Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Yazılar & Hikayeler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
cömertliğin, önemi

Cömertliğin Önemi

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Cömertliğin Önemi




CÖMERTLİĞİN ÖNEMİ

Gerek Kur’ân’da gerekse Sünnet’te cömertliğin ilâhî bir sıfat ve peygamberlerin de sahip oldukları üstün bir fazilet olarak kabul edilmesi, cömertliğin nedenli önemli bir ahlâk olduğunu göstermektedir

Cömertlik, Hak Teâlâ’nin sıfatlarından biridir Bütün Allah dostları cömerttir Başta Hz Peygamber olmak üzere bütün peygamberler, ashabı kiram ve Allah dostları bu güzel ahlâkla ahlâklanmışlardır

Hz Âişe’nin (rah) rivâyetinde Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ bütün velileri cömert ve güzel ahlâklı kılmıştır” [1]

Görüldüğü gibi bir insan hem Allah dostu, hem de cimri olması düşünülemez



Mümin, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz Muhammed’i (sav) kendisine örnek almıştır

Cömertlik Hak âşıklarının ahlâkıdır Cömertlerin kalbi cennet gibi güzeldir, huzurludur, sevgi doludur





CÖMERT OLABİLMEK

İslâm ahlâkına göre cömert olabilmek için başkalarına yardım etmek yeterli değildir Minnet yüklemek, başa kakmak suretiyle fakire ezadan, riyadan ve nifaktan sakınıp Allah rızasını gözeterek cömertlik yapmak gerekir







“Sadakalarınızı minnet ve eziyet ile heder etmeyin” [2] buyurmuştur



İMAN ve CİMRİLİK

Bunun içindir ki Kâinatın Efendisi Efendimiz (sav):

“İman ile cimrilik bir kulun kalbinde asla bir arada bulunmaz” [3] buyurmuştur



Cömertliği meşhur Hatem-i Taî’ye:

— Senden daha cömert bir kimse var mı acaba? diye sordular O:

— «Evet! var», dedi ve başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlattı:



Bir gün bir seferim zamanında bir gence misafir olmuştum Genç, fakir bir kimse olmasına rağmen bana bir koyun kesip hazırlattı, önüme koyunun böbreği geldiğinde: «Ben koyunun böbreklerini çok severdim» dedim Bir ara ev sahibi genç ortalıktan kayboldu Biraz sonra baktım ki varı yoğu olan yedi koyunun yedisini de kesmiş böbreklerini hazırlamış, önüme getirdi



Ben şaşkınlık içerisinde kalmıştım Çünkü biliyordum ki, genç fakir bir kimse idi «Niçin benim için, varın yoğun olan yedi koyunu kestin Ben sana böyle yap demedim Sadece koyun böbreğini sevdiğimi Söyledim» dediğimde bana şu karşılığı verdi: «Bana Tanrı misafiri gelmiş, hiç onun sevdiği bir şeyi ikram etmemem olur mu?» dedi



Gencin bu misafirperverliğine hayran kalmıştım, gözlerim yaşardı diye anlattı



Hatem-i Taî’ye:



— Onun iyiliğine karşı sen ne yaptın? diye sordular O:



— Derhal üçyüz deve, beşyüz koyun gönderdim, deyince



— Demek ki sen ondan daha cömertmişsin, dediler Hatem-i Taî:



— Hayır! O benden cömert, çünkü o bana nesi varsa ikram etti, bense ona sadece malımın bir azını gönderdim, dedi



Hz Abbas (ra)çok zengin ve çok cömertti Cömertliği dillere destan olmuştu Bir gün sordular

Ya Abbas, cömertlikte seni geçen oldu mu?

Abbas (ra) evet dedi, bir köle

Nasıl olur ya Abbas, bir köle nasıl senden daha cömert olur ?

Abbas (ra) gülümseyerek baktı ve anlatayım dedi Bir gün medine'de hurma bahçeleri arasında dolaşıyordum Bir köle yol kenarındaki hurma bahçesinde çalışıyordu Bir süre onun çalışmasını izledim Öğle vaktiydi Köle çalışmasını bırakıp ekmek çıkınını açtı Yemek yiyecekti, bu bir somun ekmekten ibaretti Tam ekmeği ısıracakken açlıktan perişan hale gelmiş bir köpek belirdi Çaresiz bir şekilde kölenin elindeki ekmeğe bakıp kuyruk sallıyor ve acıklı sesler çıkararak ekmeği istiyordu Belli ki çok açtı Köle bir ekmeğe baktı, bir köpeğe ve tuttu ekmeğin yarısını köpeğe attı Köpek havada kaptığı ekmeği adeta çiğnemeden yuttu ve gene dikildi kölenin karşısına Köle hiç tereddüt etmeden kalan ekmeği de köpeğe verdi Sonra halinden memnun yüzünde tatlı bir tebessümle çalışmaya koyuldu Bu hal bana çok tesir etmişti O zamana kadar benim farkımda olmayan kölenin yanına gittim ve selam verdim, selamımı aldı ve gülümseyerek buyurun dedi Bir şey mi vardı?

Biraz evvel yaşananları hatırlattım kendisine Gülümseyerek biraz mahçup ne yapayım baktım hayvan benden aç bende ekmeğimi ona verdim dedi

Peki dedim, senin yiyecek başka bir şeyin var mı?

Yok dedi

Bu bahçenin sahibi kim dedim, bir isim söyledi Tanıyordum, gittim bahçe sahibini buldum Selam verip yanına oturdum Hoşbeşten sonra konuyu bahçesine getirdim

Bahçeyi satar mısın dedim, satarım dedi

Köleyi de isterim dedim ona da peki dedi

Kölenin ve bahçenin fiyatında anlaştık Parayı verip bahçenin yolunu tuttum Kölenin yanına gittim Durumu anlattım ve seni azad ediyorum ve bu bahçeyi de sana hediye ediyorum dedim Köle çok sevindi ve bana hayır dualar etti ve cömertliğimi övdü Ona hayır dedim, sen benden daha cömertsin çünkü ben sana malımın çok küçük bir kısmını verdimsen ise sana ait olan malının hepsini o köpeğe verdin Sen benden daha cömertsin ve Allah sana bu cömertliğine mükafat olarak hem özgürlüğünü hem bu bahçeyi verdi beni aracı olarak kullandı dedim İşte dostlar o köle benden daha cömertti, diye sözlerini bitirdi Hz abbas (ra)

Bu kıssa'dan alınacak hisse çok elbette

Biri şu ki; yapılan iyilikler mutlaka bize katlanarak geri döner, tabi kötülükler de



Büyüklerden Hayyan b Hibal'in bulunduğu meclise; arif-i billah hatunlardan bir kimse gelerek:
— Benim soracağım suallere içinizde cevap verecek kimse var mı? diye sordu

Oradakiler, Hibal'i göstererek:
— İstediğinizi bu zata sorabilirsiniz, dediler
Kadın:
— Size göre cömertlik nedir? diye sordu
Hibal:
— Bol bol ihsan etmektir, diye cevap verdi
Hanım bu sefer:
— Bu anlattıklarınız dünya ile ilgili cömertliktir Ben sana dindeki sahadan soruyorum, onu bana söyle? dedi
Hibal:
— Gönül arzusu ile Allah'a (cc) ibadet etmektir, diye cevap verdi
Kadın:
— Bu ibâdetinizde Allah'tan karşılık bekler, birşey ister misiniz? diye sorunca, Hibal:
— Tabii bekleriz, Allahü Teâlâ bize en azından bire on sevap vaadediyor Niçin beklemeyelim, diye cevap verdi
Kadın:
— Ne acaip şey! Hem bire on bekliyor, hem de kendinizi ibadette cömertlerden sayıyorsunuz, diye karşılık verdi Hibal, cevapsız kalmıştı
— Ya size göre ibadette cömertlik nasıl olur? diye sorunca, abide hanımın cevabı şöyle oldu:

— Dinde cömertlik, ibadetten zevk alarak hiç bir karşılık beklemeden, sadece Allah rızası için kulluk etmektir Sen Allah'a ibadet edeceksin, Allah nasıl isterse öyle yapar! Siz Allahü Teâlâ'nın içinizden geçirdiğinizi bildiğini bildiğiniz halde ona ibadet etmekten utanmaz mısınız?



CÖMERTLİĞİN FAZİLETİ

Kur’ân-ı Kerîm’de cömertlik, cihad ile aynı seviyede tutulmakta; Allah’ın insanlara verdiği rızıktan diğer kulların da yararlandırılması istenmektedir[4]



“Ey zenginler, bütün hayır ve manevî ecirleri siz zenginler kapmış bulunuyorsunuz; sadaka veriyorsunuz, köle azat ediyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, Allah yolunda maddî yardımda bulunuyorsunuz” dedi Hz Osman (ra):

“Siz bize imreniyor musunuz?” deyince, adam:

“Evet, vallahi size imreniyoruz” dedi Bunun üzerine Hz Osman:

“Allah’a yemin ederim ki, bir fakirin kendi boğazından kesip Allah yolunda verdiği tek bir dirhemi, çok olan bir maldan verilen on binlerden çok daha sevaplıdır” dedi[5]





KENDİ ELİYLE VERMEK

Hz Peygamber (sav), insanlara dünyada yaşadıkları sürece cömert olmalarını, işi öldükten sonraya bırakmamalarını tavsiye ederek şöyle uyarmıştır:

“Sadakanın en iyisi bizzat insanın kendisinin verdiği sadakadır Sadaka sağ iken, malınız elinizde iken, istediğiniz kimseye istediğiniz kadar verdiğinizdir Yoksa can boğaza geldikten sonra geç kalmış olursunuz Bu durumda malınız sizden sonrakilere kalır ve onlar istediklerini yapar” [6]

Şu halde, sonradan pişmanlık duymamak için, müslümanın cömert davranarak Allah Teâlâ’nın kendisine ihsan ettiği malını sağlığında Allah yolunda ve O’nun rızasına uygun bir biçimde harcaması gerekir



Hâris b Numan’ın gözleri görmüyordu Bunun için namaz kıldığı hücrede kapıya kadar uzanan bir ip germişti Herhangi bir dilenci geldiği zaman kalkıp vermek istediği şeyi sepetten çıkardıktan sonra ipi tuta tuta kapıya varır ve kendi eliyle o şeyi dilenciye verirdi Çocukları ona:

“Sen niçin yoruluyorsun? Senin yerine bu işi biz yapabiliriz” derlerdi O da:

“Hz Peygamber’den (sav):

‘Kişinin kendi eliyle fakirlere vermesi, onu kötü durumlara düşmekten korur ve kötü ölümle ölmekten bertaraf eder’ diye buyurduğunu işitim” derdi[7]





İSTEYENE SURAT ASMAMAK

Kapıya gelen şahsı güler yüzle karşılamalı, dilenmesini ihtiyacına yormalıdır İhtiyacı vardır deyip surat asmamalı, kovmamalıdır Bu işin ticaretini yapıyor diye kırmamalı, boş çevirmemelidır Zira Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:

“Bazı yoksullar yalan söylememiş olsalardı onlardan birini eli boş çeviren asla iflah olmazdı!” [8]





Sadaka Vermenin Bereketi

Ebû Hüreyre (ra) bildiriyor: Hz Peygamber (sav) şöyle buyurdular:

“Bir adam boş bir arazide giderken bulut içinden gelen bir ses işitti:

“Falancanın bahçesini sula!” diyordu O bulut uzaklaşarak suyunu bir kayalığa boşalttı Derken oradaki sel yollarından biri bu suların tamamını akıtmaya başladı Adam da suyun istikametini takiben yürüdü Bir müddet sonra, suyu bahçesine çevirmek üzere elinde bir kürek, çalışan bir adam gördü Ona:

“Ey Allah’ın kulu ismin ne?” diye sordu

“Falan!” dedi Bu isim, adamın buluttan işittiği isimdi Bu sefer o sordu:

“Ey Allah’ın kulu, peki sen benim adımı niye sordun?”

“Ben sana şu suyu getiren buluttan bir ses işitmiştim, senin ismini söyleyerek

“Falanın bahçesini sula!” diyordu Sen bahçede ne yapıyorsun?”

“Madem ki sordun söyleyeyim Ben bu bahçeden çıkan mahsule nezaret ederim Ondan çıkan mahsulün üçte birini tasadduk ederim Üçte birini ben ve ailem yeriz, üçte birini de bahçeye iade ederim” dedi[9]



CENNET YOLU

Hz Peygamber (sav), cömertlikle cimriliği iki dala benzeterek şöyle buyurmuştur:

“Cömertlik cennetten dalları dünyaya uzanmış bir ağaçtır Onun dallarından tutanı cennet götürür Cimrilik cehennemden dalları dünyaya uzanmış bir ağaçtır Onun dallarından tutunanı ateşe götürür” [10]



Ashaptan Beşir b Hasâsiyye es-Sedûsî (ra) anlatıyor:

“İslâm’a girmek üzere biat etmek için Hz Peygamber’e (sav) geldim Bana şu şart ve telkinlerde bulundu:

“Allah’tan başka ilah olmadığına, benim O’nun kulu ve Resûlü olduğuma şehadet edeceksin, günde beş vakit namaz kılacaksın, ramazan orucunu tutacaksın, malından zekât vereceksin, hacca gidip Allah’ın evini ziyaret edeceksin ve Allah yolunda cihad edeceksin

Ben kendisine dedim ki:

“Ey Allah’ın Resûlü! Ben bu söylediklerinizden ikisine güç yetiremem Onlardan birisi zekâttır Benim on tane devem var, onlarla ailemin geçimini temin ediyor, yüklerini taşıyorum Diğer yapamayacağım şey de cihattır İnsanların dediğine göre, kim cihad meydanından kaçarsa Allah’ın gazabına uğruyormuş Ben korkak bir adamım Bir savaş patlak verdiğinde cihattan kaçıp Allah’ın gazabına uğramaktan korkuyorum Bunların ikisinden beni muaf tut, diğer bütün dediklerini yapmak için sana söz vereyim” dedim Hz Peygamber (sav) elimi sıkıca tuttu, şöyle bir salladı ve:

“Sadaka yok, cihad yok; peki cennete ne ile gireceksin!” buyurdu

O zaman ben, bütün dediklerini yapmak üzere biat ettim[11]



Hz Âişe validemiden gelen bir rivayette ise Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Cömert, Allah’a yakın, insanlara yakın, cennete yakın; ateşe/cehenneme uzaktır Cimri, Allah’a uzak, insanlara uzak, cennete uzak; ateşe/cehenneme yakındır Cahil cömert, cimri alime nazaran Allah’a daha sevimlidir





İNSANLARIN EN CÖMERDİ

Cömertlik, Hz Peygamber’in (sav) en belirgin vasıflarından biridir O, son derece cömert idi Kendisinden bir şey isteyen hiç kimseyi geri çevirmezdi O, verebileceği ne varsa hiç çekinmeden verirdi Nitekim Hz Cabir b Abdullah (ra) der ki: “Resûlullah (sav) kendisinden herhangi bir şey istendiğinde, asla, ‘hayır, yok’ dememiştir” [12]





Rivâyete göre adamın biri Hz Peygamber’e (sav) başvurarak yardım istedi Allah Resûlü de kendisine kırk koyun verilmesini emretti Adam kavminin yanına döndüğünde,

“Ey kavmim müslüman olun, Muhammed fakirlikten korkmayan kişilerin verdikleri gibi ihsanda bulunuyor” dedi[13]





Sehl b Sa’d anlatıyor:

“Enmar yününden Resûl-i Ekrem’e (sav) bir cübbe dokudum Astarını da siyah bezden yaptım Resûl-i Ekrem (sav) onu giyince,

“Bakın ne güzel ve ne yumuşak” buyurdu O sırada Bedevi’nin biri kalkarak,

“Ya Resûlallah, onu bana hediye et” dedi Resûl-i Ekrem (sav) kendisinden bir şey istendiği vakit katiyen cimrilik etmezdi Hemen sırtından çıkarıp cübbeyi adama verdi ve bir yenisini yapmasını emretti O yenisi dokunurken Resûl-i Ekrem (sav) ebedi âleme intikal etti” [14]





Beni O Maldan Kurtar

Tabiînin büyüklerinden Abdullah b Lühya el-Hevzenî anlatıyor:

Halep’te, Hz Peygamber’in (sav) müezzini Bilal-i Habeşî ile karşılaştım Ona:

“Ya Bilal! Hz Peygamber (sav) geçimini nasıl sağlardı? Şunu bana bir anlat” dedim Bilal şunları söyledi:

“Hz Peygamber’in öyle fazla bir şeyi yoktu O’nun Peygamber olduğu zamandan dünyadan ayrıldığı güne kadar ev idaresini ben bakardım

Yanına çıplak bir müslüman gelince hemen beni çağırırdı Ben de, parası olmadığı zamanlarda, Hz Peygamber adına borçlanır, o adama elbise alıp giydirir, karnını doyururdum

Bir gün müşriklerden biri bana:

“Bilal! Ben hâli vakti yerinde biriyim Borç alacağın zaman başkasına gitme, gel benden al” dedi

Ben de öyle yaptım

Yine bir gün abdest almış, ezan okumak üzere dışarı çıktım Baktım ki kendisinden borç aldığım o müşrik, yanındaki birkaç tüccarla geliyor Beni görünce:

“Hey Habeşli” diye seslendi Ben:

“Buyur” dedim Beni asık bir sûretle karşıladı ve ağır bir söz söyledi Ardından:

“Aldığın borcun süresinin dolmasına kaç gün var biliyor musun?” dedi Ben:

“Süresi dolmak üzere” dedim

“Tam dört gün var O zaman aldığın borca karşılık seni yakalayıp köle edeceğim Ben o parayı sana saygın biri olduğun için yahut ardından gittiğin adam saygın biri olduğu için vermedim Benim kölem olasın diye verdim Eskiden olduğu gibi yine koyun güdeceksin” dedi

Böyle durumlarda insan nasıl üzülürse ben de öyle üzüldüm Yatsı namazı kıldıktan sonra Hz Peygamber (sav) ailesinin yanına gitti Kendisini ziyaret etmek istediğimi bildirdim, bana izin verdi Huzuruna çıkınca:

“Ey Allah’ın Resûlü! Anam babam sana kurban olsun Hani kendisinden borç aldığım bir müşrik vardı ya! O bu gün bana şöyle şöyle hakaret etti Biliyorum, bende de sizde de borcumuzu ödeyecek para yok Adam bani rezil, kepaze etmek istiyor Hak Teâlâ sana, beni sıkıntıdan kurtaracak bir imkân gönderene kadar bana izin ver İslamiyet’i kabul eden kabilelerden birinin yanına kaçıp sığınayım” dedim Hz Peygamber (sav):

“Öyle istiyorsan git” buyurdular

Hz Peygamber’in yanından ayrılıp evime geldim Yola çıkmak üzere kılıcımı, erzak torbamı, ayakkabımı, kalkanımı hazırladım Şafak sökerken yola çıkmaya karar verdim Azıcık uyuyup uyanıyordum Tanyeri ağarırken yola çıkmak istedim

İşte o sırada birinin bana doğru koşup geldiğini gördüm Adam:

“Bilal! Resûl-i Ekrem (sav) seni çağırıyor” dedi

Dönüp Hz Peygamber’in yanına vardım Bir de ne göreyim, yere çökertilmiş dört tane deve, üzerlerinde de yükleri duruyordu

Hz Peygamber’in huzuruna girmek için izin istedim Hz Peygamber (sav) bana:

“Müjde Bilal! Allah Teâlâ sana borcunu ödeyecek imkân gönderdi” buyurunca Allah’a hamdettim Hz Peygamber (sav) tekrar:

“Yoksa dışarıda çökertilmiş dört deveyi görmedin mi?” buyurdu

“Gördüm, ya Resûlullah!” dedim

“O develer de, üzerindeki yükler de senindir O yüklere giyecek ve yiyecek şeyler var Onları bana Fedek’in yöneticisi hediye etti Onları al ve borcunu öde” buyurdu

Ben de develerin yükünü indirdim, hayvanları bağladım Sonra sabah ezanını okumaya gittim Sabah namazından sonra Bakî semtine vardım Elimi kulağıma atıp:

“Hz Peygamber’den kimin bir alacağı varsa gelsin” diye bağırdım

Sonra Hz Peygamber’in kime borcu varsa hepsini ödedim Sonunda azıcık bir şey arttı Gün bir hayli ilerlemişti Doğruca Mescid-i Nebevî’ye gittim Baktım ki Hz Peygamber (sav) yalnız başına oturuyor Selam verdim

“Ne yaptın, borçlarını karşılayabildin mi?” diye sordu Ben de:

“Allah Teâlâ Resûlü’nün üzerindeki bütün borçları ödedi, hiçbir borcu kalmadı” dedim

“O maldan bir şey arttı mı?”

“Evet, arttı”

“Öyleyse beni onların yükünden kurtarmaya bak Sen beni o malların sıkıntısından kurtarmadıkça ailemin yanına gidemem

Allah Resûlü (sav) yatsı namazını kıldırdıktan sonra beni çağırttı ve:

“O malları ne yaptın?” diye sordu

“Yanımda duruyor Onlara ihtiyacı olan biri çıkmadı” dedim

O gece Hz Peygamber (sav) evine gitmedi Mescid-i Nebevî’de yattı

Ertesi gün akşama doğru iki atlı geldi Ben de onların ihtiyaçları olan giyecek ve yiyecekleri kendilerine verdim Hz Peygamber (sav) yatsı namazını kıldırınca beni tekrar çağırdı ve:

“O malları ne yaptın?” diye sordu Ben:

“YA Resûlullah! Allah Teâlâ seni o malların sorumluluğundan kurtardı” deyince Hz Peygamber (sav), yanında o mallar varken ölmediğine sevindi, tekbir getirip Allah’a hamd etti

Sonra eşlerinin yanına gitmek üzere oradan ayrılınca ben de peşinden yürüdüm Hanımlarını bir bir ziyaret edip onlara selam verdi, en sonunda o geceyi geçireceği eşinin yanına gitti

Bilal sözlerini şöyle tamamladı:

“Hz Peygamber’in geçimi hakkında sorduğun sorunun cevabı işte budur” [15]



CÖMERETLİĞİN ZİRVESİ İSAR

İsar, kendisi muhtaç olduğu halde başkasını kendine tercih etmek ve önce onun ihtiyacını yerine getirmektir



“Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendilerine tercih ederler” [16] âyetiyle onların bu üstün hâlini övmüştür



Yine Resûl-i Ekrem (sav), yıkanmak üzere, Huzeyfe ile beraber kuyuya gittiler Huzeyfe, Resûl-i Ekrem’in elbisesi ile Resûl-i Ekrem’i örtüyor Görünmekten koruyordu Sıra Huzeyfe’ye gelince, Resûl-i Ekrem de aynı şekilde Huzeyfe’ye perde tutmak istedi Huzeyfe, buna itiraz edince, Resûl-i Ekrem (sav):

“İki arkadaşın, Allah katında en sevimlisi, arkadaşına karşı daha müşfik davranandır” buyurdu[17]





Abdullah b Ömer şöyle anlatıyor: “Resûl-i Ekrem’in (as) ashabından birisine bir koyun kellesi takdim edildi O zat, “Falanca benden daha açtır, kelleyi ona verin” dedi Öteki zat da aynı şekilde söyledi Böylece kelle yedi kişiyi dolaştıktan sonra, tekrar önceki adama geldi Çünkü aç olanı o idi” [18]



Huzeyfe, şöyle anlatıyor: Yermuk savaşında yaralılar arasında kalan amcazademi aramak üzere çıktım Yanımda bir miktar suyum vardı Amcazademi buldum Su isteyip istemediğini sordum İsterim, dedi Tam suyu vereceğim sırada öteden biri:

“Ah su!” diye inledi Amcazadem ona gitmemi ve suyu götürmemi işaret etti Gittim baktım ki Hişam b As, tam ona su vereceğim sırada öteden beri, “Ah su!” diye inledi Hişam da beni ona gönderdi Ona gidinceye kadar o öldü Hişam’a döndüm, o da ölmüştü Amcazademe geldiğimde, o da vefat etmişti Velhasıl su elimde kalmıştı Allah hepsine rahmet etsin[19]

Alıntı Yaparak Cevapla

Cömertliğin Önemi

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Cömertliğin Önemi




ONLARIN HALİ

Sehl b İbrahim şöyle anlatıyor:

İbrahim b Edhem’le dost idik Bir keresinde ağır bir hastalığa tutulmuştum Bunun üzerine İbrahim b Edhem, elindeki bütün her şeyi benim sıhhatim için harcadı Sonra iyileşmeye başladım Bir ara kendisinden canımın çektiği yiyecek bir şeyler istedim Elinde bir şeyi kalmadığından merkebini satıp arzumu yerine getirdi Sıhhate kavuştuğumda bir yere gitmek için merkep lazım oldu ve:

“Ey İbrahim, merkep nerede?” diye sordum

İbrahim b Edhem:

“Sattık” dedi

Sıhhatim yol yürümeye müsait olmadığı için:

“Peki, ama şimdi ben neye bineceğim?” dedim

O arifler sultanı:

“Sırtıma bineceksin, kardeşim!” dedi ve beni üç konak mesafesi boyunca sırtında taşıdı[20]



Ebu Yezid el-Bistamî (ks) şöyle anlatıyor:

“Belhli bir gencin beni mahcub eden sözünü hiç unutmam Bu delikanlı hac için gelmiş ve bana:

“Siz zühdü nasıl anlarsınız?” diye sormuştu Ben de:

“Bulunca yeriz, bulamayınca sabrederiz” dedim Delikanlı:

“Bunu bizim Belh’in köpekleri de yapıyor” dedi Bu sefer ben:

“Size göre zühdün ölçüsü nedir?” diye sordum O da:

“Biz bulamayınca şükreder, bulunca başkalarına dağıtırız” dedi[21]





Sıddıklar Mertebesi

Gulam Halil b Ahmed bazı sufileri halifeye şikâyet edip haksız yere suçladılar Halife bunların yakalanıp cezalandırılmasını emretti Cüneyd-i Bağdadî, kendisini fakih göstererek kurtuldu Şehham, Rakkam ve Ebu’l-Hüseyin Nurî yakalanıp nezarete alındılar Boyunları vurulmak üzere sergi serilince Nurî öne atıldı Cellât kendisine,

“Niçin acele ediyorsun?” diye sordu Nurî,

“Kardeşlerimin bir saat fazla yaşamaları için ölüme kendimi tercih ediyorum, önce beni öldürünüz” dedi Cellât hayret içinde kaldı, ellini geri çekti Hadise halifeye haber verildi Halife sufilerin halini incelemek üzere, Kadılkudat İsmail b İshak’a haber gönderdi Kadı, Ebu’l-Hüseyin Nurî’ye fıkıhla ilgili birtakım sorular sordu Nurî hepsine çok güzel cevaplar verdi Sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Allah Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, kalktıklarında Allah ile kalkarlar, konuştuklarında Allah ile konuşurlar” Nurî, kadıya öyle hikmetli sözler söyledi ki, kadı ağladı, sonra halifeye bir haber göndererek,

“Eğer bu topluluk zındık ise, yeryüzünde hiçbir muvahhid yoktur, dedi Halife de onları sebest bıraktı” [22]





Hz Peygamber’e Gelen Misafir

Ebû Hüreyre’nin (ra) rivayetine göre, fakirliğe duçar olmuş bir adam, Hz Peygamber’e (sav) gelerek:

“Ey Allah’ın Resûlü! Ben açım” dedi Hz Peygamber (sav), hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şeyler göndermesini istedi Fakat müminlerin annesi:

“Seni peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok” dedi Diğer hanımlarının da aynı durumda olması üzerine Hz Peygamber (sav) ashabına dönerek:

“Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu

Ensar’dan bir adam kalktı ve:

“Ben misafir ederim ya Resûlallah” dedi ve evine götürdü Ailesine:

“İşte bu, Allah Resûlü’nün misafiri, ona eksik bir şey bırakmadan ikram edin” dedi Ev sahibinin hanımı kocasına:

“Evde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yok” dedi Bu sefer adam hanımına:

“Öyleyse kalk çocukları oyalayarak hiç bir şey yedirmeden uyut Sonra kandili yak Misafir yemeğe başlayınca sanki lambayı düzeltiyormuş gibi yaparak ışığı söndür Sonra misafirin karnı doyuncaya kadar yemesi için biz de ağızlarımızı yemek yiyormuş gibi şapırdatmağa başlarız” der

Bunun üzerine kadın kalkar ve çocuklara hiç bir şey yedirmeden oyalayıp uyutur Sonra kalkıp yemeği hazırlar ve lambayı yakar Misafir yemeğe başlayınca kadın kalkıp lambayı düzeltiyormuş gibi yaparak söndürür Ev sahibi yer gibi ağzını kımıldatıyor ve elini sofraya götürüp getiriyordu Misafir de bunun farkında değildi Böylece misafir karnını doyurdu Kendileri aç kaldılar ve açlıklarını gizleyerek gecelerler Sabah olunca erkenden Resûlullah’ın (sav) huzuruna varırlar Resûl-i Ekrem ev sahibini görünce tebessüm ederek:

“Allah Teâlâ, sizin misafirinize karşı takındığınız bu tavırdan memnun oldu” Allah Teâlâ onlar hakkında:

“Kendi ihtiyaçları olduğu halde, kardeşlerini kendilerine tercih ettiler” [23] âyet-i celilesi nazil oldu[24]



En Kârlı Alış-veriş

Enes b Malik anlatıyor:

Adamın biri Hz Peygamber’e:

“Ya Resûlullah! Falancanın bahçesinde bir hurma ağacı yere yıkılmıştır Onu bana verseydi bahçemin duvarına koyardım Ona emredin de bana versin” dedi Hz Peygamber (sav) adamı çağırtıp:

“Ağacını falancaya ver Ben sana cennette bir hurma bahçesinin verilmesini üzerime alırım” dediyse de adam vermedi

Bunun üzerine Ebû Dahdâh (ra) adama:

“Ağacını bana ver Ben bahçemi sana vereyim” dedi

Adam da memnuniyetle kabul etti Bundan sonra Ebû Dahdâh, Hz Peygamber’e giderek:

“Ya Resûlullah! Ben adamın ağacını hurma bahçemle satın aldım Sena veriyorum Sen de o adamı çağırt, ona ver” dedi

Hz Peygamber (sav), Ebû Dahdâh’ın bu hareketine o kadar sevindi ki birkaç defa üst üste:

“Ebû Dahdâh cennete nice büyük ve değerli hurma ağaçlarına sahip oldu” dedi

Ebû Dehdâh bundan sonra bahçesine gidip hanımına:

“Bahçeden çık Ben bahçeyi cennette bir ağaca sattım” dedi Hanımı da:

“Ne kazançlı bir alış-veriş” [25]



Dünyada Satın Alınan Cennet Evi

Evliyanın büyüklerinden Habib-i Acemî zamanında Horasanlı bir kimse, Basra’da yerleşmek için, Horasan’daki evini 10000 dirheme satıp, hanımı ile beraber Basra’ya geldi Hacca gidecekti Basra’da, bu on bin dirhemi kime emanet edebilirim? diye sordu Habib-i Acemî hazretlerini gösterdiler Horasanlı zat Habib-i Acemî’ye geldi ve şöyle dedi:

“Ben hanımımla beraber hacca gidiyorum Bu on bin dirhem ile burada (Basra’da) bir ev almak istiyorum Münasip bir ev bulursanız, bu para ile alırsınız

Horasanlı böyle dedikten sonra hanımı ile beraber Mekke’ye doğru yoluna devam etti Bu sırada Basra’da kıtlık meydana geldi Habib-i Acemî dostlarıyla istişare edip, bu parayla gıda maddesi almaya ve muhtaçlara dağıtmaya karar verdi Bazıları;

“O kimse bu parayı, kendisine bir ev satın almanız için bırakmıştır” dediler Hazret:

“Bu parayla aldığım gıda maddelerini tasadduk ederim sonra, o kimse için, aziz ve celil olan Rabbimden, cennette bir köşk satın alırım Eğer Horasanlı bu duruma razı olursa ne ala, yok razı olmazsa paralarını geri veririm” dedi ve paraları muhtaç olanlara yiyecek temin etmekte kullandı

Nihayet, Horasan’lı hacdan dönüp Habib-i Acemî’ye geldi

“Ben, geldim Size verdiğim para ile ev almış iseniz onu istiyorum Yok, almamış iseniz bana paraları iade edin ben kendim alayım” dedi Habib-i Acemî hazretleri,

“Sana öyle bir köşk satın aldım ki, bahçesinde ağaçlar, meyveler, nehirler bulunmaktadır” dedi

Horasanlı hacı hanımının yanına döndü, ona,

“Habib-i Acemî bizim için, sultanlara mahsus azamette ve güzellikte bir ev satın almış” dedi

İki üç gün sonra Habib-i Acemî’nin yanına gelip, evi sordu Habib-i Acemî hazretleri Horasanlıya, Basralıların çektikleri yiyecek sıkıntılarını, insanlara hizmet etmenin faydalarını, buna mukabil cennet nimetlerinin güzelliklerini münasip bir lisanla anlattı ve sonra,

“Senin için Rabbimden, cennette bir köşk aldım ki, sofaları, nehirleri fevkaladedir” dedi

Horasanlı bunları dinledikten sonra tekrar hanımının yanına döndü Olanları anlattı Her ikisi de bu duruma çok sevindiler Adam, Habib’in yanına gelip,

“Bizim için satın aldığını kabul ettik Lakin bize bunun senedini de yazsanız” dedi Habib-i Acemî;

“Peki” deyip bir kâtip çağırdı Ona şöyle yazdırdı:

“Bismillahirrahmanirrahim Bu, Ebû Muhammed Habib-i Acemî’nin, aziz ve celil olan Rabbinden, şu Horasanlı için satın aldığı cennet evinin senedidir Habib-i Acemî, bu kimse için Rabbinden on bin dirheme cennette bir ev satın aldı Alınan evin köşkleri, nehirleri, ağaçları, sofaları ve daha nice güzel sıfatları vardır Allah Teâlâ bu güzel evi bu Horasanlıya verecek, böylece Habib’i on bin dirhem borçtan kurtaracaktır

Horasanlı bu yazıyı alıp hanımının yanına döndü Bundan sonra kırk gün daha yaşadı Nihâyet vefat anı geldi Hanımına,

“Beni yıkayıp kefenleyenlere bu yazıyı ver, kefenime koysunlar” diye vasiyet etti

Adam vefat edince vasiyeti yerine getirildi ve defnedildi Sonra bu kimsenin kabrinin üstünde bir kâğıt buldular Kâğıtta şöyle yazılıydı:

“Ebû Muhammed Habib-i Acemî’nin, Allah Teâlâ’dan Horasanlı filan için on bin dirheme satın aldığı köşkün beratıdır Şüphesiz Allah Teâlâ, Horasanlıya Habib’in arzu ettiği köşkü verdi ve Habib’i on bin dirhem borçtan kurtardı

Habib-i Acemî mektubu aldı Onu okudu, öptü, ağladı ve dostlarının yanına giderek,

“Bu Rabbimden bana berattır” dedi[26]







Elli Binlik Bahçe

Tabiînden Abdullah b Ebû Bekir el-Ensarî anlatıyor:

Hz Peygamber’in ashabından Ebû Talha bir gün Medine’nin Kuf vadisindeki hurma bahçesinde namaz kılıyordu Meyvelerin iyice olgunlaştığı bir mevsimdi Hurma salkımları da başlarını yere eğmiş sallanıp duruyordu Bir ara gözü meyvelere takıldı ve onların bu hali pek hoşuna gitti Namaz kıldığını hatırlayıp kendini toparladı Bu defa da kaç rekat kıldığını hatırlayamadı

“Benim bu malım doğru dürüst namaz kılmama engel oldu” diye söylendi

O vakitler Hz Osman halifeydi, doğruca onun yanına gitti ve başına geleni ona anlattı Sonra sözünü şöyle tamamladı:

“Bu bahçeyi Allah rızası için sadak veriyorum Onu hayır işlerinde kullan”

Hz Osman o bahçeyi elli bin dirheme sattı O günden sonra bu bahçe “Elli binlik bahçe” diye anıldı[27]





Allah Tarafından Övülen Aile

İbn Abbas’ın (ra) bildirdiğine göre Hz Ali ve Hz Fatıma, Hz Hasan ve Hz Hüseyin’in hastalıktan selamet bulmaları üzerine üç gün adak orucu tutuyorlardı İlk gün iftarlık olarak arpa unundan bir yemek yapmışlardı Tam iftar edecekleri sırada kapıları vuruldu Gelen, aç ve yoksul biriydi Mübarek âile, ellerindeki yemeği can u gönülden Allah için fakire ikram edip kendileri su ile iftar ettiler

İkinci gün olup iftar vakti geldiğinde bu sefer kapıya bir yetim gelmişti O günkü yiyeceğini de yetime verip yine su ile iftar ettiler

Üçüncü gün ise iftar vakti bir esir yardım istemek için kendilerine müracaat edince büyük bir sabır örneği göstererek, seve seve iftarlıklarını esire verdiler ve su ile iftar ettiler

Bunların bu güzel hareketleri üzerine,

“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler” [28] âyet-i kerimesi nazil oldu[29]





Paraları Nasıl Dağıtılar

Hz Ömer’in (ra) veznedârı Malik ed-Dâr anlatıyor:

Bir gün Hz Ömer bir keseye 400 dinar koydu ve hizmetçiye:

“Bunu Ebû Ubeyde b Cerrah’a götür Onun bu parayı ne yaptığını görmek için bir bahane uydurup orada biraz oyalan” dedi

Hizmetçi 400 dinarı Ebû Ubede b Cerrah’a götürdü ve:

“Bunu size müminlerin emiri gönderdi ve şahsi ihtiyaçlarınız için harcamanızı söyledi” dedi

Ebû Ubeyde b Cerrah:

“Allah işini rast getirsin ve ona merhamet etsin” diyerek para kesesini aldı

Sonra cariyesini çağırdı ve ona:

“Şu yedi dinarı falana götür, şu beş dinarı filana götür” diyerek bütün parayı dağıttı

Daha sonra hizmetçi Hz Ömer’in yanına döndü ve gördüklerini anlattı

Hz Ömer yine bir keseye 400 dinar koydu ve hizmetçisine:

“Bunu da Muâz b Cebel’e götür Onun bu parayı ne yaptığını görmek için orada biraz oyalan” dedi

Hizmetçi keseyi alıp Muâz b Cebel’e götürdü ve:

“Bunu size müminlerin emir Ömer gönerdi ve şahsi ihtiyaçlarınız için harcamanızı söyledi” dedi

Muâz b Cebel:

“Allah ona merhamet etsin ve işini rast getirsin” deyip para kesesini aldı

Sonra cariyesini cağırdı ve ona:

“Şunları falanın evine götür, şunları filanın evine götür” dedi

Muâz’ın karısı araya girerek:

“Vallahi biz de fakiriz, bize de ver” dedi

Kesede sadece iki dinar kalmıştı Muâz onu da karısına verdi

Hz Ömer’in hizmetçisi, Hz Ömer’e dönerek gördüklerini anlatınca, Hz Ömer buna çok sevindi ve şöyle dedi:

“Onlar birbirinin kardeşidir; biri ne ise, öteki de odur” [30]



Hazreti Hamza’nın Kefeni

Uhud Harbi sonunda Hazret-i Safiye -radıyallâhu anhâ-, vücûdu parça parça edilmiş olan kardeşi Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh-’ı görmek istedi Bu niyetle şehîdlerin bulunduğu tarafa yöneldi Oğlu Zübeyr kendisini karşılayarak:

“–Rasûlullâh geri dönmeni emrediyor anneciğim” dedi O ise:

“–Niçin? Kardeşimi görmeyeyim diye mi? Ben onun ne fecî bir şekilde kesilip doğrandığını biliyorum O, Allâh için bu musîbete dûçâr oldu Zâten bizi de bundan başkası tesellî edemezdi İnşâallâh sabredip ecrini Allâh’tan bekleyeceğim” dedi

Zübeyr, gidip annesinin söylediklerini Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e bildirdi -Sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Öyleyse bırak görsün” buyurdu Safiye -radıyallâhu anhâ- da şehîdlerin efendisi olma şerefine eren kardeşinin cesedi yanına gelerek içli içli duâ etti (Bkz İbn-i Hişâm, III, 48; İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 349)

Zübeyr bin Avvâm -radıyallâhu anh- şöyle devam etti:

“Annem Safiye, yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp:

«–Bunları kardeşim Hamza’ya kefen yapasınız diye getirdim» dedi

Hırkaları alıp Hazret-i Hamza’nın yanına gittik Yanında Ensâr’dan bir başka şehîd daha bulunuyordu ve henüz onu örtecek bir kefen bulunamamıştı Hırkaların ikisini de Hamza’ya sarıp Ensârî’yi kefensiz bırakmaktan utandık Hırkanın birisi Hamza’ya, öbürü de Ensârî’ye kefen olsun dedik Hırkalardan biri büyük diğeri küçük olduğu için de aralarında kura çektik” (Ahmed, I, 165)





Cömertlik imtihanı

Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai’nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir Zengin fakir herkes yer Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhteşem oldu, neredeyse Hatime yaklaştı) dediğini duyunca, Hatim sağ kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadığını anlar, onu öldürtmeye karar verir Çok güçlü bir genç bulup eline yirmi altın verir İşi bitirince de, yirmi altın daha vereceğini söyler



Genç, sora sora Tay kabilesine kadar gelir Güler yüzlü, kendisi gibi yiğit bir gençle karşılaşır Bu sevimli genç (Hoş geldin yiğit Çok yorgun olduğunu anlaşılıyor Bu gece misafirim ol!) diyerek evine götürür Gece, misafirine çok ikram ve ihsanda bulunur Sabah olunca, misafir gitmek isteyince, birkaç gün daha kalmasını ısrar eder Misafir der ki:

- Çok önemli bir işim var Bir an önce gitmem gerekir

İyilik ve hizmet etmekten zevk duyduğu anlaşılan ev sahibi der ki:

- İşin nedir, sana acaba bir yardımım dokunabilir mi?

- Ey asil kişi, sen çok cömertsin, iyilik seversin, senden sır çıkmayacağı belli Hatim

isimli birini arıyorum Acaba tanıyor musun?

- Hatim ile ne işin var?

Misafir, niçin geldiğini anlatıp der ki:

- Bu işte bana yardımcı olman mümkün mü?

- Elbette mümkündür Yalnız bu iş pek kolay olmaz Dediklerime uyarsan tereyağından kıl çekmiş gibi zahmetsiz olur

- Ne yapmam gerekir?

- Hatim de senin gibi yiğit biridir Belki öldüremezsin Ben sana onun yerini tarif edeyim Ancak öldüremez de iş meydana çıkarsa, yerini söylediğim için beni öldürebilir Bu bakımdan benim ellerimi, ayaklarımı bağla Zorla söylettiğin anlaşılsın



Misafir, ev sahibinin elini, kolunu, ayaklarını iyice bağladıktan sonra sorar:

- Hatim nerede?

- Hatim denilen kimse benim Madem benim başım senin işine yarayacak, ne diye onu vermiyeyim? Misafirin arzusunu yerine getirmek, gönlünü etmek benim en büyük arzumdur Hemen öldür, kimse duymadan buradan git!



Genç, neye uğradığını şaşırır Hemen Hatimin ayaklarına kapanıp der ki:
- Sana gül yaprağı ile vuran kalleştir N’olur beni bağışla!



Genç, helalleşip oradan ayrılıp hükümdarın huzuruna çıkar Olanları anlatır Hükümdar da, iyiliksever, cömert olduğu için hatasını anlayıp (Taşıma su ile değirmen dönmez Cömertlik mal ile değilmiş Hatimin cömertliği yaratılışından, fıtratından, güzel huyundan ileri geliyormuş Sen verilen görevi fazlasıyla yerine getirdin) diyerek yirmi yerine kırk altın verir



[1] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/166 (nr 2200)

[2] Bakara 2/264

[3] Buhârî, Edebü’l-Müfred, nr 281; Nesâî, Cihad, 8;

[4] Bkz: Bakara 2/254

[5] Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 3/222

[6] Buhârî, Vesâyâ, 14

[7] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr 3228;

[8] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 20/33 nr 7967;

[9] Müslim, Zühd, 4, (nr 45)

[10] Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr 10875;

[11] Hâkim, el-Müstedrek, 2/80; Heysemî, ez-Zevâid, 1/42

[12] Buhârî, Edeb, 39; Müslim, Fedâil, 14 (nr 57);

[13] Müslim, Fedâil, 14 (nr 57) Ahmed b Hanbel, el-Müsned, 3/175

[14] Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 2/235

[15] Ebu Davud, Harâc, 35 (nr 3055);

[16] Haşr 59/9

[17] Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 2/961

[18] Kurtûbî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, 9/24;

[19] Kurtûbî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, 9/27; Sühreverdî, Avârifü’l-Meârif, s 249;

[20] Kuşeyrî, Risale, s 392; İbn Mulakkîn, Tabakâtü’l-Evliyâ, s 10

[21] Kurtûbî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, 9/27; Sühreverdî, Avârifü’l-Meârif, s 248

[22] Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 10/250; Kuşeyrî, Risâle, s 248

[23] Haşr 59/9

[24] Buharî, Menakıbu’l-Ensar, 10, Tefsir, Haşr, 59;

[25] Ahmed b Hanbel, el-Müsned, 3/146;

[26] Nebhânî, Câmiu Keramâti’l-Evliyâ, 2/19

[27] Mâlik, Muvatta’, Salat, 18 (nr 70)

[28] İnsan 76/8

[29] Zamehşerî, Keşşâf, 4/197

[30] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 20/33 nr 47;

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.