen Saint Jean Kilisesinde Cuma namazını kıldı. Nâmına okunan hutbeyi dinledi. Aynı gün adadan ayrılıp Marmaris’e geçti.

3 Ocak günü Aydın Midilli Karasi Menteşe Saruhan sancakbeylerine Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşanın nezaretinde Rodos’taki inşaat imar ve iskân işleri bitinceye kadar adada kalmalarını emredip İstanbul’a döndü. Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleştirilmeye başlandı. Ada bir sancak yapılıp Cezâyir-i Bahr-i Sefîd eyaletine bağlandı. Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi. Bundan sonra birçok cami imaret mektep medrese ve yol yapılıp ada imar edildi.


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:10 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Uyvar Seferi

Osmanlı Devletinin Avusturya imparatorluğuna karşı yaptığı sefer (26 Mart - 13 Eylül 1663).Osmanlı Devleti ile Avusturya arasındaki Erdel meselesi sürekli bir anlaşmazlık konusuydu. Erdel sınırındaki sancakbeyi ve valilerin devamlı şikâyeti ve Avusturya kuvvetlerinin sınır boyundaki saldırıları Avusturya’ya savaş açılmasına sebep oldu. Fazıl Ahmed Paşa Serdar-ı ekremliğe tayin edildi. Kırım Hanı Mehmed Giray da sefere çağırıldı. Ordu İstanbul’dan Edirne yoluyla Belgrad’a geldi. Belgrad’da Avusturya elçileri Reninger ve Baron de Goes imparatorlarının barış isteğini bildirdiler. Fakat Osmanlı Devletinin barış için ileri sürdüğü şartlar kabul edilmeyince Sultan IV. Mehmed Han sefere devam edilmesini emretti. Fazıl Ahmed Paşa Avusturya başvekiline bir mektup göndererek Kanije karşısında yeni yapılan kalelerin yıkılmasını Erdel’den Avusturya askerinin çekilmesini istedi. Osmanlı ordusu başvekilin cevabını beklemeden Zemlin tarafına geçti. Cephane ve diğer malzemenin bir kısmı ince donanma ile yola çıkarıldı. Ordu Drava ırmağı kıyısındaki Osijek (Eszek) kasabasına vardığında Avusturya başvekilinin cevabı geldi. Mektupta Osmanlıların yanına gönderilen elçilerin barış yapmağa yetkili oldukları bildiriliyordu. Elçiler bunun üzerine Fazıl Ahmed Paşa ile tekrar görüştüler. Ancak bir anlaşmaya varılamadı.

Avusturya imparatoru Leopold İsveç’ten yardım istedi. Osmanlılar hemen harekete geçtiler. Budin valisi Sarı Hüseyin Paşa Vezsprem taraflarına akın yaparak çok sayıda esir ve ganimet elde etti. Ordu Budin’e geldiği zaman Ahmed Giray kumandasındaki Kırım süvarileri Osmanlı kuvvetlerine katıldı. 16 Temmuz 1663′te Budin’de toplanan savaş meclisinde Uyvar üstüne yürünmesi uygun görüldü. 30 Temmuz 1663′te Osmanlı ordusu Budin’den hareket ederek Tuna’nın sol kıyısındaki Ciğerdelen sahrasına geçti. Avusturyalılar Osmanlı ordugâhına baskın yapmak istedilerse de başarılı olamadılar; 6000 ölü ve 1000 kadar esir vererek kaleye çekilmek zorunda kaldılar. Ciğerdelen’den hareket eden Osmanlı ordusu 15 Ağustos 1633′te Uyvar kalesini kuşattı. Kalenin teslimi istendi; fakat olumlu karşılık alınamadı. Avusturyalı general Montecuccoli’nin Uyvar’a yardıma geldiği öğrenildi; Kaplan Mustafa Paşa kumandasında Tatar Kazak Eflak ve Boğdanlılardan meydana gelen 80 000 kişilik bir kuvvet bunları yenilgiye uğrattı. Kuşatmanın 38. gününde (13 Eylül 1663) kale kumandanı bir elçi yollayarak teslim olacaklarını bildirdi.

Avusturyalıların teslim şartları şunlardı: 1. Mal ve canlarına zarar gelmeyecek; 2. Ağırlıklarının taşınması için araba verilecek; 3. Osmanlı ordusunun içinden geçilmeyecek; 4. Kaleyi iyi savunduklarına dair ellerine mektup verilecek; 5. Yanlarında yiyecek bulundurulacak; 6. Yaralılara bakılarak iyileşenler geri yollanacak; 7. Kaleden bayrak açıp trampet çalınarak çıkılacaktı. Teslim şartları uygun bulundu. Kaplan Mustafa Paşa kaledekileri Komarno adasına götürdü. Yerli halka aman verildi. Kale iyice onarılarak içine yeteri kadar asker ve malzeme konuldu.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:10 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Hint (Hind) Seferleri

Osmanlıların Hint Denizindeki Portekiz hakimiyetini kırmak için giriştikleri deniz seferleri. On beşinci asrın son yıllarında Portekizliler Ümit Burnunu geçip Hindistan kıyılarına ulaşan deniz yolunu keşfettiler. Bu durum Hindistan ticaretinin yolunu değiştirdi. O zamana kadar Hindistan’dan yüklenen mallar Basra Körfezi ve Kızıldeniz yoluyla İskenderiye veya Suriye limanlarına geliyor Venedik gemileri ile Avrupa’ya ulaşıyordu. Hint ticaretinin Portekizlilerin eline geçmesi Memlûklar‘ın ekonomisini sarstı. Ancak Portekizlilerin hakimiyetinin kırılması için yaptıkları çalışmalar donanmaların güçsüz olması sebebiyle yetersiz kaldı. Mısır ve Suriye Osmanlılar‘ın eline geçince (1517) Kızıldeniz ve Basra Körfezi ağızlarının Portekizlilerde bulunması siyasî ve iktisadî yönden mahzurluydu. Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşanın teklifi ile 1530’da Süveyş’te bir donanma inşasına başlandı. Süleyman Paşa donanmayı 1532 yılı başlarında sefere çıkacak hâle getirdi. Ancak Süleyman Paşa Alman ve Irakeyn seferlerine katılmak emri aldığı için Hindistan Seferi gecikti. 1535’te Gücerât Hükümdarı Bahadır Şah İstanbul’a gönderdiği elçi ile padişahtan Portekizlilere karşı yardım istedi. Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa Hindistan sularına kuvvetli bir sefer yapmakla görevlendirildi.

Hadım Süleyman Paşanın komutasındaki Osmanlı donanması 1538 Haziranında hareket etti. İlk olarak Kızıldeniz’in kapısı olan Aden’i zaptetti. Süleyman Paşa Hindistan’a Diyu şehrine ulaştığında Bahadır Şah Portekizlilerce öldürülmüş ve yerine yeğeni Üçüncü Mahmud geçirilmişti. Mahmud Portekizlileri tutuyordu. Süleyman Paşa Diyu şehrini muhasara etti. Fakat yirmi gün sonra Portekiz donanmasının yardıma gelme tehlikesi üzerine kuşatmayı kaldırıp geri döndü. Yemen’de Zebîd’i ele geçirdi. Yemen Beylerbeyliği kuruldu (1540). Bu sefer neticesinde Hint Okyanusundaki Portekiz üslerine kuvvetli bir korku verilmiş oldu.

Portekizliler Osmanlıların Hint sularında güçlü bir donanma ile görünmesini iktisadî ve dinî vaziyetleri için çok tehlikeli gördüler. Portekiz’in yeni genel valisi 1541 yılı başlarında güçlü bir donanma ile Kızıldeniz’deki Osmanlı donanmasını yok etmek üzere yola çıktı. Ancak bu sefer bir miktar coğrafya bilgisi öğrenmenin yanında Kızıldeniz’de Osmanlı tahkimatının artmasından başka bir işe yaramadı. Portekizlilerin bu seferden sonra başlayan barış teşebbüsleri Osmanlıların işlerine yaradı. Doğu Afrika ve Güney Arabistan limanları Portekiz baskısından kurtuldu. Osmanlı gemileri huzuru temin etti. 1500’lü yılların başından beri Portekiz baskısıyla aksamış olan Mısır-Hindistan ticareti Osmanlıların Kızıldeniz ve Hind Okyanusunda güçlenmeye başlaması üzerine tekrar canlandı. Ayrıca Osmanlılar Hint Okyanusuna Basra Körfezinden de yeni bir yol açmayı planlıyorlardı. Bu arada Aden Portekiz taraftarı yerli bir emîrin eline geçti ise de Yemen Beylerbeyi Ferhad Paşa tarafından geri alındı (1548). Osmanlıların Kızıldeniz’den sonra Basra Körfezinden Portekizlileri atma çalışmaları iki devletin arasını açtı. Osmanlılar bir Hint Seferine karar verdiler. Pîrî Reis Hint Kaptanlığına tayin edildi. Basra Beylerbeyi Kubad Paşaya da 15 000 asker ve gemilerle hazır bulunması emredildi. Pîrî Reis Maskat’ı vurduktan sonra Hürmüz’ü kuşattı (1552). Ancak Basra’dan kuvvet almadan bu işe girişmesi başarısız kalmasına sebep oldu. Üç kadırga dışında askerlerini Basra’da bırakıp Süveyş limanına döndü. Hürmüz kuşatmasındaki tedbirsizliği Pîrî Reis’in idamına sebep oldu.

Pîrî Reis’in idamından sonra Hint Kaptanlığına Katif Sancak beyi Murat Reis atandı (1552). Pîrî Reis’in başlattığı seferi sonuçlandırmak ve Basra’dan aldığı donanmayı Süveyş’e götürmek için yola çıktı. Ancak Hürmüz Boğazında Portekiz donanması ile yaptığı mücadelede çok zayiat verip Basra’ya geri döndü.

Basra’da yeniden hazırlanan Osmanlı donanması Seydi Ali Reis’in komutasında yola çıktı (1554). Hürmüz Boğazını geçtikten sonra Umman kıyılarında karşılaştığı Portekiz donanmasını bozguna uğrattı. Üslerine yakın olan Portekizliler hazırlanıp yeniden saldırdılar. Yapılan savaşta her iki taraf da çok zayiat verdi. Portekizlilerin yanında dalgalar ve fırtınalarla da uğraşan Seydi Ali Reis elinde kalan dokuz gemi ile Gücerat Sultanına sığındı. Yorucu bir yolculuktan sonra İstanbul’a döndü (1556). Bu hadiselerden sonra küçük çapta bazı çarpışmalar olduğu görülmektedir. Açe Sultanı Alâeddin’in isteğiyle (1565) yola çıkarılan Kurdoğlu Hızır Reis komutasındaki donanma Yemen’de çıkan isyan üzerine bir yıl tehir edilip bilâhare Seyyid Kemal Reis komutasında Açe’ye yardım gönderildi.

Hint Seferleri sonunda önceden Portekiz denetiminde olan Kızıldeniz Basra Körfezi ve Hint Okyanusu sularında artık Osmanlıların mevcudiyeti tartışılmaz hâle geldi. Bilhassa bölgedeki Portekiz idaresinin sarsılmaya başlaması tutumlarının yumuşamasına yol açtı ve Osmanlı ile Portekizli idareciler anlaşma zemini aramaya başladılar. Nitekim 1560-1566 yılları arasında Akdeniz’de ticarî faaliyetler canlandı; Kızıldeniz ve Basra Körfezi de daha işlek hâle geldi. Bu düzen on yedinci yüzyılın başlarına kadar devam etti.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:10 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Preveze Deniz Savaşı (Preveze Zaferi)

Kaptan-ı deryâ Barbaros Hayreddin Paşanın Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması ile yaptığı deniz savaşı. 27 Eylül 1538’de Adriyatik Denizinin Arta Körfezi kıyısında Preveze Kalesi önündeki açık sularda yapılmış ve Osmanlı donanmasının zaferiyle sonuçlanmıştır.Başlangıçta Osmanlı Devleti‘nin emrinde olmayan Barbaros Hayreddin Paşa ve arkadaşlarının Akdeniz hâkimiyetinde rolü çok büyüktür. Bu kahraman Türk denizcileri Cezayir ve Tunus’ta yerleşmeye çalışan Avrupalıları oralardan söktüler ve denizlerin arslanı oldular. Yavuz Sultan Selim bu kahramanlara asker ve top göndererek yardım etti. Kanunî Sultan Süleyman Macaristan’da zaferler kazanırken onlar da aynı yılda yani 1525’te Akdeniz’in kuzey sahillerini vuruyor Hıristiyan donanmalarını zapt ediyorlardı. İmparator Şarlken’in Barbaros’a karşı gönderdiği Kaptan Andrea Doria mağlup olarak Septe Boğazını aştı. Türk denizcileri İspanyolların zulmüne uğrayan yetmiş bin Endülüslü Müslümanı Kuzey Afrika sahiline çıkardı. Bu büyük zafer üzerine Kanunî Barbaros’u 1533’te İstanbul’a davet etti. Barbaros gelirken birçok zafer daha kazandı. Padişah onu merasimle karşılattı. Kendisini ve devletini Padişahın emrine veren büyük denizci Kanunî tarafından Cezayir Beylerbeyliğine tayin olundu.

Diğer taraftan Almanya İmparatorluğu ve İspanya Krallığı Papalık ve Venedik hükümetleri Müslüman Türkleri Akdeniz’den atmak için Osmanlı Devletine karşı ittifak kurdular. Bunun üzerine Kanunî 1537-38 kışında yeni bir donanma hazırlanmasını emretti. Dört elle işe başlayan Kaptan-ı deryâ Barbaros Hayreddin Paşa daha hazırlıklarını bitirmeden Mısır’dan yola çıkan hazinenin muhafazası için kırk gemiyle denize açılmak mecburiyetinde kaldı. Mısır’dan gelecek gemileri vurmak için Girit sularında kırk gemiyle pusuya yattığı haber alınan Andrea Doria Barbaros’un geldiğini duyunca kaçtı. Fakat Osmanlı donanması geri dönmeyip Şira Patnos Naksos vs. adalarını aldı. Bu esnada tamamlanan doksan gemi de donanmaya katıldı. Mısır’dan gelen Salih Reis komutasındaki yirmi parça gemi de Barbaros’un gemileri arasına katıldı. Gemi sayısı yüz elliye ulaştı.

Girit Adası kalelerini zorlayıp bir hayli ganimet alan Barbaros Hayreddin Paşa kürekçi ve asker ikmali yaptı. Barbaros komutasındaki Osmanlı donanması İstanköy Adasında ikmal ve istirahatla meşgulken Hıristiyan ittifakı da gittikçe güçlendi. Barbaros’un korkusundan Akdeniz kıyılarındaki koylara hapsedilmiş bir vaziyete giren Haçlı devletleri Osmanlılara karşı sıkı birlik kurdular. İrili ufaklı filolardan muazzam bir Haçlı donanması meydana getirdiler.

Bu Haçlı donanmasının başına getirilen ünlü Cenevizli amiral Andrea Doria Osmanlıya tâbi Mora Yarımadası kıyısındaki Preveze’ye taarruz ederek kaleyi kuşattı. Haberi alan Barbaros Turgut Reis komutasında yirmi gemilik bir gönüllü filosu gönderdi. Zanta sularında kırk gemilik düşman karakol filosuna rastlayan Turgut Reis hemen dönüp Barbaros’u haberdar etti. Zanta’daki düşman filosu da Andrea Doria’ya Osmanlı donanmasının yaklaşmakta olduğunu haber verdi. Barbaros’un yaklaştığını öğrenen Andrea Doria Preveze muhasarasını kaldırıp donanmasını toplamak üzere kuzeye çekildi. Venedik’e ait Kefalonya Adasını bombardıman eden Hayreddin Paşa Preveze’ye varıp kaleyi tamir ettirdi ve sağlamlaştırdı.

Denizlerdeki Müslüman hakimiyetini ortadan kaldırmak için bir araya gelmiş olan müttefik Haçlı donanması Korfu civarında toplanarak Osmanlı donanmasını nasıl yeneceklerini tartıştılar. Kara harekâtı teklifine karşı olan Andrea Doria’nın isteği kabul edildi. Haçlı donanmasının mevcudu 162 kadırga ve 140 bârça olup tamamı 302 idi. Bu gemilerde 2500 top ve 60 000 asker vardı. Türk donanması ise kürekli yani çektiri sınıfından olarak 122 parçadan ibaretti. Gemilerin baş tarafında üçer adet uzun menzilli 166 adet top bulunuyordu. Ayrıca donanmada gemi mürettebatı yanında yeniçeri ve tımarlı sipahilerden olmak üzere toplam 20 000 asker bulunuyordu. Görüldüğü gibi Türk donanması adet itibariyle düşmana nazaran üçte bir ve top itibariyle on altıda birdi. Bundan başka Türk donanmasında sekiz bin cenkçi askere karşı müttefiklerin gemilerinde altmış bin silahlı asker bulunuyordu.

Müttefik donanması henüz Preveze önüne gelmeden evvel Barbaros kumandanları toplayarak görüştü. Kumandanlardan Sinan Reis ile sancakbeyleri düşman donanmasının Akceom Burnuna asker çıkarma tehlikesine karşı orasının tahkim edilmesini söyledilerse de Barbaros buna lüzum olmadığını beyan etti. Fakat kumandanların ısrarı üzerine teklife muvafakat ederek oraya bir miktar asker çıkardı. Kendisi gemi kaptanlarına lâzım gelen talimatı verdi.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:11 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Gerçekten de Akceom’a asker çıkarılması çok isabetli oldu. Preveze önüne gelen müttefik donanması Akceom sahiline keşif müfrezeleri gönderdiyse de Türklerin tüfek atışıyla karşılaştıklarından geri döndüler.

Nihayet 27 Eylül günü devrin iki muazzam donanması karşı karşıya geldi. Osmanlı donanmasının merkezinde Kaptan-ı deryâ Barbaros Hayreddin Paşa; sağ kanadında Salih Reis; sol kanadında büyük coğrafya ve matematik âlimi meşhur denizci Seydi Ali Reis; ihtiyatta da Turgut Reis Murad Sadık Güzelce reislerle gönüllüler vardı. Müttefik Haçlı donanmasının başında Avrupa’nın en meşhur amirali Andrea Doria ve Venedikli Marco Grimari ile Papalık donanma komutanı Vicent Capallo bulunuyordu. Haçlılar çeşitli devlet ve milletlerden meydana geliyordu. Aralarında Türk düşmanlığı hissinden ve Haçlı dayanışmasından başka birliği teşkil eden unsur yoktu. Osmanlılar ise kumandanlarına son derece hürmetkâr olup maneviyatları pek yüksekti.

Muharebe başlamadan önce Barbaros Hayreddin Paşa bütün reisleri Kaptan-ı deryâ baştardasına toplayıp gemi silâh ve sayıca fazla olan düşman donanmasının tâbiye üstünlüğünün saf dışı edileceğini anlattı. Galip gelindiği takdirde Akdeniz’de mutlak bir Osmanlı hakimiyetinin tesis edileceğini ifade edip maneviyatlarını yükseltti. Gemilere üçer top yerleştirip hilâl şeklinde muharebe nizamına soktu.

Haçlı komutanı Andrea Doria’nın yaptığı harp nizamında Venedik ve Papa filoları önden gidiyor İspanya ve Ceneviz filoları onları takip ediyordu. Rüzgâr Haçlı donanmasının arkasından esiyor Osmanlı donanmasına adım atma fırsatı vermiyordu. Preveze önündeki limanın girişini kapatarak Osmanlı donanmasının çıkışını engellemek isteyen Haçlı donanması kuvvetli rüzgârı arkasına alıp Preveze’ye doğru hareket etti. Hava çok sisliydi. Rüzgârın Osmanlı donanması lehine yön değiştirmesi ve sisin dağılması ile Haçlı donanması kendisini Türklerin önünde buldu. Barbaros Hayreddin Paşa kırk gemilik bir filoyla Haçlı müttefik donanmasına saldırıp onları ikiye ayırdı. Andrea Doria geri çekilerek Korfu Adasına döndü. Müttefik donanma amirallerinin ısrarı ile gemileri üç saf halinde tertip edip tekrar taarruza geçti. Haçlı donanmasının en önünde büyük savaş gemileri olan kalyonlarla karakalar ikincisinde kadırgalar üçüncüsünde de küçük gemiler arka arkaya dizilmişti. Andrea Doria birinci safı kendisine siper alıp ikinci safta savaşı idare ediyordu. Her türlü manevra imkânı olan Osmanlı gemileri önünde can derdine düşen Venedik kaptanı geriden gelen Andrea Doria’dan yardım istedi. Fakat Haçlı gemilerini yakalamakta usta olan Barbaros bu fırsatı kaçırmayıp bazısını batırıp kimisini de esir aldı. Geri kalanlar kaçtı. Andrea Doria durumun kötüye gittiğini görünce müttefiklerinin imdat istemelerine bakmayarak selâmeti kaçmakta buldu. Barbaros Hayreddin Paşa batırdıklarından başka yirmi dokuz gemi ve üç bine yakın Haçlı askerini esir aldı. Osmanlılar ise dört yüz şehit ve sekiz yüz yaralı verdi. Bir Osmanlı gemisi de hasar görmüştü.

Aldığı gemileri tamir edip yaraları sardıktan sonra kaçan düşmanı aramak için yola çıkan Barbaros Korfu Adasına sonra Avlonya’ya gitti. Fakat Haçlıları yakalayamadı. Kışın yaklaşması üzerine Preveze’ye Turgut Reis’i bırakarak İstanbul’a döndü.

Preveze Zaferi Boğdan Seferinden dönüşte Barbaros’un oğlu başkanlığında gönderilen bir heyet vasıtasıyla Yanbolu’da iken Sultan Süleyman Hana arz edildi. Bu zafer haberine çok sevinen Sultan Süleyman Han Barbaros ve arkadaşlarına duadan sonra kaptan paşa haslarına yüz bin akçe zam yaptı ve bütün ülkelere fetihnâmeler gönderdi.

Preveze Zaferinden sonra Akdeniz Türk gölü hâline geldi. Her biri birer deniz kurdu olan Osmanlı leventlerine denizler dar gelip okyanuslara açıldılar. Avrupa krallarının desteğindeki deniz korsanlığının önüne geçilip deniz seyahati ticareti ve sahildeki halkın emniyet ve huzuru sağlandı. Kuzey Afrika’daki İslâm devletleri Avrupa devletlerinin tecavüzlerinden korundu. Denizden hac yolu emniyet altına alınarak hacılar korsan taarruzundan emin olarak hac yaptılar.


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:11 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Otranto Seferi

Fatih zamanında Gedik Ahmed Paşa’nın Otranto’ya (Taranto) yaptığı sefer (1480).Aragon ve Napoli kralı olan Alfonso Akdeniz’de büyük bir imparatorluk kurmak amacıyla Osmanlı Devleti‘ne karşı düşmanca bir siyaset takip etti; Arnavutluk’ta İskender Bey’e yardım ederek Türkleri Adriyatik kıyılarından uzak tutmak istedi. Yerine geçen oğlu Ferdinando I de babasının siyasetini sürdürdü. Eğriboz adasının alınmasından sonra Ferdinando I Osmanlılara karşı kurulan haçlı ittifakına girdi. Osmanlı Devleti de Venedik ile barış yaptığı halde (1479) Napoli krallığı ile anlaşmaya yanaşmadı. Fatih Napoli krallığına karşı harekete geçti. Osmanlı Devletine vergiyle bağlı olan Zenta Kefalonya ve Ayamavra adaları beyi Leonardo’nun Osmanlı Devletinin izni olmadan Napoli kralının akrabalarından bir kızla evlenmesi sebep sayılarak Napoli krallığına savaş açıldı ve Güney İtalya’nın alınmasına karar verildi. Osmanlı Devletini bu sefere Napoli krallığıyla savaş halinde olan Venedik de teşvik etti. Gedik Ahmed Paşa Otranto limanına asker çıkardı ve Otranto alındı (11 Ağustos 1480). Gedik Ahmed Paşa Otranto yakınındaki diğer kalelerin de ele geçirilmesiyle uğraştığı sırada Fatih öldü; oğlu II. Bayezid Han Gedik Ahmed Paşa’yı geri çağırdı. Gedik Ahmed Paşa yerine Hayreddin Paşa’yı bırakarak İtalya’dan ayrıldı. Ferdinando I Macar kralı Matyas Corvinus’un da yardımıyla Türklerin zaptettiği kaleleri ve Otranto’yu geri aldı (10 Eylül 1481). II. Bayezid Han Cem Sultan olayı yüzünden İtalya meselesiyle uğraşamadı.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:11 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Ankara Savaşı

Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid Han ile Timur Han’ın Ankara’da yaptıkları savaş (1402).Yıldırım Bayezid Han; Niğbolu zaferiyle Rumeli‘de Osmanlı hâkimiyetini tesis ettikten sonra Anadolu‘da birliği sağlamak için harekete geçti. Bu niyetle Aydın Menteşe Karaman ve İsfendiyaroğulları beyliklerine son verdi. Ancak bu beyliklerin başındaki beyler Asya’da kuvvetli bir devlet kurup batıya yönelen Timur Han‘a sığındılar. Aynı şekilde Timur Han’ın hükümdarlığına son verdiği Karakoyunlu beyi Kara Yusuf ile Tebriz hükümdarı Ahmed Bey de Yıldırım Bayezid Han’a sığınmış Erzincan beyi Mutahharten de akrabalarını Yıldırım Bayezid Han’a göndererek yardım istemişti. Timur Han’a sığınan Anadolu beyleri Osmanlı sultanı hakkında; Timur Han’ın önünden kaçan beyler de Yıldırım Bayezid Han’a Timur’la ilgili olmadık şeyler söyleyip kötüleyerek her iki Müslüman Türk hükümdarının arasını açtılar iki taraf da karşılıklı kendilerine sığınanları müdafaa ettiler. Timur Han Yıldırım Bayezid Han’a mektup göndererek kendisine sığınanların iadesini istedi. Bu mektuplarda her iki hükümdarın birbirlerine hakaret dolu sözlere yer verdikleri ilim adamları arasında kabul görmemektedir. Bugün bilinen hakaret dolu mektupların sahte olduğu ispatlanmıştır. Yıldırım Bayezid Han Timur Han’ın isteğini kabul etmeyince savaş kaçınılmaz oldu.

Timur Han kuvvetli bir ordu ile Anadolu içlerine doğru harekete geçti. Bunu haber alan Yıldırım Bayezid Han da İstanbul kuşatmasını kaldırarak kuvvetlerini Bursa’da toplamaya başladı. Bursa’dan hareket eden Osmanlı ordusu iki koldan yürüyerek Ankara önüne geldi. Bu sırada Timur Han Sivas’ı ele geçirmişti. Onun Sivas’ta olduğunu haber alan Yıldırım Bayezid Han ağırlıklarının bir kısmını Ankara’da bırakarak Akdağmadeni ve Kadışehri dağlık mıntıkasında mevzi almak istedi. İki ordunun öncü kuvvetleri Sivas ve Tokat bölgelerinde karşılaştılar ise de Osmanlı sultanı Sivas ile Tokat arasındaki geçitleri tuttuğundan burada muharebe yapmayı kendisi için tehlikeli gören Timur Han Kayseri’ye doğru yürüdü. Timur Han Yıldırım Bayezid Han’ı kendisine doğru çekmek istediyse de duruma vâkıf olan Yıldırım Bayezid Han bu oyuna gelmedi ve yapacağı taarruzun zamanını bekledi

Timur Han Kırşehir üzerinden hızla Ankara önlerine gelerek kaleyi kuşattı. Kale muhafızı Yakub Bey kaleyi şiddetle müdafaa etti. Timur Han Osmanlı ordusunun geleceğini tahmin ettiği yolu iyice tahkim etti. Osmanlı ordusu ise onun hiç beklemediği taraftan ve tahmininden çok erken Ankara önlerine geldi.

Osmanlı ordusunun merkezinde Yıldırım Bayezid Han bulunuyordu. Yanında sadrazam Çandarlı Ali Paşa şehzade İsa Mustafa ve Musa Çelebiler yer alıyordu. Sağ cenahta bulunan Anadolu birliklerine vezir Timurtaş Paşa sol cenahta yer alan Rumeli birliklerine Şehzade Süleyman Şah kumanda ediyordu; ihtiyat kuvvetlerinin başında da Şehzade Mehmed Çelebi bulunuyordu. Sol cenahın ihtiyat kuvvetlerini Sırbistan despotu ve Sultan’ın kayın biraderi Stefan Lazareviç’in kumandasında yirmi bine yakın zırhlı Sırp askeri meydana getiriyordu. Merkez ihtiyatında Karakoyunlular sağ cenahın ihtiyatında Kara Tatarlar denilen Türkleşmiş Moğollar yer alıyordu. Ayrıca Süleyman Şah’ın kumandasında akıncı kuvvetleri de vardı. Osmanlı askerinin sayısı yetmiş binden fazla idi.

Timur Han ordusunun merkezinde yer almıştı. Torunu Muhammed Mirza zırhlı ve atlı olan Mâverâünnehir askeri ile ihtiyatta idi. Diğer torunları Pir Muhammed ve İskender Mirza Muhammed Mirza’nın yanında yer alıyorlardı. Sağ cenaha üçüncü oğlu Miranşah sol cenaha ise dördüncü oğlu Şahruh Mirza kumanda ediyordu. Zırhlı otuz iki fil ordunun önünde dizilmişti. İkiye ayrılmış olan merkez kuvvetlerinin sağ tarafına Timur Han’ın ikinci oğlu Ömer Şeyh Mirza sol tarafına ise Emîr Celâl İslâm kumanda ediyordu. Akkoyunlu sultanı Osman Bey ile Emîr Cihan Şah’ın tümenleri sağ cenahın önünde yer almıştı. Mutahharten Bey Karamanoğlu Aydınoğlu Menteşeoğlu Germiyanoğlu Saruhanoğlu ve Candaroğlu sağ cenahta yer almışlardı. Çağatay sultanı Mahmud Han Timur’un yanında idi.

Muharebe günü sabah namazından sonra Yıldırım Bayezid Han askerlerine veciz bir hitabede bulundu. Fakat karşı taraf da Sünnî Müslüman ve Türk olduğu için askerin Hıristiyan ordularına karşı gösterdiği başarıyı gösteremeyeceği ortada idi.

İki ordu Ankara’nın kuzeydoğusundaki Çubuk ovasında 28 Temmuz 1402 tarihinde karşılaştı. Burada o devrin en büyük kumandanlarından ikisi arasında tarihin en büyük savaşlarından biri oldu. Fil görmemiş Osmanlı atları ürktü. Osmanlı ordusundaki Kara Tatarların aniden Timur tarafına geçip Rumeli sipahilerinin arkasından ok atmaya başlamaları Osmanlının taarruz gücünü kırdı. Bu sırada Osmanlı ordusundaki Karaman Candar Germiyan Aydın Menteşe ve Saruhanlı sipahileri karşı tarafta bayrak açmış olan beylerini görünce Timur Han’ın tarafına geçtiler. Yıldırım Bayezid Han’ın yanında az bir asker kaldı. Osmanlı ordusunun bir kısmı geri çekildi. Kara Timurtaş ve Firuz paşalar birlikleri tamamen bozuluncaya kadar dayandılar. Yıldırım Bayezid Han gün batarken üç bin kişi ile Çataltepe’de muharebeye devam ediyordu. Burada süren üç saatlik vuruşmadan sonra mağlûbiyeti anlayınca etrafındaki askerleri yararak kurtulmak istedi. Yıldırım Bayezid Han’ın atı yaralanınca oğlu ile beraber Çağatay hanı Sultan Mahmud Han’ın kumanda ettiği birlik tarafından esir alındı.

Timur Han kendisini iyi karşıladı ve tesellide bulundu. Bir Osmanlı padişahına yaraşır şekilde izzet ve ikramda bulundu. Timur’un Yıldırım Bayezid Han’a iyi davranmadığı iddiaları uydurmadır. Ancak esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han kederinden ve nefes darlığından kırk dört yaşında vefat etti. Timur Han ölüm haberini alınca; “Yazık oldu büyük bir mücahid kaybettik” demekten kendini alamadı.

Ankara Savaşı Orta Çağ’ın en büyük meydan muharebesidir. İki yüz binden fazla Türk askeri birbiri ile savaşmıştır. Anadolu topraklarında iki Müslüman devlet arasında yapılmış olan büyük meydan muharebelerindendir. Ankara Savaşının önemli neticeleri arasında; Anadolu Türk birliğinin parçalanması Bizans ve İstanbul fethinin elli yıl daha uzaması ve Osmanlı Devleti‘nin gelişmesinin en azından yarim asırdan daha fazla gecikmesi sayılabilir.

Timur Han Ankara Savaşında kırk bine yakın zayiat vermiştir. Halbuki o bu muharebeye kadar altı binden fazla kayıp vermemişti. Buna Osmanlı ordusundaki sevk ve idarenin mükemmeliyeti sebep olmuştur. Bazı tarihçiler Yıldırım Bayezid Han ile savaştığı için Timur Han’ı haksız olarak kötülemekte harp sahasında olanları zulüm ve ortalığı kana boyamak şeklinde bildirmektedir. Halbuki bunun iki devlet arasında bir hâkimiyet savaşı olduğu unutulmamalı bu savaş tarafsız bir şekilde ele alınıp değerlendirilmelidir.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:11 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Niğbolu Savaşı (Niğbolu Zaferi)

Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı orduları arasında 25 Eylül 1396 tarihinde yapılan meydan savaşı. Osmanlı Devletinin Avrupa kıtasındaki fetihleri başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp İstanbul ve çevresi surların içine sıkıştırılarak Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı akıncılarının Bosna ve Arnavutluk’a yaptıkları akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de telaşlandırdı. Bundan başka Ege denizi sahilindeki beylikleri elde ettikten sonra bu beyliklere mensup korsan gemilerinin faaliyetleri de bu telaşlarını artırıyordu. Ancak asıl tehlikeyi hisseden Macarlardı. Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel’in Avrupa’dan yardım isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius’u bir Haçlı seferine davet etmeleri tahtlarını tehlikede gören kralları şato mâlikâne sahibi derebeyleri Hıristiyan keşiş papaz ve İslâm hilâlinin Haçlı salîbini ezeceği kuşkusuna kapılanları harekete geçirdi.

Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa arasındaki harbe son verildi. Fransa İngiltere İskoçya Almanya Polonya Bohemya Avusturya Macaristan İtalya İsviçre Belçika ve diğer Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden meydana gelen 120.000 kişilik büyük bir ehl-i salîb (Haçlı) ordusu toplandı.

Harekete geçen Haçlılar Macaristan’dan itibaren iki kola ayrıldı. Macar kralı Sigismund’un idaresindeki asıl büyük kol önce Sırbistan istikametinde yürüyerek Tuna Vadisine ulaştı ve nehrin sol sahilini takip ederek Osmanlı toprağına girdi. Sonra Tuna’yı geçerek Vidin Orsava ve Rahova şehirlerini zaptederek buralardaki Türkleri kılıçtan geçirdiler. Sonra da Niğbolu önüne geldiler.

Nevers kontu Jan’ın idaresindeki Fransızlar Budin’den sonra Erdel üzerinden Eflak’a geçerek Eflak voyvodası ile birlikte Niğbolu’da diğer kuvvetlerle birleşti.

Haçlılar ilerlerken Katoliklik taassubuyla Balkanların Ortodoks Hıristiyanlarını da öldürüp mallarını yağma ettiler. Osmanlıların müsamahalı idaresine bağlanan Balkanların yerli Hıristiyan ahalisi; can mal ırz tecavüzüne uğrayarak çok zarar gördü.

Niğbolu’ya gelen Haçlılar Osmanlı kumandanlarından Doğan Beyin muhafızlığındaki Niğbolu Kalesini karadan ve nehirden kuşattılar. Niğbolu Kuşatmasının on altıncı gününe kadar Sultan Bayezid Han (Yıldırım) ve Osmanlı ordusunun görünmemesi Haçlıları ümitlendirdi.

Macar Kralı Sigismund burada ünlü şövalyeler prensler ve seçme askerlerine verdiği zafer ziyafetinde Suriye’nin işgaliyle birlikte Kudüs’ün alınmasından bahsediyordu.

Öte yandan Avrupa’daki Haçlı hazırlıklarını öğrenip ordularının Osmanlı hududunu geçtiklerini haber alan Sultan Bayezid Han ise İstanbul kuşatmasını tehir ederek kuvvetlerini Edirne’de topladı. Kara Timurtaş Paşa ile şehzadelerinin kumandasındaki Anadolu askerleri süratle toplanarak Boğazlardan geçip Edirne’de Padişaha yetiştiler. Rumeli askerleri de Edirne’de Bayezid Hana katılmışlardı. Yıldırım Bayezid Han adına yakışan bir süratle Tuna boylarına doğru yürüdü. Osmanlı ordusu Filibe-Şıpka Geçidi yoluyla Niğbolu’ya ilerlerken Tırnova’da gıda maddeleri tedarik eden Haçlılarla karşılaştı. Bunlar esir alındı. Kaçanlar Osmanlı ordusunun süratle geldiği haberini ulaştırdılar. Bu beklenmeyen bir durumdu. Mareşal Bubiko Bayezid Hanın Tırnova’ya gelebileceğine bir türlü ihtimal veremiyordu. Türklerin harp kabiliyetlerini iyi bilen Kral Sigismund haberin doğruluğunu tetkik için ileriye keşif kuvvetleri gönderdi. Bayezid Hanın Gazi Evrenos kumandasındaki öncüleri Sigismund’un keşif kollarını tesirsiz hâle getirdiler. Osmanlı ordusu Niğbolu’nun on kilometre kadar güneyine sokuldu. Cephesini kuzeye vererek ordugâh kurdu.

Niğbolu’ya yaklaşan Osmanlı ordusu keşif kollarıyla ovaya yayılmaya başlamıştı.

Birdenbire Osmanlı ordusunu karşılarında gören Haçlılar silâhbaşı ettiler. Kral Sigismund derhal bir harp dîvânı toplayıp muharebe nizamını tespit etti.

25 Eylül 1396 sabahı Avrupa’nın dört köşesinden toplanmış 120 000 kişilik Haçlı ordusu ile bunun yarısı miktarındaki Osmanlı ordusu karşı karşıya geldikleri zaman Osmanlı ordusunun harp nizamı şöyleydi:

Birinci hatta Saruca Paşa kumandasında hafif piyadeleri teşkil eden azap askerleri solda şehzâde Süleyman Çelebi kumandasında Rumeli askeri sağda Şehzâde Mustafa Çelebi ve Anadolu beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa kumandasında Anadolu askeri ortada yeniçeriler vardı. Timarlı sipahiler sağ ve sol yanlara yerleştirilmişti. Sadrazam Ali Paşa Rumeli beylerbeyi Firuz Bey Malkoç Bey sol kanattaki kuvvetlerin arasında bulunuyordu. Ön hatlara piyadeleri koyup kesin sonucu atlı askere bırakan Osmanlı harp nizamına mukabil neticeyi yaya askere yükleyen Haçlı ordusu ise önde birinci hatta atlı şövalyeler ikinci hatta Macar kralı sağ yanda Stefan Laskoviç kumandasında Hırvatlar solda Voyvoda Mirça kumandasında Ulahlar olmak üzere tertibat almıştı. Ayrıca gerisini Tuna Nehrine ve kuşatmakta olduğu Niğbolu şehrine dayamıştı.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:11 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
İki ordu bu harp düzeninde karşılaştılar. Fransız süvarileri muzaffer olmak hissiyle ilk önce taarruz ettiler. Bu taarruz Sultan Bayezid Hanın kumanda ettiği merkez kuvvetlerine yapıldı. Merkez kuvvetlerinin önündeki hafif yaya askeri olan azapları geçtiler. Yeniçeri askeriyle karşılaştılar. Yeniçerilerin ok yağmuruna tuttuğu Fransız süvarilerinin büyük bir kısmı imha edildi. Sol koldan Şehzâde Mustafa ve Anadolu kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılarsa da plan gereğince Osmanlı merkez kuvvetleri bir miktar geri alındı. Osmanlı ordusunun geri çekilişi Fransızların kaybını daha da arttırıp kurulan kıskacın içine girdiler. Osmanlı harp taktiğini bilen Sigismund’un tavsiyelerini dinlemeyip daha da ilerlediler. Plan gereğince üçüncü muharebe hattı da iki kola ayrıldı. Fransızlar Osmanlıların çekildiği tepeyi işgal edince zafer kazandıklarını zannettikleri anda Sultan Bayezid Hanın kumandasında olan pusudaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar. Zafer sarhoşluğu ile yaya olanlar atlarına tekrar binmek istedilerse de hilâlin kıskacı kapandığından geri dönemediler. Macar Kralı Sigismund’un müttefiki Fransızları kurtarmak için gönderdiği kuvvetler de kayıp vererek geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kıskacın içindeki Haçlı kuvvetlerinin karşı koyanları imha edilip kalanlar esir alındı. Üç saat içinde bütünüyle perişan edilen Haçlıların en gözde birliklerine sahip Fransızların mağlûbiyeti diğerlerinin taarruzuna imkân vermedi. Eflak prensi Mirça muharebe neticesinin Haçlılar için hüsran olacağını tahmin ederek memleketine çekildi. Karşı taarruza geçen Osmanlı ordusu süratle Sigismund’un üzerine hücum etti. İhtiyat kuvvetlerini bile muharebeye sokan Macar kralı Osmanlılar karşısında hiçbir başarı sağlayamıyordu. Sultan Bayezid Han kesin neticeyi almak için Osmanlı kuvvetlerinin hepsine taarruz emri verdi. Haçlılar paniğe kapılıp dağıldılar. Kalabalık Haçlı ordusu ile Niğbolu’ya gelmekte iken ordusunun muazzam sayısına bakarak; “Gök çökecek olsa mızraklarımızla tutarız” diyerek böbürlenen ve Osmanlıya atıp tutan Sigismund Venedik kadırgasına binerek İstanbul Boğazı-Marmara ve Ege Denizi yoluyla Mora’daki Modon Limanına sonra da Dalmaçya’da karaya ayak bastı. Oradan memleketine geçti. Haçlılardan muharebeye katılmayanlar ve kaçanlar kendilerini Tuna Nehrine atıp boğuldular. Muharebede pek çok asilzâde kumandan ve şövalye esir alındı.

Başta Papalık ve Bizans olmak üzere bütün Hıristiyan âleminin Osmanlıları Avrupa kıtasından atmak için olanca imkânlarını seferber ederek hazırladıkları büyük Haçlı ordusu Sultan Bayezid Hanın karşısında mukavemet bile edememişti. 25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu’da kazanılan zaferle Osmanlı himayesindeki Vidin-Bulgar Krallığına son verildi. Macaristan’a büyük bir akın yapılarak çok miktarda esir alındı. Haçlılardan alınan pek çok ganimetle ülkede imar faaliyetleri sosyal yardım müesseseleri ve sanat eserleri yapıldı. Esirleri önce Edirne’ye oradan Gelibolu’ya gönderen sonra da Bursa’ya gelince yanına getirten Sultan Bayezid Han fidye karşılığı hepsini serbest bıraktı. Esirler arasında bulunan Korkusuz Jean ve arkadaşları “Bu andan itibaren Yıldırım Bayezid’e karşı gelmeyeceğimize ve ona karşı silâh kullanmayacağımıza namus ve şerefimiz üzerine yemin ederiz” deyince Bayezid Han; “Bana karşı silâh kullanmayacağınıza dair ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz yeniden ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanmak imkânı sağlamış olursunuz. Zîrâ ben Allahü teâlânın dînini yaymak ve O’nun rızâsına kavuşmak için dünyâya gelmişim” dedi.

Niğbolu Zaferi gönderilen fetihnâmelerle ülkenin her tarafına Asya’daki hükümdarlara Mısır sultanlarına Irak ve Acem beylerine Tatar hanına Bursa kadısına müjdelendi. Mısır’da bulunan Abbasî halifesi kendisine gönderilen zafernâmeye verdiği cevapta Bayezid Hana; “Sultan-ı İklim-i Rûm” unvanı ile hitap etti. O günden itibaren Osmanlı hükümdarlarına sultan denilmesi âdet oldu.


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:11 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
İkinci Kosova Savaşı (1448)

Polonya ve Macaristan kralı Ladislas’ın Varna‘da ölümünden sonra (1444) Macaristan kral naipliğine getirilen Yanoş Hunyadi Varna yenilgisinin öcünü almak için kuvvet toplamağa başladı. Bu sırada Osmanlılar isyan eden Arnavutluk beyi İskender Bey ile uğraştıklarından Yanoş Hunyadi’nin Macarlardan başka Eflak Bohemya ve Almanlardan kuvvet toplamasına engel olamadılar. Sırbistan’a kolaylıkla geçen Yanoş Hunyadi kuvvetleri Kosova’ya geldi (1448). Osmanlı hükümdarı II. Murad Han da bir süre sonra Kosova’ya vardı. Yanoş Hunyadi gönderdiği elçi aracılığıyla barış istedi. Ancak bu teklifi kabul edilmedi. Savaş Yanoş Hunyadi’nin saldırısıyla başladı. Üç gün sürdü (17-19 Ekim). İlk gün hafif kuvvetlerin birbirlerini denemeleriyle geçti. Şiddetli savaş ikinci gün öğleden sonra başladı. Gece yarısı Yanoş Hunyadi kuvvetlerinin Osmanlı ordugâhına yaptığı baskın bir sonuç vermedi. Üçüncü gün sabahtan başlayan savaşta Osmanlılar plan gereğince sağ ve sol kanatları yenik düşmüş gibi göstererek geri çektiler. Merkezi müdafaasız bulan Yanoş Hunyadi hücum emrini verdi. Merkezde bulunan yeniçeriler haçlılara şiddetle karşı koydular. Haçlılar merkeze yığılınca sağ ve sol kanatlardan geri çekilen Osmanlı kuvvetleri bu kanatlardan ve geriden haçlıları sarmağa başladılar. Kısa bir süre sonra haçlı ordusunda panik başladı. Yanoş Hunyadi savaş meydanını bırakarak kaçtı. Pek çok haçlı savaş meydanında kaldı.

İkinci Kosova Savaşı sonucunda Osmanlılar Balkanlar‘a iyice yerleştiler. Yenilen Macarlar 1456 Belgrad kuşatmasına kadar Osmanlılarla savaşmadı özellikle İstanbul’un fethine seyirci kaldılar

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:12 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Birinci Kosova Savaşı (1389)

Osmanlılar ile Haçlılar (Sırp Bulgar Macar ve Karadağlılar) arasında yapılan meydan savaşlarıdır.

I. Murad (Hüdâvendigâr) Sırp Bulgar ve diğer Hıristiyan devletlerin doğurduğu tehlikeyi önlemek amacıyla 60 000 kişilik bir kuvvetle Sırbistan üzerine yürüdü. I. Murad Han’ın yanında oğulları Bayezid (Yıldırım) ile Yakub Bey vardı. Öncü kuvvetlerin başında Evrenos Bey ile Paşa Yiğit bulunuyordu. Türk ordusu Filibe Köstendil Eğri Palanka ve Üsküp’ün kuzeydoğusundan geçen yolu takip etti Kosova ovasının doğu yamaçları boyunca Priştina’ya yürüdü. İki taraf Priştina’nın kuzeybatısında Priştina - Vuçitrn yolu üzerinde Lab suyu yanında karşılaştı. Haçlı kuvvetleri Osmanlılar‘dan fazlaydı. I. Murad Han ordunun merkezinde yer aldı; sağ kolda Bayezid’i sol kolda öteki oğlu Yakub’u görevlendirdi. Veziriazam Çandarlı Ali Paşa ile Kara Timurtaş Paşa padişahın yanında yer aldılar. Haçlıların merkezinde Sırp despotu Lazar sağ kolunda yeğeni Vuk Brankoviç sol kolda da Bosna kralı Tvrtko vardı. Sekiz saatlik bir çarpışmadan sonra henüz savaşın sonucu alınmadan Lazar’ın damadı Sırp asilzadelerinden Miloş Obiliç (veya Kopiliç) bir mülteci veya elçi gibi Sultan Murad Han’a yaklaştı ve birden çıkardığı hançerle padişahı yaraladı. Türk kaynaklarında I. Murad Han’ın savaşın sonunda savaş sahasında dolaşırken yaralı bir Sırp tarafından öldürüldüğü kaydedilir. Sultan Murad Han’ın yaralandığı yere bir çadır kuruldu; sultan ağır yaralı olduğu halde kumandayı elden bırakmadı. Bu sebeple savaş Türklerin lehine sonuçlandı. Ölmeden önce esir alınan Sırp despotu Lazar ile damadı ve diğer Sırp asilzadeleri öldürüldüler. I. Murad Han’ın vefatından sonra yerine I. Bayezid (Yıldırım) padişah oldu; Sırpları takip eden Yakup Çelebi ise öldürüldü.

Birinci Kosova Savaşı sonunda yeni Sırp despotu Stephan Lazaroviç Osmanlılara vergi vermeyi ve savaşlara askerleri ile birlikte katılmayı kabul etti; ayrıca kızkardeşi Despina’yı Bayezid Han’a zevce olarak verdi.


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:12 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Sırpsındığı Savaşı (Zaferi)

Osmanlı kuvvetlerinin Haçlı ordusuyla yaptığı ilk savaş (1364).Osmanlı Beyliği‘nin Trakya ve Balkanlar’da hızla ilerleyerek birçok yeri ele geçirmesi Papa Urbanus V’in teşvikiyle Macarların Bulgarların Sırpların Eflaklıların ve Bosnalıların Osmanlılar aleyhine birleşmesine sebep oldu. Müttefik ordusu Edirne üstüne yürüdüğü sırada I. Murad Han Bursa’daydı. Edirne’de bulunan Beylerbeyi Lala Şahin Paşa I. Murad Han’dan yardım istedi. I. Murad Han emrindeki kumandanlardan Hacı İlbeyi‘ni 10 000 kişilik bir kuvvetle düşmanın durumunu öğrenmesi için Sırpsındığı’na gönderdi. Hacı İlbeyi düşman kuvvetlerinin her türlü emniyet tedbirinden uzak olarak ilerlediğini görünce bir gece baskınıyla Macar kralı Layoş kumandasındaki bu haçlı ordusunu mağlup etti. Askerlerin çoğu Meriç nehrinde boğuldu. Bazı kaynaklara göre Lala Şahin Paşa Hacı İlbeyi’nin kazandığı bu zaferi kıskandığı için onu zehirleterek öldürttü.

Bu zaferden sonra Edirne Osmanlı Devletinin başkenti oldu; Bulgar Krallığı Osmanlı Devletine vergi vermeyi ve Osmanlı himayesine girmeyi kabul etti.

Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:12 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Miryokefalon (Miryakefalon) Savaşı

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans imparatoru Manuel I Komnenos arasında Denizli yakınlarında Miryokefalon’da (Myriokephalon) yapılan savaş (17 Eylül 1176).Suriye ve Musul hükümdarı Atabeg Nureddin Mahmud Zengî‘nin ölümü üzerine (1174) büyük bir rakipten kurtulan II. Kılıç Arslan ertesi yıl Orta Anadolu’da Sivas ve Tokat bölgelerine hâkim olan Danişmendli Türk beyliğine son verdi. Türklerin Bergama ve Edremit’e kadar ilerlemeleri Bizans İmparatoru Manuel’in Kılıç Arslan’ı ezmek ve Türk hâkimiyetine kesin bir şekilde son vermek için hazırlıklara girişmesine sebep oldu. Manuel papaya bir mektup yazarak zamanın yeni bir haçlı seferi için elverişli olduğunu ve “Anadolu’dan geçen yolun artık güven altına alınacağını” bildirdi. Manuel amcasının oğlu Andronikos Batatzes’i bir orduyla Paphlagonia’ya doğru yola çıkardı ve kendisi de büyük imparatorluk ordusuyla Kılıç Arslan’ın başkenti olan Konya üstüne yöneldi. Kılıç Arslan imparatora elçiler göndererek barış isteğinde bulundu fakat Manuel bunu kabul etmedi. Paphlagonia üstüne giden Andronikos Batatzes eylül ayı başlarında Niksar surları önünde Türklere ağır bir şekilde yenildi. Batatzes’in kesilen başı bir zafer nişanesi olarak II. Kılıç Arslan’a gönderildi. Bundan birkaç gün sonra Manuel’in ordusu Menderes vadisinden geçerek Eğridir gölü ucundaki Sultandağı dizisine giden dağlık bölgeye girdi. Kuşatma araçları erzak fazlalığı ve ağır arabalar ordunun ilerlemesini yavaşlatıyordu. Ayrıca geçmek zorunda oldukları bölge Türkler tarafında tahrip edilmişti. Bizans ordusunun ilerlediği yol üzerinde Tribritze denilen ve çıkış yerinde tahrip edilen Miryokefalon kalesinin bulunduğu bir geçit vardı. Türk ordusu burada bir dağ yamacında toplu olarak bulunuyordu. Manuel’in ileri görüşlü subayları bu ağır hareketli orduyu çukur yoldan geçirmemesi için imparatoru uyardılar. Fakat ordudaki genç ve tecrübesiz prensler kendilerine güveniyor şan ve şöhret kazanmak istiyorlardı. Bunlar imparatora baskı yaparak onu bu yolda ilerlemeğe zorladılar. Kendine bağlı küçük beyliklerden yardımcı kuvvetler alan Kılıç Arslan’ın ordusu hemen hemen Manuel’in ordusuna eşit ancak daha kötü teçhizatlıydı. Fakat Türk ordusunun daha fazla hareket imkânı vardı. Bizans öncü kuvvetleri zor kullanarak geçide girdi (17 Eylül 1176). Türkler geri çekilerek dağlara saptılar sonra da imparatorluk ordusu dar yola girdiği sırada yamaçlardan aşağı inerek geçit içine saldırdılar. İmparatorun kayınbiraderi bir süvari alayı başında Türklere karşı saldırıya geçti. Fakat bütün adamlarıyla birlikte kılıçtan geçirildi. Geçidin aşağısında bulunan askerler onun durumunu görüyorlar fakat sıkışık durumda oldukları için yardım edemiyorlardı. Manuel cesaretini kaybederek paniğe kapıldı ve geçitten çıkmak için geriye kaçtı. Bunun üzerine bütün ordu onu takip etti. Fakat ağırlıklar yolu kapamıştı. Askerlerden çok azı kurtuldu. Akşama kadar süren savaş sonunda II. Kılıç Arslan Manuel’e bir haberci göndererek derhal geri dönmesi Eskişehir (Dorylaion) ve Gümüşsu (Sublaion) kalelerini yıkması şartıyla ona barış teklif etti ve kalan ordusuyla geçitten çıktı. Manuel Bizans’a dönerken yolda Türkmenlerin sürekli saldırılarına uğradı.

Miryokefalon savaşı Selçuk ve Bizans tarihinin dönüm noktalarından biridir. Türklerin Malazgirt‘ten sonra Bizans’a vurdukları bu ikinci darbe sonucu Bizans Anadolu’da üstünlüğünü kaybetti.


Prof. Dr. Sinsi 10-10-2012 12:12 AM

Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...
 
Asırlarca Devam Eden Haçlı Seferlerinin Sonucu

Pek çok kan döküldü ve milyonlarca insan can verdi; nice ülkeler harap oldu. Bu seferler dinî siyasî sosyal kültürel iktisadî birçok hâdiselere sebep oldu. Müslümanlara karşı savaşa katılmaya teşvik için Avrupa’da bir çok Hıristiyan tarikatları kuruldu. Seferlere iştirak için Avrupalıların dindarına maceraperestine işsiz-güçsüzüne ayrı ayrı vaadlerle propaganda yapılıp Müslümanların karşısında bütün bunların boş çıkması neticesinde papalığın ve kiliselerin otoritesi sarsıldı.Bu seferler sonunda Hıristiyanlar Müslümanları yakından tanıdılar. Harp meydanlarında aslanlar gibi cesurca dövüşen Müslümanların aslında çok merhametli iyiliksever misafirperver olduklarını yakından gördüler. Müslümanların papazların bahsettikleri gibi olmaması Avrupalı Hıristiyanların daha önceki düşüncelerini değiştirdi.

Papalık bu seferlerin masraflarını karşılamak gayesiyle Hıristiyanların ruhanî işleri için vergi almak âdetini çıkardı. Bulunduğu çevrenin kilisesine vergisini vermeyenler Hıristiyanlıktan aforoz edildi. Misyonerler faaliyetlerini artırıp Asya ve Afrika’da Hıristiyanlığı yaymaya çalıştılar.

Haçlı seferlerine katılan şövalyelerin Müslümanlar karşısında güçsüzlüğü anlaşılınca derebeylik idaresi zaafa uğradı. Merkezî otoritenin hakimiyeti artıp Avrupa’da krallık rejimi kuvvetlendi. Köle durumundaki köylü toprak sahibi efendilerinden arazi alarak mal mülk sahibi oldu. Avrupa’da aralarında büyük eşitsizlik ve adaletsizlik uçurumu bulunan sınıflar arasındaki fark kısmen azaldı.

Doğu sanat ve medeniyetini tanıyıp İslamî eserlere hayran olan Haçlılar Müslümanlardan sanat ve teknik alanda birçok yenilikleri ve keşifleri öğrendiler. Pek çok eseri yağmalayarak Avrupa’ya kaçırdılar. Bu ise Avrupa’da ilim ve tekniğin gelişmesine sebep oldu. Müslümanlardan kâğıt ve pusulayı da öğrenen Haçlılarda gemicilik çok gelişti. Venedik Cenova Marsilya Pisa gibi Akdeniz limanlarının önemi artıp ticarî faaliyetler hız kazandı. Bu şehirler serbest bölgeler mahiyetini alıp Batı ve Doğunun ticareti gelişti.

Haçlı seferleri neticesinde Müslümanlar Bizanslılar ve Yahudiler çok zarar gördü. İslâm ülkeleri ve devletleri harap oldu. Yüz binlerce Müslüman; Anadolu Mısır Suriye ve özellikle Kudüs’te kılıçtan geçirilip yerleşim alanları yağmalanarak yakılıp yıkıldı. Kadınlar ve çocuklar bile hunharca öldürüldü. Haçlıların kılıcından sadece Müslümanlar değil Yahudiler özellikle Ortodoks Bizans da nasibini aldı. İstanbul’un zenginliğine hayran kalan Latin Katolikler şehrin sanat eserlerini zengin olmak hırsıyla yağmaladılar. Ortodoks ahaliye saldırıp mal can ve ırzlarına ziyadesiyle zarar verdiler. İstanbullular şehri terk etmek zorunda kaldı. Haçlı zulmü o kadar arttı ki asırlardır İstanbul’da bulunan Bizans İmparatorluk tahtı şehirden çıkarılıp önceden Türkiye Selçukluları Devletinin başşehri olan İznik’e taşındı. Bizanslılar 1261 senesinde İstanbul’u Haçlılardan geri aldılar.

Haçlı seferleri sonucunda İslâm medeniyetini tanıyan Avrupa’da ilim ve teknikte gelişmeler olup merkezî otoritenin kuvvetlenmesi yanında Müslümanlara karşı asırlarca devam edecek askerî siyasî iktisadî ve kültürel politikanın da tespit edilip safha safha tatbikine sebep olmuştur.

Osmanlı Devleti‘ne ve diğer Müslüman devletlere karşı 1364 Sırpsındığı 1389 Birinci Kosova 1396 Niğbolu 1444 Varna 1448 İkinci Kosova 1453 İstanbul 1538 Preveze 1571 Kıbrıs 1683 Viyana Kuşatması Osmanlı Devletinin yıkılması ve 1919-1922 İstiklal mücadelemizde Haçlılar ittifak edip Müslümanlara karşı cephe aldılar. Hattâ Kudüs’ün elimizden çıkması üzerine müttefikimiz olan Almanlar bayram yaptılar.

Batılıların geçen asırlarda ve günümüzde İslâm ülkelerine karşı tatbik ettikleri yayılmacılık ve sömürgecilik hareketleri İslâm dinine saldırmaları ve Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak için yaptıkları bütün dejenerasyon faaliyetleri geçmişteki Haçlı seferlerinin hâlen soğuk savaş kültürel ve ekonomik savaş olarak devam ettiğini göstermekte bugün bile pek çok eserimiz çalınarak batıya kaçırılmaktadır. Aksine batıdan ülkemize kaçırılmış bir tek eser bile görülmemiştir. Batı her hususta bunu bugün bile tatbik etmektedir.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.