![]() |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
İBADETİ ARTARSA RIZKI DA ARTAR
Abid bîr zat, evden karısına işe gidiyorum diyerek ayrılır, fakat doğru tekkeye çekilerek ibadete başlardı. Akşam eve geldiği zaman karısı, «yiyecek yok, bir şey getirmedin mi?» dediğinde de, «çalıştığım zat çok cömert bir kimse... Ondan para istemeye utanıyorum. On gün sonra ücretimin tamamını, toptan verecek» derdi. Onuncu gün gene evinden ayrılmıştı, işe gidiyorum diye. Doğruca Savmaaya (tekke) gitti, ibadetine başladı. Akşam üzeri yine evine dönecekti... Hanıma ne demeli, on gün doldu diye düşünüyor ve mahzun mahzun yoluna devam ediyordu. Evine yaklaştı... Evden sıcak ve leziz yemek kokusu duydu. Şaşırmıştı. Acaba karısı yiyeceği nereden almıştı. Eve geldiğinde karısı dervişi kapıda karşıladı, neşeliydi. Kocasına olanları şöyle anlattı: — Çalıştığın adam hakikaten cömert bir kimse imiş... Öğle vakti idi, nur yüzlü iki kişi gelerek bana: «Bunlar kocanın iş ücretidir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, daha fazla ücret verilecektir.» dediler ve taze kesilmiş koyun eti, bir kısım giyecek, ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden... Çünkü açlıktanv artık tahammülümüz kalmamıştı.» Karısından bu sözleri dinleyen derviş Allah'a şükredip, ibadetine devam etti. Çünkü o yiyecek ona Allah tarafından gönderilmişti. Allah (c.c.) neye kadir değil ki! * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
İLİMSİZ AMEL EDENİN SONU
Bersisa isminde bir zat, inzivaya çekilmiş, gece-gündüz vakti Allah'a (c.c.) ibadetle geçer ve hiçbir kötülükte bulunmazdı. Bu zatı şeytan aleyhilla'ne kandırmak için türlü hilelere başvurdu. Fakat bir türlü kandıramadı. En sonunda şeytan işin kolayını bulmuşt'u. Çünkü Şeyh Bersisa, âmil, mütteld, züht ü takva sahibi bir zattı ama, alim değildi. Yani ilm-i zahiri yoktu. Ondan dolayı onu kandırmak kolay olacaktı. Plânını şöyle tatbik etti: Şeytan, sırtında cübbesi, elinde asası, başında sarığı, elinde tesbihi olduğu halde bembeyaz sakalıyla Şeyh Bersisa'nın ibadet ettiği yere varıp kapısını çaldı. Şeyh Bersisa kapıyı açtıktan sonra, kim olup, nereden geldiğini ve niçin geldiğini sordu. Şeytan Alleyhilla'ne ona şu, cevabı verdi: — Ben dünya nimetlerinden uzak, ömrünü Allah'a ibadetle geçirmek isteyen bir kimseyim. Bir Allah dostu bulup kendime arkadaş edinmek için çok yer dolaştım, fakat sizden başka bir kimseye rastlamadım. Memleketine yaklaştığımda, sizin isminizi duydum. Sizin de bütün gayretiniz Allah'ın rızasını kazanmak olduğuna göre, beni de kabul buyur da, beraber ibadete devam edelim.» dedi. Şeyh Bersisa, onun şeytan olduğunu ve kendisinin ayağını kaydırmak için geldiğini nereden bilecekti. Arkadaşlığı kabul etti... Beraber ibadete başladılar. Aradan zaman geçiyor, Şeyh Bersisa ibadet ediyor, yiyor içiyor ve diğer insanlar gibi yaşıyor, lâkin Şeytan Allah'a öyle ibadet eder gözüküyor ki yemiyor - içmiyor, yatıp uyumuyor ve bütün zamanını ibadet ederek geçiriyordu. Şeyh Bersisa, yeni dostuna hayran kalmıştı. Aradan- çok zaman geçmeden dayanamayarak: — Ey Allah'ın salih kulu, sen bu mertebeye nasıl yetiştin. Ben senelerden beri ibadet ederim, yeyip içmekten kurtulamadım. Sense bütün zamanını ibadete ayırabiliyorsun. Ne olur, bunun sırrını bana da öğret de, ben de senin gibi olayım, dedi. Şeytanın istediği doğmuştu... — Bunun kolayı var! Evvela bir büyük günah işleyecek, sonra da -ona samimiyetle tövbe edeceksin. Büyük bir günah işlemiş olduğundan Allah'tan daha fazla korkmaya başlayacak ve böylece de benim gibi, sen de her türlü insanî kötü hasletlerden kurtulmuş olacaksın, dedi. Şeyh, meselâ ne gibi bir günah işlemesi lazım geldiğini sordu. Şeytan, artık bayram ediyordu. Çünkü avını kandırmıştı. — Zina edebilirsin, dedi. Şeyh: — Yapamam, dedi. Bu sefer şeytan: — Adam öldür! dedi. Bersisa, yine: — Onu da yapamam, dedi. Şeytan: — İçki içersin, dedi... Bersisa, düşündü taşındı, onu biraz hafif görmüştü: — O olur, yapabilirim, dedi. Şeytan artık sevincinden havalarda uçuyordu. Bersisa doğru kasabadaki meyhanelerden birine gidip bir miktar içki istedi, içkiyi sunan saki kadındı, içtikçe içti ve sonunda sarhoş olup kadına zina etmeyi düşünmeye başladı. Şeytan tabiî ki boş durmuyor, adamın gözüne gözükmeden nefs yoluyla durma, böyle fırsat elegeçmez, hemen bu kadınla münâsebet kur, diyordu. Bersisa, tamamen sarhoş olduktan sonra, meyhaneci kadına orada zina etti. Bu onun için çok kötü bir şeydi... Duyulursa ne derlerdi. En iyisi o kadını öldürüp gömmekti, ve öyle yaptı. Kadını öldürüp meyhanenin arkasında bir yere gömdü. Fakat hadise duyulmakta ve yayılmakta gecikmedi. Bersisa'yı yakalayıp mahkemeye çıkardılar. Katil oldüğü için kısasa kısas Ölümüne hükmolundu. Bersisa idam sehpasına çıkmış, artık ip boğazına geçirildikten sonra onu kurtaracak hiçbir kimse yoktu. Şeytan karşıda görüldü. — Bu hal nedir ey dostum, dedi. Bersisa: — Görüyorsun ey Allah'ın sevgili kulu beni kurtar, diye yalvarmaya başladı. Şeytan: — Bir şartla seni kurtarırım. O da bana secde edeceksin, dedi. Bersisa: — Görüyorsun ip boğazıma geçirilmiş nasıl secde edebilirim, deyince de: — İşaretle secde edebilirsin, dedi. Bersisa başıyla işaret ederek secde etti ve sandalye ayağının altından çekilince imansız olarak göçüp gitti. Allah muhafaza buyursun. İlimsiz amelin, insanı nereye kadar götüreceğine güzel bir misâl böylece vuku bulmuş oldu. Eğer onda şeriata müteallik ilim olsaydı içki içmek, zina etmekle, adam öldürmekle evliya olunamayacağını bilir ve şeytana uymazdı. * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
HAZRETİ PEYGAMBERİMİZİN RÜYASI
Hazreti Peygamberimiz s.a.s. Efendimiz bir sohbetinde eshab-ı kirama bir rüyasını şöyle anlattılar: Dün gece rüyamda, yanıma iki kişi geldi. Ben kim olduklarını sordum. Söylemediler... Bana: — Yürü, beraber gidelim, dediler. Beraber yürümeye başladık. Biraz ileride, arkasını yaslanmış bir adam gördüm. Onun başının ucunda başka bir adam, ona taş taşıyor ve taşıdığı taşlarla adamın başını eziyordu. Adam başka taş almaya gidince başı ezilenin başı eski haline geliyor, o adam yine getirdiği taşlarla adamın başını eziyor ve bu hal böyle devam edip gidiyordu. Ben yanımdakilere: — Allah, Allah! Bu ne haldir? diye sordum. Bana sen yürü, yürü dediler... Yürümeye devam ettik. Adamın biri sırtüstü yatıyor, diğer bir adam da, elinde demirden kanca olduğu halde yatan adamın yüzünün bir tarafını parçalıyor, öbür tarafına geçiyor, öbür yüzünü yarıncaya kadar parçalanan yüzü iyileşiyor, tekrar dönüp aynı işkenceyi sürdürüyordu. Ben yine: — Sübhanallah! Bunlara ne oluyor böyle, dedim. Bana yine: — Sen yürü, yürü! dediler. Devam ettik. Biraz ileride fırına benzer bir yer gördüm... İçinde insanlar, altlarından alev geldikçe öyle feryat ediyorlar ki, dünyada onların sesini duyan her canlı ölürdü. B'en: — Bunların suçu nedir? dedim. Yanımdakiler bana sen yürü, yürü dediler. Yürüdük... Suyu kan renginde bir nehir... İçinde bir adam yüzüyor, yüzüyor, ırmağın kenarına geliyor. Kenarda yanında birçok taş toplanmış bir adam... Yüzen adamın ağzına bu- taşı koyuyor. Adam gidiyor, o taşı yutuyor ve yüzerek geri geliyor. Bu şekil azap devam edip gidiyor. Ben: — Bu nasıl şeydir? dedim. Bana sen yürü, yürü dediler. Yürüdük... İlerde çirkin bir adam... Bir ateş yakmış, yaktığı ateşin etrafında durmadan dolaşıyor, hayret etmiştim bu adamın haline. — Bu ne yapıyor böyle? dedim. Bana: — Sen yürü, dediler. Bir müddet daha gittik, içinde çeşitli çiçeklerin bulunduğu bir bahçe gördüm, içinde uzun mu uzun boylu bir adam, öyle ki boyunun uzunluğu göklere doğru yükselmişti. Adamın etrafında ise toplu halde kalabalık çocuklar vardı. — Böyle uzun-boylu bir adam ve bu kadar çok çocuk görmemiştim. Bu adam kim ve yanındaki çocuklar kimlerdir? diye sordum. Bana yine: — Sen yürü, yürü, dediler. Yürümeye devam ediyorduk. Büyük bir ormana vardık. O kadar büyük orman daha görmemiştim. Yanımdakiler: —Buraya gir, dediler. Beraber girdik. Biraz ilerde altın - gümüşten yapılmış muazzam bir şehir göründü. Şehrin kapısını vurdular. Kapı açıldı, içeri girdik, içerde bizi bir takım insanlar karşıladı. Vücutlarının bir yüzü gayet güzel, bir yüzü ise çok çirkindi. Yanımdakiler onlara, oradan akmakta olan nehri göstererek: — Şu nehre girin, dediler. Onlar nehre girdiler geri çıktılar. Vücutlarındaki o çirkinlikten hiç eser kalmamıştı... Yanımdakiler bana: — Burası Adn Cennetidir... Senin yerin burasıdır, dediler. Başımı kaldırıp baktığımda çok güzel bir köşk gördüm. Onlara, beni bırakın da yerime gireyim dedim... Kabul etmeyip şimdi olmaz, ileride geleceksin, dediler. Ben onlara kim olduklarını sordum. Allah tarafından gönderilmiş melekler olduklarını söylediler. Bu gördüklerimiz acaip şeylerin ne olduğunu sordum. Şöyle anlattılar: Birincisi, kafası taşla ezilen adam; Kur'an öğrenip onunla amel etmeyen ve uykuyu farz namaza tercih eden kimsedir. Yarın kıyamette böyle azap görecek. İkincisi, kânca ile yüzü parçalanan kimse ise; yalan söyleyerek, halkı biribirine düşüren kimsedir, öyle azap görecek... Üçüncüsü, yani fırında azap görenler, zina eden erkek ve kadınlardır... Dördüncüsü, yani kan renginde ırmakta yüzen ise; faiz yiyendir... Ateşin etrafında dolaşan beşincisi ise Cehennem zebanisi Mâlik'tir... Altıncısı, bahçedeki uzun boylu adam, ibrahim aleyhisselam... Etrafındaki çocuklar da İslûm olarak doğan ve İslâm olarak ölen çocuklardır... Peygamberimiz buraya gelince, Eshab: — Ya Rasûlallah müşriklerin çocukları da dahil mi? diye sordular. Peygamber Efendimiz: — Evet! buyurdu. Vücutlarının yarı yeri çirkin yarısı güzel kimseler ise, hem günah işleyip hem de iyilik eden, fakat iyilikleri kötülüklerine galebe çalan kimselerdir, diye anlattılar, buyurdu. * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
İBRAHİM EDHEM HAZRETLERİNİ İKAZ
İbrahim Edhem Hazretleri, bir gece hanımıyla kuş tüyü yatakta yatarken kendisini rahat hissetmiş olacak ki, «hanım cennette de seninle böyle beraber olsak» dedi. Tam bu sırada sarayın tavanında bir ayak sesi işitildi. Tavanda bir adamın gezdiği anlaşılıyordu. İbrahim Edhem Hazretleri, bir hükümdarın sarayında gece dolaşılmasına son derece sinirlenmişti. — Kim bu saatte o tavandaki... Ne arıyorsun orada! diye seslendi. O zaman Belh hükümdarı bulunan ibrahim Edhem'e: — Devemi kaybettim, onu arıyorum, diye cevap verildi. Hükümdar, iyice kızmıştı... — Tavanda deve mi olur be adam? diye haykırdı. Tavandaki biraz durakladıktan sonra İbrahim Edhem'i ikaz eden şu sözü söyledi: — Ey hükümdar! Tavanda deve aranmayacağını biliyorsun da, atlas döşekte cennet olmayacağını neden bilmiyorsun, dedi. Bu söz hükümdara çok tesir etmişti... Kalktı yataktan, her şeyini bir tarafta bırakıp Cenneti aramaya başladı. Bir zamanların Belh hükümdarı artık tam mânâsiyle derviş olmuştu. Tacını, tahtını terkederek senelerce mürşidi kamillere hizmet etti ve (ibrahim Edhem Hazretleri) olma şerefini kazandı! * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
HAZRETİ HATİCE'NİN BÜYÜKLÜĞÜ
Peygamberimiz s.a.s. Hazreti Hatice validemizi çok severlerdi. Hatta Hazreti Hatice yaşlı olduğu halde hayatta olduğu müddetçe başka kadınla evlenmemişlerdir. Risalet timsali Efendimiz Hatice annemizin ismini çok zikreder, onun büyüklüğünden sık sık misâller verirdi. Bir gün yine Hazreti Hatice'den bahsediyorlardı. Hazreti Âişe validemiz de oradaydı. Hadiseyi Âişe radıyaîlahu anhâ validemiz şöyle anlatıyor: — Resûlüllah yine Hazreti Hatice'den bahsetti... Bu bahis benim damarıma dokunmuştu. «O yaşlı bir kadındı şimdi Allah (c.c.) sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir.» dedim. Hazreti Resulü Ekrem (s.a.s.) bu sözü benden duyunca çok kederlendi, üzüldü. Hatta kızmıştı... Kızgınlığından tüyleri diken diken olmuştu. Buyurdular ki: — Vallahi öyle değil! Ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım... O bana inanmış bir hatundu. O îman ettiği zaman halk tamamen kafirdi. O beni kabul edip, teşvik etti. Kendi malı-serveti ile bana yardımda bulundu. Diğer karılarımdan hiç çocuğum olmadığı halde Hak Teâlâ bana ondan evlât nasip buyurdular. Hazreti Âişe (r.a.) devamla: — O günden sonra, bir daha Hazreti Hatice hakkında konuşmayacağıma dair kat'î karar verdim, buyurdular. * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
HAZRETİ CEBRAİL'İN HAZRETİ HATİCE'YE SELAMI
Efendimiz (s.a.s.) evde bulunmuyorlardı. Hazreti Hatice Validemiz Efendimizi aramak maksadıyla dışarı çıkmıştı. Çünkü Hazreti Hatice radıyallahu anhâ Validemiz islâmiyeti henüz yeni i'lân etmiş olan Resûlüllah (s.a.s.) Efendimize düşmanlarının bir kötülük edeceklerinden korkuyordu. Dışarda karşısına bir adam çıktı. Hazreti Hatice adama birşey söylemeden gece olduğundan eve geri döndü... Peygamberimiz Hane-i Saadetlerinde idi. Henüz Hatice Validemiz bir şey söylemeden Peygamberimiz: — O karşına çıkan kimdi biliyor musun? buyurdular. Hazreti Hatice (r.a.): — Bilmiyorum ya Resûlallah! Allah ve Resulü bilir, dedi. Peygamberimiz: — Ya Hatice, o karşına çıkan adam suretinde Cebrail aleyhisselâmdı. Senden sonra beni ziyaret etti ve sana selâm etti. Şunu söyledi ki, Cennette senin için incilerden yapılmış bir köşk hazırlanmış, tabiî orada buradaki gibi üzüntü ve sıkıntılar yoktur, buyurdular. Bir rivayete göre, Hazreti Cebrail gelerek: — Ya Resûlallah, Hak Teâlâ Hatice'ye selâm etti. Bu selâmı Hatice'ye ulaştır, deyip gitti. Resûlullah da selâmı bildirince, Hatice Validemiz: — Allah'ın (c.c.) bizzat kendisi selâmdır. Sana da Cebrail'e de selâm olsun ey Allah'ın Resulü, dedi. Bu kıssadan şu hakikat da çıkmış oldu ki, Allah'a selâm gönderilmez. Allah'ın selâma ihtiyacı yoktur. Selâm ancak kendisine selâmet îstenen kimseye verilir. Böylece Hazreti Hatice'nin büyük bir din alimi olduğu, yani müctehit mertebesinde meselelerden hüküm çıkaracak bir ilmi ferasete-sahip olduğu anlaşılır. * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİNİN OĞULLARI
Hazreti Fatih'in de hocası olan Akşemseddin Hazretlerinin 12 oğlu vardı. Birgün 12 oğlunu da yanına toplayıp, uzun uzun onları seyrettikten sonra, «Allah'ım sana hamd ü senalar olsun» diye dua etti. Akşemseddin Hazretlerinin oğulları, babalarına; kendilerini verdiği için Allah'a hamdediyor sandılar. Akşemseddin Hazretlerinin meczup bir müridi vardı. Şeyhine: — Ben senin niçin hamdettiğini biliyorum, dedi. Hazreti Şeyh: — Neden? diye sorduğunda, şöyle dedi: — Sen Allah (c.c.) sana 12 evlât verdiği halde hiç birisinin sevgisi, senin kalbini Allah'a olan muhabbetinden ayırmadığı için hamdediyorsun. * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
HAZRETİ RABİA'YA EVLENME TEKLİFİ
Haşimî sülâlesinden olup Basra'da valilik yapan Süleyman'ın oğlu Muhammed'in günlük olarak 80 bin dirhem geliri vardı. Sağa sola ve Basra ileri gelenlerine kendisine bir aile bulmaları için mektuplar yazıyordu. Mektuplara gelen cevapta bütün dostları Rabia Hatun (Rabia-i Adeviyye)'u tavsiye ediyorlardı. Rabia Hatun hem takva hem de güzelliğiyle ün yapmıştı. Muhammed, bu veliye hanıma şöyle bir mektup yazıp evlenmek istediğini bildirdi: — Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla... Bilmiş ol kî, Allahü Teâlâ bana günlük gelir olarak 80 bin dirhem lütfetti... Bundan sonra onu 100 bin dirheme de çıkarabilirim. Evlendiğimiz takdirde sana daha pekçok şeyler de verebilirim. Evlenmek hususunda bana bir cevap ver! Rabia Hatun bu mektuba şu cevabı yazdı: — «Bismillâhirrahmanirrahiym, bilmiş ol ki, zahidlik, kalb ve bedenin huzurudur. Dünya peşinde koşmak ise, insanın elem ve kederini artırır. Mektubum sana vasıl olduktan sonra, ölüm için hazırlan, sadece azığını muhafaza et! Malını hayatında iken kendin taksim et! Başkalarına güvenme, oruca başla, iftarın ölüm olsun. Bana gelince, Allah bana sana verdiğinin iki mislini de verse hiçbir kıymeti yoktur. Ben, beni Allah'a ibadetten bir saniye meşgul edecek hiçbir şeye kıymet vermem...» * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
HZ. SELMAN'IN KUŞLARA EMRİ
Silsile-i Sâdâttan SELMAN-I Farisî (r.a.) Hazretleri yanında bir misafir olduğu halde sahraya çıkmıştı. Dağda havada uçan kuşlar ve ovadan geçen ceylan sürüleri gördü; Hazreti Selman (r.a.) uçan kuşlara ve oradan geçen ceylan sürüsüne hitaben: — Yanımda bir misafirim var. İçinizden biriniz buraya gelsin. Misafire ikram edeceğim, diye seslendi. Kuşlardan ve ceylan sürüsünden birer tane süratle hazreti Selman'ın huzuruna geldiler. Misafir bu işe çok hayret etmişti: — Sübhanellah! diyerek hayretini belirtti. Selman-ı Farisî Hazretleri: — Bunda hayret edecek ne var? Sen Allah'a itaat edene mahlûk'atın isyan ettiğine bu zamana kadar hiç şahit oldun mu? buyurdular... * * * |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler
HASAN-I BASRİ HAZRETLERİNE BİR KIZIN NASİHATİ
Hasan-ı Basri Hazretlerinin huzuruna bir zat gelerek: — Ya imam! Benim bir kızım var, gece gündüz ağlamaktan gözleri kör oldu. Buna bir çare bulamaz mısınız bir gelip baksanız, dedi. Hasan-ı Basri Hazretleri merak etmişti. Eve geldiler... Hasan-ı Basrî Hazretleri kıza: — Kızım neden ağlarsın... Gözlerin kör olmuş, sebebini söyle de çare bulalım, dedi. Kız, Hasan-ı Basri Hazretlerine: — Ağlıya ağlıya gözlerimi iki sebebten kör ettim: Birincisi eğer bu göz yarın ahirette Allah'ı görebilecekse ona binlerce göz feda olsun, niç kıymeti yok. İkincisi, eğer ahirette ,bu gözler Allah'ı (c.c.) görmeye lâyık değilse ben onu neye göz diye taşıyayım? Allah böyle gözleri dünyada iken de kör etsin, dedi. Kızın bu hikmetli sözlerini dinleyen îmam-ı Basrî Hazretleri: — Biz buraya nasihatçı ve hekim olarak geldik, şifa telkin edecektik.. Halbuki nasihatçı ve hekimi bulmuş olarak gidiyoruz, demekten kendini alamadı... * * * |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.