![]() |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
GÖREM Arkan yıkıntıdır, önün uçurum, Bir kurtuluş yolu sağla da görem! Güneşi heybeye tıkan bir durum; Haydi, bir sebebe bağla da görem! İlim köle, kanun mahpus, düşünce iğdiş; Yokluğa üç adım kala bir gidiş!.. Ne çıkar sıkılmış otuziki diş? Şöyle yüksek sesle ağla da görem! (1964) |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
Kopkoyu Bir Sis İçinde Bir Akşam Hatırına Düşeceğim Belki Bir An Islayacak Yağmur Yüzünü Birden O Tatlı Demleri Hatırlayacaksın Sonra Sıcak Yatağında Uzun Uzun Aglayacaksın..! Ağlayacak, Boğazında Birşeyler Düğümlenecek Ah Yanımda Olsaydı Diyeceksin Tüm Yıldızlar Gülecek Haline Ay da Göz Kırpacak İliklerine İşleyecek Bensizlik. Kahrolacaksın..! Bir Sigara Tüttüreceksin İhtimal Ufku Seyredeceksin Saatlerce Bir Ruzgâr Kopçalayacak Yüzünü Sonra Hayalim Gelecek Karşına Bir Şiirimi Mırıldanacaksın Hıçkıracaksın..! Gönlönden Atamadığın Gibi Kafandan da Silemeyeceksin Beni Düşlerine Girecegim Her Gece İnce Bir Hüzün Bürüyecek Yüzünü Ve Çırılçıplak Gerçekleri O Zaman Anlayacaksın..! Sonra Birşeyler Yazmak İsteyeceksin Kafan Gibi Kalemin de İşlemeyecek Unutmak Isteyeceksin Her şeyi Ama Unutamayacaksın Hiçbir şeyi Kıvranacaksın.. |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
GURBET Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de, geri adam, boynunda yafta... Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim! Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yol da tutuktur hapse düşeli... Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak. Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! Bir âlem ki, gökler boru içinde! Akıl, olmazların zoru içinde. Üstüste sorular soru içinde: Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? Buradan insan mı çıkar, tabut mu? Bir idamlık Ali vardı, asıldı; Kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil... Müdür bey dert dinler, bugün "maruzât"! Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat... Beni Allah tutmuş, kim eder azat? Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem... Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem! Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; Sayım var, maltada hizaya dizil! Tek yekûn içinde yazıl ve çizil! İnsanlar zindanda birer kemmiyet; Urbalarla kemik, mintanlarla et. Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat; Zift dolu gözlerde karanlık kat kat... Yalnız seccâdemin yününde şefkat; Beni kimsecikler okşamaz mâdem; Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem! Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! Dakika düşelim, senelik paydan! Zindanda dakika farksızdır aydan. Karıştır çayını zaman erisin; Köpük köpük, duman duman erisin! Peykeler, duvara mıhlı peykeler; Duvarda, başlardan, yağlı lekeler, Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler... Duvar, katil duvar, yolumu biçtin! Kanla dolu sünger... Beynimi içtin! Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Tek nokta seçemez dünyadan nazar. Yerinde mi acep, ölü ve mezar? Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz? Güneşe göç var da, kalan biz miyiz? Ses demir, su demir ve ekmek demir... İstersen demirde muhali kemir, Ne gelir ki elden, kader bu, emir... Garip pencerecik, küçük, daracık; Dünyaya kapalı, Allaha açık. Dua, dua, eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış. Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış... Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu; İplik ki, incecik, örer boşluğu. Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş; Karanlığında nur, yeniden doğuş... Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin! Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! Ölsek de sevinin, eve dönsek de! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
KAFİYELER Ne diye, Bu şuna, Şu, buna, Kafiye? Başa taş, Aşa yaş, Hey'e ney, Tuhaf şey! Kafiye Mantığı, O mantık! Hediye Sandığı, Bu sandık! O mantık, Bu sandık- ta sandık, Ve yandık . Ne yandık! Hendese, Kümese Tıkılmak. Hadise Kırkayak. Adese, Oyuncak. Vesvese, Gökbayrak. Ölümse, Gel dese; Tak, tak tak! Mu-hak-kak! Sorular Sordular; Neden çok, Nasıl yok, Niçin var? Sanatsız Papağan, Neden çok; Ve atsız Kahraman, Niçin yok? Çok ve yok, Yok ve çok, Aç ve tok, Tok ve aç; Tut ve kaç! Saklambaç. Neden çok, Nasıl yok, Niçin var? Niçin'i Boğarken Piçini, Yatakta Bastılar, Şafakta Astılar. Ve derken: Nasıl yok Niçin var? Bir varmış, Bir yokmuş. Karamış Ve kokmuş Dünyamız. Rüyamız Kapkara. Manzara: Gebeler Döşeksiz. Ebeler Isteksiz. Kubbeler Desteksiz. Habbeler Süreksiz. Türbeler Meleksiz. Tövbeler Gerçeksiz. Cübbeler Yüreksiz. Cezbeler Şimşeksiz. Izbeler Emeksiz. Heybeler Ekmeksiz. Kafiye, Hikâye! Dava tek: Ölmemek! Peygamber! Ne haber? Bir batan Var: Vatan! Kandil loş, Ocak boş; Ve dağ dağ Elveda! Gitme kal! Nefes al! Emir tez, Bekletmez! Ve o nur Bulunur! İşte iz! Geliniz! Toprak post, Allah dost... |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
KARACAAHMET Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet! Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet! Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde; Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde? Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta; Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta... Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek. Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek. Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık; Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık. Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz; Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz. Karacaahmet bana neler söylüyor, neler! Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler, Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm; Ölümde yekpâre ân, ne kesiklik, ne bölüm... Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükûta sebep? Kavuklu, başörtülü, fesli, başaçık taşlar; Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar, Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; Süzüyor, sahi diye toprağa basanları. Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden, Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden. Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar, Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar. Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih! |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
HEP BU AYAK SESLERİ Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri, Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri, Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime, Bir eski çıban gibi işliyor içerime, Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan, Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan, Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar! Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar, Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden, Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden, Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu, Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım, Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya, Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya NECİP FAZIL KISAKÜREK |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
UTANSIN Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! Eski çınar şimdi noel ağacı; Dallarda iğreti yaprak utansın! Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın! Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın! Ey binbir tanede solmayan tek renk; Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın! |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
TABUT Tahtadan yapılmış bir uzun kutu; Baş tarafı geniş, ayak ucu dar. Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu, Yarın kendileri dolduracaklar. Her yandan küçülen bir oda gibi, Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış. Sanki bir taş bebek kutuda gibi, Hayalim, içinde uzanmış kalmış. Cılız vücuduma tam görünse de, İçim, bu dar yere sığılmaz diyor. Geride kalanlar hep dövünse de, İnsan birer birer yine giriyor. Ölenler yeniden doğarmış; gerçek! Tabut değildir bu, bir tahta kundak. Bu ağır hediye kime gidecek, Çakılır çakılmaz üstüne kapak? NECİP FAZIL KISAKÜREK |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
FEZA PİLOTU Yirminci Asrın ablak yüzlü feza pilotu! Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu? Bir odun parçasına at diye binen çocuk! Başında çelik kulâh, sırtında plâstik gocuk. Uzaklıkları yenmiş fâtih edasındasın! Dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın!... Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış... Farkında değilsin ki, Ay dünya'ya bir karış. Fezada milyarlarca ışık, yol, mesâfe; Seninki, saniyelik zafer, ilmî hurâfe! Kavanozda, kendini deryada sanan balık; Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık; Fezada "Allah diye bir şey yok" iddiası!!! Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü'minin duası; Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler; Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler. Bilmediler; kalptedir, kalptedir asıl feza; Kalptedir, ölümsüzlük kefili kutsî imza. Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not; Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot, Ve mekândan arınmış ve zamandan ilerde, Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde. Bizimkiler ışığa gem vurar da binerler; Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler...... |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
|
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
SERSERİ Yeryüzünde yalnız benim serseri, Yeryüzünde yalnız ben derbederim. Herkesin dünyada varsa bir yeri, Ben de bütün dünya benimdir derim. Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı, Aradım bir ömür, arkadaşımı. Ölsem dikecek yok mezar taşımı; Halime ben bile hayret ederim. Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar; Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr, Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr, Gölgemin peşinden yürür giderim... |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
VEDA Elimde, sükutun nabzını dinle, Dinle de gönlümü alıver gitsin! Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle, Yaşlı gözlerime dalıver gitsin! Yürü, gölgen seni uğurlamakta, Küçülüp küçülüp kaybol ırakta, Yolu tam dönerken arkana bak da, Köşede bir lahza kalıver gitsin! Ümidim yılların seline düştü, Saçının en titrek teline düştü, Kuru bir yaprak gibi eline düştü, İstersen rüzgâra salıver gitsin! |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
SON SIGINAK hayat perdenin arkasinda hayatin öte yakasinda... su gayflet yükü insana bak... kendinden varlik cakasinda.. ve asksiz yobaz..isi gücü... namazla cennet takasinda.. kuran,kalbi kör ezbercide din,üfürükcü muskasinda... BATI,BATI DER,CIRPINIRLAR.. BATI TÜKÜRÜK HOKKASINDA... makine dimdik demirden put insanoglu ruh lackasinda... hürriyet nerde,söyleyeyim.. hakka esaret halkasinda... zamanda hersey kopuk kesik.. bickisi kader makasinda... ey insan,sana son siginak.. SON PEYGAMBERIN HIRKASINDA..... |
Cevap : Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
BENDEDİR Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan, Kime ne, aşılmaz duvar bendedir, Süslenmiş gemiler geçse açıktan, Sanırım gittiği diyar bendedir. Yaram var, havanlar dövemez merhem; Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem. Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem; Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir. 1936 |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.