Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Yazılar & Hikayeler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
farzet, öldün

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




ÖLÜM


Ölüm Sekeratı


şün bir kere! Sen can çekişmektesin
Ölümün sıkıntısı, acısı, sarhoşluğu, gam ve ızdırabıyla
boğuşmaktasın Ölüm meleği ayağından
itibaren ruhunu çekmeye başlamış Bu çekişin
acısını ayağının ta ucundan hissetmektesin
Sonra bu çekiş aralıksız devam eder Can
çekişme kızışır Ruh aşağıdan yukarıya olmak
üzere bütün bedeninden çekilir Acı doruğa
ulaşmıştır Ölümün sıkıntıları bütün bedenine
yayılmıştır Kalbin, ürperti ve üzüntü içindedir
Rabbinden gazab veya hoşnutluk müjdesini
gözleyip beklemektedir Canını almakla görevli
melekten bu iki haberden birini almaktan başka
bir ihtimal olmadığını anlamışsındır

Ölüm Meleğinin Görünüşü

İşte sen böyle gam, tasa, ölüm acısı ve şiddetli
üzüntü içerisinde Rabbinden iki müjdeden
birini beklerken, birden bire ölüm meleğinin
çehresiyle yüz yüze gelirsin Bu çehre ya en
güzel veya en çirkin bir manzara arzetmektedir

Bedeninden ruhunu çekip çıkarmak üzere
elini ağzına doğru uzatırken ona bakıyorsun Bu
hale düşmekten ve ölüm meleğinin yüzünü
görmekten dolayı nefsin zillete bürünmüştür
Ondan nasıl bir müjdeyle ansızın karşılaşacağını
merak edip duruyorsun Birden bire onun sesini
duyuyorsun Sana: 'Allah'ın rıza ve mükâfatıyla
sevin, ey Allah'ın dostu!" veya "O'nun gazab ve
azabıyla sevin (!) ey Allah'ın düşmanı!" haberini
alıyorsun

İşte o anda ya kurtuluşve başarına kesin
kanaat getirir ve ruhun Allah ile huzur bulur veya
mahv ve helak olduğuna kani olur, kalbin
ümitsizlikle dolar, Allah'tan ümit ve emelin kopar
Dünyadaki müddetinin bittiği, iz ve eserinin
silindiği ve senden önce geçip gidenlerin yurduna
taşındığın o anda gönlüne son derece keder ve
hüzün veya neşe ve sevinç hâkim olur

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




KABİR

Kabir ve Sorgusu

Gönlünün sevinç ve neşeden uçar gibi olduğu
veya hüzün ve ibretle dolduğu o anda kendini bir
düşün! Kabri ve onun dehşetli manzarasını,
oradaki iki meleği ve Rabbine olan imana ilişkin
sorularını bir tasavvur et! Ya Rabbinden gelen
kesin söz (Kelime-i Sehadet) ile
desteklendiğinden sebatlı ve kararlı veya
yardımsız, şaşkın ve ürkeksin O iki meleğin
sorgulamak üzere tutup seni oturtmak için çağırdıkları
anki seslerini düşün! O daracık mezar
çukurunda oturuşunu göz önüne getir Kefenlerin
iki yanına düşmüş, gözünün üzerine konulmuş
pamuklar yerlerinden ayrılıp ayağının yanına
kaymıştır Bunları düşün, sonra da onların şekline
ve vücutlarının büyüklüğüne gözünü dikişini bir
tahayyül et! Eğer onları güzel şekilleriyle
görürsen, kalbin başarı ve kurtuluşa erdiğini kesin
olarak anlar Eğer kötü manzaralarıyla görürsen,
gönlün mahv ve helakine kanaat getirir Düşün
onların nağme ve sorularıyla ses ve sözlerini;
sonra da eğer sebat lütfetmişse Allah'ın desteğini
veya seni yalnız başına yardımsız terketmişse
şaşırtmasın!

Kabrin Cennet ve Cehenneme
Açılması

Ya kesin veya şaşkın ve şüpheli cevabını
düşün! Şanı yüce Allah sana sebat ihsan etmişse
o iki meleğin sevinçle sana yöneldiklerini,
Cehenneme kapı açmak için ayaklarıyla kabrin
yanlarına vurduklarını bir düşün! Sonra
Cehennemin, ateşiyle kızışıp kaynayışını, o anda
meleklerin seninle olan konuşmalarını göz önüne
getir Cenab-ı Hakk'ın seni koruduğu bu
manzaraya bakıp duruyorsun Bundan dolayı
gönlünün neşe ve sevinci bir kat daha artar Acz
ve zaafına rağmen nasıl bir ateşten kurtulduğunu
gözlerinle görüp inanırsın
Sonra o iki meleğin, ayaklarıyla kabrinin
yanlarına yeniden vurduklarını, mezarının, ziynet
ve nimetleriyle Cennete açılışını ve meleklerin şu
sözlerini bir tahayyül et! "Ey Allah'ın kulu!
Cenab-ı Hakk'ın senin için hazırladıklarına bak!
Bu senin makamın ve kavuşacak yerindir!" Bu
Cennet nimetlerini ve saltanatının göz alıcılığını
ve bu müşahede ettiğin nimetlerle parlak
güzelliklere bir gün kavuşacağını görmekten
gönlünün sevinç ve neşesini düşün!
Eğer böyle değilsen, bütün bunların tersini;
azarlanışını, Cenneti görüp de meleklerin sana
söyleyecekleri, "Aziz ve Celil olan Allahın seni
mahrum bıraktığına bak!"; Cehhenemi görüp de
sana yöneltecekleri, "Allah'ın senin için
hazırladıklarına bak! Bu senin yurdun ve varacak
yerindir'" şeklindeki sözlerini düşün! Bu ne
büyük tehlike!
Bu iki halden hangisinin kabirde senin halin
olacağını öğreninceye kadar, dünyada sana ne
büyük gam ve üzüntü vardır! Sonra yokluk ve
peşinden de imtihan! Nihayet eklemlerin
parçalanacak, kemiklerin mahvolacak, vücudun
da çürüyüp dağılacak Fakat, ölüm meleğinin
verdiği müjdenin hüzün veya sevinci ruhundan
hiç geçmeyecek Canın, sürekli olarak yeniden
diriliş anında karşılaşacağı Allah'ın gazab ve
azabının veya O'nun rıza ve mükâfatının
bekleyişi içinde bulunacaktır
Sen bunu bekleyip dururken ruhun Cennetteki
makamına veya Cehennemdeki yerine arz
edilecektir Ruhunun hasret ve üzüntüleri ya da
neşe ve sevinci ne büyük olacak! Nihayet
ölülerin bekleme süresi tamamlanacak Yer ve
gök, sakinlerinden boş kalacak Hepsi bir
zamanlar canlı ve hareketliyken sönüp
kalacaklar Artık ne duyulan bir ses, ne de
görülen bir karartı vardır Sadece O En Yüce
Cebbar olan Allah Teala kalmıstır Tıpkı azamet
ve yüceliğiyle tek ve yalnız olarak ezelde olduğu
gibi!

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




KIYAMET VE HAŞİR

Hz İsrafil'in Seslenişi

Sonra ruhun, sen de dahil bütün yaratıkların
Allah'ın huzuruna zillet ve küçüklük içerisinde
toplanması için bir tellalın seslenişiyle ansızın
irkilecektir
Bu sesin kulak ve aklın üzerinde nasıl bir
etki yapacağını düşün! En Yüce Sultana arz edilmeye
çağırıldığını aklınla anlarsın Bu sesten
dolayı yüreğin yerinden fırlamış ve saçların
ağarmıştır Çünkü bu bir tek çığlıktır ve celal ve
ikram, azamet ve kibriya sahibi Allah'ın
huzuruna toplanmaya çağırmaktadır Sen bu
sesten dolayı ürperti içindeyken ansızın başucundan
toprağın yarılışını duyarsın Mezarının
toprağınla tepeden tırnağa tozlar içinde sıçrayıp
ayakların üzerine kalkarsın Gözlerin sesin
geldiği tarafa dikilmiştir Seninle birlikte bütün
yaratıklar, içerisinde uzun süre bela ve imtihan
gördükleri yerin toz ve toprağına bulanmış olarak
öyle bir kalkışla kalkarlar ki! Sen ve onların
hep birlikte korku ve dehşetle ayaklanışınızı bir
düşün!

Mahşere Sevk

Mahlukatın kalabalığı içerisinde korku,
üzüntü, gam ve kederinle yalnız başına çıplaklık
ve zilletini göz önüne getir! Herkes çıplak,
yalınayak, suskun; zillet, meskenet, korku ve
dehşet içindedir Onların ayak seslerinden ve
İsrafil'in çağrısının yankısından başka bir şey
duyamazsın Senin de içinde bulunduğun
mahlukat ona doğru yönelmiş ve sesin geldiği
tarafa yürümektedirler Heybet ve zillet içerisinde
koşmaktasın Mahşer yerine vardığında,
çıplak ve yalınayak cin ve insanlardan bütün
ümmetler kalabalıklaşır
Yeryüzü hükümdarlarından saltanatları çekilip
alınmış, kendilerini zillet ve küçüklük bürümüştür
Dünyada Allah'ın kullarına karşı
işledikleri zulüm ve zorbalıktan sonra artık yaradılış
ve değer bakımından mahşer ehlinin en
aşağılık ve en küçükleridir
Sonra yaratıklardan ürküp yalnız başlarına
yaşarlarken vahşi hayvanlar, tabi tutuldukları bir
imtihan veya işledikleri bir günahtan dolayı
değil; sadece kıyamet gününün verdiği zilletten
başları önlerine eğik olarak çöllerden ve dağların
tepelerinden yönelip gelirler Şiddet, cüret ve
kudretlerine rağmen yırtıcı hayvanların bile o
büyük günde, Kıyamet ve Allah'ın huzuruna arz
anı için boyunlarını bükmüş olarak ve zillet
içerisinde gelişlerini düşün! Nihayet o vahşiler,
yaratıkların arkasından gelip Cebbar ve gerçek
Melik olan Allah’ın huzurunda, zillet, meskenet
ve inkisar içerisinde dururlar
Şeytanlar da azgınlık, isyan ve inatlarından
sonra Yüce Allah'ın huzuruna arz edilmenin
zilletiyle boyun eğmiş olarak gelirler Uzun
bir imtihandan sonra, yaratılış ve tabiatları farklı
farklı olduğu ve birbirlerinden ürküp kaçtıkları
halde hepsini bir arada toplayan Allah’ın şanı ne
yücedir! Yeniden diriliş hepsine boyun eğdirmiş
ve mahşere sevk, onları aynı yerde toplamıştır

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Göklerin Yarılması

İnsan, cin, şeytan, vahşi ve yırtıcı hayvanlar,
davar ve sığır gibi evcil hayvanlar ve haşereleriyle
bütün yeryüzü ahalisinin sayısı tamamlanıp
arz ve hesap durağında hepsi yerlerini
alınca, üstlerinden göğün yıldızları saçılır, güneş
ve ayın ışığı giderilir, kandil ve nurunun
sönmesiyle yeryüzü karanlığa bürünür

Senin de içinde bulunduğun yaratıklar bu
vaziyetteyken, üstlerinden dünya seması çatırdamaya
ve onca büyüklüğüyle tepelerinde
dönmeye başlar Sen de bu tehlikeli manzarayı
gözlerinle izlersin Sonra dünya seması beş yüz
senelik kalınlığına rağmen yarılır Onun
parçalanışı senin kulağında ne korkunç bir ses
yapar! Sonra Kıyamet gününün azamet ve
dehşetinden yırtılıp paramparça olur Parçalanıp
yarılan gökleri kuşatan melekler, o göklerin
etrafında ayakta dururlar Onca büyüklüğüyle
göğün parçalanış dehşetini ne zannediyorsun?
Rabbin, onu Kıyametin dehşetiyle eritip içine
sarılık karışan eriyik gümüş haline getirir Tıpkı
Cem ve büyük olan Allah'ın buyurduğu gibi:

“Gök yarılıp da, kızarmış yağ renginde gül gibi
olur” (Rahman Suresi: 37) veya: “O gün gökyüzü
erimiş maden gibi olur Dağlar da atılmış yüne
döner” (Mearic Suresi: 8-9)

(Müfessirler derler ki: Ayette geçen "el-
Mühl" içine sarılık karışmış eriyik gümüştür "el-
Ihn" ise, atılmış renkli yündür "Verdeten
keddihan" ifadesi ise, kırmızı atın rengi demektir)

Meleklerin İnişi

Dünya semasının melekleri o semanın kenarlarında
iken, birden bire Cenab-ı Hakk'a arz
ve hesap için yeryüzündeki mahşer yerine
inerler O melekler, muazzam büyüklükleri,
Allah katındaki değerleri ve kendisine sunulmak
ve huzurunda hesaba çekilmek üzere kendilerini
zillet ve meskenetle toplu halde indiren Yüce
Sultan'ı takdis ile yükselen sesleriyle göğün iki
tarafından yeryüzüne doğru hızla inerler

Muazzam kıymetleri, dev cisimleri, dehşetli
sesleri ve şiddetli korkularıyla, Aziz ve Celil olan
Allah'a arz edilmenin zilletinden boyunları bükük
bir biçimde bulutların arasından inişlerini bir
tahayyül et!

Nitekim Yahya bin Ğaylan el-Eslemi bana
demiştir ki: "Rusdeyn bin Said'in, Ebü'sSemh'ten,
onun da Ebu Kabil'den onun da Abdullah bin
Amr bin el-As'tan naklettiğine göre Hz
Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: ''Allah'ın
bir meleği vardır İki göz pınarları ile göz
kuyruğu arası yüz senelik yürüyüş mesafesi
kadardır" Yine Yahya bin Ğaylan el-Eslemi
bana demiştir ki: "Rusdeyn bin Said, İbn Abbas
bin Meymun el-Lahmi, onun da Ebu Kabil, onun
da Abdullah bin Amr bin el As'tan naklettiğine
göre Hz Peygamber (sav) söyle buyurmuştur:
''Allah'ın bir meleği vardır İki kaşının arası yüz
sene kadardır"

İnen meleklerin kendileri için geldiklerini
düşünen mahlûkat onlara şöyle sorduklarında
senin de korkun ne yaman olur: "Rabbimiz
aranızda mı?" Melekler onların bu sorusundan ve
Sultanlarını (Allah) aralarında bulunmaktan tenzih
ederek ürperirler ve yeryüzü ahalisinin bu
düşüncelerinden Allah'ı tenzih için yüksek sesle
şöyle nida ederler: "Haşa! Rabbimizi tenzih
ederiz O aramızda değildir O gelecektir"
Nihayet, o günün verdiği eziklikten dolayı başları
önlerine eğik bir vaziyette, mahlûkatı kuşatarak
saflar halinde yerlerini alırlar Onca azametli
yaratılışları içerisinde kanatlarına bürünmüş,
Rablerine zillet, mahviyet ve saygı ile başlarını
önlerine eğmiş vaziyetteki hallerini düşün! Sonra
her şey aynı biçimde ve yedinci kat semaya
varıncaya kadar bütün gök halkı sayılan ve
büyüklükleri katlanarak iner Her bir göğün
ahalisi yaratıkların etrafında ayrı bir saf tutar

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Mahserin Hararet ve Sıkıntısı

Nihayet bütün yedi gök ve yedi yer ahalisi
mahşerdeki yerlerini tam olarak alınca
güneşe on yıllık hararet giydirilir ve yaratıkların
tepelerine bir veya iki yay kadar yaklaştırılır
Rabbu'l-Aleminin arşının gölgesinden başka
hiç kimsenin gölgesi bulunmaz Arşın gölgesinde
serinlenenler ve güneşin hararetiyle
kavrulanlar vardır Güneş, altındakileri hararetiyle
kızdırır Hararetten onların keder ve endişeleri
şiddetlenir Sonra ümmetler dalgalanmaya
ve itişip kakışmaya başlar Birbirlerini
sıkıştırır ve ayakları gider gelir
Susuzluktan boyunları kopacak gibi olur
Güneşin sıcaklığı, mahlûkatın nefesleri ve
izdihamın verdiği hararet birbirine eklenir
Bunun üzerine onlardan öyle bir ter akar ki,
yeryüzüne yayılır Sonra da amellerinin
derecesine ve Allah katındaki saadet ve sekavet
durumlarına göre vücutlarını kaplar Öyle ki ter,
bazılarının topuklarına, bazılarının göbeğine,
bazılarının kulak memelerine kadar yükselir
Bazıları da neredeyse teri içerisinde kaybolacak
hale gelir Ter kimisinin göbeğine kadar çıkar
Umeyr bin Said der ki: "Ben İbn Amr ve
Ebu Said el-Hudri'nin yanında oturuyordum
Cuma günüydü Birisi ötekine dedi ki: "Ben
Resulullah (sav)'i şöyle buyururken dinledim:
'Kıyamet günü ter insanoğlunun neresine kadar
varır?' Orada bulunanlardan birisi: 'Kulak
memelerine kadar' bir diğeri: 'Ağzına kadar' dedi
İbn Ömer (ra): (Kulak memesinden ağıza doğru
eliyle bir hat çizerek) ikisinin de eşit olduğunu
görüyorum" dedi
Hayseme, Abdullah'ın şöyle dediğini bildirdi:
"Kıyamet günü yeryüzünün hepsi adeta
ateş kesilir Ötesinde ise Cennet bulunur İnsanlar,
onun hurilerini ve kadehlerini görürler
Abdullah'ın canı, kudretinin elinde bulunan
Allah'a yemin ederim ki, kendisine hesap
dokunmadığı halde bir kişi o kadar ter döker ki,
döktüğü ter kendi boyunca yeryüzüne yayılır
Sonra bu ter burnuna kadar yükselir" Abdullah'a
sordular: "Bu neden ileri gelir ya Eba
Abdurrahman?" Abdullah: "İnsanların çektiği
sıkıntıyı görmesinden" cevabını verdi
İbn Ömer (ra)'den, Resulullah (sav)'in
şöyle buyurduğu nakledildi: "Kişi Kıyamet günü,
duruşmanın uzunluğundan dolayı kulaklarının
ortasına kadar ter sızıntısının denizi içerisinde
ayakta dikilir" Yine Hz Peygamber (sav)'den
naklen Abdullah'ın şöyle dediği rivayet
edilmiştir: "O günün uzunca bekleyişinden,
Kıyamet günü ter, kafiri ağzının hizasından
gemleyecek derecede kaplar Öyle ki, 'Ya Rabbi'
ateşe göndermek bile olsa beni rahatlat' diye
yalvarır"
Hiç süphesiz sen de onlardan birisin
Kederinle baş başa kalmış, ter kaplamış ve gam
bürümüş, şiddetli ter, korku ve ürküntüden
nefesin daralıp bunalmış bir halde kendini düşün!
İnsanlar da seninle birlikte saadet veya mutsuzluk
yurduna gönderecek hükmün verilmesini
beklerler

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Herkes Canının Derdine Düser

Nihayet, senin ve diğer yaratıkların
meşakkati doruğa ulaşır Konuşmadan ve
işlerine bakılmadan uzun uzun beklerler Üç
yüz sene hiç konuşmadan, bir lokma yemek
yemeden bir yudum su içmeden, yüzlerine
bir tek hoş esinti ve serin meltem değmeden,
bu bekleyiş ve ayakta dikilişten doğan
çekilmez ve katlanılmaz derecedeki
yorgunluğu giderici bir an bile istirahat
etmeden beklemelerini ne zannedersin?

Rivayet edilmiştir ki: "O gün insanlar,
âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklar" (el-
Mutaffifin Süresı: 6) ayetini okudu ve şu açıklamayı
yaptı: 'Üç yüz sene kadar duracaklar
" Yine o, Hasan-ı Basri'den şöyle duyduğunu söyledi:
"Uzunluğu elli bin sene olan bir zaman,
ayaklarının üzerinde Aziz ve Celil olan Allah'ın huzurunda
ayakta dikilen insanların halini ne zannedersin?
Onlar orada ne bir şey yemişler ve ne de bir şey içmişlerdir
Öyle ki susuzluktan boyunları incelmiş Açlıktan içleri
yanmış Bu onları ateşe sevk etmiş de sıcağı
yaklaşmış ve esintisi şiddetlenmiş, yaklaşan
kızgın bir pınardan sulanmışlardır

Peygamberlere Müracaat

Onların meşakkat ve bitkinliği takat
getiremeyecekleri bir dereceye varınca, onlar,
Mevla'nın yanında değerli olan ve kendilerine o
hal ve durumlarında rahat etmeleri için şefaat
edecek kimseleri aramak üzere birbirleriyle
konuşurlar Bu durumdan kurtulup Cennete veya
Cehenneme sevk edilmelerini isterler

Önce Âdem ve Nuh'a, sonra İbrahim'e,
İbrahim'den sonra da Musa ve İsa'ya başvurup
yardım isterler Hepsi de onlara şöyle derler:
"Rabbimiz bugün öyle bir gazaba gelmiştir ki,
böylesine ne bugünden önce gazaplanmış, ne de
bundan sonra bu kadar gazaplanır" Hepsi de bu
şekilde kudret ve celal sahibi Rablerinin
gazabının şiddetini ifade eder ve kendi
kendileriyle meşgul olduklarını şöyle dile
getirirler: "Nefs, nefs'i (kendi canım, kendi
canım)" Bizzat kendi canlarının derdiyle meşguliyet,
kendi dertleri ve kurtuluş kaygıları onları
şefaat için Rablerine başvurmaktan alıkoyar

Aziz ve Celil olan Allah söyle buyuruyor:
"O gün herkes gelip kendi canını kurtarmak
için uğraşır" (Nahl Suresi, 111) Yaratıklardan
hiçbirini düşünmez

Yaratıklar topluca çağrışırlarken, her biri
canının derdine düşüp "Nefs nefs'" diye bağırırken
seslerini bir tahayyül et' "Nefs nefs"
sözünden baska bir şey duyamazsın O gün ne
korkunç bir gündür! Sen de onlarla birlikte
sadece kendini düşündüğünü ve Rabbinin azab
ve cezasından kurtulmaya çalıştığını haykırırsın

Allah katındaki değerlerine ve yüksek
makamlarına rağmen Adem Safiyullah, İbrahim
Halilullah, Musa Kelimullah, İsa Ruhullah ve
Kelimetullah'tan herbirinin Rabbinin şiddetli
gazabından korkarak: "Nefs nefs"" diye
seslendiği bir günü ne zannedersin!?! O günkü
korkun, telaşın, üzüntün ve endişenle kendini
onlarla mukayese edebilir misin?

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Büyük Şefaat

Nihayet, mahlukat onların kendi canlarının
derdine düştüğünü görerek şefaatlerinden
ümit kesince Hz Muhammed (sav)'e gelirler
Rableri nezdinde şefaat etmesini dilerler O da
kendilerine bu konuda müsbet cevap verir Sonra
Aziz ve Celil olan Rabbinin huzuruna çıkarak
izin ister Kendisine izin verilir Sonra Rabbi için
secdeye kapanır Sonra O'na layık şekilde hamd
ve senalar eder Bütün bunlar senin ve tüm
mahlukatın duyacağı şekilde cereyan eder
Nihayet Rabbi, onların biran evvel huzura
arzedilmesi ve işlerine bakılması konusundaki
dileğini kabul eder

Peygamberlerin Korkusu

O anda Aziz ve Celil olan Allah, yolunun
davetçileri ve kullarına karşı delilleri oldukları
için mahlûkatın en değerlileri ve kendisine en
yakınları olan peygamberlere yönelerek,
kendilerini kullarına ne ile gönderdiğini ve
kullarının kendilerine ne cevap verdiğini sorarak
buyurur: "Size ne cevap verildi?" Onlar da
düşünüp hatırlayan değil şaşırıp unutan
akıllarıyla: "Hiçbir bilgimiz yok Şüphesiz ki
gaybleri bilen yalnız sensin!" (Maide Süresi: 109)
Bu ne büyük korku ki, Allah'a olan
yakınlıkları ve katındaki değerlerine rağmen
peygamberlerde öyle bir noktaya varmış ki
akıllarını şaşırtmış da, ümmetlerinin kendilerine
ne cevap verdiğini dahi bilemez hale getirmiştir!
Ebü'I-Hasan ed-Dimeski'nin söyle dediği
rivayet edilmistir: "Ebu Kurre el-Ezdi'ye dedim
ki: 'İnsanların kalbi Kıyamet gününün dehşetli
hallerine nasıl dayanır?" Dedi ki: "Onlar yeniden
diriltildiğinde buna güç yetirecek bir yapıda
yaratılırlar" Ebü'l-Hasan dedi ki: "İshak bin
Halel'e Yüce Allah'ın peygamberlerine söylediği:
“Size ne cevap verildi?” (sorusuna) onların:
“Bilmiyoruz” (Maide: 109) sözünü sordum ve onlar
dünyada kendilerine ne cevap verildiğini
bilmiyorlar mı?' dedim Dedi ki: "Kendilerine bu
soru yöneltildiğinde duydukları heybetin
büyüklüğünden akılları şaşar ve dünyada
kendilerine ne cevap verildiğini bilemezler
Dolayısıyla doğru söylüyorlar Nihayet
kendilerine gelirler ve dünyada kendilerine nasıl
cevap verildiğini hatırlarlar"
Ebu'I-Hasan "Bu cevabı Ebu Süleyman'a
naklettim O: 'İshak doğru söylemis Peygamberler
o andaki sözlerinde doğrudurlar Nihayet
kendilerine gelince, kendilerine ne cevap
verildiğini hatırlarlar" dedi Ebu Süleyman dedi
ki: "Birinin, arkadaşına: 'Benimle senin aranda
Sırat vardır' dediğini duyduğunda bil ki o Sıratı
tanımıyor Eğer tanısaydı, Sıratta bir kimseye
takılmayı veya birinin kendisine takılmasını
istemezdi"

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Kıyametin Manzarası ve Tekvir
Suresi

"Allah'ın, peygamberleri toplayıp da: 'Size
ne cevap verildi?' dediği gün " (Maide: 109) ayeti
hakkında Mücahidin şöyle dediği nakledildi:
"Onlar korkarlar ve: 'Bizim hiçbir bilgimiz yok'
derler" Yine "O gün her ümmeti diz çökmüş
görürsün" (Casiye: 28) ayeti hakkında şöyle dediği
bildirildi: "Yani, diz üstü sürünerek " Mücahit
devamla şunları söyledi: Abdullah'ın şöyle
dediğini duydum: 'Hz Peygamber (sav)
buyurdu ki: "Sizi mahşerde Cehennemin
korkusundan diz çökmüş olarak görür gibiyim"
Yine Mücahit dedi ki: "Abdullah bin Ömer
(ra)'ın şöyle dediğini işittim: 'Hz Peygamber
(sav) şöyle buyurdu: 'Kıyamet gününün
manzarasına bakmak isteyen, "Güneş katlanıp
dürüldüğünde " (Tekvir Suresi: 1) suresini
okusun" Amr bin Zerr'in şöyle dediği bildirildi:
"Sabahleyin hayır aramak üzere çıkan kişi, hayır
bulur Gözlerinizin yaşarmamasını ve
kalplerinizin katılığını bana mı yüklüyorsunuz?
Eğer bugün size Allah'ın Kitabından bir öğüt
dinletmezsem, O zaman suçu bana yükleyin
" Beni dinleyiniz' O bekleyişte
onlar arasında senin halin ne olacak?! Onların
maruz kaldığı korku ve dehşete; hatta kalbin güç
yetiremeyecek, vücudun kaldıramayacak kadar
büyüğüne senin de maruz kalacağını biliyor
musun? İşte görüyorsun, o durakta
peygamberlerin bile akılları şaşmış Sen ise, asi,
günahkâr ve Rabbinin hoşlanmadığı işlere devam
edip dururken aklın ne hale gelir ve halin nice
olur?

En Yakın Akrabalar Bile Birbirinden Kaçar

O korku, dehşet, titreme, yalnızlık ve
şaşkınlıktan dolayı evlat, baba, kardeş,
eş ve akrabaların senden kaçtıkları, senin de hepsinden
kaçtığın o anı düşün! Nasıl da birbirinizi yüz üstü
ve yardımsız bırakırsınız! Eğer o günün büyük
korkusu olmasaydı, annenden, babandan,
eşinden, çocuklarından ve kardeşinden kaçman
mertlik ve vefakârlık sayılmazdı Fakat tehlike
büyüktür, korku şiddetlidir Bu yüzden ne sen
onlardan kaçtığından dolayı kınanırsın ne de
onlar kınanırlar
Neden diğer insanlardan değil de özellikle
bunlardan kaçıyorsun? Onlara kızdığından dolayı
mı? Nasıl onlara kızarsın veya onlar sana kızarlar
ki? Öyleyse neden özellikle onlardan kaçıyorsun?
Kızdığından mı? Oysa onlar,
dünyada iken candaşların, gözünün nurları ve
gönlünün sürurlarıydılar Fakat onlardan birinin
sende bir hakkı bulunup da yakana yapışarak
Aziz ve Celil olan Rabbinin huzurunda seninle
hesaplaşmasından korkarsın Sonra belki de
davayı kazanır da, kurtuluş ümidin olan
iyiliklerinden kendisine verilir Böylece
sevaplarından ayrılır ve bu yüzden de Cehenneme
girersin

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #9
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Cehennemden Bir Boyun Uzanır

Sen bu halde iken, birden Cehennemden bir
boyun çıkıp yükselir ve açık bir dil ile, yaratıklar
içerisinden hesapsız olarak yakalamakla
görevlendirildiği kimseleri haykırır Sonra bu
boyun yönelip gelir ve kuşun yem tanelerini
topladığı gibi onları toplar, üzerlerine kapanarak
ateşe atar ve ateş de onları yutar Sonra onlarla
birlikte Cehennem in içinde gizlenir
İşte onlara bu yapılacak Sonra bir münadi
şöyle seslenir: "Mahşer ahalisi, kimin ikrama
layık olduğunu görecektir Her hal ve durumda
Allah'a hamdedenler ayağa kalksın'" Onlar ayağa
kalkarak Cennete doğru seğirtirler

Hesapsız Cennete Girenler

Sonra geceleyin kalkıp ibadet edenlere de
aynı şey yapılır Sonra, dünyanın ticaret ve
alışverişi kendilerini Mevla'yı anmaktan alıkoymayanlara da böyle yapılır Nihayet Cennetlik ve Cehennemliklerden bu gruplar (hesapsız olarak) girecekleri yere girdikten sonra,
amel sahifeleri uçuşur, insanların sağ veya sol
ellerine düşer ve mizanlar kurulur Onca büyüklüğüyle
kurulmuş mizanı düşün! Kalbin ürperti
içerisinde defterinin sağına mı yoksa soluna
mı, düşeceğini beklerken, defterlerin uçuşmasını
bir tasavvur et!

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #10
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Üç Yerde Kimse Kimseyi
Hatırlamaz

Hasan-ı Basri'nin şöyle dediği rivayet
edilmiştir: "Hz Peygamber (sav)'in başı Hz
Aişe (ra)'nın kucağındaydı Derken uykuya
daldı Hz Aişe (ra) Ahireti hatırlayarak ağladı
Gözünden akan yaşlar Hz Peygamber (sav)'in
mübarek yanakları üzerine damladı Resulullah
(sav) bu gözyaşlarıyla uyandı Başını kaldırdı
ve: ('Niye ağlıyorsun, ey Aişe?') diye sordu Hz
Aişe: ('Ey Allah'ın Resulü, Ahireti hatırladım da
Acaba Kıyamet günü yakınlarınızı hatırlar
mısınız?') dedi Bunun üzerine Hz Peygamber
(sav) şöyle buyurdu: 'Canım kudretinin elinde
bulunan Allah' a yemin ederim ki, şu üç yerde
kişi kendisinden başka hiç kimseyi hatırlamaz:
Teraziler kurulup insanların amelleri tartıldığı
zaman iyilik kefesinin hafif mi, yoksa ağır mı
geldiğini öğreninceye kadar Amel sahifeleri
dağıtıldığı zaman, sağ elinden mi, yoksa sol
elinden mi verildiğini bilinceye kadar Bir de
Sırat yanında"
Enes bin Malik'ten rivayet edilmiştir: "Kıyamet
günü insanoğlu getirilip mizanın iki kefesi
arasında durdurulur ve bir melek kendisi için
görevlendirilir Eğer terazisinin sevap kefesi
ağır basarsa, görevli melek bütün mahlukatın
duyacağı bir sesle şöyle seslenir: ('Falan oğlu
falan bir daha ebediyen mutsuz olmayacağı bir
saadete ermiştir!')
Eğer, terazisinin sevap kefesi hafif gelirse,
bu defa de aynı melek, bütün mahlûkatın işiteceği
bir sesle şöyle seslenir: ('Falan oğlu falan,
bir daha hiç mutlu olmayacak bir sekavete
uğramıştır!') İşte sen yaratıklarla birlikte ayakta
dikilirken birden bire meleğe bakarsın ki, ona
zebanileri getirmesi emredilmiştir Hemen
ellerinde demir tokmaklar ve üzerlerinde ateşten
elbiselerle gelirler Sen onları görünce korkarsın,
dehşet ve heybetten yüreğin uçacak gibi olur

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #11
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Adın Okunur

Sen bu halde iken, birden bire yüksek sesle
adın okunur Gelmiş geçmiş bütün mahlûkatın
huzurunda isminle şöyle çağırılırsın:
"Nerede falan oğlu falan? Aziz ve Celil olan
Allah'a takdim edilmeye gel!" Zaten melekler
seni almak için görevlendirilmiş Nihayet seni
Rabbine yaklaştırırlar Söz konusu çağrıyla
istenenin sen olduğunu bildikleri için isim
benzerliğinin bulunması kendilerini şaşırtmaz
Talha bin Amr bize haber verdi ki: Bana İbn
Ebi Rabah şöyle dedi: Ey Talha! Senin ismin ve
benim ismim gibi kim bilir ne kadar çok isim
vardır? Kıyamet günü: "Ey falan" dendiğinde
hemen kastedilen kişi kalkar Başkası kalkmaz
Çünkü kalbine sen olduğuna dair bilgi doğmuştur Hemen ayağa fırlarsın
Bütün vücudun titrer Organların çırpınır Rengin
uçar Korkan, ürken ve titreyen yüreğin göğsüne
küt küt vurur Seni almakla görevli melekleri
görünce, seni müthiş bir ıstırap, titreme ve korku
tutar Kullar içerisinde çağrılanın senden başkası
olmadığını çok iyi bilirsin Melekler ellerini sana
uzatır, seni kıskıvrak yakalarlar Sonra uysal
hayvanların çekilmesi gibi seni çeker götürürler
Aziz ve Celil olan Allah'a arz edilmek ve O'nun
huzurunda durup dikilmek üzere sürükleyerek
safların arasından geçirirler Sen aralarından
Rabbine doğru çekilip götürülürken bütün
yaratıklar, gözlerini sana dikmişlerdir

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #12
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Ulu Divan

Kalbin titreyerek, ıstırap ve ürpertiyle huzurda
durduğun anı bir düşün! Seni yakaladıkları
zaman elleriyle pazularını tutuşlarını ve o anda
avuçlarının sertliğini bir düşün Elleriyle
kıskıvrak yakalanışını ve safların arasından
geçirilişini bir düşün! Kalbin uçar, gönlün
yerinden fırlar gibidir Yine ellerinde bulunuşunu,
bu şekilde seni Rahman olan Allah'ın arşına
kadar götürerek, ellerinden fırlatışlarını ve
Allah'ın ulu kelamıyla seni çağırmasını bir düşün'
"Ey Adem oğlu, yaklaş bana!" Nurunun içine
kaybolmuşsun Çırpınan, hüzünlü, ürperen ve
korku dolu bir gönül; endişeli, korkulu ve kırık
bir göz; uçmuş bir renk ve titreyen mustarip
organlarla tıpkı annesinin yeni doğurduğu küçük
yavru gibi, Aziz, Celil, Kebir ve Kerim olan
Rabbinin huzurunda durursun

Amel Sayfası

Elinde, işlediğin hiçbir günahı ve gizlediğin
hiçbir sırrı bırakmayıp hepsini içeren yazılı bir
sayfa titremektedir Sen içindekileri yorgun bir
dil, geçersiz bir delil ve kırık bir gönül ile
okursun Hala sana ihsanda bulunan ve
kusurlarını örtmeye devam eden Mevla' dan
utanç ve korkun acaba ne derecededir?'
İşlediğin çirkin fiillerinden ve büyük
günahlarından seni sorguya çektiği zaman ne
dille cevap verirsin? Yarın O'nun huzurunda
hangi ayakla durursun? Hangi gözle O'na bakarsın?
Hangi yürekle O'nun ulu ve yüce sözlerine,
sorgulama ve azarlamasına dayanabilirsin?
Küçücük vücudunla, titreyen organlarınla
ve çarpıntılı yüreğinle kendini bir tahayyül
et Günahlarını hatırlatıp kötülüklerini ortaya
döken ve seni durdurup gizlediklerini bir bir
itiraf ettiren kelamını işitmektesin Bu haldeki
durumunu ve bin bir tehlikenin seni çepeçevre
sarışını bir tasavvur et! Kim bilir kaç günahı
unutmuşsundur ki Allah onları sana hatırlatmıştır!
Sakladığın kaç gizli sır vardır ki, Allah
hepsini açıklayıp ortaya dökmüştür Kim bilir
nefsin isteklerine olan meylin ve gafletin
sebebiyle ihlâslı yaptığını ve ifsad edici
arızalardan uzak olduğunu zannettiğin nice
amelin vardır ki, Allah hepsini geri çevirmiş ve
boşa çıkarmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #13
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Son Pişmanlık

Oysa bunlara büyük bir ümit bağlamıştın
Rabbine itaat konusunda gösterdiğin ihmalinden
dolayı kalbinin ne büyük üzüntü ve
pişmanlıkları olur! Nihayet her günahı anmak ve
her gizliyi ortaya dökmek suretiyle, Allah seni
tekrar tekrar sorguya çektiği zaman sıkıntı seni
oldukça yorar ve utancın doruk noktaya ulaşır
Çünkü karşındaki en Yüce Sultandır O'ndan
utanıldığı kadar hiç kimseden utanılmaz Çünkü
O, benzeri olmayan Baki, Evvel ve Kadim'dir
İhsan sahibidir Şefkatlidir Merhametlidir
Kerimdir Cömertliğine nihayet yoktur Nimet,
fazl ve kerem sahibidir
İşte bu sıfatları taşıyan bir Zatın seni sorgulamasını
ne sanıyorsun? Emrine olan muhalefetini,
gösterdiğin saygısızlık ve hayâsızlığı
ve Kendisine kafa tutuşunu bütün açıklığıyla
ortaya dökmüştür Dünyada emirlerine karşı
gelişini, sana olan nimetlerini önemsemeyişini ve
azametini düşünmeyişini sana hatırlatmasını
düşünebiliyor musun?
Nitekim şöyle der: "Ey kulum! Neden bana
saygı göstermedin? Neden benden utanmadın?
Sana olan ihsanımı hafife mi aldın? Yoksa sana
iyilikte bulunmadım mı? Sana nimet vermedim
mi? Benim hakkımda seni aldatan nedir?
Gençliğini nerede yıprattın? Ömrünü nerede
tükettin? Malını nereden kazandın ve nereye
harcadın? İlminle ne derece amel ettin?"

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #14
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Tercümansız Görüşme

Hz Peygamber şöyle buyurdu: "Hiçbiriniz
yoktur ki, âlemlerin Rabbi, arada hiçbir perde ve
tercüman bulunmaksızın kendisine soru
sormasın"
Adi bin Hatim şöyle demiştir: "Ben Hz
Peygamber (sav)'in bir konuşmasına şahid
oldum Şöyle buyuruyordu:
“Hiç şüphesiz her biriniz, arada engelleyici
hiçbir perde ve meramını ifade edecek hiçbir
tercüman bulunmaksızın, Allah'ın huzurunda
ayakta dikilecektir Allah soracak: 'Sana mal
vermedim mi?' Kul: 'Evet verdin' diyecek Allah:
'Sana elçi göndermedi m mi?' diye soracak Kul:
"Evet gönderdin' diyecek Sonra sağına bakacak
Cehennem ateşinden başka bir şey göremeyecek
Soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka
bir şey göremeyecek Öyleyse, (dünyada sadaka
olarak vereceği) bir hurma parçasıyla da olsa
ateşten korunsun Bunu bulamıyorsa, güzel bir
sözle bunu yapsın
Abdullah bin Mes'ud yeminle sözüne başlayarak
şöyle dedi: '''''İlah'a yemin ederim ki,
sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin dolunay ile
başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın"

Alıntı Yaparak Cevapla

Farzet Ki Öldün

Eski 08-02-2012   #15
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Farzet Ki Öldün




Ey Ademoğlu Niçin Aldandın?

Sonra Allah ona şöyle buyurur: "Ey
Âdemoğlu! Benim hakkımda seni ne aldattı? Ey
Âdemoğlu! Bildiğinle ne amel ettin? Ey
Âdemoğlu! Peygamberlere ne cevap verdin?"
Yine Abdullah bin Mes'ud'dan rivayet edilmiştir
ki, o sözüne yeminle başlayarak şöyle dedi:
"Vallahi, sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin
gördüğü dolunay ile başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle
başbaşa kalmasın Sonra Allah ona şöyle
buyurur: "Ey Adem oğlu! Benim hakkımda
seni ne aldattı? Ey Âdemoğlu! Benim için ne
amel işledin? Ey Âdemoğlu! Benden ne kadar
hayâ ettin? Ey Âdemoğlu Peygamberlere ne
cevap verdin? Ey Âdemoğlu Sana helal olmayana
bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü
değil miydim? Sana helal olmayan şeyleri
dinlerken Ben, kulakların üzerinde kontrolcü
değil miydim? Ey Âdemoğlu! Sana helal
olmayan şeyleri söylerken Ben, dilin üzerinde
murakıp değil miydim? Sen ellerinle helal
olmayan şeyleri tutarken Ben, onların üzerinde
gözcü değil miydim? Ayaklarınla sana helal
olmayan şeylere giderken Ben onların üzerinde
gözetleyici değil miydim? Sana helal olmayan
şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin
üzerinde murakıp değil miydim? Yoksa sana olan
yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkâr mı
ettin?"

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.