![]() |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
KAYNAK [1] Asıl nüshada, "Muhacirlere" yazılıdır. [2] Medîne'ye hicret olayı için bkz. İbn Hİşâm, II, 111; İbn Sa'd, I/I, 152; İbn Seyyidİ'n-Nâs, , I, 173; Tâvîhu'z-Zehebî, I, 190; Zâdu'l-Me'âd, II, 136; İbn Kesîr, III, 168; el-İmia , 37; Târîhu l-Hamîs, 322. [3] Adı, tamlamasız olarak "Abd"dır. Ebû Ahmed künyeli bu zât, şâirdir. El-Merzubânî, Mu'cemu ş-Şuarâ' adlı eserinde onun biyografisini yazmıştır [4] Bu ad, gerek asıl nüshada gerekse îbn Hişâm, II, 114'de yukarıda yazıldığı gibi geçmekle*dir. Bu ad el-Kâmûs, Usdu'l-Ğâbe ve el—lsâbe'de geçtiği gibi el-FâriVdır. Hiç kimse bundan başka bir kaydını ispat etmemiştir. Fâtıma'ya Fatma; Âişe'ye Ayşe denildiği gibi, el-Fâri'a'ya da el-Fer'a takma ad olarak denilmiş olması muhtemeldir. [5] Asıl nüshada siliktir. îbn Seyyidi'n-Nâs. I, 173'e göre tamamlandı. "Cahş Oğulları'nın tü*mü ...hicret ettiler." sözü Ebû Ömer b. Abdilberr'den alıntılanmışım [6] Asıl nüshada, "Zenyer" şeklindedir. El-İsâbe (Mübeşşir'in biyografisinde şöyle yazılıdır: "Bu ad Ca'fer vezninde Zenber olarak okunur." [7] Bu ad konusunda çok ihtilaf vardır. îbn Hişâm'da: "Humeyrâ, Cumeyrâ da denilmiştir." ya*zılıdır. İbn Sa'd'a göre "Hummeyr'"dir. İbn Mâkûla da bu son okuyuşu kesin bir şekilde desteklemiştir. Es-Sîre* nin Cotencin baskısı 317. sayfasındaki bir açıklamaya göre, İbn Hi-şâm'ın bu ismi noktalı hı harfi ile Humeyrâ olarak okuduğu belirtilmiştir. [8] Asıl nüshada, "Hişâm" yazılıdır. İbn Hişâm, II, 116; Usdu'l-Ğâbe ve el~İ.sûbe'yt göre düzeltildi. [9] Müslim b. el-Haccâc da, bu adı Cüzâme olarak zikretmiştir. Es-Süheyiî der ki: Bu inim Cu-dame olarak bilinir. Bazen Cuddâme de denilmiştir. Yine es-Süheylf, Cudâme bint Vehb b. Mihsan (Ukkâşe b. Mihsan'ın kardeşi) olduğunu tercih etmiş: "Cudâme bini Cendel ise, Esed kabilesinin kolu olan Cahş ailesinde bu adla kimse yoktur," demiştir. [10] Hazm, burada onu Umâme diye isimlendirmiştir. Birçok kaynakta Umeyne diye geç*mektedir. El-Huşenî: "Doğrusu Umeyme'dir." demiştir. [11] Ümmü Habîbe ya da Ümmü Habîb olarak isimlendirilmiştir. İbn Hacer, bu adın Ümmü Ha-bîbe olduğunu kesin bir şekilde belirtmiştir. Ebû Ömer, her iki şekli de uygun görmüş ve "Çoğu kişi bu adı Ümmü Habîb diye okumuş." demiştir. İbn Kesîr, tam bu görüşün aksini savunmuş ve "Ümmü Habîbe şeklinde okuyanlar çoğunluktadır." demiştir. Bkz. İbn Seyyi-di'n-Nâs'ın tahkiki, I, 180. [12] Tenâdub şeklinde okunmalıdır. El-Vakşî, tenâdib şeklinde okumuştur (Bkz. el-Huşenî, I,125). Seril' ise, Mekke'den altı mil uzaklıkta Mer yolu üzerinde, Medîne iie Mekke arasın*da bir yerin adıdır. [13] Bu ye ondan Önceki paragrafı, İbn Seyyidİ'n-Nâs, Ebû Ömer İbn Abdilberr'den ahntılamış-tir. İbn Hazm da burada biraz değiştirerek nakletmiştir. [14] Asıl nüshada, "Zenyer" şeklinde yazılmıştır. [15] Sunh diye okunmalıdır. El-Bekrî, Sunuh diye kaydetmiştir. El-Hâris'in iki oğlu Cüşem ve Zeyd'in İki oğluna ait bir kaledir. Mescidu'n-Nebevî'den bir mil uzaklıktadır. Ebû Bekir es-Sıddîk'ın evi oradaydı. [16] Bu kelimenin okunuşu konusunda ihtilaf vardır. Bazıları Usbe, bazıları Asbe diye okumuş*tur. Bazıları ise Asabe diye kaydetmişlerdir. Buhârî, Nâfi'in İbn Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İlk muhacirler, Benî Cehceba'nııı evi Mu'saba geldiklerinde..." Her iki rivayet İle de aynı yer kastedilmiştir. [17] Asıl nüshada, "Ye'âr b. Yezîd" yazılıdır. İbn Hişâm, II, 123 ve el-İsâbe'ye göre düzeltildi. Mûsâ b. Ukbe, "Ye'âr" kelimesini "Te'âr" şeklinde okumuştur. Bkz. el-İstiab ve el-İsâhe. [18] Rasûlullah (s.a-S.)'ın hicreti ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm, II, 123; İbn Sa'd, J/l, 153; et-Taberî, II, 245; Ensâbu''I-Eşrâf, I, 120; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 181; İbn Kesîr, III, 174; Zâdu'l-Me'M, II, 136; Târîhu'z-Zehebî, I, 190; Târîhu'İ-Hamts, I, 322; el-Buhârî, V, 56. [19] İbn Sa'd, I/I, 159 ve eî-İmtâ'fa bu ad Uraykıt; İbn Hişâm, I, 129'da Erkıt şeklinde yazılıdır. [20] Hişâm, bu yer adını Micac; el-Bekrî, Mucac; Yâkût ise, Mucah diye kaydedip oku*muşlardır [21] Zu'l-Usaveyn diye de okunmuştur. Bkz. Mıı'cemu Yâkût. [22] Bu yer adını el-Bekrî, Zû Kişd; Yâkût, Zû Kişr diye okuyup kaydetmişlerdir. [23] İbn Hişâm, II, 136, "Ona Aba'îb de denilmiştir." demiştir. Yâkût ise, "Ona Usyane de de*nilmiştir." demiştir. [24] Bu yer adına Face de deniliyor. Sukya'dan Önce Medine'den üç konak uzaklıktadır. Bkz. Mıı'cemu Yâkût ve es-Semhudî, II, 357. [25] Medîne'den yetmiş sekiz mil uzaklıktadır. [26] Dârekutnî, bu adı "Hacer" diye okumuştur. Bkz. es-Süheylî, II, 9-10. [27] Asıl nüshada, "Seniyetu'I-jJlyâ" yazılıdır. Doğrusu, İbn Hişâm, II, 136 ve Yakut'un da be*lirttikleri gibi Seniyetu'1-Air ya da Seniyelu'l-Gâir'dir. Et-Taberî, II, 236 ve İbn Sa'd, I/I, 157'de ise Seniyetu'î-Gâbir şeklinde yazılıdır. [28] Nüshanın hamişinde, İbn Hişâm, II, 138'den naklen: "Ebû Bekir'in Harice b. Zeyd'in evin*de konaklandığı söylenmiştir." diye yazılıdır. [29] Yâkût, İbn İshâk'ın Ranuna'dan bahsettiği metni alıntılamış ve "İbn Hişâm'ın iktibas etti*ği İbn îshâk'ın kitabından başka bir eserde bu rivayete rastlamadım." demiştir. Herkes Ra*sûlullah (s.a.S;)'in, Salim Oğullan'nın bulunduğu vadide Cuma namazı kıldığını söylemiş*tir. İbn Zebâle: "Ranuna'da değil Zû Saleb'de kıldı." demiştir. Es-Semhûdî: "Bu İki yer, her ne kadar bazı yerlerde birbirinden ayrılırlarsa da bir noktada birleşiyorlar." demektedir. Bkz. Mu'cemu Yâkût ve es-Semhûdî, II, 214. [30] Ebû Eyyûb'ıın, Cabbâr'a: "Ey Cabbâr! Deveyi dürtüp benim evimden uzaklaştırmak isliyor*sun, öyle mi? Rasûlullah (s.a.s.)'ı hak İle gönderen Allah'a yemin ederim ki İslâm olmasay*dı sana kılıç çekerdim." şeklinde yapmış olduğu tehdidi kastediyor. Bkz. es-Semhûdî, I, 186. [31] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 103-111. [32] Rasûlullah (s.a.s.)'ın mescidi inşası ile İlgili olarak bkz. İbn Hişâm, II, 140; İbn Sa'd, I/II,I; et-Taberî. II, 256; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 195; İbn Kesîr, III, 214; el-İmta , 47; Târî-hu'l-Hamîs, I, 343. [33] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 111. [34] Rasûlullah (s.a.s.)'ın Yahudilerle yaptığı sözleşme için bkz. İbn Hişâm, II, 147; İbn Seyyi-di'n-Nas, I, 197; İbn Kesîr. III, 224; el-İmtâ', 49. [35] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 111. [36] Kardeşlik hadisesi için bkz. İbn Hişâm, II, 150; îbn Sa'd, I/II, 1; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 199; İbıı Kesîr, III, 226; el-İmtâ', 49; Târîhu'I-Hamfs, I, 352; el-Buhârî, 69. [37] Bi'r-i Ma'una'da başından geçenlerden dolayı, bu İakabı, Rasûlullah (s.a.s.) ona vermiştir. Zira Bi'r-i Ma'una'da bütün arkadaşları öldürülüp ondan başka geriye kimse kalmadığın*da, müşrikler ona eman verdiler. O ise, onların verdiği emanı kabul etmedi. Kumandanları Haram b. Milhan'ın çarpıştığı yere gitmeye ısrar etti. Onlarla ölünceye kadar savaştı. Ra*sûlullah onun için, "O ölümle kucaklaştı." buyurdu. [38] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 112. [39] İbn Kesîr, "el-Fusûlfî İhtiyari Sîreti' r-Rasâl", 26, adlı eserinde, Müslümanlar arasında ku*rulan kardeşlikten bahsettikten sonra: "Yüce Allah, o zaman fakir Muhacirleri korumak amacıyla zekâtı farz kıldı. İbn Hazm da, zekâtın farz kılınışını bu tarihle zikretmiştir. Ha*dis âlimlerinden bazı hafızlar, onun zekâlın ne zaman farz kılındığı konusundaki görüşünü doğru bulmamışlardır." demiştir. Makrızî (el—Imtâ1, 50) de, İbn Hazm'ın zekâtın farz kılı*nış tarihi hakkındaki görüşüne işaret etmiştir [40] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 112. [41] Asıl nüshada, Zurey yazılıdır. [42] İbn Hazm, el-Cenıhara, 318'de Hârİs b. Suveyd'i ve onun münafıklığını zikretmiştir. Son*ra: "Onun ölüm esnasında nifaktan arındığı söylenmiştir." demiştir. Sonra bu rivayet üze*rine: "Bundan başka bir şey caiz değildir. Zira bu zât, Uhud Savaşı'na katılmıştır. Hiçbir münafık Uhud Savaşı'na katılmamıştır." sözleri ile açıklamada bulunmuştur. [43] İbn İshâk, II, 168 ve IV, 174>'de, Nebtel b. Hâris'in Levzan Oğullan boyu, Benî Dubey'a b. Zeyd Oğulları'n dan olduğu yazılıdır. Yine bkz. İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 209. [44] El-Cemhara, 314'e göre yapılan bir ilavedir. İbn Hişâm'da, Hizam b. Hâlid olarak geçmek*ledir. Bu ibarenin kâtib tarafından eksik bırakıldığı açıktır. [45] Asıl nüshada, "Nâfi"1 yazılsdır. El-Cemhara, 315; İbn Hişâm, II, 17; İbn Seyyidİ'n-Nâs, I, 210'a göre düzeltildi. [46] İbn Hişâm, II, 174 ve el-İmtâ', 497'de de, el-Lusayt olarak kaydedilmiştir. El-jsâbe'de ise,' el-Lusayb şeklinde yazılmıştır. Ei-Lusayn olduğu da söylenmiştir. [47] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 113-114. [48] Ebvâ Gazvesi ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm. II, 241; İbn Sa'd, I/n, 3; et-Taberî, II, 259, 261; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 224; İbn Kesîr, TII, 241; Zâdıı'l-Me'âd, II, 212; el-İmlâ', 53; Tâıihu'I-Hamîs, I, 363. [49] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 114-115. [50] Bu ve ondan sonraki seriyye ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm, II, 245; İbn Sa'd, I/II, 2; et-Ta-berî, II, 259, 260; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 224; İbn Kesîr, III, 234; el-İmtâ', 51, 52; Târî-hu'l-Hamîs, I, 356, 357; el-Mevâhibu 1-Ledünnİyye, I, 97. [51] Asıl nüshada, "Ecnâ" yazılıdır. İbn Sa'd, eİ-İmtâ' ve Yakut'a göre düzeltildi. "Ahyâ" mad*desi ile ilgili olarak, Yakut'un İbn İshâk'tan alıntıladıkları es-Sîre'de mevcut değildir. [52] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 115. [53] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 115-116. [54] Buvat Gazvesi ile ilgili olarak bkz, İbn Hişâm, II, 247; İbn Sa'd, I/II, 3; et-Taberî, II, 260, 261; Ensâbu l-Eşrâf, I, 135; İbn Seyyidi'n-Nâs, 1, 226; İbn Kesir, III, 246; Zâdtı'l-Me'âd, II, 212; el-İmtâ', 54; Târîhu'l-Hamh, I, 363; el-Mevâkibu'l-Ledünniyye t I, 98 [55] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 116. [56] Uşeyre Gazvesi ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm, II, 248; İbn Sa'd, I/II, 4; et-Taberî, II, 260, 261; Ensâbıı'l-Eşrâf, I, 135; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 226; İbn Kesîr, III, 246; el-İmtâ', 54; Tâıihtı'l-Hamîs, I, 363; el~Mevâhihu l-Ledünniyye, I, 98. [57] Asıl nüshada ve İbn Hişâm, II, 249'da, "Müşterib" diye yazılıdır. Yâkût ise, "Bu yer adının, İbn İshâk'ın Meğâzî'inde Müşterib olarak yazıldığını gördüm." dedikten sonra, onu Mü-şeyrib diye kaydetmiştir. Et-Taberî, II, 260'da ise, Müşeyrib olarak kaydedilmiştir. [58] Halâık: Medine tarafında, Abdullah b. Ebî Ahmed b. Cahş'a ait bir yerdir. [59] Ferşe Melel: Medîne'den yirmi mil uzaklıktadır. [60] Yakut'ta, Suhayratu'l-Yernâm şeklinde yazılıdır. İbn Hişâm, II, 249 ve et-Taberî, II, 260'da noktasız ha harfi ile Suheyretu'l-Yemâm şeklinde yazılıdır. Bkz. Tâcu l-Arûs (shr madde*si). [61] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 116-117. [62] Birinci Bedir Gazvesi ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm, II, 251; İbn Sa'd, I/II, 4; İbn Seyyi*di'n-Nâs, I, 227; İbn Kesîr, III, 247; el-İmtâ', 54; el~Mevâhlbu'l-Ledünniyye, I, 98; Târî*hu l~Hamîs, I, 365. [63] El-İmtâ', 54; el-Mevâhibu'l-Ledünniyye, I, 98; Târîhu'l-Hamîs, I, 365'de İbn Hazm'm bu ifadesi alıntılanmıştır. [64] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 117. [65] Bu seriyye ile ilgili olarak, bkz. îbn Hişâm, II, 251; İbn Sa'd, I/II, 3; et-Taberî, II, 259; îbn Seyyidi'n-Nâs. I, 225; el-İmtâ', 53; Târîhu'l~Hamfs, I, 359. [66] Harrar, Medine vadilerindendir. Mahacce'nin solunda öadîr-i Hum yakınlarındaki kuyular olduğu söylenmiştir. [67] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 117. [68] Bu seriyye ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm, II, 252; İbn Sa'd, I/II, 5; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 227; İbn Kesir, III, 248; el-İmtâ', 55; Târihu'l-Hamîs, I, 365. [69] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 117-119. [70] Kıblenin değişmesi haberi ile ilgili olarak bkz. îbn Hişâm, II, 257; İbn Sa'd, I/II. 3; et-Ta-berî, II, 265; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 230 (Burada çok ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.); İbn Kesîr, III, 252; el-İmta , 60; el-Mevâhibu İ-Ledünniyye, 1,99; Târihu'l-Hamîs, I, 367; el-Buhârî, I, 84. [71] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 120. [72] 346 İkinci Bedir Gazvesi ile ilgili olarak bkz. Vaktdî, 11; İbn Hişâm, II, 257; İbn Sa'd'ljl1' 6; et-Taberî, II, 267; Ensabu'l-Eşrâf, I, 135; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 241; İbn Kesîr, III, 256; Zâdu'l-Me'âd, II, 216; eî-İmtâ', 60; el-Mevâhibu''l-Ledünniyye, I, 101; Târîhu'l-Hamîs, I, 368; el-Buhârî, V, 72. [73] Yeyen: es-Sağânî, iki yâ'nın fethasıyla bu şekilde okuyup kaydetmiştir. Nasr der ki: Yeyen. Medine'ye bağlı ve ondan bir konak uzaklıkta olan, içinde bir çeşme olan bir vadinin adı*dır. Huzâ'a kabilesine bağlı EsSemlilerin konaklandığı yerdir. Merru'z-Zehrân denildiği gi*bi, bu kelime de merr kelimesine izafe edilerek Merru Yeyen söylenmiştir. İleride Benî Lih-yân Gazvesi'nde tamlamasiz olarak Yeyen şeklinde zikredilecektir. İbn Hişâm, Sîre (1936 Haleb baskısı)'sini yayınlayanlar, bu kelimenin okunuşunu kaydetmemişlerdir. Bedir Gaz-vesi'nden bahsedilirken (Merrey kelimesinin tesnİyesi gibi), Merreyeyn şeklinde geçmek*tedir. Benî Lihyân Gazvesi'nden (II, 292) bahsedilirken, Yakut'tan naklen be harfi ile "Bîn" oiarak yazılmıştır. Halbuki bahsedilen her iki yer de aynıdır. Yeyen İçin bkz. et-Tâc ve es-Semhûdî, II, 393. [74] Yâkût ve es-Semhûdî de, yukarıda yazıldığı gibi Zubya olarak okuyup kaydetmişlerdir. [75] Asıl nüshada "Vuhkan" yazılıdır. Es-Semhûdî, yukarıda yazıldığı gibi okuyup kaydetmiştir. [76] Es-Sîre, II, 267; el-Lisân ve Mu'cemu Yakut'ta da aynı yukarıda yazıldığı gibi Esâfir ola*rak yazılmıştır. Ama es-Semhûdî, bu yer adının Dafîre'nin çoğulu olan Edâfir kelimesi ol*duğunu söylemiştir. [77] Asıl nüshada, ed-Deyye şeklinde yazılıdır. Doğrusu Debbe'dir. Hadisçiler bazen şeddesiz olarak Debe olarak okumuşlardır. El-Kâmûs'da: "Dubbe, (ötre ile) Bedir yakınlarında bir yerin adıdır." yazılıdır. Bkz. es-Semhûdî ve Mu'cemu Yâkût. [78] Hannân ya da Hanân şeddeli ya da şeddesiz olarak okunmuştur. Bkz. es-Semhûdî ve Mu'cemu Yâkût. [79] Asıl nüshada, "Keysân" yazılıdır. Siyer kitaplarına göre düzeltildi. [80] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 120-126. [81] Bu konuda bkz. Vakidî, 151; İbn Hişâm, II, 333; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 272; Târîhu'l-Ha-mîs. I, 396; el-Buhârî, V, 87'de, bazılarını alfabetik sıraya göre iki kez zikretmiştir. İb-nu'S-Cevzî, Telkîhu'l-Fuhûm, 212 ve İbn Kesîr, III, 314'de de bu sıraya göre yazılmıştır. El-Muhabber'de adları Sa'îd yada Abdullah olanlar (bkz. 276-281), azadlı kölelerden sa*vaşa katılanlar şeklinde zikredilmiştir. İbn Sa'd, Tabakât adlı eserinin üçüncü cildini Be*dir'e katılanların biyografilerine tahsis etmiştir. [82] Soy kütüğü hakkında ihtilaf vardır. Bkz. el-Cemhava, 236 ve Üsdu'l-Ğâbe. [83] Vaktdî, İbn Hişâm ve İbn Kesîr, onu Bedir'e katılanlar arasında zikretmemişlerdir. Ne var ki müellif onu el-Cemhara, 181'de zikretmiştir. [84] El-Cemhara, 181 ve el-İstialfda da Bukeyr olarak yazılıdır. İbn Hİşâm, II, 335; İbn Kesîr, III, 318 ve el-İsâbe'de "Lukeyz" şeklinde yazılıdır. [85] Firûzabâdî, Sakf olarak okuyup kaydetmiştir. [86] Asıl nüshada, "Ubeyde" yazılıdır. El-Cemhara, 117; İbn Hişâm, II, 336; Vakidî, 154 ve el-lstiah'u göre düzeltildi. [87] Es-Sîre, 11, 336 ve ei-Istia!/a göre yapılan bir ilavedir. [88] El-Cemhara. 4I2'ye göre yapılan bir ilavedir. [89] Cemhara, 412 ve İbn Hişâm, II, 337'ye göre yapılan bir ilavedir. [90] Mikdâd'm soy kütüğünde çokça kısaltmalarda bulunulmuştur. Bkz. el-Cemhara, 412. Asıl nüshada onun soyu "İbn Sa'd b. Zühevr b. Snlnf h Ça'i^hf." c^ninn*. ^7i [91] Asıl nüshada, Rabîa yerine Zeyd yazılıdır, El-Cemhara, 179 ve İbn Hişâm, II, 337'ye göre düzeltildi. [92] Asıl nüshada "İbn Hamnıâle b. Suheym b. Aize b. Subey'" yazılıdır. El-Cemhara, 179'da geçtiği gibi düzeltildi. Bu ise İbn Hişâm'da yazılan ile biraz farklılık arz etmektedir. [93] "Ğubşan"dan sonra Zu'ş-Şimâleyn'in soy kütüğü, el-Cemhara, 230'daki soy kütüğünden farklıdır. [94] Asıl nüshada "Umeyr" yazılıdır. [95] Siyer kitapjanna göre o, Mahzûm Oğullan'nın azadlı kölesidir. Mahzûm, Kureyş'ten, on*lar ise Fihr b. Mâlik Oğullan'ndandır. [96] İbn İshale, onu Bedir ehii arasında zikretmiştir. Ne var ki Mûsâ b. Ukbe, Vakıdî ve İbn Aiz, onu Bedir ehli arasında saymamıştır. (Bkz, İbn Kesîr, III, 32i) Kâtib, muhtemelen asıl nüs*haya ilavede bulunduğuna bir işaret olmak üzere bu adı köşeli parantez içerisinde yazmıştır. Adiyy Oğullan'nın sayısını on dörde tamamlamak için de bu adı ilave etmek gereklidir. [97] El-Cemhara, 152 ve İbn Hİşâm, III, 341 'ye göre yapilan bir ilavedir. [98] İbn Hişâm, el-Cemhara'&d, Maz'ûn'un Oğulları arasında Osman b. Maz'ûn'un kardeşi Sa-ib b. Maz'ûn'u da Bedir ehlinden olanlara ilave etmiştir. Ne var ki Mûsâ b. Ukbe ve İbn Is-hâk, onu Bedir ehli arasında zikretmemişlerdir. Bkz. İbn Kesîr, III, 319. [99] Mûsâ b. Ukbe, onu Bedir Savaşı'na katılanlar arasında zikretmemiştir. Hİşâm el-Kelbî: "Bedir savaşma katılan Osman b. Maz'ûn'un baba bir kardeşi Saib b. Maz'ûn'dur." demiş*tir. İbn Sa'd: "Bize göre bu el-Kelbî'nin bir hatasıdır. Zira siyer yazarları ve meğâzî bilenIer, Saib b. Osman'ın Bedir'e katıldığım isbat etmişlerdir." der. [100] Asıl nüshada "Sa'îd" yazılıdır. El-Cemhara, 156'ya göre düzeltildi. [101] Asıl nüshada "Vuheyb" yazılıdır. Vakıdî, 156, İbn Sa'd, I/IH, 296 ve el-lstiab's göre düzel- tildi. Mûsâ b. Ukbe, onu Bedir ehlinden saymış; fakat İbn İshâk saymamıştır. İbn Hişâm, II, 342'deki açıklamaya bakınız. [102] Asıl nüshada, "İyâz b. Ebî Züheyr" yazılıdır. Es-Süheylî, II, 95; İbn Sa'd, I/III, 304; el-îs-tiab ve el-İsâbe'ye göre düzeltildi. El-İsâbe yazarı. Halife b. Hayyât'tan, bu kişinin Suri*ye fetihlerinde meşhur olan İyaz b. Ganm b. Züheyr olmasının muhtemel olduğunu nakiet-miştir. İbn Asâkir de, bu görüşü benimsemiştir. [103] Asıl nüshada "Zu'be" şeklinde yazılıdır. Bu okunuşu hakkında bkz. el-Kâmûs, el-hâbe ve e!-!slİab. [104] İbn Sa'd, II/I1I, 18; el-Cemhara, 322; el-İstiab ve el-İsâhe'ye göre yapılan bir ilavedir. [105] İbn İshâk ve Vakıdî de, bu adı yukarıdaki gibi okumuşlardır. Mûsâ b. Ukbe ve Ebû Ma'şer ise, ona Atîk b. et-Teyyihan demişlerdir. Bkz. İbn Sa'd, II/1II, 23; İbn Hişâm, II, 343. [106] El-Cemhara, 323'de, "Haris b. Abdi Rezalı" yazılıdır. Yine bkz. İbn Sa'd, II/III, 27. [107] Asıl nüshada, "Amcasının oğlu Muattib b. Ubeyd" yazılıdır. Bu yanlıştır. Vakıdî (s. 158) ve onun Öğrencisi İbn Sa'd, Muattib b. Ubeyd'i, Zafer Oğulları'nın müttefiki olan Beliyy ka*bilesinden saymışlardır. İbn İmâre el-Ensârî, onu Zafer Oğullan'na nisbet etmiş ve "O Mu*attib b. Ubeyd b. Sevâd b. Hesim b. Zafer'dir." demiştir. Ayrıca bu sözünü açıklayarak: "Zafer Oğullan'ndakİ soy kütüğünü bilmeyenler, onu kardeşi Abdullah b. Tarik'in konu*mundan dolayı onu Belİyy kabilesinden saymışlardır. Gerek Ebû Ömer, gerekse İb-nu'I-Esîr, onun için İki yerde biyografisini tekrarlamışlardır. Bir kez Muattib adını zikre*derken diğer bir kez de Muğİs adını zikrederken biyografisini yazmışlardır. İbn İshâk'ın ri*vayetinde onun adı Muattib b. Abde'dir. [108] Köşeli parantez içindekileri kâtib, İbn Hişâm'dan nakletmîştir. Vakidî, 158 ve İbn Sa'd, TT/m, 23'de bu kişileri zikretmişlerdir. [109] Eî-Cetnhara, 313; el-İstiab ve el-fsâbe'de de soy kütüğü yukarıda yazıldığı gibidir. İbn Hişâm, II, 344 ve İbn Sa'd, II/III, 33'de onun soy kütüğünde Nu'mân diye bir ad zikredilmemiştir. [110] İbn Hişâm ve İbn Sa'd'da, bu ad Emet olarak geçer. El-Cemhara, el-İstiab ve el~İsâbe'de ise yukarıda yazıldığı gibidir. [111] İbn Sa'd, II/III, 34'te, onu Umeyr olarak adlandırdıktan sonra, "Yalnız Muhammed b. İshâk onu Amr b. Ma'bed oiarak söylemiştir." demiştir. Matbu olan es-Sîre'âs ise "Ömer" ola*rak geçmektedir. [112] İbn Hişâm, II, 345 ve İbn Sa'd, II/III, 35'e göre yapılan bir ilavedir. [113] Asıl nüshada "Zenyer" yazılıdır. Bkz. ei-îsâbe "Mübeşşir b. el-Münzir" biyografisi. [114] Asıl nüshada, "Abis" yazılıdır. İbn Sa'd, II/III, 30 ve Usdu'l-Ğâhe'ye göre düzeltildi. [115] Bu ad Uncude biçiminde de okunabilir. Rafi'İn babasının adı Abdulhâris'tir. Ümeyye b. Zeyd Oğullan'ndan değildir. Beliyy kabilesinden onların müttefiki idi. Muhammed b. İshâk da öyle söylemektedir. Ebû Ma'şcr, onu Âmir diye adlandırmıştır. Bkz. İbn Sa'd, II/III, 32. [116] Ibn Sa'd, onun biyografisinde: "Kimileri onu ve Rafi' b. Ancede'yi, Amr b. Avf Oğullan'na nisbet etmiştir. Amr b. Avf Oğulfarı'nin soy kütükleri arasında, onların doğum ve soyu ile ilgili bilgi edinmek istedim. Fakat bir şey bulamadım." demiştir. [117] (9/Tevbe, 75). [118] Asıl nüshada "Erkam" yazılıdır. İbn Sa'd, II/III, 36; el-İstiab ve e!-İsâbe'ye göre düzeltildi. [119] Muhammed b. îshâk ve Ebû Ma'şer de, yukarıdaki gibi soyunu yazmışlardır. Vakıdî ve İbn İinâre el-Ensârî, onlara muhalefet edip, "İbn İshâk, Ebû Ma'şer ve onlardan rivayette bu*lunanlar, Cebr b. Atîk'in soyu konusunda yanılmışlardır. Zira onu, amcası el-Hâris'e nis-bet etmişlerdir. Halbuki el-Hâris de onunla birlikte Bedir'e katılmıştı. İbn İshâk, Bedir'e katılanlar arasında onun amcasını zikretmemiştir. Bkz. İbn Sa'd, II/III, 38. [120] Hişâm el-Kelbî, yukarıda yazıldığı şekilde Asar diye okumuştur. İbn İshâk, Ebû Ma'şer, Mûsâ b. Ukbe ve Vakıdî ise Isr şeklinde okumuşlardır. [121] Huşenî, yukarıda yazıldığı gibi Berk şeklinde okuyup kaydettikten sonra, "Burek şeklinde okunduğu da rivayet edilmiştir." der. [122] Asıl nüshada, "Ebû Hayye" yazılıdır. İbn Sa'd'ın da belirttiği gibi, gerek İbn İshâk gerekse Ebû Ma'şer, onu Ebû Habbe diye adlandırmışlardır. Yayınlanan es-Sîre'dç "Hanne" yazılı*dır. Vakıdî: "Bedir'e katılanlar arasında Ebû Habbe künyesi ile anılan hiç kimse yoktur." de*miştir. İbn İmâre ise: "Bedir'e katılan Ebû Hanne'dİr." demiştir. Bkz. ibn Sa'd, II/III, 45. Ebû Ömer der ki: "Doğrusu Ebû Habbe'dir." Bütün hadisçiler de bu görüştedirler. [123] Asıl nüshada, "Teyhan" yazılıdır. İbn Sa'd, II/III, 41 'e göre düzeltildi. [124] Burada ve bazı rical kitaplarında, "Abİle" olarak geçmektedir. "AbİIe b. Kısmîl" hakkında, el-Kâmûs (ayn-be-lam)'ta bilgi bulunmaktadır. İbn Hişâm, II, 347'de bu ad, "Amile" diye yazılıdır. Biraz ileride Mücezzer b. Ziyâd'ın soy kütüğünde, "Amile" adı zikredilecektir.. [125] Mûsâ b. Ukbe'nin rivayetine göre, onların sayısı altmış üç kişidir. Zira o, Haris b. Kurs b. Heyşe ve Haris b, Arfece'yi de savaşa katılanlar arasında saymıştır. İbn İshâk ise, onları ih*mal etmiştir. [126] İbn Hişâm, II, 348 ve İbn Sa'd, II/III, 79'a göre yapılan bir ilavedir. [127] Asıl nüshada, "Subey' b. Kays b. Sa'lebe b. Ayşe" yazılıdır. Onun soy kütüğünden Saİe-be'yi sildik. Zira bu ad İbn Hişâm, İbn Sa'd, el-Istiab ve Usdtı'I-Ğâbe'âe geçmemektedir. [128] İbn Sa'd, II/III, 84'te, "Ubâde" şeklindedir. Ebû Ömer, her iki şeklini de zikrederek, onun için iki kez biyografisini yazmıştır. [129] İbn Hişâm, II, 349'da: "Füshum, onun annesidir; el-Kayn b. Cisr'den bir kadındır" der. İbn Sa'd, İI/III, 85'de: "Bu kadına nisbet edilmiştir. Ona, Yezîd Füshum denilir." demiştir. [130] El-Huşenî, Dârekutnî'ye uyarak, bu adı yukarıda yazıldığı gibi İtebe diye okuyup kaydet*miş ve onun doğru olduğunu belirtmiştir. [131] Muhammed b. Ömer: "Bu Süfyân b. Nesr'dir." der. Bu adı "Bişr" olarak okumak ise, Mû-sâ b. Ukbe, İbn İshâk ve Ebû Ma'şer'in görüşüdür. İbn Sa'd, II/III, 86'da: "Belki de onla*rın ravileri onlardan bu ismi alıp kaydetmemişlerdir. El-Huşenî de, onu zikredip: "Doğru*su Nesr'dir." der. [132] Asıl nüshada "Ka'în" yazılıdır. [133] İbn Sa'd, II/III, 89'da, onun el-Hâris b. el-Hazrec'in müttefiki olduğu belirtilmiştir. [134] Es-Süheylî: "Ebû Bahr, Ebû'l-Velîd'den naklen bu adı "Cez"' diye okuyup kaydetmiştir." der. Süheylî, bu adı başkaları tarafından hep ze'nin esresi ile Ceziy diye okunduğunu be*lirtmiştir. El-İstiah ve İbn Sa'd, II/III, 91'de, "cİm-ze-ye" harfleri ile yazılmış; ama oku*nuş biçimi kaydedilmemiştir. [135] Künyesi ve soy kütüğünde bulunan isimler hakkında çok İhtilaf var. Ebû Hamîsa (Ebû Ha-mîda ya da Ebû Asîma) Ma'bed b. Abbâd (İbn Kays ya da İbn Abbâde) b. Kaş'ar (Kaşğar ya da Kuşeyr) b. Mukaddem (el-Kadam ya da el-Fadem). Bkz. İbn Hişâm, II, 350; e!-İs-tiab; İbn Kesîr, III, 324; el-İsâbe ve el-Cemhara, 336. [136] Bir çok kaynakta yukarıda yazıldığı gibi geçmekledir. Es-Süheylî: "Bedir ehlinin soy kü*tükleri içerisinde, İbn Kıryûş adında biri bulunmaktadır. Kıryûş diye okumak en doğrusu*dur." demiştir. [137] İbn Hişâm, II, 351 'de de aynı yukarıda yazıldığı gibi geçmektedir. İbn Sa'd, II/III, 98'de, "Vazaka"; e-lstiab'da ise: "Varaka" şeklinde yazılıdır. [138] Esas aldığımız nüshanın nakledildiği nüshada da bu ad yukarıda yazıldığı gibidir. Nüsha*dan nakleden kâtib, metin bölümünde Kays yazmıştır. Dipnotta ise bu adın asıl nüshada Kasr olduğunu belirtmiştir. [139] Asıl nüshada, Amile'dİr. [140] Asıl nüshada, "Abbâd" yazılıdır. İbn Sa'd, II/III, 99'da belirtilen İbn İshâk'ın rivayetine gö*re düzeltildi. Vakıdî ve İbn İmâre el-Ensârî ise, bu ada, "Abede b. Heshes" derler. [141] Asıl nüshada, "Rabîa".yazılıdır. İbn Hişâm, II, 352 ve İbn Sa'd, II/III, 100'e göre düzeltildi. [142] Asıl nüshada, "Behz b. Suleym" yazılıdır. İbn Hişâm ve İbn Sa'd'a göre düzeltildi. [143] Asıl nüshada, "el-Bedy" şeklinde yazılıdır. İbn Sa'd, II/III, 102'de, "el-Yedy"; et-İstiab ve e!~İsâbe'de İse, "el-Beden" olarak yazılıdır. Ebû Ömer: "İbn İshâk'ın bu adı el-Beden şek*linde okuduğu kesinleşmiştir." der. Mûsâ b. Ukbe de bu şekilde rivayet etmiştir. Ama İsmâ-îl b. İbrâhîm b. Ukbe, amcası Musa'dan, el-Bedy diye yanlış bir imlâ ile rivayet etmiştir. [144] Asıl nüshada, "el-Bedy" yazılıdır. Bir önceki dipnota bakınız. [145] İbn Sa'd, II/III, 103'de, "Abdu Rab" yazılıdır. İbn Sa'd, İbn İshâk'tan başka hiç kimse, bu kişiyi Abdullah diye adlandırmamıştır. [146] Ona, İbn Cimaz da denilmiştir. Bkz. İbn Hişâm, II, 353 ve İbn Sa'd, II/III, 104. Vakıdî ve İbn İmâre, onu Gassân'dan saymışlardır. İbn İshâk ve Ebû Ma'şer ise, onu Cuheyne'ye nisbet etmişlerdir. [147] Asıl nüshada Hıraş'tan sonra babası es-Sımme de Bedir ehli arasında sayılmıştır. Bu kesin*likle makul bir şey değildir. Belki Hıraş'ı tanıtmak amacı ile babasının adı belirtilmiş ve da*ha sonra tanıtıcı sözcükler silinmiş ve Sımme adı yalnız kalmıştır. Hıraş'm, Mu'âz b. Sımme adında bir kardeşi de vardır. Bazıları onu Bedir ehli arasında zikretmişlerdir. Ne var kî Vakı-dî: "Bu isbat edilmemiş ve bu konuda İttifak yoktur." demiştir. Bkz. İbn Sa'd, II/III, f 07. [148] Asıl nüshada, "Amr" yazılıdır, İbn Hişâm, II, 354; İbn Sa'd, II/III, 110; el-İstîab ve el-İsâ-be'ye. göre düzeltildi. [149] İbn Sa'd, II/III, 116'da "Hamza" yazılıdır. İbn İshâk'a göre, "Harice"; Mûsâ b. Ukbe'ye gö*re ise "Hârise"dir. Huşenî (I, 173): "Ona noktalı hı harfi ile İbn Humeyr de denilmiştir." der. [150] Vakıdî, onu Sevâd b. Rezn diye adlandırmıştır. İbn İshâk ve Ebû Ma'şer İse, ona, Sevâd b. Zurayk demişlerdir. İbn Sa'd, Zurayk adınm yazılış hatası ile onlardan rivayet edilmiş of-424 c!uğu görüşünü tercih etmiştir. Bkz. İbn Sa'd, II/III, 116. [151] Mûsâ b. Ukbe, onu Bedir ehli olarak zikretmemiştir. [152] ibn Sa'd, II/III, I17'de, Mûsâ b. Ukbe'nin rivayeti olan "Nu'mân b. Sinan" yazılıdır. İbn 426 ^bdilberr de, b.u rivayeti tercih etmiştir. [153] Asıl nüshada,_"İbn Adiyy-b. Âmir b. Ka'b" yazılıdır. Rical ve ensâb kitaplarında, onun soy 417 .kütüğünde "Âmir" adı zİkredilmemiştir. Biz de burada kaydetmedik. [154] ibn Hişâm, İbn Sa'd ve el-Cemhara'ya göre yapılan bir ilavedir. [155] İbn Hişâm, II, 357; İbn Sa'd, II/III, 128; el-İstiab ve el-İsâbe'de, bu kişinin adı Abbâd b. Kays şeklinde kaydedilmiştir. [156] İbn İshâk'tan başka, onu Sa'd b. Yezîd diye adlandıran olmamıştır. Bkz. İbn Sa'd, II/III, 128. [157] Vakıdî'den başka, onu el-Fakih b. Nesr diye adlandıran olmamıştır. İbn İmâre ona karşı çık*mış ve "Ensâr içerisinde eİ-Hâris b. el-Hazrec Oğulları'ndan, Süfyân b. Nesr'den başka Nesr adında kimse yoktur." demiştir (İbn Sa'd, II/III, 129). İbn Hişâm ise: "Onun adı Besr b. el-Fakih'tir." demiştir. [158] İbn Hişâm, II, 358 ve ibn Sa'd, II/III, 130'a göre yapılan bir ilavedir. [159] Asıl nüshada, Rafi' yerine Mâlik yazılıdır, ibn Hişâm, II, 358; İbn Sa'd ve el-Cemhara, 338'e göre düzeltildi. [160] El-Cemhara, 337'de geçen soy kütüğünde Sa'lebe'den söz edilmiyor. [161] İbn Hişâm'da da "Ruceyle" yazılıdır. Bunun yanında "Ruhayie" (hi harfi ile) dendiği de be*lirtilmiştir. Dârekutnî, bizzat İbn İshak rivayetinden alarak, onu Ruhayie (hı harfi ile) olarak kaydetmiştir. Es-Süheylî, Mûsâ b. Ukbe'nin rivayetinde de, Ruhayie olduğunu belirtmiştir. Ebû Ömer, îbn Hişâm'ın rivayetine dayanarak (Ruheyle, ha harfi ile) kaydetmiştir, {bkz. es-Sîre, II, 358; es-Süheylî, II. 100; Huşenî, I, 174). 1 [162] Müellif, el-Cemhara, 337'de, Hâlid ile Sa'Iebe sözcükleri arasına Amir adını ilave etmiştir. [163] İbn Hişâm, II, 359 ve İbn Sa'd, II/III, 50'de de adı bu şekilde geçmektedir. İbn Hişâm "Ona Uşeyra da denilmiştir." der. El-Cemhara, 328'deki Sabit b. Hâlid'in soy kütüğünde, Usey-ra adı zikredilmemiştir. [164] El-Cemhara, 329 ve İbn Sa'd, II/III, 53'e göre yapılan bir ilavedir. [165] Asıl nüshada Esram yerine Usaynm yazılıdır. El-Cemhara ve ibn Hişâm a göre düzeltildi. [166] Nu'ayman da denilmiştir. (Bkz. İbn Hişâm, II, 360). El-Cemhara, 329'da da, ed-Dahık la- kabı ile birlikte bu şekilde geçmektedir. [167] İbn Hişâm, II, 360 ve İbn Sa'd, II/III, 58'de onun adı Usayme olarak geçmektedir. İbn Hacer, ona İsmet de denilebileceğini söylemiştir. [168] Asıl nüshada Rifâ'a yerine Afra yazılıdır. Bu hatadır. Zira Afra, el-Hâris'in hanımıdır. Onun annesi değildir. [169] Asıl nüshada Hudeyle yerine Cedile yazılıdır. İbn Hişâm, İbn Sa'd ve el-Cemhara'ya göre düzeltildi. [170] İbn îshâk'ın, onun soy kütüğü hakkında söylediklerine uygun olarak, el-İstiab ve ei-lsa-be'ys göre yapılan bir ilavedir. Vakıdî ve İbnu'l-Kelbî: "O, Künyesi Ebû Şeyh olan Ubeyy b. Sâbit'tir." demişlerdir. İbn İshâk'ın görüşüne göre, Şâir Hassan b. Sâbit'in kardeşinin oğ*lu; ikinci görüşe göre ise onun kardeşidir. [171] - Asıl nüshada, Mâlik'ten sonra onun soy kütüğünde: "îbn Adiyy b. Mâlik b. Ganm b. Adiyy" yazılıdır. El-Cemhara, 327; İbn Sa'd, II/III,"64; İbn Hişâm, e!-İstiab ve diğer eserlere mulalif olduğundan biz sildik. [172] El-Cemhara, 331 'e göre yapılan bir ilavedir. [173] Asıl nüshada Avf yerine Zeyd yazılıdır. Rical ve neseb kitaplarında da belirtildiği gibi, onun soy kütüğünde Zeyd diye bir isim yoktur. [174] El-Cemhara, 330; İbn Sa’d, II/III, 76 ve el-İstiab’a göre yapılan bir ilavedir. [175] İbn Sa'd, II/III, 76; el-İsâbe ve el-fstiab'a göre yapiian bir ilavedir. [176] İbn Hişâm, İbn Sa'd ve el-İstiab'a göre yapılan bir ilavedir. Onun soyu hakkında ihtilaf vardır. [177] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 126-148. [178] Bedir şehidleri ile ilgili olarak bkz. Vakidî, 141; İbn Hişâm, II, 364; Telkîhu l-Fuhûm, 224; İbn Seyyidi'n-Nâs,"İ, 284; İbn Kesîr, III, 327; Târîhu'l-Hamh, 402. [179] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 149. [180] Bu konuda bkz. Vakidî, 143; İbn Hişâm, II, 365; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 285; Târîhu'l~Hamîs, 403. [181] Asıl nüshada Ömer yerine Amr yazılıdır. [182] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 149-151. [183] Asıl nüshada Vecze yerine Vecre yazılıdır. İbn İshâk, ona Vecze demiştir. İbn Hişâm ise, ona Vehre demiştir (el-Huşenî, I, 175). [184] Köşeli parantez içindekiler, gerekli birer ilavedirler. Zira bu kişilerin hepsi Abdu Şems Oğulları'ndan değildirler. Değişik kabilelerdendirler. Parantez içindekiler onları açıklamaktadır. [185] İbn Hişâm, III, 5; Vakıdî, 137 ve İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 286'da da bu mısra bu kişiye nisbet edilmiştir. Ebû Temâm'ın Hamâse (Şerhu't-Tebrizî, I, iO2)sinde bu mısralar Husayn b. el-Hamam eP-Murrî'ye nisbet edilmiştir. Yukarıda adı geçen Hâlİd'in, onu taklit ettiği muh*temeldir. [186] Asıl nüshada Âbid yerine Âiz yazılıdır. [187] Asıl nüshada Umeyr yerine Osman yazılıdır. Nesebu Kureyş, 386 ve.el-Cemhara, 153'e göre düzeltildi. [188] Esed b. Abdiluzzâ Oğullan ve Abdullah b. Humeyd'den daha önce söz edilmişti. îbn Hi-Şâm, İbn tshâk rivayetlerine ilave etmişti. Bkz. İbn Hişâm, III, 7. [189] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 151-153. [190] Bu ibarenin İbn Hazm'dan nakledildiğine dair bkz. el-!mtâ', 107. [191] Bu gazve ile ilgili olarak bkz. İbn Hişâm, III, 46; İbn Sa'd, I/II, 20; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 294; Zâdu'1-Me'âd, II, 229; İbn Kesîr, III, 344; el-İmta , 107; Târihu'l-Hamîs, I, 407. [192] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 153. [193] Bu gazve için bkz. Vakıdî, 182; İbn Hişâm, III, 47; îbn Sa'd, I/II, 20; et-Taberî, II, 299; En-sâbu'l-Eşrâf, I, 147; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 344; İbn Kesîr, III, 344; ei-İmtâ', 106; Târî-hu t-Hamis, 1, 410. [194] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 153-154. [195] Bu gazve için bkz. Vakıdî, 192; İbn Hişâm, III, 49; İbn Sa'd, I/II, 23; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 303; İbn Kesir, IV, 2; el-İmıâ', 110; Tâıîhu'l-Hamîs, I, 414. [196] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 154. [197] Bu gazve için bkz. Vakıdî, 195; İbn Hişâm, III, 50; İbn Sa'd, I/II, 24; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 304; İbn Kesîr, IV, 3; el-İmtâ', 111; Târîhu'l-Hamîs, I, 416. [198] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 154. [199] Bu gazve için bkz. Vakıdî, 177; İbn Hişâm, III, 50; İbn Sa'd, I/II, 19; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 294; İbn Kesîr, IV, 3; el-İmtâ', 103; Târihıı l-Hamîs, I, 408. [200] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 154-155. [201] Ka'b b. Eşrefin öldürülmesi ile ilgili olarak bkz. Vakıdî, 184; İbn Hişâm, III, 54; İbn Sa'd, I/II, 21; et-Taberî, III, 2; İbn Seyyidi'n-Nâs, I, 298; İbn Kesîr, IV, 5; el-İmtâ', 107; Târî*hu'l-Hamîs, I, 412. Onun öldürülmesine katılanların adlan için bkz. el~Muhabber, 282. [202] İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sire, Çıra Yayınları: 155-156. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Uhud Savaşı Rasûlullah (s.a.v.), Behrân Gazvesi dönüşünden sonra, Cemâziyelâhır, Receb, Şa'bân ve Ramazan aylarında Medine'de kaldı. Bu arada Kureyş, üçüncü yılın Şevval ayında, Rasûlullah (s.a.s.)'a savaş açtı. Bunun için, müttefikleri olan el-Ehâbîş denilen Arap kabilelerinden, Benî Kinâne ve diğer kabilelerden yardım istediler. Savaştan kaçmamak için kadınlarıyla beraber sefere çıkan Kureyşliler, Kanat vadisinin Ayneyn tepesinde konakladılar. Burası Medîne karşısındaki vadinin ağzında bulunan, Uhud Dağı yakınlarındaki Sebha içlerinde bir tepenin üstüdür. O ara Rasûlullah (s.a.s.), rüyasında, kılıcının ağzında gedik açıldığını, bir sığırın boğazlandığını ve elini sağlam bir zırhın içine koyduğunu görmüştü. Rüyasında gördüğü zırhı, Medîne olarak yorumladı. (Boğazlanmış sığırın), ashabından bir kısmının şehîd olacağına, (kılıcının ağzından gedik açılmasını ise) ehl-i beytinden bir adamın şehîd düşeceğine işaret olduğunu belirtti. Dolayısıyla Rasûlullah (s.a.s.), ashabına, Kureyşlilere karşı dışarı çıkmamalarını, Medîne'de savunma savaşı yapmalarını, eğer saldırırlarsa sokak başlarında şehri savunmalarını işaret buyurdular. Abdullah b. Ubeyy b. Selûl de, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in görüşünü destekledi. Ancak, daha sonra Uhud Savaşı'nda, Allah'ın kendilerine şehâdet bahşettiği bir grup seçkin sahâbi, savaşa çıkılması konusunda Rasûlullah (s.a.s.)'a ısrarda bulundular. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), zırhını giymek üzere evine girdi ve bir müddet sonra çıktı. Benî Neccâr'dan Mâlik b. Amr (başka bir rivayete göre Muhriz b. Âmir) adında vefat eden bir adamın cenaze namazını kıldı. O gün Cuma günüydü. Bu arada, savaşa çıkılması konusunda Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ısrar edenler yaptıklarından pişmanlık duydular ve Rasûlullah (s.a.s.)'a: "Ey Allah'ın Rasûlu! İsterseniz çıkmayalım, savunma savaşı yapalım' dediler. Ancak Rasûlullah (s.a.s.): "Zırhını, giyindikten sonra savaşmadıkça çıkarması bir peygambere yaraşmaz." dedi. Daha sonra Rasûlullah (s.a.s.), bin kişilik bir ordu ile Medine'den yola çıktı. Medîne'de kalan Müslümanlara namaz kıldırmak üzere İbn Ümmi Mektûm'u görevlendirdi. Rasûlullah (s.a.s.), Medîne ile Uhud arasında Şavt denilen yere varınca, Abdullah b. Ubeyy b. Selûl, görüşünün kabul edilmediği gerekçesiyle yaklaşık ordunun üçte birini teşkil eden sayıdaki kişiyle beraber küserek ayrıldı. Câbir'in babası Abdullah b. Amr b. Haram, arkalarından yetişerek onlara Allah'a ve Rasûlü'ne dönmeleri hususunda öğütte bulunduysa da kendisine kulak asmadılar; bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına yalnız dönmek zorunda kaldı. Ensâr'dan bazıları, Rasûlullah (s.a.s.)'a, müttefikleri olan Yahudilerden yardım istemesini önerdiler. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.), gerek Yahudiler'den gerekse müşriklerden yardım almaya yanaşmadı. Rasûlullah (s.a.s.) [Müslümanlarla birlikte], Benî Hârise'nin arazisine girdi ve "Toplanmış bir topluluğa karşı kim çıkıp bize rehberlik eder." dedi. Benî Hârise'den Ebû Hayseme adında biri: "Ben rehberlik ederim ey Allah'ın Rasûlu!" dedi. Benî Hârise'nin sınırları içinden geçme konusunda onlara rehberlik etti. Bu arada Mirba' b. Kayzî adında, görme özürlü münafık birinin arazisinden geçtiler. Bu adam: "Eğer sen gerçekten Allah'ın Rasûlu olsan dahi, arazimden geçmene izin vermiyorum." diyerek, Müslümanların yüzlerine toprak atarak sözü uzatmaya başladı. Bir grup onu öldürmek için üzerine saldırınca, Rasûlullah (s.a.s.): "Onu öldürmeyin! O hem gözünden hem de kalbinden görme Özürlüdür." dedi, Abduleşhel Oğulları'ndan Sa'd b. Zeyd, yayıyla vurup Mirba'ın başını yardı. Rasûlullah (s.a.s.) yoluna devam etti; Uhud Dağı'na doğru uzanan vadinin kıyısında bulunan Şi'b denilen yere varınca, Uhud Dağı'nı arkasına alarak karargâhını kurdu. Arkadaşlarına, emir vermedikçe kimsenin savaşmaması konusunda talimat verdi. Bu esnada Kureyş, Kanâtta es-Samğa denilen yerdeki ekinlerin içine salınmış deve ve atlarıyla birlikte görünüyordu. Bu arada Rasûlullah (s.a.s.), yedi yüz kişilik ordusunu savaş düzenine hazırlıyordu. Müşriklerin ise iki yüzü (başka bir rivayette ellisi) atlı olmak üzere toplam üç bin savaşçı oldukları rivayet edilir. Buna karşın Müslümanların okçuları elli kişiydi. Rasûlullah (s.a.s.), okçuların başına Evs'li Benî Amr b. Avf tan Havvât b. Cübeyr'in kardeşi Abdullah b. Cübeyr (r.a.)'i komutan olarak atadı. O gün Abdullah (r.a.), giymiş olduğu beyaz elbisesiyle [dikkat çekici] idi. Arkadan saldırmamaları için müşriklerin üzerine ok yağdırmak üzere, Rasûlullah (s.a.s.) Müslüman okçuları yerleştirdi; iki zırh üst üste giydi; sancağı, Abduddâr Oğulları'ndan Mus'âb b. Umeyr'e verdi. Rasûlullah (s.a.s.), o gün, on beş yaşlarında olan Semûra b. Cundub el-Fezârî ve Benî Hârise'den okçu olan Rafi' b. Hadîc'e savaşma izni verdi. Ancak Üsâme b. Zeyd, Abdullah b. Ömer b. el-Hattâb, Benî Mâlik b. en-Neccâr'dan Zeyd b. Sabit ile Amr b. Hazm; Benî Hârise'den Berrâ b. Azib ile Useyd b. Züheyr; Arâbe b. Evs, Zeyd b. Erkâm ve Ebû Sa'îd el-Hudrî'ye, yaşlan küçük olduğundan savaşa çıkmalarına izin vermeyerek, onları geri çevirdi; fakat bir yıl sonra yapılan Hendek Savaşı'na katılmalarına izin verdi. O gün Abdullah b. Ömer, on dört yaşındaydı. Savaş izni verilmediği için geri çevrilen diğer kişiler de on dört yaşlarındaydılar. Kureyş, Hâlid b. Velîd komutasındaki süvari birliğini sağ cenaha, İkrime b. Ebî Cehl komutasındaki diğer atlı birliğini sol cenaha alarak, savaş düzeni aldı. Rasûlullah (s.a.s.), hakkını vermek şartıyla kılıcını, Benî Sa'ide'den cesur, kahraman, savaş meydanında çalımlı yürüyüp kurnaz davranan Ebû Dücâne Simâk b. Hareşe'ye verdi. Benî Dubey'a'dan, Ebû Âmir Abdu Amr b. Sayfî b. Mâlik b. en-Nu'mân diye biri vardı. Bu kişi, melekler tarafından yıkanan Hanzele'nin babasıdır. O, (daha önce geçtiği gibi) câhiliye döneminde kendisini zühd ve ibâdete veren bir rahipti. İslâm gelince sapıttı; Rasûlullah (s.a.s.)'dan uzaklaşmak gayesi ile Evs'ten bazı gençleri de yanma alarak, Medîne'den ayrılıp Mekke'ye gitti. Uhud'da müşriklerin yanında savaşa katıldı. Bu adam Evs'in reisleri arasında idi. Savaşa katılması durumunda, Evslilerin savaştan çekilip kendi tarafına geleceğine dair Kureyş'e söz vermişti. Uhud günü, Mekkeli köleler arasında Ehâbîş ile birlikte Müslümanlarla ilk karşılaşan kişi o oldu. Kabilesine seslenerek kendisini tanıtınca, Evsliler ona: "Ey fâsık! Allah senin gözünü aydın kılmasın." cevabını verdiler. Bunun üzerine: "Benden sonra kavmime kötülük dokunmuş." diyerek Müslümanlara karşı şiddetli bir hücuma geçti. Rasûlullah (s.a.s.) ashabının parolası o gün, "Öldür! Öldür!" idi. O gün Ebû Dücâne, Talha, Hamza, Ali, Enes b. en-Nadr (r.a.); onlardan başka çok az insanın başarabileceği şiddetli bir sınavdan başarıyla geçtiler. O gün Ensâr'dan bir grup, geri dönüşü olmayan büyük bir sorumluluk ile karşı karşıya kalmışlardı. Bu bilinçle savaşa daldılar. Kureyş, yenilgiye uğramaya başladı. Bunu gören okçular: "Allah, düşmanlarını bozguna uğrattı! Burada durmamızın artık bir anlamı yok!" dediler. Komutanları Abdullah b. Cübeyr (r.a.), yerlerinden ayrılmamaları konusundaki Rasûlullah (s.a.s.)'ın emrini onlara hatırlattıysa da, onlar düşmanın hezimete uğradığını öne sürerek onun emrine aldırış etmediler. Ancak müşrikler yeniden hücuma geçtiler. Seçkin bazı Müslümanları Allah şehâdetle şereflendirdi. Müşrikler Rasûlullah (s.a.s.)'m yanına kadar geldiler. Mus'âb b. Umeyr (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)'ın önünde şehid oluncaya kadar savaştı. Rasûlullah (s.a.s.), yüzünden yaralandı; atılan bir taşın isabet etmesi sonucunda, biri alt diğeri üst olmak üzere, sağdaki iki küçük azı dişi kırıldı. Mübarek başında bulunan miğfer parçalandı. Mus'âb b. Umeyr'in şehid olması üzerine, Rasûlullah (s.a.s.), sancağın Hz. Ali (r.a.)'ye verilmesini emretti. O ara Rasûlullah (s.a.s.), Ensâr'ın sancağı altında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına kadar gelip ona saldıranlar arasında, müşriklerden Amr b. Kamîa el-Leysî ve Utbe b. Ebî Vakkâs da vardı. Bu esnada Hanzala el-Ğasîl b. Ebî Âmir (r.a.), Ebû Süfyân'a doğru şiddetle hücum edip tam onu kistırmışken, Şeddâd b. el-Esved el-Leysî (İbn Şa'ûb) O'na saldırıp şehid etti. Hanzala (r.a.), gerdekten çıktığı gibi yıkanmadan savaşa geldiğinden, cünüb olarak şehid oldu. O'nun bu durumunu ve melekler tarafından yıkandığını Rasûlullah (s.a.s.) haber verdi. Müşrik ordusunun sancağını tutanlar öldürülünce, sancakları yere düştü. Bunun üzerine orada bulunan Amra bint Alkame el-Harisiyyet adlı kadın, sancağı müşrikler adına yerden kaldırdı; böylece dağılan müşrikler ona doğru gelerek toplandılar. Rasûlullah (s.a.s.)'ı alnından yaralayanın, İslâm hukukçusu Muhammed b. Müslim b. Şihâb ez-Zührî'nin amcası Abdullah b. Şihâb ez-Zührî olduğu rivayet olunmuştur. Atılan taşlarla geri çekilmek zorunda kalan Rasûlullah (s.a.s.), yanı üzerine bir çukura düştü. Bu çukuru, Ebû Âmir el-Evsî, Müslümanlara karşı bir tuzak olarak kazmış idi. Rasûlullah (s.a.s.)'ın bu çukura düşmesi üzerine, Hz. Ali O'nun elinden tutarak, Talha (r.a.) da kendisini siper edip O'nu bağrına basarak, Rasûlullah (s.a.s.)'ın ayağa kalkmasına yardımcı oldular. Ebû Sa'îd el-Hudrî'nin babası Mâlik b. Sinan, Rasûlullah (s.a.s.)'ın yarasında bulunan kanını hafifçe emdi. Miğferde bulunan halkalardan ikisi Rasûlullah (s.a.s.)'in yüzüne batmıştı; Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh (r.a.), onları ön dişleriyle çıkardı. Halkaları dişleriyle sıkıca tutup çıkardığı için, iki ön dişi düştü. Dişlerinin düşmesi onu daha da süslü kılmıştı. Müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)'a yaklaştılar. Rasûlullah (s.a.s.)'ın önünde bulunan yedi kişilik Müslüman bir grup, şehid düşünceye kadar savaştılar. Bunların yedi kişiden fazla olduğu da söylenir. En son Umara b. Yezîd b. es-Seken şehid düştü. Bunun ardından Talha (r.a.), bir grup gibi çarpışarak müşrikleri Rasûlullah (s.a.s.)'dan uzaklaştırdı. Ümmü Umâre Nuseybe bint Ka'b el-Mâzeniyye (r.a.), şiddetli bir şekilde savaştı. Amr b. Kamîa'ya sert kılıç darbeleriyle vurarak, üzerinde bulunan iki zırhı yere düşürdü. Ancak Amr b. Kamîa, vurduğu bir kılıç darbesiyle onun boynunda büyük bir yara açtı. Ebû Dücâne, üstüne oklar düştüğü halde, hareket etmeksizin sırtını Rasûlullah (s.a.s.) için kalkan yaptı. O esnada Rasûlullah (s.a.s.), Sa'd b. Ebî Vakkâs'a, "Ok at! Anam babam sana feda olsun!" diyordu. Savaşta Katâde b. Nu'mân ez-Zaferî, gözünden isabet aldı; gözleri yanağının üzerine düşmüş olduğu halde, Rasûlullah (s.a.s.)'a geldi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), onun gözünü tekrar yerine koydu. Onun bu gözü diğer gözden daha sağlıklı ve güzel oldu. Enes b. Mâlik'in amcası Enes b. en-Nadr, silahlarını bırakmış sahabeden bir topluluğun yanına vardı ve onlara: "Ne diye oturuyorsunuz?" dedi. Onlar da: "Rasûlullah (s.a.s.) öldürülmüş!" diye cevap verdiler. Bunun üzerine onlara: "Ondan sonra sizin için hayatın ne anlamı olabilir ki? Haydi kalkın ve Rasûlullah (s.a.s.)'in uğrunda öldüğü şey için siz de ölün!" dedi. Sonra insanlara yöneldi ve Sa'd b. Mu'âz'a rastladı; O'na: "Ey Sa'd! Vallahi Uhud tarafından cennet kokusunu alıyorum." dedi. Şehid düşünceye kadar savaştı. Allah O'ndan razı olsun. Üzerinde yetmiş darbe izi vardı. O gün Abdurrahman b. Avf (r.a.), bir kısmı ayağından olmak üzere, yirmi kadar darbe alarak topal kaldı. O gün, karşı hamleden sonra Rasûlullah (s.a.s.)'ı ilk fark eden Benî Selime'den şâir Ka'b b. Mâlik oldu. En yüksek sesiyle: "Ey Müslümanlar! Müjdeler olsun! Bu Rasûlullah (s.a.s.)'dır." diye bağırdı. Rasûlullah (s.a.s,), susması için ona işaret etti. Müslümanlar O'nu tanıyınca, hemen etrafında toplandılar ve dağ tarafına doğru tırmandılar. Onların arasında Ebû Bekir, Ömer, Ali, Talha, ez-Zübeyr, el-Hâris b. es-Sımme el-Ensârî ve diğerleri vardı. Rasûlullah (s.a.s.), Şi'b denilen yerde tepeye yaslanınca, Übey b. Halef el-Cumehî kendisine yaklaştı. Rasûlullah (s.a.s.), el-Hâris b. es-Sımme'den harbesini alarak boynuna vurdu ve onu yaraladı. Übeyy, perişan bir halde yere düştü. Müşrikler ona: "Vallahi sana bir şey olmamış." dediler. Bunun üzerine o, "Vallahi üstüme tükürseydi beni öldürürdü." dedi. Übeyy, Mekke'de Rasûlullah (s.a.s.)'ı öldüreceğine söz vermişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) ona, "Ben seni öldüreceğim." demişti. Allah'ın düşmanı Übeyy, Mekke'ye dönüşünde, Şerif denilen yerde bu yaradan dolayı öldü. Hz. Ali (r.a.), Mihras su kaynağından kalkanına su doldurarak, Rasûlullah (s.a.s.)'a getirdi. Sudan bir koku geldiği için, Hz. Peygamber (s.a.s.) içmedi. Onunla yüzünü yıkadı. Rasûlullah (s.a.s.), dağdaki yüksek bir kayalığın üstüne çıkmak istedi. Ancak yorgun ve bitkin bir halde idi. İki kat da zırh giyinmişti. Talha b. Ubeydillah (r.a.) yere çöktü; Rasûlullah (s.a.s.)'ı sırtına alıp kayalığa kadar çıkardı. Namaz vakti geldi; Rasûlullah (s.a.s.) oturarak namaz kıldı. Beraberindeki Müslümanlar da oturarak arkasında namazlarını kıldılar. Müslümanlardan bir grup hezimete uğradılar. Bazıları el-A'ves önlerindeki el-Cel'ab'e kadar kaçtılar. Kaçanların arasında Osman b. Affân, Osman b. Ubeyd el-Ensârî de vardı; Allah bu konuda onları affetsin. Onların affedildiğine dair Kur'ân âyetleri nazil oldu: "İki topluluğun çarpıştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenlerin, şeytan, yalnızca bazı yaptıklarından dolayı ayaklarım kaydırmak istedi. Yine de Allah, onları bağışladı..." Huzeyfe'nin babası el-Hüseyl b. Câbir el-Yemân ve Sabit b. Vakş, kadın, çocuk ve yaşlılarla beraber sağlam evlerde koruma altına alınmış, iki mübarek yaşlı adamdı. Biri diğerine: "Ancak bir içimlik su içilecek kadar ömrümüz kalmış; kılıçlarımızı alıp Rasûlullah (s.a.s.)'a yetişsek belki Yüce Allah bize şehidlik şerefini bahşeder." dedi. Bunun üzerine yola çıktılar ve Müslümanların arasına girdiler. Sabit b. Vakş, müşrikler tarafından şehid edildi; Hüseyl'i ise, Müslümanlar onu müşriklerden sanarak yanlışlıkla öldürdüler. Rivayet edildiğine göre onun ölümünü Abdullah b. Mes'ûd'un kardeşi Utbe b. Mes'ûd üstlendi ve diyetini oğlu Huzeyfe'ye ödedi. Huzeyfe de onu sadaka olarak Müslümanlara dağıttı. Yahudi Benî Sa'lebe b. el-Fityûn'dan, Muhayrîk diye biri vardı. Muhayrîk, Yahudilere: "Muhammed'e yardım etmenin üzerinize düşen zorunlu bir hak olduğunu biliyorsunuz." diyerek, onları Rasûlullah (s.a.s.)'m yardımına çağırdı. Bunun üzerine Yahudiler: "Bu gün Cumartesi'dir." dediler. Muhayrîk: "Sizin için Cumartesi yoktur," diyerek, silahını aldı ve Rasûlullah (s.a.s.)'a katıldı. Ölünceye kadar Hz. Peygamber (s.a.s.)'le beraber savaştı. İstediği şekilde tasarrufta bulunmak üzere, bütün malını mülkünü Rasûlullah (s.a.s.)'a verilmesi için vasiyet etmişti. Rasûlullah (s.a.s.)'in, Medine'de dağıttığı sadakalardan bir kısmının, Muhayrîk'm malından verdiği rivayet olunmuştur. El-Hâris b. Süveyd b. es-Sâmit, münafık idi. Ancak yine de Müslümanlarla birlikte Uhud Savaşı'na katıldı. Müslümanlar savaşa girince, el-Mücezzer b. Ziyâd el-Belevî ve Benî Dubey'a'dan Kays b. Zeyd'e saldırıp onları öldürdü ve kâfirlerin tarafına kaçtı. Zira el-Mücezzer, câhiliye döneminde Evs ve Hazrec arasında çıkan savaşların birinde, adı geçen el-Hâris'in babası Süveyd'i öldürmüştü. Daha sonra el-Hâris b. Süveyd Mekke'ye gitti; orada bir süre ikamet etti. Ancak Allah onu eceline susattı ve Medine'ye akrabalarının arasına geri döndü. Rasûlullah (s.a.s.)'a durum vahiyle bildirildi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), hiç gitmediği bir zamanda yola çıktı ve Küba'ya vardı. Küba'da bulunan Ensâr, hemen Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanında toplanmaya başladılar. Aralarında sarı bir elbise giymiş olduğu halde el-Hâris b. Süveyd de vardı. Rasûlullah (s.a.s.), Uveym b. Sâ'ide'ye, el-Hâris b. Süveyd'in boynunu vurması için emir verdi. Bunun üzerine el-Hâris: "Niçin ey Allah'ın Rasûlü?" dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.): " el-Mucezzer b. Ziyâd'i haince öldürmen sebebiyle" dedi. Bunun ardından el-Hâris, bir kelimeyle de olsa cevap veremedi. Bunun üzerine Uveym, onun boynunu vurdu. Ardından Rasûlullah (s.a.s.), hiç oturmadan hemen geri döndü. Başka bir rivayete göre ise, el-Hâris: "Ey Allah'ın Rasûlü! Vallahi dinimden şüphe ettiğim için onu öldürmedim. Lakin onu gördüğümde kendimi tutamadım; zira onun babamın katili olduğunu hatırladım." dedi; sonra boynunu uzattı ve öldürüldü. Benî Abdileşhel'den, Usayrim olarak bilinen Amr b. Sabit b. Vakş diye biri vardı; İslâm'ı kabul etmiyordu. Uhud günü gelince, ulaşmasını istediği saadete kavuşması için Allah onun kalbini İslâm'a ısındırdı ve Müslüman oldu. Kılıcını aldı, Rasûlullah (s.a.s.)'a iltihak etti ve savaştı. Yaralandı; ancak kimse onun durumuna bir anlam veremedi. Savaş bitince, Benî Abdileşhel, ölülerin arasında kendi ölülerini ararken, ölümüne ramak kalmış bir şekilde Amr b. Sâbit'i ağır yaralı olarak buldular. Birbirlerine bakıp, "Vallahi bu Usayrim'dir. Biz savaşa çıktığımızda o dinimizi inkâr ediyordu." dediler. Sonra ona: "Ey Amr! Buraya gelmenin sebebi nedir? Kavmine olan sevgin mi, yoksa İslâm'a olan arzun mu?" diye sordular. O ise: "Aksine, İslâm'a olan arzumdur. Ben Allah'a ve Rasûlune iman ettim; sonra gördüğünüz gibi yaralanıncaya kadar Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanında savaştım." dedi ve son nefesini verdi. Ashâb bunu Rasûlullah (s.a.s.)'a anlatınca: "O cennet ehlindendir." diye buyurdular. Denildiğine göre, onun durumu Ebû Hüreyre (r.a.)'ye bildirildiğinde: "Oysa o, Allah için hiç namaz kılmamıştı." dedi. Benî Zafer arasında, kimse tarafından bilinmeyen Kuzmân adında bir adam vardı. Uhud günü büyük bir şiddetle savaştı; müşriklerden yedi önemli kişi öldürdü; sonra yaralandı. Durumu Rasûlullah (s.a.s.)'a bildirilince: "O cehennem ehlindendir." dedi. Kuzmân'a: "Sana müjdeler olsun! Cennet'e gidiyorsun." denilince o: "Ne müjdesi! Vallahi ben ancak kavmim için savaştım." dedi. Sonra yarası ağırlaşıp acısı şiddetlenince, sadağından bir ok çıkardı, onunla bazı damarlarını kesti. Böylece ölünceye kadar kanı aktı. Kureyşli müşrikler tarafından Müslüman ölülerinin değişik organları kesildi/onlara müsle yapıldı. Kureyş'in dönüşünden sonra, insanlar ölülerini taşımağa başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), yıkanmadan, kanlan ve elbiseleriyle birlikte şehid oldukları yere defnedilmelerini emretti. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Uhud Savaşı'nda Şehid Olan Müslümanlar Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası Hz. Hamzâ (r.a.), Benî Nevfeî b. Abdi Menâfin kölesi olan Vahşî tarafından şehid edildi. Vahşî bunun üzerine azad edildi. Vahşî'nin, Hz. Hamzâ'ya attığı kargı, karnının altına saplandı. Vahşî, daha sonra Müslüman oldu. Bizzat bu kargısıyla Yemâme Savaşı'nda Müseylimetü'l-Kezzâb'i öldürdü. Benî Ümeyye'nin müttefiki olan Abdullah b. Cahş da şehid düştü. Onun, Hz. Hamzâ ile aynı kabre defnedildiği söylenir. Zira Rasûlullah (s.a.s.), Müslümanlara mezarları derin kazmalarını, Kur'ân'ı en çok bileni öne almak üzere, her iki ya da üç kişiyi bir kabre defnetmelerini emretti. Sa'd b. Ebî Vakkâs, anlatıp dedi ki: "Ben ve Abdullah b. Cahş, Uhud Savaşı'nın olduğu günün sabahında beraber oturuyorken bir temennide bulunduk. Ben, 'Allah'ım! Beni küfründe aşın gitmiş, kini şiddetli bir kâfir ile karşı karşıya getir; o beni öldürsün, ben de onu öldüreyim.' dedim. Ayrıca, "Onun üzerindeki silah, elbise ve eşyasını (selebini) alayım." dediği de rivayet olunmuştur. Abdullah b. Cahş da: "Allah'ım! Beni küfründe aşırı gitmiş, [kini] şiddetli bir kâfir ile karşı karşıya getir; onunla savaşayım. O beni öldürsün." dedi. Ayrıca onun, "O benim üzerimdeki elbise ve eşyamı alsın, sonra kulağımı ve burnumu kessin." dediği de rivayet olunmuştur. Devamla "Rabbim! Sana kavuştuğumda bana, 'Ey Abdullah b. Cahş! Niçin kulağın burnun kesilmiş' diyesin de; ben de, 'Senin için Ya Rabbi diyeyim." dedi. Sa'd "Vallahi günün sonlarına doğru, onun şehid düştüğünü, burnunun ve kulaklarının bir ipe dizilmiş olarak bir müşrikin elinde olduğunu gördüm." diyerek, sözünü şöyle bitirdi: "Abdullah b. Cahş, benden daha hayırlı çıktı." Mus'âb b. Umeyr, İbn Kamî'a el-Leysî tarafından şehid edildi. Osman b. Osman (Şemmâs b. Osman el-Mahzûmî). Ensâr'dan, Evs kabilesine mensub Abduleşhel Oğulları'ndan şehid olanlar şu kişilerdir: Sa'd b. Mu'âz'm kardeşi Amr b. Mu'âz b. en-Nu'mân. El-Hâris b. Enes b. Râfi'. Umara b. Ziyâd b, es-Seken. Sabit b. Vakş'in Oğulları Seleme ve Amr. Onların babası Sabit b. Vakş. Sâbit'in kardeşi Rifâ'a b. Vakş. Sayfî b. Kayzî. Habâb b. Kayzî. Abbâd b. Sehl. Sa'd b. Mu'âz'ın kardeşinin oğlu (yeğeni) el-Hâris b. Evs b. Mu'âz, Onların müttefiki, Huzeyfe'nin babası Hüseyl b. Câbir el-Yemân. Benî Abdileşhel kabilesi, Râtic ailesinden şehid olanlar: İyâs b. Evs b. Atîk b. Amr b. el-A'lem b. Ze'ûrâ b. Cüşem. Ubeyd b. et-Teyyihân. Habîb b. Zeyd b. Teym. Benî Zafer'den şehid olanlar: Yezîd veya Zeyd b. Hâtıb b. Ümeyye b. Râfi'. Benî Amr b. Avf ve Benî Dubey'a b. Zeyd'den şehid olanlar: Ebû Süfyân b. el-Hâris b. Kays b. Zeyd. Hanzala el-Gasîl b. Ebî Âmir es-Sayfî b. en-Nu'mân b. Mâlik. Benî Ubeyd b. Zeyd'den şehid olanlar: Uneys b. Katâde. Benî Sa'lebe b. Amr b. Avf ten şehid olanlar: Sa'd b. Hayseme'nin ana bir kardeşi Ebû Habbe b. Amr b. Sabit. Okçuların komutanı Abdullah b. Cübeyr b. en-Nu'mân. Benî es-Selm b. İmru'ul-Kays b. Mâlik b. el-Evs'ten şehid düşenler: Sa'd b. Hayseme'nin babası Hayseme. Müttefikleri Benî el-Aclân'dan şehid olanlar: Abdullah b. Selime. Benî Mu'âviye b. Mâlik'ten şehid düşenler: Sübey' b. Hâtib b. el-Hâris b. Kays b. Heyşe. Benî Hatme'den şehid olanlar: Umeyr b. Adiyy; o zamana kadar Benî Hatme'den ondan başka Müslüman olan yoktu. Benî en-Neccâr'ınn Benî Sevâd kolundan şehid olanlar: Amr b, Kays. Oğlu Kays b. Amr b. Kays b. Zeyd b. Sevâd. Sabit b. Amr b. Zeyd. Âmir b. Muhalled. Benî Mebzul [b. Mâlik b. en-Neccâr]dan şehid olanlar: Ebû Hübeyre b. el-Hâris b. Alkame b. Amr b. Sakf b. Mâlik b. Mebzul. Amr b. Mutarrif. [Benî Amr b. Mâlik b. en-Neccâr'dan şehid olanlar]: Hassan b. Sâbit'in kardeşi, Evs b. Sabit b. el-Münzir. [Benî Adiyy b. en-Neccâr'dan şehid olanlar]: Enes b. en-Nadr b. Damdam b. Zeyd b. Haram b. Cündüb b. Âmir b. Ğanm b. Adiyy b. en-Neccâr. Benî Mazin en-Neccâr'dan Kays b. Muhalled. Ve onların Keysân adındaki köleleri. Benî el-Hâris b. el-Hazrec'den şehid düşenler: Harice b. Zeyd b. Ebî Züheyr. Sa'd b. er-Rabî b. Amr b. Ebî Züheyr. İkisi bir kabre defnedildiler. Zeyd b. Erkâm'm kardeşi, Evs b. Erkâm b. Zeyd b. Cays b. en-Nu'mân b. Mâlik b. Sa'lebe b.Ka'b. Benî Hudra'nm Benî el-Ebcer kolundan şehid olanlar: Ebû Sa'îd el-Hudrî'nin babası, Mâlik b. Sinan. Sa'îd b. Süveyd b. Kays b. Âmir b. Abbâd b. el-Ebcer. Utbe b. Rabî' b. Rafı' b. Mu'âviye b. Ubeyd b. Sa'lebe b. Abd b. el-Ebcer. Benî Sâ'ide b. Ka'b b. el-Hazrec'den şehid olanlar: Sa'lebe b. Sa'd b. Mâlik b. Hâlid b. Sa'lebe b. Harise b. Amr b. el-Hazrec b. Sâ'ide. Sakf b. [Ferve b.] ei-Budn. [Sa'd b. Ubâde'nin kabilesi Benî Tarif'ten şehid olanlar]: Abdullah b. Amr b. Vehb b. Sa'lebe b. Vakş b. Sa'lebe b. Tarîf. Cüheyne kabilesinden olup, onların müttefiki Damre, Benî Avf b. el-Hazrec'in, Benî Salim boyu, Benî Malik b. el-Aclân b. Yezîd b. Ganm b. Salim kolundan şehid olanlar: Nevfel b. Abdillah. El-Abbâs b. Ubâde b. Nadle b. Mâlik b. el-AcIân. En-Nu'mân b. Mâlik b. Sa'lebe b. Fihr b. Ganm b. Salim. Ve müttefikleri el-Mücezzer b. Ziyâd el-Belevî. Ubâde b. el-Hashâs ve bu üçü en-Nu'mân, el-Mucezzer ve Ubâde-aynı kabre defnedildiler. Benî Selime'den şehid olanlar: Câbir b. Abdillah'in babası Abdullah b. Amr b. Haram. İçki henüz haram kılınmadığı için, savaş gününün sabahında kahvaltısını şarapla yapmıştı; günün sonunda ise şehid düşmüştü. Ömer b. el-Cemûh b. Zeyd b. Haram. Her ikisi çok samimi iki arkadaştı ve aynı kabre defnedildiler. Oğlu Hallâd b. Amr b. el-Cemûh. Amr b. el-Cemûh'ün azadlı kölesi Ebû Eymen. Benî Sevâd b. Ganm'den şehid olanlar: Süleym b. Amr b. Hadîde. Azadlı kölesi Antere. Sehl b. Kays b. Ebî Ka'b. Benî Zürayk b. Âmir'den şehid olanlar: Zekvân b. Abdi Kays. Ubeyd b. el-Mu'allâ b. Levzân, toplam altmış beş kişi olmaktadır. Aynı şekilde Evs'ten şehid düşenler arasında şu kişilerde zikredilmiştir: Benî Mu'âviye b. Mâlik'in müttefiki Mâlik b. Nümeyle. Benî Hatme (Abdullah) b. Cüşem b. Mâlik b. el-Evs'ten: El-Hâris b. Adiyy b. Haraşe b. Ümeyye b. Âmir b. Hatme şehid düşmüştür. Hazrec'ten Benî Sevâd b. Mâlik'ten şehid olanlar: Mâlik b. İyâs. Benî Amr b. Mâlik en-Neccâr'dan şehid olanlar: İyâs b. Adiyy. Benî Salim b. Avf'tan şehid olan: Amr b. İyâs. Böylece şehid olanların toplam sayısı yetmiş kişiye tamamlanmaktadır. Allah onlardan razı olsun. Rasûlullah (s.a.s.), Uhud şehidlerinin üzerlerine cenaze namazı kılmadan defnetmişlerdir. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Uhud Savaşı'nda Öldürülen Kureyş Müşrikler Uhud Savaşı'nda müşriklerden toplam yirmi iki kişi öldürüldü. Benî Abdiddâr'dan öldürülenler: Ebû Talhâ Abdullah b. Abdiluzzâ b. Osman b. Abdiddâr'ın üç oğlu Tal-ha, Ebû Sâ'id ve Osman. Adı geçen Ebû Talhâ'nm oğlu Talhâ'nın dört oğlu; Musâfi', Culâ, el-Hâris ve Kilâb. Ertâ'a b. Abdi Şurâhbîl b. Hâşim b. Abdi Menâf b. Abdiddâr. Amcasının oğlu Ebû Yezîd [bin] Umeyr b. Hâşim b. Abdi Menâf b. Abdiddâr. Onların amcalarının oğlu el-Kâsıt b. Şüreyh b. Hâşim b. Abdi Menâf b. Abdiddâr ve Ebû Talhâ'nın azadlı kölesi Su'âb. Benî Esed b. Abdiluzzâ'dan öldürülenler: Hz. Ali tarafından öldürülen Abdullah b. Humeyd b. Züheyr b. el-Hâris b. Esed. Benî Zühre b. Kilâb'dan öldürülenler: Müttefikleri Ebû'l-Hakem b. el-Ahnes b. Şerik b. Amr b. Vehb es-Se-kafî, Hz Ali tarafından öldürüldü. Müttefikleri Sibâ' b. Abdiîuzzâ el-Huzâ'î. Benî Mahzûm'dan öldürülenler: Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme'nin kardeşi Hişâm b. Ebî Ümeyye b. el-Muğîre. El-Velîd b. el-Âsî b. Hişâm b. el-Muğîre. Ebû Ümeyye b. Ebî Huzeyfe b. el-Muğîre. Müttefikleri Hâlid b. el-A'lem. Benî Cumeh'ten öldürülenler: Şair Ebû Azze; Rasûlullah (s.a.s.), onu Bedir Savaşi'nda esir olarak almıştı. Sonra ona iyilikte bulunarak fidye almadan, bir daha Hz. Peygamber (s.a.s.)'in aleyhinde kimseye yardım yapmayacağına dair kendisinden söz alarak serbest bıraktı. Ancak sözünde durmadı ve Uhud Savaşı'nda tekrar esir düştü. Rasûlullah (s.a.s.)'m emri üzerine boynu vuruldu. Hz. Peygamber (s.a.s.), ona: "Allah'a yemin ederim ki sen Mekke'de sakalını sıvazlayarak Muhammed'i iki kere kandırdım diyemeyeceksin." dedi. Ubeyy b. Halef. Benî Amir b. Lüeyy'den öldürülenler: Ubeyde b. Câbir. Şeybe b. Mâlik b. el-Mudarrab. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Hamrau'l-Esed Gazvesi Uhud Savaşı, hicrî ikinci senesinin Şevval ayının ortasında, Cumartesi günü meydana geldi. Ertesi gün, Şevval ayının on altıncı pazar günü, yani bir gece geçince, düşmanı takip etmek üzere Rasûlullah (s.a.s.)'m müezzini duyuruda bulundu. Rasûlullah (s.a.s.), Uhud Savaşi'na katılmış olanlardan başkasının katılmaması konusunda emir verdi. Bunun üzerine Câbir b. Abdillah, Rasûlullah (s.a.s.)'dan savaşa çıkması konusunda izin vermesini istirham etti. Hz. Peygamber (s.a.s.) de ona izin verdi. Müslümanlar, yorgunluk ve yaralarına rağmen savaşa çıktılar. Rasülullah (s.a.s.), düşmana korku vermek ve güçlü olduklarını onlara göstermek amacıyla bu savaşa çıktı. Hamrâu'l-Esed'e varınca orada durdu. Burası Medîne'ye sekiz mil mesafede bir uzaklıktadır. Orada pazartesi, salı ve çarşamba günleri konakladı; ardından Medîne'ye döndü. Ma'bed b. Ebî Ma'bed el-Huzâ'î, Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanından geçip gittikten sonra, er-Ravhâ'da bekleyen Kureyşli kâfirler ve onların reisi Ebû Siifyân'ın yanına vardı. Onlara Rasûlullah (s.a.s.)'ın kendilerini takip etmek üzere sefere çıktığını haber verdi. Bu durum, Kureyş'in gücünü kırıp gevşetti. Oysa Medîne'ye saldırmak üzere toplanmışlardı; ancak Rasûlullah (s.a.s.)'ın sefere çıkmış olması onların azmini kırdı ve Mekke'ye geri dönmeye mecbur etti. Rasûlullah (s.a.s.), bu seferde Aişe Ümmü Abdilmelik b. Mervân'ın babası Mu'âviye b. el-Muğîre b. el-Âs b. Ümeyye'yi ele geçirdi ve boynunun vurulmasını emretti. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Racî' Vak'ası Hicri üçüncü yılın sonunda, Safer ayının ortasında, Benî Esed b. Huzeyme'nin kardeşlerinden Hûn b. Huzeyme b. Müdrike soyundan Adel ve el-Kâre kabilesinden bir heyet, Rasûlullah (s.a.s.)'a geldi. O'na, kabilelerinin içinde İslâmiyet'in yayıldığını, bu nedenle kendilerine İslâm'ı öğretecek bir grup öğretmen göndermesini istediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), ashabından Mersed b. Ebî Mersed el-Ğanevî, Hâlid b. el-Bükeyr el-Leysî, Benî Amr b. Avf b. el-Evs'ten Âsim b. Sabit b. Ebi'l-Aklah, Benî Cahcabâ b. Külfe b. Amr b. Avf tan Hubeyb b. Adiyy, Benî Beyâda b, Amir'den Zeyd b. ed-Desîne, Benî Zafer’in müttefiki Abdullah b. Tarık'tan oluşan altı kişilik bir öğretmen grubu gönderdi. Rasûlullah (s.a.s.), Mersed b. Ebî Mersed'i kendilerine başkan seçti. Söz konusu toplulukla beraber yola çıktılar. Hicaz taraflarında, el-Hed'e'de bulunan Hüzeyl'e ait er-Racî' denilen suya vardıklarında, kendilerini götürenler, Hüzeylîleri de yardıma çağırarak onlara hıyanet ettiler. Ellerinde kılıç bulunan bir topluluk tarafından sarıldıklarını ve aldatıldıklarını gören Müslümanlar, savaşmak üzere kılıçlarına sarıldılar. Bunun üzerine amaçlarının kendilerini öldürmek olmadığını, sadece Mekke ehlinden fidye almak istedikleri için bunu yaptıklarını belirterek Müslümanlara güvence verdiler. Mersed, Hâlid b. el-Bükeyr ve Âsim b. Sabit, "Vallahi biz müşriklerin ahitlerini asla kabul etmeyiz." diyerek müşriklerin tekliflerini reddettiler ve şehid oluncaya kadar savaştılar. Ebû Süleyman künyesi ile tanınan Âsim, Uhud Savaşı'nda Benî Abdiddâr'dan Sülâfe bint Sa'd'ın iki genç oğlunu öldürmüştü. Oğlunu öldürdüğünde Sülâfe bint Sa'd, Asım'ın kafatasıyla şarap içeceğini ahdetmişti. Bunu bilen Hüzeyl Oğulları, onun kafasını kesip Sülâfe bint Sa'd b. Şüheyd'e satmayı düşündüler. Ne var ki Yüce Allah, bir arı sürüsü gönderip onun cesedini korudu. Bunun üzerine Hüzeyl Oğulları, gece olunca arı sürüsü gider, o zaman başını keseriz diye düşündüler. Ancak onun başını kesmeden önce Allah, sebebi bilinmeyen bir sel gönderdi ve cesedini alıp götürdü. Böylece Asım'ın cesedine ilişemediler. Âsim (r.a.), asla bir müşrike dokunmayacağına dair yemin etmişti. Böylece Allah, ölümünden sonra bile onun yeminin bozulmamasını sağladı; Allah ondan razı olsun. Ancak Zeyd b. ed-Desîne, Hubeyb b. Adiyy ve Abdullah b. Târik teslim oldular. Dolayısıyla esir edilip, Mekke'ye doğru alıp götürüldüler. Merru'z-Zahrân denilen yere vardıklarında, Abdullah b. Târik, elini bağlardan çözmeyi başarıp kılıcını çekti; ancak bir grup onun arkasına geçip, onu taşlayarak öldürdüler. Kabri, Merru'z-Zahrân'dadır. Hubeyb b. Adiyy ve Zeyd b. ed-Desîne'yi, Mekke'ye götürüp sattılar. Hubeyb, et-Ten'îm denilen yerde asıldı. Allah ondan razı olsun. Asılmak üzere darağacma doğru götürüldüğünde şöyle dedi: "Müslüman olarak öldürülecek olursam, gam yemem, Vurulup hangi yanım üzerine düşersem düşeyim, Zira Allah'adır varacağım yer.Bu Allah içindir, eğer O dilerse, dağılan cesedimin parçalarını mübarek kılar." Öldürülme sırasında iki rekat namaz kılma geleneğini başlatan kişi odur. Safvân b. Ümeyye, Zeyd b. ed-Desîne (r.a.)'yi satın alarak, babasına karşılık öldürdü; Allah Zeyd'den razı olsun. Ebû Süfyân, Hubeyb ya da Zeyd'den birisine: "Şimdi akrabalarının arasında bulunmayı ve senin yerinde Muhammed'in boynunun vurulmasını ister miydin?" diye sordu. O ise: "Allah'a yemin ederim ki, ben ailem içinde sağ salim oturup da Muhammed'e ise, (sizin yanınızda değil) şimdi bulunduğu yerde bile kendisini incitecek bir diken batsa, ben asla razı olmam." dedi. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Bi'r-İ Ma'ûne Seriyyesi Rasûlullah (s.a.s.), Şevval ayının geri kalan kısmını, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında Medîne'de geçirdi. Ardından hicretin üçüncü yılının sonlarında, Uhud Savaşı'ndan sonra geçen dördüncü ayın başlarında, Safer ayında Bi'ri Ma'ûne ashabını gönderdi. Bunun nedeni şudur: Mulâ'ibu'l-Esinne (mızrak uçları ile oynayan) olarak bilinen Ebû Berâ' Âmir b. Mâlik b. Ca'fer b. Kilâb b. Rabî'a b. Âmir b. Sa'sa'a, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gelmişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), onu İslâm'a davet etti. Ancak o, ne Müslüman olmaya yanaştı, ne de reddetti; fakat: "Ey Muhammed! Bir grup arkadaşını Necid ehline göndersen de, onları dinine davet etseler; umarım ki senin davetini kabul ederler." deyince, Rasûlullah (s.a.s.): "Necid ehlinin onlara bi kötülük yapmasından endişe duyuyorum." dedi. Ancak o: "Ben onları himaye ederim." diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), Benî Sâ'ide'den el-Mu'nikli Yemût (ölümle kucaklaşan, ölüme koşan) lakabı ile tanınan el-Münzir b. Amr komutasında, kırk kişilik bir grup gönderdi. Bu grubun, Müslümanların seçkinlerinden oluşan yetmiş kişi olduğu da söylenir. Onlardan bazılarının adları şöyledir: El-Hâris b. es-Sımme, Ümmü Süleym'in kardeşi ve Enes b. Mâlik'in dayısı olan Haram b. Milhân, Urve b. Esma b. es-Salt es-Sülemî, Nâfi' b. Büdeyl b. Varkâ' el-Hüzâ'î, Ebî Bekr es-Sıddîk'ın azadhsı Âmir b. Füheyre ve diğerleri. İşte bu kişiler kalkıp yola çıktılar; Benî Âmir arazisi ile Benî Süleym arazisi arasında bulunan Bi'ri Ma'ûne denilen yere vardıklarında konakladılar. Heyetin içinde bulunan Haram b. Milhân'ı, Rasûlullah (s.a.s.)'m mektubu ile birlikte Allah'ın ve Râsûlü'nün düşmanı Âmir b. et-Tufeyl'e gönderdiler. Elçi kendisine ulaşınca, mektuba bakmadan kendisine saldırıp öldürdü; ardından diğer Müslümanlara saldırmak üzere Benî Süleym'i savaşa davet ettiyse de Benî Süleym, Ebû Berâ'nın Müslümanlara verdiği himayeden dolayı onun bu çağrısını reddetti. Ancak, Benî Süleym'in diğer kolları Usayye, Ri'l ve Zekvân kabileleri, Âmir b. et-Tufeyl'in çağrısına uyup Müslümanları kuşatma altına aldılar. Bunun üzerine Müslümanlar da karşılık verdiler ve Benî Dînâr b. en-Neccâr'a mensub Ka'b b. Zeyd'den başka hepsi şehid oluncaya kadar savaştılar; Allah onlardan razı olsun. Ka'b, son nefesini veriyor zannıyla, şehid edilenler arasında can çekişir bir halde yaralı bırakılmıştı. Yaralı olarak kurtulan Ka'b, Hendek Savaşı'nda şehid oluncaya kadar yaşadı. Allah ondan razı olsun. Amr b. Ümeyye ile el-Münzir b. Muhammed b. Ukbe b. Uhayha b. el-Culâh ise, arkadaşlarının başlarına gelenlerden habersiz olarak uzakta develerini otlatmaktalarken, arkadaşlarının konaklandıkları Bi'r-i Ma'ûne kuyusuna doğru yırtıcı kuşların uçuştuklarını görünce, hemen arkadaşlarının tarafına doğru koştular. Kuşların, arkadaşlarının cesetleri üzerinde uçuşup dolaştıklarını; onları şehid eden düşman süvarilerinin de daha orada durduklarını gördüler. Bunu gören el-Münzir b. Muhammed, Amr b. Ümeyye'ye: "Ne yapalım, dersin?" diye sordu. Amr: "Hemen Rasûlullah (s.a.s.)'a gidip durumu haber verelim." dedi. El-Münzir b. Muhammed el-Ensârî: "Fakat ben el-Münzir b. Amr'in öldürüldüğü bir yerde, kendimi ayırıp kayırmayı arzu etmem, kendi derdime düşemem." dedi ve şehid düşünceye kadar çarpıştı. Amr b. Ümeyye ise esir düştü. Amr b. Ümeyye, kendisinin Mudarr kabilesinden olduğunu haber verince, Âmir b. et-Tufeyl, anasının bir köle âzâd etme adağını yerine getirmek için onun perçemini kesip serbest bıraktı. Bu olay, Safer ayının onuncu gününde, dolayısıyla er-Racî' olayıyla aynı ayda oldu. Amr b. Ümeyye hemen geri döndü. Kanat vadisinin başında bulunan Karkara'ya varınca, Benî Kilâb'dan iki adamla karşılaştı. Bunların Benî Süleym'den olduğu da söylenir. Bu iki adam, Amr ile birlikte orada bulunan bir gölgelikte dinlenmeye başladılar. Bu iki adamda Rasûlullah (s.a.s,)'ın ahitnamesi vardı. Fakat Amr'ın bundan hiç haberi yoktu. Amr, kendilerine kimlerden olduklarını sordu; onlar da hangi soydan olduklarını söylediler. Bunun üzerine Amr, onların uykuya dalmalarını bekledi. İkisi uyuyunca, Amr, arkadaşlarının intikamını almak hissiyle, onlara saldırarak ikisini de öldürdü. Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına varınca, durumu haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), ona: "Gerçekten sen, mutlaka diyetlerini ödemem gereken iki kişi öldürdün.”dedi. Bu olay, Beni Nadir Gazvesi’nin yapılmasına sebep oldu. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Beni Nadir Gazvesi Amr. B. Ümeyye’nin öldürdüğü söz konusu iki kişinin diyeti konusunda yardım istemek üzere, bizzat Rasullah(s.a.s.), Beni Nadir’e gitti. Onlarla konuşunca, onlar “Evet” deyip, Rasullah(s.a.s)’ın dediklerini kabul ettiler. Bunun üzerine Rasullah (s.a.s.), Ebu Bekir, Ömer,Ali ve diğer bir grup sahabe ile birlikte onlara ait bir duvarın dibinde oturdu. Bu arada Benî Nadîr, kendi aralarında toplandılar ve birbirlerine: "Kim bu evin damına çıkıp, Muhammed'in üzerine bir kaya parçası atarak onu öldürür de bizi ondan kurtarabilir?" dediler. Amr b. Cihâş b. Ka'b, bu görevi süratle kabul etti. Yüce Allah, bu durumu Rasûlullah (s.a.s.)'a vahiyle haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), sahabeden yakın arkadaşlarına durumu sezdirmeden hemen ayağa kalkarak oradan uzaklaşmaya başladı. Sahabe, Rasûlullah (s.a.s.)'m geciktiğini görünce, onlar da kalkıp hemen Medine'ye geri döndüler. Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına geldiklerinde, Hz. Peygamber (s.a.s.), onlara, Yahudilerin çirkin emellerine ilişkin Allah'ın vahyini bildirdi ve ashabına Benî Nadîr Yahudileri ile savaşmak üzere hazırlanmalarım emretti. İbn Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil bırakarak, hicrî dördüncü yılın başında, onları altı gün muhasara altına aldılar. O zaman içki yasağıyla ilgili olarak Kur'ân âyetleri nazil oldu. Benî Nadîr Yahudileri kalelerine çekildiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), hurma ağaçlarının kesilmesi ve yakılması emrini verdi. Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve onunla birlikte hareket eden münafıklar, Benî Nadîr'e gizlice haber göndererek, "Eğer size savaş açılırsa, sizin yanınızda yer alacağız; savaşmak üzere çıkarsanız biz de sizinle çıkacağız." demişti. Benî Nadîr de buna kandı. Gerçek ortaya çıkınca, onlara yardım etmediler ve onları Müslümanlara teslim ettiler. Benî Nadîr, Rasûlullah (s.a.s.)'dan canlarına dokunmamasını, silah hâriç develerin taşıyabileceği kadar mallarını alıp sürgün edilmelerini istediler. Bu şartlarda mallarını yüklenip Hayber'e, bir kısmı ise Şam'a gittiler. Hayber'e gidenlerin içinde Huyey b. Ahtâb, Sellâm b. Ebi'l-Hukayk, Kinâne b. er-Rabî' b. Ebi'l-Hukayk gibi onların ileri gelenleri bulunuyordu. Hayber onlara itaat edip, kucak açtı. Rasûlullah (s.a.s.), Benî Nadîr'in mallarını özellikle ilk muhacirler arasında paylaştı. Bununla birlikte çok fakir olan Ebû Dücâne es-Simâk b. Hareşe ile Sehl b. Hunef e de bu mallardan verdi. Benî Nadîr'den Yâmîn b. Umeyr b. Ka'b b. Amr b. Cihâş ve Ebû Sa'd b. Vehb'den başka İslâm'ı kabul eden çıkmadı. Bu ikisi Müslüman olarak mallarını kurtardılar. Yâmîn b. Umeyr'in, Rasûlullah (s.a.s.)'a suikast düzenlemek istediğinden dolayı, amcasının oğlu Amr b. Cihâş'ı öldürene bir ödül vadettiği zikredilir. Benî Nadîr olayı hakkında Haşir Sûresi nâziî oldu. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Zâtu'r-Rika' Gazvesi Rasûlullah (s.a.s.), hicretin dördüncü yılının başlarında, Benî Nadîr Gazvesi'nden döndükten sonra, Rebî'ülâhır ve Cemâziyelevvel'in bir kısmında Medîne'de kaldı. Sonra, Benî Muhârib ve Benî Sa'lebe b. Sa'd b. Gatafân'la savaşmak gayesiyle Necid'e sefer düzenledi. Yerine vekil olarak Ebû Zerr el-Ğıfârî veya Osman b. Affân'ı Medine'de vekil bırakarak yola çıktı; Nahl'a varıp konaklanıncaya kadar yoluna devam etti. Sahabîler'in yürümekten ayakları yarılıp, ayaklarına bez parçaları sarmış oldukları için bu gazveye Zâtu'r-Rikâ' (yamalılar) Gazvesi denilmiştir. Rasûlullah (s.a.s.) ve beraberindekiler, Nahl'de Ğatafânlı bir topluluk ile karşı karşıya geldiler; ancak savaş çıkmadı. Rasûlullah (s.a.s.), o sırada Müslümanlara korku namazı kıldırdı. Bu savaştan dönülürken, Câbir'in devesi hep geride kalıyordu. Rasûlullah (s.a.s.), onu dürtükleyince, bineklilerin önünde yürümeye başladı. Rasûlullah (s.a.s.), onu Câbir'den satın aldı. Sonra deveyi tekrar Câbir'e iade etti. Bir kirât fazlası ile birlikte devenin bedelini de ona bağışladı. Harra günü, Şamlıların Medine'de o bedelin de arasında bulunduğu Câbir'in malını zorla aldıkları zamana kadar Cabir, teberrük amacıyla o bedeli yanında tutmaya devam etti. Yine bu gazvede, Benî Muhârib bin Hasafe'den Gavras b. el-Hâris adında bir kişi, Rasûlullah (s.a.s.)'ın başında durup kılıcını tutup sallayarak: "Kim seni elimden kurtarabilir ey Muhammed?" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Allah!" dedi. Gavras, tekrar kılıcı yerine koydu. Bunun üzerine: "Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmağa (tecâvüze) yeltenmişti de (Allah) onların ellerini sizden çekmişti..." âyet-i kerîmesi nazil oldu. Aynı şekilde bu gazvede, müşriklerden bir adam, Rasûlullah (s.a.s.)'ın Ensâr'dan bir gözcüsüne ok attı. O sırada Kur'ân okuyan gözcü, yaralandığı halde okumasına devam etti. Böylece kendisine ok isabet etmesine rağmen okumasına ara vermedi. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Üçüncü Bedir Gazvesi Uhud Savaşı'nda Ebû Süfyân, "Gelecek yıl, Bedir'de sizinle buluşup çarpışmaya söz veriyoruz." diye bağırmıştı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), ashâbtan birine, "Tamam!" diye cevap vermesini emretti. Rasûlullah (s.a.s.), Zâtu'r-Rikâ' Gazvesi'nden dönünce, Cemâzıyelevvel ayından kalan kısmı ile Cemâziyelâhır ve Receb aylarını Medine'de kalarak geçirdi. Sonra Ebû Süfyan'a verdiği sözü yerine getirmek üzere, hicrî dördüncü yılın Şa'bân ayında setere çıktı. Medîne'ye [Abdullah b.] Abdullah b. Ubeyy b. Selûl'ü vali olarak bıraktı. Gidip Bedir'de konakladı. Sekiz gün burada Kureyş'i bekledi. Bu arada Ebû Süfyân da Mekkelilerle sefere çıkmış, ez-Zahrân bölgesinde Mecenne denilen yerde konaklamıştı. Usfân'a vardığı da söylenir. Ancak, bu yılın kıtlık yılı olmasını gerekçe gösterek dönme kararı aldı. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Dûmetu'l-Cendel Gazvesi Dönüşünden sonra, Rasûlullah (s.a.s.), hicrî dördüncü yılın Zilhicce ayı bitimine kadar Medine'de kaldı. Ardından hicrî beşinci yılın başında Rebî'ulevvel ayında, Dûmetu'l-Cendel seferine çıktı. Sibâ' b. Urfuta'yı, Medine'ye vekil olarak bıraktı. Dûmetu'l-Cendel'e varmadan, savaşmaksızın geri döndü. Hendek Savaşı Meğâzî sahiplerine göre, hicrî beşinci yılın Şevval ayında Hendek Savaşı oldu. Halbuki bu savaşın hicrî dördüncü yılda yapıldığı kuşkusuzdur. Zira İbn Ömer, "Uhud günü, Rasûlullah (s.a.s.)'a savaşmak üzere gösterildiğimde, on dört yaşında olduğum için beni geri çevirdi. Daha sonra Hendek Savaşı'nda savaşmak için O'na gösterildiğimde ise, on beş yaşındaydım ve bana izin verdi," demiştir. Buna göre iki savaş arasında, sadece bir yıl geçmiş olmaktadır. Dolayısıyla Hendek Savaşı'nın, Dûme-tu'l-Cendel'den sonra olduğu da kesinlik kazanmaktadır. Hendek Savaşı'na, aralarında Benî Nadîr'den Sellâm b. Ebi'l-Hukayk, Kinâne b. er-Rabî' b. Ebi'l-Hukayk ve Sellâm b. Mişkem; Havze b. Kays el-Vailî ve Ebû Ammâr el-Vailî olmak üzere Yahudilerden bir heyetin, birleşik bir ordu teşkil etmeleri için Mekke'ye giderek onları Rasûlullah (s.a.s.)'a karşı savaşa çağırmaları; bunun için seçileceklere ellerinden gelen yardımı yapacaklarına dair söz vermeleri; ardından Gatafân'a giderek onlara da benzer vaadlerde bulunmaları; onların da bu çağrıya olumlu cevap vermeleri sebep oldu. Ebû Süfyân, Kureyş'in başına geçerek sefere çıktı. Ğatafân ise, Benî Fezâra kolu Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedr el-Fezârî komutasında; Benî Mürre, el-Hâris b. Avf b. Ebî Harise el-Mürrî'nin komutasında; Mis'er b. Ruhayle b. Nuveyra b. Tarîf b. Sühme b. Abdillah b. Hilâl b. Halâve b. Eşca' b. Reys b. Gatafân ise kendisine tabi olan Eşca'lıların komutanı olarak yola çıktı. Rasûlullah (s.a.s.), bu olanları duyunca, hemen Medine etrafına hendek kazılması emrini verdi. Hz. Peygamber (s.a.s.), bizzat çalışarak hendeğin bitirilmesini sağladı. Bu esnada çeşitli mucizeler meydana geldi: Hendek kazılırken, balyozların işlemediği sert bir kayaya rastlandı. Durum Rasûlullah (s.a.s.)'a bildirildi. Hz. Peygamber (s.a.s.) gelince, duâ etti; üzerine bir miktar su serpti ve balyozu indirdi; sert kaya kum gibi dağıldı. Büyük bir kalabalığı çok az bir hurma ile doyurdu ve benzeri mucizeler görüldü. Birleşik ordular (ahzâb), Ehâbîş, Kinâne ve kendilerine katılan diğer kuvvetlerle birlikte toplam on bin askerle Cürf ve Zeğâbe arasında bulunan Rûme'de sellerin, suların toplandığı yerde konaklandılar. Gatafân ise kendilerine katılan Necidliler ile birlikte [Uhud] tarafına doğru uzanan Nakmâ'nın ucunda karargâh kurdular. Rasûlullah (s.a.s.) ise, üç bin Müslümandan oluşan bir orduyla hendeğe doğru yola çıktı. Müslümanların, sadece dokuz yüz kişiden oluştuğu da söylenir. Verilen ilk sayı, bir yanılgıdan ibarettir. Doğrusu dokuz yüz kişi olduklarıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.), arkasına Sel' dağını, önüne hendeği alarak karargâhını kurdu. Böylece, Müslümanlarla düşman ordusu arasında hendek olduğu halde savaş pozisyonu aldılar. Medine'ye İbn Ümmi Mektûm'u bıraktı. Kadın ve çocukları, kale ve hisarlara yerleştirdi. Benî Kurayza Yahudilerinin reisi Ka'b b. Esed, Hz. Peygamber (s.a.s.)'le barış antlaşması yapmıştı. Huyey b. Ahtab, savaşa girmeleri için Ka'b'ı ikna etmeye çalıştı. Ka'b bunu başta reddetti; ancak Huyey, Ka'b'ı etkileyinceye kadar ısrar etti. Böylece Ka'b, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile olan antlaşmasını bozdu ve Huyey'in tarafına geçti. Bunu haber alması üzerine Rasûlullah (s.a.s.), Evs ve Hazrec'in reisleri olan Sa'd b. Mu'âz ve Sa'd b. Ubâde'yi; Benî Amr b. 'Avf'tan Havvât b. Cübeyr ve Benî Haris b. el-Hazrec'ten Abdullah b. Ravâha'yı durumu iyice öğrenmeleri için derhal Benî Kurayza'ya gönderdi. Oraya vardıklarında, Benî Kurayza'nın hıyanetlerini açığa vurduklarını, Rasûlullah (s.a.s.)'a dil uzattıklarını gördüler. Bunun üzerine Sa'd b. Mu'âz da onlara sövdü ve geri döndüler. Rasûlullah (s.a.s.), Benî Kurayza'nın durumunu öğrenmek üzere mezkur heyeti gönderdiğinde, kendilerine, eğer Benî Kurayza'nın ihanet ettiği gerçekse bunu kimseye açıklamamalarını, sadece kendisine bildirmelerini emretmişti. Heyet geldiğinde, Benî Kurayza'nm hıyanet ettiğini açıkça söyleyemeyip, onların bu ihanetlerini, er-Racî'de Müslüman öğretmenleri öldüren el-Kâra'nın hıyanetini hatırlatırcasına, Rasûlullah (s.a.s.)'a "A'dâl ve el-Kâra" diye (bir şifre ile) bildirdiler. Böylece iş büyüdü, korkunç bir hal aldı. Zira Müslümanlar, her taraftan kuşatılmıştı. Benî Hârise'den bir grup, Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Evlerimiz Medine'nin dışında korumasız bir durumdadır, bize izin ver de evlerimize dönelim." dediler. Aynı şekilde Benî Selime de ayrılmaya yeltendi. Sonra Allah, onlara merhamet ederek her iki kabilenin de maneviyâtını güçlendirdi. Böylece savaşta sebat gösterdiler. Müşrikler, Müslümanları bir ay muhasara altında tuttular; ancak savaş çıkmadı. Rasûlullah (s.a.s.), Gatafân reislerinden Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe ve el-Hâris b. Avf b. Ebî Hârise'ye, Medine'nin yıllık meyve mahsulünün üçte birini vermek üzere bir haber gönderdi. Karşılıklı görüşmeler sürerken, Hz. Peygamber (s.a,s.), konuyu Sa'd b. Mu'âz ve Sa'd b. Ubâde'ye açtı. Onlar: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bu, bizim mutlaka yapmamız gereken Allah'ın sana bir emri midir? Yoksa yapmamızı senin arzu ettiğin bir şey midir? Yoksa bizim için yaptığın bir şey midir?" dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Evet sizin için yapmak istiyorum. Allah'a yemin ederim ki, bunu sadece Arapların size karşı tek yaydan oka tuttuğunu size karşı tek yumruk olduklarını gördüğümden dolayı yapıyorum." diye cevap verdi. Sa'd b. Mu'âz: "Ey Allah'ın Rasûlü! Biz ve şu kavimler, bir zamanlar Allah'a şirk koşup putlara, taparken bile, bunlar, misafire ikram ve parayla satın alma dışında, Medine'nin bir tek hurmasını yeme gücünü kendilerinde bulamazlardı. Şimdi Yüce Allah bizi İslâm'la şereflendirdiği, O'nunla bize doğru yolu buldurduğu ve onunla ve seninle bizi güçlendirdiği bir sırada, mallarımızı onlara mı vereceğiz? Vallahi onlara kılıçtan başka bir şey sunmayacağız." dediler. Rasûlullah (s.a.s.) da, onların bu görüşlerini tasvip etti ve direnmeye devam ettiler. Sonra Kureyş'in süvarilerinden, Benî Âmir b. Lüeyy'den Amr b. Abdi Vedd, Mahzûm Oğulları 'ndan İkrime b. Ebî Cehl ve Hübeyra b. Ebî Vehb ile Benî Muhârib b. Fihr'den Dırâr b. el-Hattâb'ın da aralarında bulunduğu birkaç kişi, hendeğin başına vardıklarında: "Vallahi bu, Arapların bilmediği bir harp hilesidir." dediler. Selmân el-Farisî (r.a.)'nin, hendek kazma işini önerdiği söylenir. Sonra atlılar, hendeğin dar bir yerine yönelerek beri tarafa geçtiler. Geçen atlılar, hendek ile Sel' Dağı arasında bulunan çorak ve sert alanda atlarını dört nala kaldırdılar. Müslümanları düelloya çağırdılar. Ali hemen ortaya atıldı ve Amr'i öldürdü. Bunun üzerine geri kalanlar, geldikleri yerden çıkarak kavimlerinin yanına doğru geri kaçtılar. Hendek Savaş'ında Müslümanların parolası, "Hâ Mîm, lâ yunsarûn: (Hâ Mîm, yardım görmesinler.)" idi. Mü'minlerin annesi Hz. Aişe (r.a.), Sa'd b. Mu'âz'ın annesiyle birlikte, Hendek Savaşı'nda Medine'nin en sağlam evlerinden biri olan Benî Sâ'ide'nin hisarında bulunuyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in halası Safiyye (r.a.), Hassan b. Sâbit'in müstahkem olan evlerinin bir bölümünde bulunuyordu. Hassan'ın da kadın ve çocuklarla birlikte o evde bulunduğu söylenir. Hendek Gazvesi esnasında, Hibbân b. Kays b. el-Arıka tarafından atılan bir okun koluna isabet etmesi üzerine Sa'd b. Mu'âz yaralanmış ve atardamarı kopmuştu. Oku atanın Benî Mahzûm'un müttefiki Ebû Üsâme el-Cüşemî olduğu da rivayet edilir. Sa'd b. Mu'âz'ın yaralandığında, -Allah ondan razı olsun- şöyle dua ettiği söylenir: "Ey Allahım! Eğer Kureyşle olan savaş bitmeyecek daha da devam edecekse, buna katılmak için benim yaşamamı da devam ettir. Zira, senin elçine eziyet eden, O'nu yalanlayan ve O'nu yurdundan çıkaran bir kavim ile çarpışmayı istediğim kadar başka çarpışmak istediğim bir kavim yoktur. Ey Allahım! Eğer bizimle Kureyş arasında olan savaş, bu kadarla kalacaksa, bu yaralanmayı benim için şehidlik sebebi kıl! Ey Allahım! Benî Kurayza'nın yenilgisini görmekle yüzümü güldürmedikçe canımı alma!" Hendek Savaşı'nda sıkıntı şiddetlenip iş iyice zora girdiğinde, Nu'aym b. Mes'ûd b. Âmir b. Uneyf b. Sa'lebe b. Kunfuz b. Hilâl b. Halâva b. Eşca' b. Rays b. Gatafân adında biri, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben Müslüman oldum. Ancak benim kabilem -Gatafân- Müslüman olduğumu bilmiyor; emrine amadeyim." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), "Sen bizim aramızda ancak bir tek nefer olabilirsin; eğer yapabilirsen bizden kaç, (kabileni savaştan caydır) zira harp hiledir." dedi. Bunun üzerine Nu'aym çıktı ve doğru Benî Kurayza'nın yanına gitti; câhiliye döneminde onlarla dostluk kurmuştu. Onlara: "Ey Benî Kurayza! Size olan sevgimi, aramızdaki dostluğu biliyorsunuz." dedi. Bunun üzerine Benî Kurayza: "Doğru söylüyorsun. Sen bizim dostumuzsun." dediler. Nu'aym sözüne devamla: "Kureyş ve Ğatafân'ın durumu sizinki gibi değildir; bu şehir sizindir; buradan başka gidecek bir yeriniz yok. Oysa ne Kureyş, ne de Gatafân için böyle bir durum söz konusudur. Eğer gönülleri isterse, size yardım ederler; yok eğer istemezlerse, sizi burada yalnız birakıp yurtlarına geri dönerler. Yalnız kaldığınızda da Muhammed'le savaşmaya gücünüz yetmez. Bu durumda, adamlarından bazılarını size rehin olarak vermedikleri müddetçe, Kureyş ve Ğatafanlılar'ın yanında Müslümanlarla savaşa girmeyin," dedi. Benî Kurayza: "Bize görüşünü söyleyip doğru yolu gösteriyorsun." dediler. Nu'aym, onların yanında ayrılıp Kureyş'e gitmek üzere hemen yola koyuldu. Ebû Süfyân'a: "Benim size olan dostluk ve bağlılığımı biliyorsunuz; size bildirmem gereken çok önemli bir durum vardır; ancak bu aramızda sır olarak kalsın." dedi. Onlar: "Nedir bu?" dediler. Nu'aym: "Biliniz ki Yahudiler, Muhammed'le olan antlaşmalarını bozmaktan pişman olmuşlar; O'na, sizden rehine alıp kendisine teslim edecekleri ve beraberce üzerinize saldırma konusunda haber göndermişler." dedi. Bunun üzerine Kureyşliler, verdiği bilgilerden dolayı ona teşekkür ettiler. Ardından Gatafânlıların yanına giderek, Kureyşlilere söylediklerinin aynısını onlara da söyledi. Hicrî dördüncü yılın, Şevval ayının cuma gününü cumartesiye bağlayan gece, Ebû Süfyân ve Gatafânlılar, Benî Kurayza Yahudilerine: "Biz burada kalıcı değiliz. Yarın sabah çarpışmağa hazırlanınız!" diye haber gönderdiler. Yahudiler: "Yarın cumartesidir; bununla birlikte bize adamlarınızı teminat olarak rehin vermediğiniz müddetçe sizinle beraber savaşa çıkmayacağız." dediler. Bunun üzerine elçi kendilerine: "Vallahi size rehin verecek değiliz, bizimle savaşa çıkın.' diye karşılık verdi. Bunun üzerine Benî Kurayza, kendi kendilerine: "Vallahi Nu'aym doğru söylemiş." dediler. Birleşik orduların elçileri geri döndüğünde, onlara: "Vallahi Nu'aym doğru söylemiş." dediler. Bunun üzerine, Yahudilerin yanında savaşa girmekten vazgeçtiler. Allah, üzerlerine büyük bir kasırga gönderdi; tencere ve kapkacaklarını ters çevirdi. Bu arada Rasûlullah (s.a.s.), durumu öğrenmek için Huzeyfe b. el-Yemân'ı casus olarak gönderdi. Huzeyfe, birleşik orduların gitmek üzere yola çıktıkları haberini getirdi. Bunun ardından Kureyş ve Gatafân, Medîne'yi terk ederek ayrıldı. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Benî Kurayza Gazvesi Rasûlullah (s.a.s.), sabah olduğunda, birleşik orduların tamamen ayrıldıklarını gördü; bu nedenle hendeği terk edip evlerine döndüler ve silahlarını bıraktılar. Bunun üzerine Cebrail (a.s.), Benî Kurayza'ya karşı hemen savaşa çıkmaları konusunda Allah'ın emrini iletti. Bu emir, öğleden sonra geldi. O gün, Müslümanlardan bir grup Cebrail (a.s.)'i Dihye-tü'l-Kelbî (r.a.)'nin suretinde ipek örtülü bir katır üzerinde gördüler. Daha sonra Dihye (r.a.) de, onların yanına geldi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Beni Kurayza yurduna varmadıkça kimse ikindi namazı kılmasın." diye Müslümanlara savaşa çıkmaları için emir verdi. Müslümanlar hemen yola çıktılar; ancak Benî Kurayza yurduna varmadan yolda ikindi namazı vakti sona ermek üzereydi. Bunun üzerine Müslümanlardan bazıları: "Namazımızı kılalım, namazı geciktirmek için bize bir emir verilmedi." derken, diğer bir kısmı ise: "Biz Rasûlullah (s.a.s.)'in emrettiği yerden başka bir yerde namaz kılmayacağız." diyerek ancak geceleyin ikindi namazını kılabildiler. Durum Hz. Peygamber (s.a.s.)'e bildirildiğinde hiçbir tarafa gücenmedi, onları azarlamadı. Azarlama konusuna gelince, ancak günahı bilerek ve arzulayarak işleyen azarlanır. Ama her kim iyi niyetle günahı yorumlarsa (her ne kadar yaptığı eylem doğru değilse de) azarlanamaz. Yüce Allah biliyor ki, şayet biz o zaman orada olsaydık, Benî Kurayza'ya varmadıkça, aradan günler geçseydi bile ikindi namazını Benî Kurayza'nın dışında başka bir yerde kılmazdık. Rasûlullah (s.a.s.)'ın, o gün ikindi namazını Benî Kurayza'nın bulunduğu yere tehir etmesi ile, Müzdelife'de akşam namazını yatsı namazına tehir etmesi ve arife günü ikindi namazını öğle namazı vaktine alması arasında fark yoktur. Bu konuda itaat farzdır. Rasûlullah (s.a.s.). sancağı Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)'e verdi; yerine İbn Ümmi Mektûm'u Medine'ye bıraktı. Hz. Peygamber (s.a.s.), Benî Kurayza kalesinin önünde konakladı. Yahudiler, Müslümanlara duyuracak şekilde yüksek sesle Rasûlullah (s.a.s.)'a sövüyorlardı. Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)'e rastladı; duyduğu kötü sözleri duymaması için, Yahudilere yaklaşmamasını istirham etti. Rasûlullah (s.a.s.), Hz. Ali'ye: "Eğer beni görselerdi, konuştuklarının hiç birini söyleyemezlerdi." dedi. Yahudiler, Hz. Peygamber (s.a.s.)'i görünce hemen konuşmayı kestiler. Rasûlullah (s.a.s.), Benî Kurayza'ya ait "Unâ" veya "Ennâ" diye anılan kuyunun yanında konakladı. Hz. Peygamber (s.a.s.), yirmi beş gün Benî Kurayza Yahudilerini kuşatma altında tuttu. Reisleri olan Ka'b b. Eşref onlara: "Ya Müslüman olmak, ya çoluk çocuklarını öldürdükten sonra Öldürülünceye kadar Rasûlullah (s.a.s.) ile savaşmak, ya da (kendi zannınca) Cumartesi günü Yahudiler savaşmaz dîye beklemedikleri bir anda Cumartesi gecesi Müslümanlara ani bir baskın düzenlemek." şeklinde üç seçenek teklif etti. Ancak onlar hiç bir şıkkı kabul etmediler. Evs'in müttefikleri oldukları için, Benî Kurayza, Rasûlullah (s.a.s.)'a Benî Amr b, Avf'ten Lübâbe b. Abdilmünzir'i, görüşmelerde bulunmak üzere kendilerine elçi olarak göndermesi için haber gönderdiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), Ebû Lübâbe'yi kendilerine elçi olarak gönderdi. Oraya vardığında, erkek, kadın, çocuk herkes onun yanına geldi. Ona: "Ey Ebû Lübâbe! Ne dersin, Muhammed'in şartını kabul edelim mi?" diye sordular. Ebû Lübâbe: "Evet!" diyerek boynuna işaret etti ve bu hükmün onları boğazlamak olduğuna işaret etti. Ebû Lübâbe, günah işlediğinin farkına vardı; hemen pişman oldu; derhal çıkarak, Rasûlullah (s.a.s.)'a bile uğramadan doğru mescide giderek, kendini sütunlardan birine bağladı ve "Allah benim tövbemi kabul etmedikçe, bu yerimden ayrılmayacağım." dedi. Ardından ne Benî Kurayza'nın toprağına ne de Allah'a ve Rasûlü'ne ihanet edilen hiç bir yere ebediyyen ayak basmayacağına dair Allah'a söz verdi. Bu durumu Rasûlullah (s.a.s.)'a bildirilince: "Eğer bana gelseydi, onun için af dilerdim; ancak o yaptığını yaptı. Artık Allah onu affetmedikçe onu serbest bırakma konusunda yapabileceğim bir şey kalmadı." dedi. Ebû Lübâbe hakkında Tevbe Sûresi nazil oldu. Bunun üzerine Rasûlulîah (s.a.s.), onu bizzat kendi elleriyle çözmek üzere hemen yola çıktı. Allah ondan razı olsun. Namaz kılma dışında, Ebû Lübâbe'nin altı gün bir sütuna bağlı kaldığı söylenir. Benî Kurayza, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kendileri hakkında vereceği hükümle hükmetmesi için Sa'd b. Mu'âz'm hüküm vermesine razı oldular. Teslim oldukları gün, el-Kurayza ve en-Nadîr'in amca oğlu Hedl'in soyundan olan Sa'ye'nin Oğulları Sa'lebe ile Üseyd ve Esed b. Ubeyd, Müslüman oldular. Benî Kurayza'nın, Rasûlullah (s.a.s.) ile olan antlaşmasını bozup, birleşik ordularla bir olarak Müslümanlara karşı savaşa girmelerine karşı çıkan Amr b. Su'dâ el-Kurazî, gizlice Benî Kurayza kalesinden o gece çıktı ve kurtuldu; nereye gidip, nerede öldüğünden bir daha haber alınmadı. Benî Kurayza, Rasûlullah (s.a.s.)'ın hükmüne boyun eğip teslim olduğunda; Evs, Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kardeşlerimiz Hazrec'in müttefikleri olan Beni Kaynuka Yahudileri hakkında istediğin hükmü verdin; bunlar da bizim müttefiklerimizdir." dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), onlara: "Ey Evs topluluğu! Sizden birinin onlar hakkında hüküm vermesine razı olmaz mısınız?" diye sordu. Onlar: "Razı oluruz, ey Allah'ın Rasûlü!" dediler. Hz. Peygamber (s.a.s.): "O taktirde bu iş Sa'd b. Mu'âz'e düşer." dedi. Rasûlullah (s.a.s.), daha yakından ilgilenmek ve sık ziyaret etme imkanı bulmak için, yaralı olan Sa'd b. Mu'âz'ı, tedavi etmek üzere -hasta ve yaralıların tedavisiyle uğraşan ve çok iyi bir kadın olan- Rüfeyde el-Eslemiyye'nin görev yaptığı mescidde bulunan bir çadıra yerleştirmişti. Rasûlullah (s.a.s.), Benî Kurayza hakkında hükmü vermek üzere, Sa'd b. Mu'âz'm getirilmesini emretti. Sa'd b. Mu'âz, bir merkebe bindirilerek getirildi; yaslanması için ona deriden bir yastık hazırlandı. Gelince, akrabaları onun etrafında toplanmaya başladı. Ona: "Ey Ebû Amr! Müttefiklerine iyilikle muamelede bulun." dediler. Bunun üzerine Sa'd, onlara: "Sa'd'ın, Allah için hiç bir kınayıcının kınamasına kulak asmayacağı vakit gelmiştir." dedi. Onun yanında olanlardan bir kısmı, Abduleşhel Oğullarının mahallesine gittiklerinde; Benî Kurayza Yahudileri, öldürülmeme konusunda kendilerinden yardım isteyip feryad figân ettiler. Sa'd gelince, Rasûlullah (s.a.s.), Müslümanlara: "Reisinize gidin!" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar, Sa'd'ın etrafında toplanarak, "Ey Ebû Amr! Rasûlullah (s.a.s.) seni müttefiklerin hakkında hüküm verme konusunda hakem kılmıştır." dediler. Sa'd: "Onlar hakkında vereceğim hüküm konusunda, onu kabul edeceğinize dair bu yolda Allah'ın ahit ve mîsâkı üzerine hana söz veriyor musunuz?" diye onlara sordu. Onlar da "Evet!" dediler. Sa'd b. Mu'âz, Rasûlullah (s.a.s.)'a olan derin saygısından dolayı yüzünü başka tarafa çevirerek: "Şurada bulunan zât da, bu yolda vereceğim hükmü kabul buyuracağına dair bana, Allah'ın ahit ve mîsâkı üzerine söz veriyor mu?" diye gaib sîgasi ile sordu. Rasûlullah (s.a.s.) da ona: "Evet!" dedi. Sa'd: "Ben, onlar hakkında, erkeklerinin öldürülmesine, mallarının ganimet olarak paylaştırılmasına, kadın ve çocuklarının esir edilmesine hükmettim." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s,a.s.): "Muhakkak ki sen, yedi kat göğün sahibi olan Allah'ın hükmüne uygun olarak hüküm verdin." dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.), onların bugün Medine Pazarı olarak kullanılan yere getirilmelerini emretti. Burada hendekler kazıldı. Sonra Rasûlullah (s.a.s.), bu hendeklerde boyunlarının vurulmasını emretti. O gün, mü'minlerin annesi Safiye (r.a.)'nin babası Huyey b. Ahtab ve Ka'b b. Esed de öldürüldü. Sayıları altı yüz ile yedi yüz arasındaydı. Kadınlardan sadece, Hallâd b. Süveyd b. es-Sâmıt (r.a.)'ın üzerine değirmen parçası atarak onu öldüren, Hakem b. el-Kurazî'nin hanımı Bunâne öldürüldü. Rasûlullah (s.a.s.), ustura tutunan (buluğ çağına eren), savaşacak yaşa gelmiş erkeklerin öldürülmesini, bu yaşa gelmeyenlerin bırakılmasını emretti. Rasûlullah (s.a.s.), Zebir b. Bâtâ' ailesini, Sabit b. Kays b. eş-Şammâs'a bağışladı. Serbest bırakılanlar arasında, Müslüman olup Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sohbetlerinde bulunan Abdurrahman b. ez-Zebîr de vardı. Aynı şekilde, Rifâ'a b. Şemvîl el-Kurazî'yi de, Benî Neccâr'dan Kıbleteyn (iki kıbleli) Mescidi'nde namaz kılan Ümmü'l-Münzir Selmâ b. Kays'a bağışladı. Daha sonra Rifâ'a Müslüman oldu ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sohbetinde bulundu. Rifâ'a savaş gidecek yaşta değildi. Atıyye el-Kurazî'nin de hayatı bağışlandı. O da Müslüman oldu ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sohbetlerinde bulundu. Rasûlullah (s.a.s.), Benî Kurayza Yahudilerinin malını Müslümanlar arasında paylaştırdı. Süvarilere üç, piyadelere bir hisse verdi. O zaman süvarilerin sayısı otuz altıydı. Esirlerden Benî Amr b. Kurayza'nın hanımlarından biri olan Reyhâne b. Amrb. Hunâfe, Rasûlullah (s.a.s.)'m hissesine düştü. Rasûlullah (s.a.s.) vefat edene kadar zevcesi olarak yanında kaldı. Benî Kurayza fethi, hicrî dördüncü yılın Zilkade ayının sonu ve Zilhicce ayının başında gerçekleşti. Benî Kurayza zaferi sonuçlandığında, sâlih insan Sa'd b. Mu'âz'ın duası kabul oldu. Damarı patladı ve şehid oldu. Allah ondan razı olsun. O, arşı taşıyan meleklerin ruhunu taşıma şeref ve sevincine erişmelerinin bir göstergesi olarak, ölümü esnasında Arş-ı Rahmân'ın titrediği yüce bir zâttır. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Hendek ve Beni Kurayza Gazvelerinde Şehid Olanlar Hendek Savaşı'nda Benî Abdileşhel'den Şehîd Olanlar: Araya zaman girmeksizin art arda meydana geldikleri için her iki gazvede şehîd olanları beraber zikrettik. Sa'd b. Mu'âz. Enes b. Evs b. Atîk b. Amr. Abdullah b. Sehl. Benî Selime b. el-Hazrec'ten şehîd olanlar: Et-Tufeyl b. en-Nu'mân. Sa'lebe b. Aneme. Benî Dînâr b. en-Neccâr el-Hazrec'ten Ka'b b. Zeyd, kimin tarafından attığı bilinmeyen bir okun isabet etmesiyle şehid oldu. Hendek Savası 'nda ölen müşrikler: Kendisine bir ok isabet eden Abduddâr Oğulları'ndan Munebbih b. Osman b. Ubeyd b. es-Sebbâk b. Abdiddâr, Mekke'ye döndükten sonra öldü. Bunun, Osman b. Munebbih b. es-Sebbâk olduğu da rivayet edilir. Benî Mahzûm b. Yakaza'dan Nevfel b. Abdillah b. el-Muğîre,hendeği zorla geçmek istedi, hendeğin içinde öldürüldü. Benî Âmir b. Lüeyy'den, Amr b. Abdi Vedd ve oğlu Hısl b. Amr öldürüldü. Benî Kurayza Gazvesi'nde şehîd olan Müslümanlar: Benî el-Hâris b. el-Hazrec'ten Hallâd b. Süveyd b. Sa'lebe b. Amr, Benî Kurayza'dan bir kadının attığı bir değirmen parçası ile şehid oldu. Ukkâşe b. Mihsan'm kardeşi Ebû Sinan b. Mihsan b. Hursân el-Esedî, muhasara esnasında şehîd oldu. Rasûlullah (s.a.s.), onu, günümüze kadar burada mukim Müslümanlardan Ölenlerin gömüldüğü bir mezarlıkta defnetti. Bu iki kişi dışında Benî Kurayza Gazvesi'nde şehîd olan yoktur. Hendek Savaşi'ndan sonra, Kureyş kâfirleri bir daha Müslümanlara karşı savaşa çıkamadılar. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Abdullah B. Ebî Atîk'in, Sellâm B. Ebî'l-Hukayk Ebû Râfio'ı Öldürmek İçin Gönderilmesi Yüce Allah, Ka'b b. el-Eşref kâfirinin ölümüne, Evs'ten bazı kimselerin eliyle hüküm verince, el-Hazrec de aynı şekilde ecirlerini arttırmak, İslâmî amellerini zenginleştirmek istedi. Bunun üzerine Sellâm b. Ebi'l-Hukayk'ın da, Ka'b b. el-Eşref gibi Rasûlullah (s.a.s.)'a ve Müslümanlara olan düşmanlığında aşın gittiği değerlendirmesinde bulunarak, öldürülmesi için Hz. Peygamber (s.a.s.)'den izin istediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) da izin verdi. Hepsi Hazrec kabilesi Benî Selime boyundan olan beş kişi, Öne çıktılar. Bunlar, Abdullah b. Atîk, Abdullah b. Üneys, Ebû Katâde el-Hâris b. Rib'î, Mes'ûd b. Sinan ve Müslüman olan antlaşmalıları Huzâ'î b. el-Es-ved idi. Rasûlullah (s.a.s.), kendilerine Abdullah b. Atîk'i komutan tayin ederek, kadın ve çocukları öldürmemeleri konusunda uyardı. Hayber'e varıncaya kadar gece yol alarak yürüdüler. Sellâm, başkalarıyla birlikte bir evin Üst katında ikamet ediyordu. Müslümanlar, onun bulunduğu binaya girdiklerinde kapıyı kapattılar. Dışandakilerden emin olmak için bütün kapıları kilitliyorlardı. Onun bulunduğu kata varınca, eve girmek için izin istediler. Hanımının, kim olduklarını sorması üzerine onlar: "Araplardan bir kaç kişi" diye cevap verdiler. Bunun üzerine kadın: "İşte arkadaşınız burada!" diye cevap verdi. İçeri girince hemen kapıyı üstlerine kapattılar; bunun üzerine hanımı onların bir kötülük için geldiklerini anladı ve bağırmaya başladı. Bu nedenle kadını öldürmeye yeltendiler; ancak Rasûlullah (s.a.s.)'ın kadınları öldürmemeleri konusundaki yasağını hatırladılar ve onu öldürmekten kendilerini alıkoydular. Sonra gecenin karanlığında kipti kumaşı gibi bembeyaz görünen bir yatağın üzerinde oturan Sellâm'ın üzerine hepsi birden kılıçları ile saldırdılar. Abdullah b. Atîk, öbür tarafından çıkacak şekilde kılıcını onun kamına soktu. Allah düşmanı o arada, "Yeter! Yeter!" diye bağırıyordu. Sonra aşağı inip kaçtılar. Abdullah b. Atîk'in gözleri iyi görmediği için düştü ve ayakları kötü bir şekilde incindi. Bunun üzerine arkadaşları onu kale suyunun aktığı dehlizlerden birine ulaştınncaya kadar taşıdılar. Dehlizin içine girip saklandılar. Kale halkı ortalığa döküldü; her tarafta ateşler yaktılar; onları yakalama konusunda ümitleri kalmayınca, kaleye geri döndüler. Ardından Müslümanlar, "Allah'ın düşmanının kesin olarak öldüğünü nasıl öğrenebiliriz?" diye düşündüler. Bunun üzerine arkadaşlarından biri geri döndü. Kalede bulunanların arasına girdi. Tekrar arkadaşlarının arasına geri döndüğünde onlara: "Bir grup insanın arasına girdim. Sellâm'ın hanımının, 'Vallahi Abdullah b. Atîk'in sesini duydum.' diye bağırdığını, sonra 'Acaba kendi kendime yalan mı uyduruyorum' diye, Abdullah b. Atîk buraya kadar nasıl gelebilir?' dediğini, ardından Sellâm'ın yüzüne bakarak, 'Yahudilerin Tanrısına and olsun ki öldü' diye bağırdığını, bunun üzerine sevinçle geri geldiğini" söyledi. Böylece Sellâm'ın kesin olarak öldüğü haberini alarak, arkadaşlarına geri dönmüş oldu. Ardından Medine'ye geri döndüler; Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına geldiler ve O'na durumu haber verdiler. Ancak herkes, kendisinin onu öldürdüğünü iddia etmeye başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Kılıçlarınızı getirin bakalım!" dedi. Onlar da kılıçlarını O'na gösterdiler. Abdullah b. Uneys'in kılıcı için, "Bu kılıç onu öldürmüştür." dedi. Zira kılıcının üstünde yemek artıkları görünüyordu. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Benî Lihyân Gazvesi Rasûlullah (s.a.s.), Benî Kurayza fethinden sonra, Zilhicce ayının kalan kısmı ile Muharrem, Safer, Rebî'ulevvel, Rebi'ulâhır ve Cemâzıyelevvel aylarında Medine'de kaldıktan sonra, Benî Lihyân Gazvesi'ne çıktı. Bu seferin Benî Kurayza fethinden altı ay sonra, yani hicrî altıncı yılın üçüncü ayında olduğu söylenir; doğrusu ise hicrî beşinci yıl olmalıdır. Rasûlullah (s.a.s.)'ın bu sefere çıkmadaki amacı, er-Racî'de öldürülen Asım b. Sabit ile Hubeyb b. Adiyy ve arkadaşlarının intikamını almaktı. Buna Dûmetü'l-Cendel Gazvesi'nin ardından karar vermişti. Rasûlulîah (s.a.s.), Medîne-Şam yolu tarafında bulunan Gurâb Dağı'na doğru yola çıktı; ardından Mahîd'e, oradan da el-Betrâ'a vardı. Oradan da sola saparak önce Yeyn Vadisi'ne, sonra Suhayrâtü'l-Yemâm'a vardı. Oradan da Mekke yolu üzerinde bulunan el-Mehacca'ya doğru yola çıktı. Hızla yola devam ederek, Benî Lihyân'ın konaklama yerlerinden biri olan Sâye denilen yere kadar uzanan Emeç ve Usfân arasında bulunan, Gurân Vadisi'ne varınca konakladı. Ancak Benî Lihyân'ın, bu durumu haber aldığını ve dağ başlarına kaçarak gizlendiklerini gördüler. Rasûlullah (s.a.s.), onla gafil avlanamaması üzerine, ashabından iki yüz süvari ile yola çıktı ve Usfân'a varınca konakladı. Ardından arkadaşlarından iki atlıyı yola çıkar. Onlar, Kürâ'ü'l-Ğamîm'e varıncaya kadar gittiler; sonra geri döndüler. Daha sonra Rasûlullah (s.a.s.), Medîne'ye geri teşrif ettiler. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Zî Kared Gazvesi Benî Lihyân Gazvesi'nde Ensâr, Rasûlullah (s.a.s.)'a: "Savaşa çıktığımızda Medine bizden boşalmakta, bizler ondan uzaklaşmaktayız; dolayısıyla korumasız kalmakta, bizden sonra düşmanlarımızın baskın yapmasından dolayı kendimizi güvende hissedemiyoruz." dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Medine'ye giden geçitlerin her bilinde, Allah'ın emriyle burayı koruyan bir melek bulunduğunu" bildirdi. Daha sonra ashâb, seferden döndüler. Müslümanlar, Medîne'ye döndükten ve gecelerce kaldıktan sonra, Gatafânlıların Benî Abdillah kolundan Uyeyne b. Hısn, Müslümanlara baskın düzenledi. Rasûlullah (s.a.s.)'a ait gebe develerden oluşan bir sürüyü alıp götürdüler. Sürünün yanında Gıfâr kabilesinden bir adam ve bir kadın da bulunuyordu. Gıfârlı adamı öldürdüler; kadını ve gebe olan deve sürüsünü sürüp götürdüler. Baskını ilk haber alan Seleme b. Amr b. el-Ekve' el-Eslemî oldu. Seleme, Gâbe'ye gidiyordu. Seniyyetü'l-Veda' tepesine çıktığında, kâfirlerin atlılarını gördü. Bunun üzerine bağırarak Müslümanları uyardı. Ardından tek başına düşmanı takibe başladı. Çok zor bir sınav verdi. Düşmana ok yağdırdı; bu nedenle düşmanın eline geçmiş olan sürüden bir kısmını kurtardı, Medîne'de savaş çağrısı yapıldığında, süvarilerden bu çağrıya uyan ve Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına gelenler sırayla, Benî Abdileşhel'den el-Mikdâd b. el-Esed, Abbâd b. Bişr b. Vakş, Sa'd b. Zeyd, Benî Hârise'den Ukkâşe b, Mihsan el-Esedî, Muhriz b. Nadla el-Esedî el-Ah-rem, Benî Selime'den Ebû Katâde el-Hâris b. Rib'î, Benî Zürayk'tan Ebû Ayyaş b. Zeyd b. es-Sâmit oldu. Atlılar Rasûlullah (s.a.s.)'ın huzurunda toplanınca, kendilerine Sa'd b. Zeyd'i komutan tayin etti. Rasûlullah (s.a.s.)'ın, Ebû Ayyâş'ın atını Mu'âz b. Ma'ıs ya da Âiz b. Ma'ıs'a verdiği rivayet edilir. Zira o, Ebû Ayyâş'tan daha usta bir biniciydi. Düşmana ilk yetişen ve şehîd olan Muhriz b. Nadla el-Ahrem oldu. Muhriz, Benî Abdileşhel'den Mahmûd b. Mesleme'ye ait olan ata binmişti. Sahibi hazır olmayınca, kendisi binmek için almıştı. Şehid düşünce, atı Benî Abdileşhel mahallesinde bulunan ahırına kendiliğinden döndü. Abdurrahmân b. Uyeyne b. Hısn'ın, Muhriz'i şehîd ederek atına bindiği, sonra Seleme'nin de Abdurrahmân'ı öldürdüğü, atının bundan sonra kendiliğinden döndüğü de rivayet edilir. El-Mikdâd'm atının adı Sebhâ idi. Be'zece olduğu da söylenir. Mu'âz b. Vakş'm atının adı Lemmâ', Ukkâşe b. Mihsan'ın Zu'l-Limme, Sa'd b. Zeyd'in Lâhik, Ebû Katâde'nin Cerve; Üseyd b. Züheyr'in Mesnûn, Ebû Ayyâş'ın Celve, el-Ahrem'in bindiği atın adı ise el-Cenâh idi. Müşrikler bozguna uğrayarak geri kaçtılar. Rasûlullah (s.a.s,), Zü'l-Kared suyunun başına vardı. Kurtarılan develerinden birini boğazlayarak, ziyafet verdi. Hz. Peygamber (s.a.s.), burada bir gün bir gece ikamet ettikten sonra Medine'ye geri döndü. Gıfârlı kadın Rasûlullah (s.a.s.)'ın devesine binip Medîne'ye geldiğinde, deveyi kurban edeceğine dair adakta bulundu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) ona: "Ma'siyette adak olamayacağını, kişinin mülkiyetinde olmayan bir malda adakta bulunamayacağım" söyledi ve devesini ondan aldı. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Benî Mustalik Gazvesi Sonra Rasûlullah (s.a.s.), Cemâzıyelâhır'ın bir kısmı, Receb ayı ve yılın kalan kısmını Medine'de geçirdikten sonra, hicrî altıncı yılın Şa'bân ayında, Huzâ'a kabilesinden Benî Mustalik'e karşı sefere çıktı. Medîne'ye, yerine Ebû Zerr el-Gıfârî'yi vekil bıraktı. Nümeyle b. Abdillah el-Ley-sî'yi bıraktığı da rivayet edilir. Rasûlullah (s.a.s.), Kudeyd'in sahil taraflarında bulunan el-Muraysî' denilen suyun başında gafil bir halde bulunan Benî Mustalik'e baskın düzenlendi. Öldürülenler öldürüldü, kadın ve çocuklar esir alındı. Esirler arasında, Benî Mustalik'in reisi el-Hâris b. Ebî Dırâr'ın kızı Cuveyriye de bulunmaktaydı. Cuveyriye, Sabit b. Kays b. Şemmâs'm hissesine düşmüştü. Cuveyriye özgürlüğüne kavuşmak için Sabit ile belli bir meblağ üzerinde anlaştı. Hz. Peygamber (s.a.s.), o meblağı Cuveyriye'nin yerine Sâbit'e verdi ve onu âzâd edip onunla evlendi. Bu gazvede Benî Leys b. Bekr b. Abdi Menât b. Kinâne'den Hişâm b. Subâbe el-Leysî yaralandı. Ensârdan Ubâde b. es-Sâmit'e, kabifesindan bir kişi onu düşman sanarak ateş etti. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu gazveden geri dönüşünde, Abdullah b. Ubeyy b. Selûl, "Medîne'ye döndüğümüzde şerefli olanlar, zelil olanları oradan kesinlikle çıkaracak." dedi. Bu problem, Ömer b. Hattâb'ın ırgatı Cahcâh b. Mes'ûd el-Gıfârî ile Benî Avf b. el-Hazrec'in antlaşmalısı Sinan b. Veber el-Cühenî arasında çıkan bir tartışma üzerine, el-Gıfâ-rî'nin, "Ey Muhacirler, yardıma koşun!"; buna karşın el-Cühenî'nin de, "Ey Ensâr, yardıma koşun!" demesi üzerine çıktı. Zeyd b. Erkânı, Abdullah b. Ubeyy'in söylemiş olduğu sözü Rasûlullah (s.a.s.)'a bildirince, bu konuda Allah katından Münâfikûn Sûresi nazil oldu. Abdullah b. Abdillah b. Ubeyy, babasıyla ilişkilerini kesti. Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'a yemin ederim ki, şerefli olan sizsiniz, rezil olan da odur. Vallahi eğer istersen, sen onu Medine den çıkarırsın ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Daha sonra Medine tarafında durarak, babasına: "Allah'a yemin ederim ki Rasûlullah (s.a.s.) girmene izin vermedikçe, sen şehre giremezsin; ancak o izin verdikten sonra girebilirsin," dedi. Abdullah b. Abdillah, Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Duyduğuma göre babamın öldürülmesini istiyormuşsun. Babamı öldürmek üzere, benden başkasına görev vermenden, dolayısıyla babamı öldürecek bu kişi ortalıkta dolaşınca kendimi tutamayıp kâfir olan babama karşılık bu mü'min kişiyi öldürüp cehenneme girmekten korkuyorum. Ensâr bilir ki ben onların içinde babasına karşı en çok iyilik edeniyim. Bununla birlikte ey Allah'ın Rasûlü! Eğer babamın öldürülmesini istiyorsan, bana emir buyurun, onun kellesini ben size getireyim." dedi. Rasûlullah (s.a.s.), ona iyilikle konuştu ve babasına karşı kötülük yapmayı düşünmediğini bildirdi. Mıkyes b. Subâbe, Müslüman olduğunu açıklayarak ve kardeşi Hişâm b. Subâbe'nin diyetini istemek üzere Mekke'den gelmişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), diyeti alması için emir verdi; o da aldı. Ancak daha sonra kardeşinin katilini öldürdü ve küfre dönerek Mekke'ye kaçtı. Mekke'nin fethinde, Rasûlullah (s.a.s.)'ın öldürülmelerini buyurduğu kişilerin arasında bulunanlardan birisi de odur. Benî Mustalik Savaşı'nda Müslümanların parolası, "Öldür! Öldür!" idi. Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'ın Cüveyriye ile evlendiğini öğrendiklerinde, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hısımlığına saygı göstermek için ellerinde bulunan Benî Mustalik'li bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu sayede Cüveyriye'nin kavminden yüz aile serbest bırakıldı. Müslüman olmalarından iki yılı aşkın bir süre sonra, Rasûlullah (s.a.s.), Benî Mustalik'e el-Velîd b. Ukbe b. Ebî Mu'âyt'i zekât memuru olarak gönderdi. Bunun üzerine Benî Mustalik'den olanlar kendisini karşılamak üzere yola çıktılar; onları bu şekilde gören zekât memuru korktu ve Rasûlullah (s.a.s.)'a geri dönerek, Benî Mustalik'lilerin kendisini öldürmeye yeltendiklerini bildirdi. Bunun üzerine bir kısım sahabe, onlara karşı savaşa çıkılması arzusunu dile getirdiler. Bunun ardından Benî Mustalik'ten bir heyet gelerek, zekât memurunun kendilerine ulaşmadan geri dönüşünden hoşlanmadıklarını; ancak zekât memurunun sadece gelişine olan saygılarını ortaya koymak için, onu karşılamak üzere yola çıktıklarını belirttiler. Bunun üzerine, "Ey inananlar! Size fâsık (yoldan çıkmış) bir adam haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topuluğa sataşırsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (49/Hucûrât) âyet-i kerîmesi nazil oldu. Benî Mustalik Gazvesi dönüşünde, iftiracılar (İfk ehli) ağızlarına geleni söylediler. Bunun üzerine, -Allah kendisinden razı olsun- mü'minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.)'nin iffetli olduğu konusunda Yüce Allah katından vahiy nazil oldu. Sa'd b. Mu'âz'ın, Sa'd b. Ubâde ile bu konuda bir tartışmasının olduğu sahih kitaplardan bize rivayet olunmuştur. Ancak bize göre bu bir yanılgıdır. Zira Sa'd b. Mu'âz'ın, Benî Kurayza fethinin hemen ardından vefat ettiği şüphe götürmez bir gerçektir. Benî Kurayza fethi, hicretin 4. yılı Zilkade ayının sonunda meydana gelmişti. Benî Mustalik Gazvesi ise, Sa'd'ın vefatından bir yıl sekiz ay sonra, hicretin 6. yılının Şa'bân ayında olmuştur. Oysa Sa'd b. Mu'âz ve Sa'd b. Ubâde arasında meydana geldiği söylenen münakaşa, Benî Mustalik Gazvesi'nin ardından elli günü aşkın bir süre sonra meydana gelmiştir. İbn İshâk, Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillah ve diğerlerinden yaptığı rivayette, Sa'd b. Ubâde'nin yaptığı ağız münâkaşasının Useyd b. el-Hudayr'le meydana geldiğini zikreder. Doğru olan da budur. Allah'ın koruduğundan başka, hiç kimse hatadan uzak değildir. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Hudeybiye Gazvesi Benî Mustalik Gazvesi'nin dönüşünden sonra, Rasûlullah (s.a.s.), Ramazan ve Şevval aylarında Medine'de kaldı. Altıncı yılın Zilkade ayında, umre yapmak üzere sefere çıktı. Medîne etrafında bulunan bedevîleri davet ettiyse de, çoğunluğu geri kaldı. Rasûlullah (s.a.s.), Muhacir, Ensâr ve kendisine tabi Araplarla yola çıktı. Kurbanlık hayvanları da beraberinde sürdü. İnsanların onun savaşa çıkmadığını anlamaları için Zu'l-Huleyfe'ye varınca umre niyetiyle ihrama girdi. Bin küsur kişiyle sefere çıktı. Fazla sayıya yer verenler, en çok bin beş yüz, az sayıya yer verenler bin üç yüz, ortasını bulmaya çalışanlar Müslümanların bin dört yüz kişi olduklarını belirtirler. Bazıları, Müslümanların yedi yüz kişi olduğunu söylüyorlarsa da bu kesinlikle doğru değildir. Kuşkuya yer kalmayacak şekilde doğru olanı, Müslümanların bin üç yüz ile bin beş yüz kişi arasında olduklarıdır. Kureyşlilere haber ulaşınca, Kureyş'in ileri gelenleri Rasûlullah (s.a.s.)'ın Ka'be'ye girmesini engellemek, bu olmadığı taktirde savaşmak üzere yola çıktılar. Hâlid b. el-Velîd'i bir kaç süvari ile birlikte Ku-râ'u'l-Gamîm'e öncü birlik olarak gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.), Usfân'da bulunduğu sırada, Kureyş'in bu durumu ile ilgili haber kendisine ulaştı. Bunun üzerine, Eşlem'li birinin rehberliğiyle, düşman ordusunun arka tarafına çıkan bir yola girdi. Bu, Mekke'nin aşağısında Hudeybiye'nin aşağı tarafında bulunan Seniyetu'l-Murâr tepesine çıkan ve Hamz'ın arkasına düşen sağ yandaki yoldur. Hâlid b. Velîd ve beraberindekiler, bu durumu haber alınca, Kureyş'in yanına geri döndü. Rasûlullah (s.a.s.), Hudeybiye'de mezkur yere varınca devesi çöktü ve yürümemekte diretti. Bunun üzerinde orada olanlar, "Deve harınaştı, deve gitmemek için inatlaştı." dediler. Hz. Peygamber (s.a.s.): "O inatlaşmadı, onun böyle bir huyu da yoktur; lakin, fil sahiplerini Mekke'ye girmekten alıkoyan güç onu alıkoydu. Eğer Kureyş, beni akrabalık hakkım korumaya davet etseydi, kesinlikle buna uyardım' dedi. Sonra Rasûlullah (s.a.s.), orada indi. O'na: "Ey Allah'ın Rasûlü! Burası susuz bir vadidir." denildi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), ok çantasından bir ok çıkardı; onu su kuyusunun dibine saplayınca bütün orduya yetecek kadar su fışkırdı. Oku alıp kuyunun dibine saplayanın, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in develerini süren Naciye b. Cundub b. Umeyr b. Ye'mer b. Darim b. Amr b. Vasile b. Sehm b. Mazin b. Selâmân b. Eşlem b. Afsâ b. Ebî Harise olduğu rivayet edilir. Başka bir rivayette kuyuya inenin, el-Berâ b. Âzıb olduğu da söylenir. Sonra Rasûlullah (s.a.s.) ile Kureyş kâfirleri arasında diplomatik görüşmeler meydana geldi. Bu görüşmeler, Süheyl b. Amr ile Rasûlullah (s.a.s.)'ın anlaşmaya varmasına kadar sürdü. Buna göre, bu yıl geri dönüp gidilecek, ertesi yıl, Müslümanlar sadece kılıçları kınında olmak şartıyla umre için gelecekler ve üç gün içinde umre yapacaklardır. Kesintisiz on yıl, Müslümanlar ve Kureyşliler barış içinde olacaklar; insanlar güven içinde karşılıklı olarak birbirlerine gidebileceklerdir. Kureyş'ten -kadın erkek kim olursa- Müslümanlara iltica edenler geri iade edilecek; ancak Müslümanlardan Kureyşlilere iltica eden olursa Kureyş bunları geri iade etmeyecektir, şeklinde anlaşma yapıldı. Bu son madde Müslümanlara çok ağır geldi. Öyle ki bazılarından itiraz sesleri yükseldi. Oysa Rasûlullah (s.a.s.), Rabbinin kendisine bildirdiğini en iyi bilendi ve O, Müslümanlar için Allah tarafından garanti edilmiş bir çıkış yolunun sağlanacağını, bu barışın İslâm'ın açıkça yayılmasına vesile kılınacağını bildiği için Müslümanları bu konuda uyardı. Müslümanlar başta hoşlanmamalarına rağmen daha sonra anlaşmadan hoşnut kaldılar. Süheyl b. Amr, anlaşmanın yazıldığı sayfaya "Muhammedun Rasûlullah" ibaresinin yazılmasına karşı çıktı. Ancak anlaşmanın kâtibi Hz. Ali b. Ebî Tâlib, eliyle "Rasûlullah" sallallâhu aleyhi ve sellem ibaresini silmek istemedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), bunu kendisi sildi ve kâtibe, bunun yerine "Muhammed b. Abdillah" diye yazmasını emretti. Bu arada Ebû Cendel b. Süheyl, bukağı ve bağlarıyla kaçıp geldi. Ancak Rasûlullah (s.a.s.), Mikrez b. Hafs'ın himayesine alması şartıyla onu babasına iade etti. Bu durum Müslümanlara çok ağır gelince, Rasûlullah (s.a.s.), Allah'ın, onun için bir çıkış yolu yaratacağını haber verdi. Kureyş'ten, sayıları otuzla-kırk arasında olduğu söylenen bir grup, Hudeybiye'de bulunuyorlarken, Müslümanlara baskın yapmaya kalkıştılar. Ancak hepsi de tutuklanıp derdest edildiler. Daha sonra Rasûlullah (s.a.s.), hepsini serbest bıraktı. İşte el-Utekî diye bilinen kişilerin soylarının dayandığı kişiler, bu serbest bırakılan (uteka)lardır. Rasûlullah (s.a.s.), anlaşmayı imzalamadan önce Osman b. Affân'ı elçi olarak Kureyş'e göndermişti. Bu arada Hz. Osman'ın öldürüldüğü şayiası çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), kaçmamak, ölünceye kadar savaşmak üzere ashabını bey'atlaşmaya davet etti. İşte, Allah'ın bu bey'atı yapanları övdüğü, Rasûlullah (s.a.s.)'ın da cehenneme girmeyeceklerini haber verdiği, ağaç altında gerçekleştirilen Bey'atu'r-Rıdvân budur. Rasûlullah (s.a.s.), sol elini tutup sağ elinin üzerine koydu ve: "İşte bu bey'at da Osman içindi?:" buyurdu. Antlaşma yazılıp tamamlandıktan sonra Rasûlullah (s.a.s.), kurbanların kesilmesini ve ihramdan çıkılmasını emretti. Rasûlullah (s.a.s.)'i öfkelendiren bir karşı çıkış ve duraksamadan sonra herkes kurbanlarını kesip ihramdan çıktılar. Yüce Allah da bu konuda onları muvaffak kıldı. Rasûlullah (s.a.s.)'ı, Hıraş b. Ümeyye b, el-Fadl el-Huzâ'î'nın tıraş ettiği söylenir. Sonra Rasûlullah (s.a.s.), Medîne'ye döndü. Ebû Basîr Utbe b. Esîd b. Câriye, Kureyşli müşriklerden kaçarak Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına geldi. Ebû Basîr, Benî Zühre'nin müttefiki idi. Mekke'de müşriklerce hapsedilmişti. Abdurrahman b. Avf'ın amcası Ezher b. Abdi Avf ve Ahnes b. Şerik, Benî Amir b. Lüeyy'den bir kişi ve onların azadlı bir kölesini, Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına gönderdiler. Bu iki kişi, Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına geldiklerinde, O, Ebû Basîr'i onlara teslim etti. Onlar, Ebû Basîr'i alıp götürdüler. Zu'l-Huleyfe'ye vardıklarında, orada konakladılar. Ebû Basîr, o iki kişiden birine: "Bu kılıcına bakabilir miyim?" dedi. Adam kılıcı onun eline verdiğinde, Ebû Basîr, kılıçla Benî Âmir'den olan kişiyi vurup öldürdü. Azadlı köle ise kaçtı; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanına geldi ve olanları O'na bildirdi. Tam o sırada Ebû Basîr geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Vermiş olduğun söz yerine geldi, Allah, sana, üzerine düşeni eda ettirdi. Beni düşmanların eline teslim ettin. Ben de dinim hakkında işkenceye tutulmak ya da alay edilmekten (korktuğum için onların yanına gitmekten) kaçındım ve dinimi korudum." dedi. Rasûlullah (s.a.s.) da Ebû Basîr için: "Ne adam yahu! Sanki savaş kızıştıncısı! Yanında bir takım adamlar da bulunsa" dedi. Ebû Basîr, Rasûlullah (s.a.s.)'ın kendisini tekrar Kureyş müşriklerine iade edeceğini sandı. Oradan ayrılıp deniz sahilindeki Is denilen yere gitti. Burası Zu'l-Merve bölgesinde, Kureyş müşriklerinin Şam'a giden ticâret yolu üzerinde idi. Ebû Basîr, ticaret kervanlarının yolunu kesiyordu. İslâm'ı benimseyip Kureyşlilerden kaçanlar, onun yanında toplandılar. Kureyşlileri rahatsız etmeye devam ettiler. Bundan dolayı Kureyş müşrikleri, Rasûlullah (s.a.s.)'a bir mektup yazarak, onları Medîne'ye getirmesini istediler. Yüce Allah, Müslüman kadınların müşriklere geri verilmesi ile ilgili antlaşma şartını vahiy indirerek iptal ettirdi. Böylece kadınların geri çevrilmesini yasakladı. Sonra Berâe Sûresi ile tüm anlaşma hükümleri nesh olundu. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Şöyle ki, Ümmü Külsûm bint Ukbe b. Ebî Mu'ayt, hicret edip Medîne'ye geldi. Kardeşleri Umâre b. Ukbe ve Velîd b. Ukbe, onu geri götürmek üzere Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına geldiler. Bu arada Yüce Allah, mü'mine kadınların müşriklere geri verilmesini yasakladı. Yine o sırada, mü'minlerin, kâfir kadınları nikâhları altında tutmasını haram kıldı. Böylece kâfir kadınların Müslümanlar ile olan nikâh akdini feshetti. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Hayber Gazvesi Hz. Peygamber (s.a.s.), Hudeybiye dönüşünde, Zilhicce ve Muharrem ayının bir kısmında Medine'de ikamet ettikten sonra, Muharrem ayının geri kalan kısmında savaşmak üzere Hayber'e doğru yola çıktı. Bu, hicrî altıncı yılın sonlarına doğruydu. Hz. Peygamber, kendisinin yerine Nümeyle b. Abdillah el-Leysî'yi vekil olarak bıraktı. Sancağı ise Hz. Ali'ye verdi. Sancağın beyaz renkte olduğu söylenmiştir. Hz. Peygamber, önce Isr dağında konakladı ve burada kendisine bir mescid yapıldı; daha sonra Sahba'ya vardı. Oradan da Raci' diye isimlendirilen bir vadiye indi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.), Gatafânlılar'ın Yahudilere yardım etmelerini engellemek için, her iki kesimin arasında bir yerde konaklamış oldu. Zira Gatafânlılar, Hayber Yahudilerine yardım etmek istemişlerdi. Çıktıklarında Allah, onları korkutan bir ses işittirdi de geri döndüler; onlara bir şeyler göründü, oldukları yerde donakaldılar. Bundan sonra Hz. Peygamber, kaleleri ve kuleleri fethetmeye ve ganimetleri almaya başladı. Yahudilerin ilk fethedilen kaleleri Naim ismindeki kaledir. Burada Mahmûd b. Mesleme, üzerine atılan bir değirmen taşıyla öldürüldü. Sonra Ebû Hukayk Oğulları'nın kalesi olan Kamus fethedildi. Hz. Peygamber, onlardan birkaç kadın esir aldı. Kinâne b. er-Rebî' b. Ebi'l-Hukayk'ın yanında olan Safiyye bint Huyey b. Ahtab ve onun iki amcasının kızı da onların arasındaydı. Hz. Peygamber, Safiyye'yi Dihye'ye hibe etti; sonra ondan dokuz baş hayvan karşılığında satın aldı ve iddet süresi bitip Müslüman oluncaya kadar Ümmü Seleme'nin yanında bıraktı. Bilahare onu âzâd edip, onunla evlendi. Azâd edilişini mehri yerine sayarak, onun dışında başka herhangi bir mehir vermedi. İşte Hz. Peygamber'in bu uygulaması, böyle bir şey yapmak isteyen için kıyamet gününe kadar müstehâb bir sünnet oldu. Hz. Peygamber, Hayber Savaşı'nda, ehlî eşeklerin etlerini haram kılarak onların pis olduğunu bildirdi ve eşek etlerinin kaynadığı tencerelerin dökülmesini, sonra da yıkanmasını emretti. Bu arada atların etini helâl kıldı ve sahabîlerine yedirdi. Sonra Sa'b b. Mu'âz'ın kalesi fethedildi. Hayber'de ondan daha fazla yiyeceğin ve et yağının olduğu başka bir kale yoktu. Hz. Peygamber'in en son fethettiği kaleler, Vatîh ve Sülâlim kaleleriydi. Onları, on geceden fazla muhasara altına aldı. Müslümanların Hayber günündeki sloganları şuydu: "Öldür! Öldür!" Bazı kalelerinin önlerinde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer durdu; ancak onlar fethedemeyince Hz. Peygamber sancağı Hz. Ali'ye verdi de o fethetti. Hz. Ali'nin gözlerinde ağrı vardı. Hz. Peygamber'in, onun gözlerine tükürüğünü sürmesi üzerine iyileşti. Hayber'in bütün arazisi ve kalelerin çoğu, savaş yolu ile; bazı kaleleri ise, onları kalelerinden sürgün etme üzerine onlarla yapılan anlaşma neticesinde sulh yolu ile fethedildi. Hz. Peygamber, beşte birini (humusu) ayırdıktan sonra bütün ganimetleri taksim etti. Yahudileri de uygun gördüğü sürece, Hayber arazisinde çıkacak her türlü ekin ve meyvenin yarısı kendilerinin olmak üzere, mal ve canlarıyla toprağı işlemek şartıyla orada bıraktı. Yahudiler, Hz. Peygamber'in vefatına kadar Hayber'de bu şekilde kaldılar. Bu durum, Hz. Ebû Bekir'in hilâfeti ile Hz. Ömer'in hilâfet süresinin büyük çoğunluğunda da devam etti. Ancak Hz. Ömer'in hilâfetinin sonlarına doğru, Hz. Peygamber'in vefat ettiği hastalığı esnasında, Arap Yarımadası'nda iki dinin bir arada bulunmayacağı hadisini kesin bir şekilde söylediği haberi kendisine ulaşınca, Yahudilerin Hayber ve diğer Arap memleketlerinden sürgün edilmesini emretti. Müslümanlar da, Hayber'den kendi paylarına düşen mallarını alıp idare ettiler. Onun taksim işini üstlenenler de, onun ehlinden olan Benî Selime'ye mensup Cabbâr b. Sahr ve Benî Neccâr'a mensub Zeyd b. Sabit idi. Hayber'in fethinde, Sellâm b. Mişkem'in karısı Zeyneb bint el-Hâris isminde Yahudi bir kadın, Hz. Peygamber'e kızartılmış ve içine zehir bırakılmış bir koyun hediye etti. Hz. Peygamber, etin en çok kol kısmını seviyordu; ondan bir lokma ağzına aldı. Bu arada onunla birlikte Benî Selime'ye mensub Bişr b. el-Berrâ b. Ma'rur vardı; o da etten bir lokma yedi. Hz. Peygamber, bu kemik bana zehirli olduğunu söylemektedir, dedi ve ağzındaki lokmayı attı. Sonra Yahudi kadını çağırdı; o da suçunu itiraf etti. Bişr ise, yediği etten dolayı vefat etti. Allah ondan razı olsun. Hz. Peygamber, o Yahudi kadını öldürmedi. Müslümanlar, Hayber gününde bin dört yüz yaya ve iki yüz atlıydılar. Zübeyr b. el-Avvâm'ın hissesi, en-Natat bölgesinin el-Hav' adlı yere çıktı. Aynı şekilde Benî Beyâda ve Benî Haris b. el-Hazrec'in hisseleri de en-Natat bölgesine isabet etti. Benî Avf b. el-Hazrec ve Müzeyne'nin hisseleri de en-Natat bölgesinin Na'îm adlı kısmına çıktı. Benî Aclân'dan Asım b. Adiyy'in hissesi, Hz. Peygamber'inki ile birlikte çıktı. Abdurrahman b. Avf, Benî Saide, Benî Neccâr, Ali b. Ebî Tâlib, Talha b. Ubeydillah, Gıfâr, Eşlem, Ömer b. el-Hattab ve Araplardan Benî Selime, Benî Harise, Cüheyne ve Sakif'in hisseleri eş-Şıkk denilen yere isabet etti. Benî Harise b. Avf'e mensub olan Ubeyd b. Evs, o gün Hisseci Ubeyd diye nam saldı. Çünkü o gün, bir çok kişinin payını satın almıştı. Hz. Ömer de, Hayber'de yüz kadar hisse satın almıştı. Bu onun günümüze kadar kalan ve kıyamete kadar da kalacak olan sadakasıdır. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Hayber Gazvesi'nde Şehid Olanlar Hayber Gazvesi'nde şehîd olan Müslümanların adları şöyledir: Rabîa b. Eksem b. Sahbere b. Amr b. Lükeyz b. Âmir b. Ğanm b. Düdan b. Esed b. Huzeyme. Sakf b. Amr b. Sumeyt b. Sa'lebe b. Abdillah b. Ganm b. Düdan. Rifâ'a b. Mesruh. Bütün bunlar, Ümeyye b. Abdi Şems Oğullan'na mensupturlar. El-Kâra kabilesinden olup, Zühre Oğulları'nın müttefiki olan Mes'ûd b. Rabî'a. Esed b. Abdiluzzâ ve kız kardeşlerinin müttefiki [Leys b. Bekr b. Abdi Menât b. Kinâne Oğulları'ndan Abdullah b. el-Hübeyb (bir rivayete göre İbn el-Hebîb) b. Üheyb b. Suhaym b. Giyere. Benî Selime'den Bişr b. el-Berrâ b. Ma'rur. Hz. Peygamber ile birlikte yediği zehirli etten dolayı vefat etti. Yine Benî Selime'den Füdayl b. en-Nu'mân. Mes'ûd b. Sa'd b. Kays b. Hâlede b. Âmir b. Zurayk. Abduleşhel Oğulları'nın müttefiki, Mahmûd b. Mesleme b. Hâlid b. Adiyy b. Mecda'a b. Harise b. el-Hâris b. el-Evs. Kuba'lılardan Ebû Dayyâh Sabit[129] b. Ümeyye b. İmri'i'l-Kays b. Sa'lebe b. Amr b. Avf. Mübeşşir b. Abdilmünzir b. Dinar b. Ümeyye b. Mâlik b. Avf b. Amr b. Avf. El-Hâris b. Hatib. Evs b. Katâde. Urve b. Mürre b. Surâka. Evs b. el-Kâid. Uneyf b. Habîb. Sabit b. Esle. Talha. Esved er-Raî. Adı Eslem'dir. Bu kişilerin tamamı Benî Amr b. Avf'e mensupturlar. Ğıfâr Oğulları'ndan: Umara b. Ukba b. Harise b. Gıfâr b. Müleyl b. Damra. Ona bir ok isabet etmişti. Eşlem kabilesinden: Âmir b. el-Ekvâ'. |
Cevâmiu's-Sîre (Siyerin Özü)
Hayber Fethinin Ardından Habeşistan'dan Gelenler Ca'fer b. Ebî Tâlib, hanımı Esma bint Umeys, oğulları Abdullah b. Ca'fer ve Muhammed b. Ca'fer. Hâlid b. Sa'îd b. el-Asî b. Ümeyye b. Abdi Şems, hanımı Ümeyne bint Halef ve çocukları Sa'îd ile Emet. Amr b. Sa'îd b. el-Asî. Hanımı Fâtıma bint Safvân el-Kinâniyye ise Habeşistan topraklarında vefat etmişti. Utbe b. Rabî'a ailesinin müttefiki Mu'aykıb b. Ebî Fâtıma, Hz. Ömer döneminde Beytü'l-mâl'i yöneten kişidir. Esved b. Nevfel b. Huveylid b. Esed b. Abdiluzzâ. Abduddâr Oğullan'ndan Cehm b. Kays b. Abd Şurahbil, iki çocuğu Amr b. Cehm ve Hüzeyme bint Cehm. Hanımı Ümmü Harmele bint Ab-düesved ise Habeşistan'da vefat etmişti. Benî Temim b. Mürre'den, Haris b. Hâlid b. Sahr. Hanımı Rayta bint Haris b. Cübeyle, Habeşistan'da vefat etmişti. Osman b. Rabî'a b. Ühban el-Cümehî. Benî Sehm'in müttefiki, Mahmiye b. Cez' ez-Zübeydî. Hz. Peygamber, onu humus işleriyle görevlendirmişti. Benî Adiyy b. Ka'b'dan Ma'mer b. Abdillah b. Nadla. Benî Âmir b. Lüey'den Ebû Hatib b. Amr b. Abdi Şems. Benî Âmir b. Lüey'den, Mâlik b. Rabîa b. Kays b. Abdi Şems ve hanımı Amra bint es-Sa'dî b. Vakdan b. Abdi Şems el-Âmiriyye. Habeşistan'a hicret eden diğer kişiler ise, bundan iki sene önce gelmişlerdi. Yukarıda adları zikredilenler orada en son kalanlardı. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.