Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Ülke & Şehirler > Türkiye > Akdeniz Bölgesi

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
bulunan, mersinde, tarihi, yerler

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



mersinin tarihi yerleri, mersinin tarihi eserleri ,içel tarihi mekanları,Mersinin tarihi yerleri nedir, mersinin tarihi eserleri nelerdir,mersinin turistik gezilecek yerleri



İçel İli Tarihi Yerleri


St Paul Kilisesi

Tarsus ilçe merkezinde Çarşıbaşı mevkiindeki St Paul Kilisesi'nin 1102 yılında St Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir Kilise bahçesine batı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460 m2lik bir alanı kapsamaktadır Kesme taşlarla inşa edilen yapının dış uzun cephelerinde kör kemerler bulunmaktadır Batıdaki ana kapıdan girilen salonun genişliği 1930 m uzunluğu 1750 mdir Girişin sağında ve solunda birer yarım plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran, ikişerli iki sıra halinde dört serbest sütun yer alır Kuzey ve güney duvarlarda da yine yarım sütunlar bulunmaktadır Aslında bu sütunlar gri renkli granit olup, antik çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldir Orta salonun genişliği 1260 m olup, üzeri tonozludur Tavanın merkezine rastlayan bölümde, ortada Hz İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios, batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri bulunmaktadır Yapının kuzey-batı köşesinde İse bir çan kulesi yer almaktadır Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir yenileme görmüş, çevresi çevre düzenlemesi ve İstimlâk ile düzenlenmiştir

St Paul Kuyusu

Tarsus ilçe merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde, Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri StPaulus'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, StPaul us Kuyusu olarak bilinir Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır St Paul us’un Hıristiyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hıristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır

Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlâkları yapılmış olan kuyunun çapı 115 mdir Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimlidir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır Derinliği 38 m olan kuyunun suyu yaz-kış hiç eksilmez Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında St Paul us’un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St Paul Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmıştır


Makam-ı Şerif Camii Ve Danyal Peygamber Kabri

Makam-ı Şerif Camii şehir merkezinde 1857 yılında yapılmıştır Camiye yeni bir bölüm eklenmiştir Yeni yapıdan eski kısma üç kapı açılmakta ve üç basamakla ana makama inilmektedir Burası basık bir kubbe ile örtülüdür Mihrabı düz ve sadedir Doğusunda Danyal Peygamberin kabri yer almaktadır Bu nedenle camiye Makam Camii adı verilmiştir Danyal Peygamber 2 Babil Kralı Nebukadnesar (MÖ 605-562) zamanında yaşamış, Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmıştır Rivayete göre Babil Kralı rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını bildirilmesi üzerine İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir Bu nedenle Danyal Peygamber doğunca ailesi onu dağ başında bir mağaraya bırakmıştır Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen Danyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır

Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Danyal Peygamber'in Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk olmuştur Bu nedenle Danyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce Tarsus'da şimdiki Makam Camiinin bulunduğu yere gömülmüştür “İS 630-640 yıllarında Hz Ömer zamanında Tarsus İSlam Kuvvetleri tarafından fethedilir Şehrin imarı sırasında İslam Kuvvetleri komutanı Ebul Musa Eş Arı tarafından, kapısı mühürlü bir odanın içerisinde bir sanduka bulunur Ebul Musa tarafından açılan sandukada kefeni altın işlemeli olan ve parmağında bir yüzük bulunan devasal büyüklükte bir cenaze görülür Yüzükte iki aslanın ortasında bir çocuk figürü tasvir edilmişti Yüzük komutan Ebul Musa tarafından Hz Ömer’ e gönderilir Hz Ömer yüzüğü Hz Ali’ye gösterir Hz Ali; yüzüğün Danyal Peygambere ait olduğunu, zira bu yüzük üzerindeki tasvirlerin de, Danyal Peygamberin başından geçen olayın bir sembolü olarak betimlendiğini söyler Bunun üzerine Hz Ömer cenazenin çalınmaması için, mezarı daha derinlere gömülmesini emreder Komutan Ebul Musa da, nehrin akıntısını keser ve mezarı derine gömer üzerini de harç tabakasıyla kapatır ve kimsenin mezarı çalmaması için de nehrin mezarın üzerinden akmasını sağlar Tarsus Müze Müdürlüğü tarafından 2006 yılında yapılan Arkeolojik kazılar sonucu Danyal Peygamberin türbesine ulaşılmıştır

Ulu Camii

Tarsus ilçesinde bulunan camii 1579 yılında Ramazanoğullarından Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır Selçuklu-Osmanlı üslubunda tek şerefeli minaresi olan camii yapımında tamamen kesme taş kullanılmıştır 47x13 m boyutlarında dikdörtgen camiye kuzey yönünden abidevi portalla girilmektedir Bu portal Memlük mimari özelliklerini taşıyan siyah-beyaz mermerlerle süslüdür Son cemaat yeri, doğu-batı doğrultusunda 14 adet baklava dilimli sütunların taşıdığı orijinal kiremitlerle örtülü 16 kubbeden revaklı ve 5 kapılı avlu yer alır Camiinin içi doğu-batı doğrultusunda üç nefe ayrılır Mihrabı klasik üslupla yapılmıştır Camiinin iç mekân sütunları "İran Kemeri" adı verilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır Camiinin doğu kısmına bitişik türbede Şit Aleyhisselam, Lokman Hekim ve Halife Memun gömülüdür

Camiinin kuzey doğusunda 1895 yılında Tarsus Kaymakamı Ziya Bey tarafından yaptırılmış sekizgen kaideli kesme taşlı Saat Kulesi yer almaktadır


Bilal-İ Habeş Makamı Ve Mescidi (Tarsus)

Bilal-i Habeşi Makamı ve Mescidi, Ulu Caminin güneybatı tarafında bulunmaktadır Peygamberimiz Hz Muhammed (sav)' in müezzini olan Bilal-i Habeşi'nin Hz Ömer zamanında fetih edilen yerleri ziyareti esnasında Tarsus'a geldiği, Kırkkaşık denilen yerde, yani şimdiki makamı ve mescidi bulunan yerde ezan okuyup, namaz kıldırdığı için 7 Yüzyılda makamı, 16yüzyılda da mescidi inşa edilmiştir Mescit kara planlı olup, üstü büyük bir kubbeyle örtülüdür Üç bölümlü, üç kubbeli son cemaat mahalli mevcuttur İçeride Bilal-i Habeşi'ye ait makam kısmı vardır Ayrıca mescidin yanına bir de kuyu inşa ettirilmiştir Osmanlı arşiv belgelerinde, 1519 tarihinde Bilal-i Habeşi makamı adına bir vakfın kurulduğu anlaşılmaktadır

Aya Thekla (Meryemlik - Hagıa Thekla)

Silifke ilçesinin Taşucu Beldesi yolu üzerinde 4kmden sağa dönülen 1 kmlik bir yolla ulaşılan bölge Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinde olan Meryemlik'e ulaşılır Meryemlik'in tarihi Azize Thekla'nın buraya gelişi ile başlar Yaklaşık İ550 yılında kurulmuştur

İsa Peygamber'in havarilerinden olan St Paul’un vaazları dinleyerek etkilenen 17 yaşındaki Thekla kendini Hıristiyanlık dinine adar St Paul’un öğrencisi olan Azize Thekla yörede(Konya, Yalvaç, Kapadokya) Hıristiyanlığı yaymak için çalışma yaparken paganların(Romalılar) baskılarına maruz kalıp öldürüleceğini anlayınca kaçarak Silifke'ye gelir Babası tarafından ateşe atılarak yakılmak istenen Theckla yağmurun yağması sonucu bu ölümden de kurtulur Yer altında bulunan bu mağarada saklanır ve dinini yaymaya devam eder Bunun yanı sıra hastalara da şifa dağıtmaktadır Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır

Aya Thekla'nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal yerlerden sayılmış, İS312 yılında din serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır Bu mağara bölümü daha sonra IV yyda kiliseye (yeraltı Kilisesi) dönüştürülmüştür Üzerinde bugün sadece apsisinin bir bulunan Azize Thekla Kilisesi, Üç Nefli Thekla Bazilikası, Büyük Sarnıç, Nekropol Alanı ve Kutsal Yol görülecek yerlerdendir

Ayathekla Hakkındaki Öykü

Hıristiyanlık âleminin Anadolu'daki en önemli hac merkezlerinden biri olan Aya Tekla'nın öyküsü çok ilginçtir

Konyalı Ohepsiphoros'un evinde vaaz veren İsa’nın en önemli havarilerinden St Paul’u dinleyen komşu kızı Theckla ondan çok etkilenmiş Hıristiyanlığı yaydığı için Seleukeia(Silifke)'nin Romalı valisine ihbar edilen St Paul değneklerle dövülmüş Theckla'nın babası İse kızının yakılmasını istemiş Theckla alevlerin üzerine atıldığı zaman birden yağmur başlamış ve Theckla yanmaktan kurtulmuş St Paul’u takip edip, Antiokheia'ya giden Theckla burada da vahşi hayvanlara atılmış ama yine bir mucize eseri kurtulmuş Seleuikeia'ya dönen Theckla sığındığı mağarada Hıristiyanlığı yaydıktan sonra ölmüş

Hıristiyanlığın ilk kadın dindarlarından olan Azize Theckla'nın yaşadığı mağara yörenin ilk Hıristiyan bazilikasına çevrildikten sonra burası Hac Merkezi olmuş Daha sonra mağaranın üzerine Theckla anısına bir bazilika daha yapılmıştır

Alahan Manastırı

Mut ilçesinin 20 km kuzeyinde Orman Ürünleri deposunun yanından sağa sapılan 4-5 kmlik bir yolla ulaşılan Geçimli (Malya) köyü civarındadır1000-1200 m yükseklikte Göksu Vadisine bakan dik bir yamaç üzerindedir

Hıristiyanlığın Kapadokya ve Konya'da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz İsa’ya inananları dağlık bölgelerde mağaralarda kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır İsa’nın havarilerinden olan St Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas İS441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya ve Kapadokya'yı dolaşmışlardır

Alahan Manastırının Barnabas'ın ziyareti anısına yapıldığı söylenmektedir

İS440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, Kayalara oyulmuş Keşiş Odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır Kilise binaları Ayasofya Müzesi ile ortak özellikler göstermektedir Süslemelerinde usta bir taş oymacılığı göze çarpmaktadır İlk Kilise Korint başlıklı iki dizi sütunla üç nef'e ayrılmıştır Narteksten ana mekâna geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri üzerinde St Paul, St Pierce figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail’in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, İncil yazarlarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motiflerini gösteren kabartmalar yer almaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Kanlıdivane (Kanytelleıs)

Erdemliye 17 km uzaklıktaki Yemişkumu mahallesinden kuzeye sapan 3 kmlik yolla ulaşılmaktadır Bu yolun sağ tarafında mezar anıtları vardır Sol tarafında devrilmiş halde silindir formlu büyük bir kitabe görülmektedir Şehir büyük bir obruğun etrafında ve kuzeyinde kurulmuştur Toroslarda çok rastlanan karst olayıyla meydana gelen doğal çukurların en büyüklerinden olan bu obruğun İlk Çağlardan beri kutsal görüldüğü anlaşılmaktadır Bu kutsallığın Hıristiyanlık döneminde de sürdüğü, Bizans dönemine ait kenarındaki dört kiliseden anlaşılmaktadır Obruğun içi yeşilliklerle ve bitkilerle kaplıdır Bazı kalıntılar yukarıdan düşmüştür Güney kenarındaki yolun sonunda yarısı yıkık, kare biçimli poligonal duvar örgü tekniğinde yapılmış Helenistik döneme tarihlenen bir kule vardır Obruğun kuzey dibinden tırmanan kayadan oyulmuş iki merdivenin varlığı görülmektedir Bu merdivenlerden batıdaki mağaraya çıkmakta ve orada bitmekte, öteki İse kısmen açıktan, kısmen tünel içinden ilerleyerek yerleşmenin en önemli yapısı olan IV numaralı kiliseye doğru uzanmaktadır Obruğun batı tarafında I ve II numaralı kiliselerin kalıntıları uzanmaktadır I numaralı kilise tam olarak obruğun güney batısındadır Doğu cephesi ayakta kalmıştır Sütun başlıkları korinth üslubundadır II numaralı kilise birinci kilisenin kuzeyindedir ve üst tarafında bir sarnıç vardır Obruğun kuzeybatı köşesindeki III numaralı kilisenin güney duvarları yıkılmıştır Üç kemerli nartheks önündeki mahzenin kemeri ve ağzı görülmektedir Batısı, avluya iki sütunlu üç kemerle açılmaktadır Etrafında atrium vardır Nartheksin üzerinde ahşap bir kat olduğu, kilisenin batı duvarında sıralanan bir sıra taş konsoldan anlaşılmaktadır Papylas adındaki bir kişinin bu kiliseyi bir adak borcunu ödemek için yaptırdığı, lentonun üzerindeki kitabede yazılıdır Burada bulunduğu belirtilen V numaralı kiliseden günümüze hiçbir iz kalmamıştır


Yedi Uyurlar(Eshab-I Kehf) Mağarası

Tarsus ilçesinin kuzey-batısında,14 km uzaklıkta yer alan Dedeler Köyündedir Eshabı Kehf mağarası, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir Mağara dört köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 1520 basamakla girilir Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılmaktadır

Tarsus, Romalılar döneminde önemli bir hadiseye sahne olmuştur Kuran-ı Kerim'de Eshab-ı Kehf olarak bilinen, yani yaşadıkları dönemde Rum Hükümdarlarından Dakyanus'un zulmüne maruz kalan ve Allaha olan inançlarının gereğini yapabilmek için Tarsus şehrinden kaçıp Bencülüs Dağındaki mağarada 309 yıl uyuyan ancak bir takip sonucu yine o mağarada sır olan 7 arkadaşın ve köpeklerinin hikâyesidir

Kuran-ı Kerimde geçen, fakat kesin tarihi bilinmemekle birlikte rivayetlerden ve tarihi olaylardan elde edilen bilgilere göre ms 250 yıllarında olduğu kabul edilen hadisenin olay yeri olan o zamanki Tarsus şehrinin Rum Hükümdarlarından Dakyanus, halkına zulüm yapmakla birlikte putlara tapınmaları için baskı yapıyordu Tek tanrıya tapmayı kabul eden bir gurup gence süre veren hükümdar putlara tapmazsanız kafalarınızı keserim diye tehditte bulunmuştu Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç hükümdarın öldürme korkusundan Bencülüs Dağındaki bu mağaraya kaçıp saklanmışlardır Ancak ayetlerde de belirtildiği gibi gençler bu mağarada 309 yıl boyunca uyuyakalmışlardır Daha sonra uyanan gençlerden biri şehre yiyecek almaya gitmiş, ancak elindeki zamanı geçmiş para yüzünden şehirden kaçarak tekrar mağaraya sığınmıştır Peşinden yakalamak için gelenler mağaraya girdiklerinde içeride kimseyi görememişlerdir Bugün Yedi Uyurlar Mağarası diye de anılan mağara duvarlarında yedi genci ve köpekleri Kıtmir'i temsil eden şekiller bulunmaktadır Mağara ve çevresinde çevre düzenlemesi yapılmış ve ibadete açık olarak bir camii inşa edilmiş olup yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır

Toroslar Ören Yerleri

Yumuktepe

Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir Sistemli arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapılmıştır II Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılar 1946'da yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır 1992 yılında İstanbul Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır Yaklaşık 15 yıl sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir

Yumuktepe'de ilk yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik, Tunç, Hitit, Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir 33-25 katmanlar Neolitik döneme aittir Bu dönemde taş temelli evler, yün eğirmeye yarayan kirmenler, bakır oltalar, obsidyen ve akmak taşından yapılmış araçlar, taş mühür, ok uçları, dokumacılıkta kullanılan ağırsak, çanak, çömlekler bulunmuştur 29-13 katmanlar İse Kalkolitik dönemi kapsar Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak temelli silolardır Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi yerleşime geçilmiştir Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde fırın, yerel kaplar, temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar vardır Orta Tunç çağı İse 12-9 katmanları kapsar ve MÖ 2000-1500'e tarihlenir Bıçak, mızrak, mühür, kadın heykelciği, ayaklı kadeh ve gaga ağızlı testicikler bulunmuştur Hitit dönemi İse 7-5 Katmanlar arasında ve MÖ 1500-1200'e tarihlenir Sur duvarları testere biçimindedir Evler Sokaklar vardır En üst katlar Grik, Bizans ve İslami dönemi kapsar Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve İslami katmanda İse sırlı seramik bulunmuştur

Höyüğün 2,5 m derinliğinde bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale harabesinin küçük bir örneği olup, Poligonal tarzda inşa edilmiştir

2003 kazı sezonunda ortayla çıkarılan buluntular arasında Neolitik, Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen kandiller, boncuk dizileri, kemik süs iğneleri, taş ağırşaklar, kemik aletler yer almaktadır Yumuktepe’den çıkarılan yüzlerce eser, Mersin Müzesinde sergilenmektedir


Mezitli Ören Yerleri

Solı - Viranşehir( Soloi- Pompeıpolıs )

Mersin'in 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7 Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir Darius( MÖ 521-485) zamanında, Klikyayı ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darp edilmiştir Pers- Yunan savaşları sırasında, MÖ 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloi'yi yönetim merkezi yapmışlarsa da, bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir MÖ 333 de Asya seferine çıkan Aleksander, Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır Filozof Chrysippoz ile takımyıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matematikçi ve astronom Aratos, MÖ 3 Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır

Soloi antik çağlarda Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleşti Kent Seleukos

Krallığı'nın son yıllarında Klikya korsanlarının denetiminde kaldı Roma yönetimi Akdeniz'deki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla, MÖ 64 yılında Pompeius'u görevlendirdi, İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya'ya kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek Soloi'ye geldi Burayı da korsanlardan temizledi Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına, kenti yeniden imar ederek, adını Pompeipolis olarak değiştirdi

Bizans döneminde, Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından, Soloi, Piskoposluk merkezi yapıldı Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap oldu Yeniden inşa edilmeye çalışılsa da bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslüman Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemedi ve terk edildi Bu nedenle ören yerine Viranşehir de denilmektedir

Pompeipolis kentinde liman, sütunlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar bulunmaktaydı Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır Bunlardan 33 tanesi başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile süslenmiştir Ayrıca liman, hamam kalıntıları, su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır Mersin Müzesinde kente ait eserler sergilenmektedir Petersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler bulunmaktadır

2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer Dionyzos, pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon grup heykeli ve bir başka ikili heykel grubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak Mersin Müzesine nakledilmiştir


Akdeniz Ören Yerleri

Zephyrium

Mersin'in antik yerleşimi olarak kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok azdır Eski Halkevi(Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında ortaya çıkan horasan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları, Mersin Müzesi'nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik belgeleri oluştururlar Öte yandan 19 Yüzyılda Mersin'e gelen CTexier, WMLeake gibi gezginler, yayınlarında burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan söz ederler Örneğin VLangloİS, Pompeipolis’ten Mersin'e geldiğinde: "Deniz kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki, burası eski Zephyrium kentidir

Anchıale( Karaduvar)

Kalıntıları Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim yeri için Strabon, Aristobulos'u kaynak göstererek, Asur Kralı Sardanapal'ın Tarsus ile birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazar Gezgin Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede" Anakyndarakes oğlu Sardanapal, Anchiale’yi ve Tarsos'u bir günde kurdu Ye, iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bundan daha değerli değildir" Şeklindeki metnin, parmakların anlamını açıkladığını söyler

Anchiale, MÖ333 tarihinde Pers Kralı 3Darıus ile yapmış olduğu İssos savaşından hemen önce Alexander tarafından alınmıştı Burada su kemerleri, yapı kalıntıları, bir höyük, Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam kalıntısı vardır

Dikilitaş

Bekirde Köyünün güneyinde yüksekliği 15 metre, genişliği 4 metre, kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş vardır Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO 7 Yüzyılda Yunanlıları yenen Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir

Aydıncık Ören Yerleri

Tiyatro

Günümüzde toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten anlaşılmaktadır

Anıt Mezar (Dört Ayak)

Kent merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar, İlçenin en ilgi çeken antik yapısıdır Kare planlı ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş piramidal çatılı anıt mezar MS geç 2 veya 3 yybaşlarına tarihlenmektedir

Piramidal mimari yapısıyla, mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş durumdadır

Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar, Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15kmde orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır

Buluntular

Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve 1970’ li yıllarda, özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır Yurtdışına götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler, Adana, Mersin, Silifke, Anamur Müzelerinde bulunmaktadır Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu, taş, altın, gümüş, cam eşyalar ve sikkelerdir MÖ3yyda darp edilen II Ptolemaios’a ait altın sikkeler ile MÖ 6 Ve 5yya ait drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır

Arkeolog Levent Zoroğlu’na göre, Doğu Akdeniz Bölgesinde ele geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos" denilen seramik vazolar, Kelenderis”in en ilginç buluntularını oluştururlar Bunlar, beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu, Figürsüz siyah gövdeliler " grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Bozyazı

Nagidos

Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır Ayrıca bir suyolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir

Nagidos'un MÖ Vve IV Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır Helenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş İse de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır Orta Çağda İse, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır

Kilise Burnu

Bozyazı'ya 14 km uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır

Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yan yana, biri arkada olmak üzere üç adet 1 ve 2 Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır

Maraş Tepesi (Arsione)

Bozyazı'nın 2 km doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan yerleşim, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir 3yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır

Erdemli

Elaiussa- Sebaste

Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır Şehir İÖ II yüzyıl sonlarında kurulmuştur Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antik kent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir Elaiussa daha eskidir İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Klikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir

Eski adının tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası (Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları, iki mermer sütunlu saray, saray kapısı, bu kapının 50 m kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristiyanlık döneminde (5 Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir Burada antik bir yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır Bir lahitin üzerindeki yazıt şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için bir lahit yaptırdı Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar ödeyecektir" İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır Bu yapıtların hepsi Roma devrine aittir 2003 kazı sezonunda ortaya çıkarılan buluntular arasında MÖ1, İS1yy arasına tarihlenen mermer Afrodithe Heykelciği, pişmiş toprak kadın büstü ve Attis Heykelciği, çok sayıda cam Unguentariumlar, gözyaşı şişeleri, koku kapları, altın küpe ve bilezik parçaları, cam kâse ve tabakalar, sikkeler, süs eşyaları ortaya çıkarılmış olup Mersin Müzesinde teşhire sunulmuştur

Öküzlü Örenyeri

Ayaş Kasabasına 12 km uzaklıktadır Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla gidilir Ören yeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır

Mut

Alahan Manastırı

Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır 1000-1200 m yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur

Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır İsa'nın havarilerinden St Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır

İşte bu iki Hıristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır Alahan Manastırı bunlardan biridir

440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır Narteksten ana mekâna geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür St Paul, St Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, İncil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasvir edilmiştir

Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadır Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur Ana nefin ortası ilginçtir Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür Kapı çerçevesi süslüdür

Dağpazarı Öreni

Mut' un 45 km kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar vardır Bizans Kilisesi ile 15 X 550 m ölçüsündeki taban mozaik ilgi çekicidir Kilise köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur Uzaklardan heybetli görünür Hayvan figürleri ve geometrik motifler bulunan mozaikler görülmeye değerdir Köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan sarnıçlar vardır

Balabol Örenleri

Mut'un batısında 40 km uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasındadır Büyük bir antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir Çok sayıda lahit ve duvar kalıntıları vardır

Silifke

Roma Tapınağı

Şehir merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları orijinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı Ancak, her biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3 tanesi de yıkılmış durumda yerdedir

1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları aralıklarla devam etmektedir İS II yyda yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V yyda planında önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür

İS V yyda yaşamış tarihçi Zosimos “Tapınak, ovadaki ürünlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon’un gönderdiği kuş sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır” diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir

Cambazlı Kilisesi

Adamkayalar’dan sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı Köyü’ne varılır Cambazlı’nın Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile Kızkalesi (Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve günümüze kadar gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır Burada, kaya mezarlarının yanı sıra birer küçük mabedi andıran anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle köyün girişinde bulunan kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır

Cambazlı Kilisesi, benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki örneklerden biridir Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki iki sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların üstünde sıralanan galeri sütunları ayaktadır V yüzyıla ait 20 m X 13 m ölçülerindeki kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır

Aya Thekla Yeraltı Kilisesi (Meryemlik)

Taşucu yolu üzerinde 4 Kilometreden sağa dönülüp bir km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Meryemlik’e varılır Meryemlik’in tarihi Azize Thekla’nın buraya gelişi ile başlar

İsa Peygamber’in havarilerinden St Paul’ün vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Thekla kendini Hıristiyanlık dinine adar St Paul’ün bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır Sığındığı mağaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır

Aya Thekla’nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İS 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır Bu mağara daha sonra IV yyda kiliseye dönüştürülmüştür

Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Thekla Kilisesi; imparator Zenon tarafından Aya Thekla’ya ithafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir

Taşucu (Holmi)

Silifke - Antalya karayolunun 10 km Taşucu’nun bulunduğu yerde MÖ VII Yyda kurulan eski Holmi kolonisinden bugüne hiçbir tarihi eser kalmamıştır Holmi uzun süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan saldırıları nedeniyle MÖ IV yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu Selefkos Nikator şehrin bu zayıf durumunu fırsat bilerek kolayca ele geçirmiş; halkını da bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirmiştir

Yolcu trafiği açısından Türkiye ile KKTC arasındaki en önemli kapı olan Taşucu, bugün modern bir turistik belde olarak hızla gelişmektedir

Taşucu’nun 2 km batısındaki bir tepenin güney yamacında yerli halkın Manastır diye İsimlendirdiği antik Mylai ören yerinde geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır

Liman Kalesi

Taşucu - Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz kıyısındadır Taşucu’na 7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV yyda inşa edilmiştir Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden biridir

Kilikra Afrodisiası

Halk arasında Ovacık Yarımadası olarak bilinen, arkeoloji literatüründe Kilikya AfrodİSiası diye geçen bu antik yerleşim merkezine Silifke - Anamur karayolunun 35 Kilometresinde güneye ayrılan tali bir yolla varılır MÖ XII yyda yapıldığı tahmin edilen ve toplam uzunluğu 4 kilometreye yaklaşan kiklopik sur duvarları ve burçlar görülebilen en eski kalıntılardır

Antik kentin en önemli eseri St Pantaleon Kilisesi’dir İS IV yüzyıla ait kilisenin tabanı tamamen mozaikle kaplıdır Geometrik şekiller, bitki ve kuş motifleriyle süslü mozaik taban oldukça iyi korunmuş durumdadır Şövalye evleri, sarnıçlar ve nekropol görülebilecek diğer antik kalıntılardır

Demircili (Imbriogon) Anıtmezarları

Silifke - Uzuncaburç karayolunun 10 kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar vardır Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İS II yy Roma dönemi kalıntılarıdır

Uzuncaburç (Diocaesarea)

Mersin’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir Helenistik çağda merkezi Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura) Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan bugünkü Uzuncaburç yerleşim yeri, Roma döneminde, İS 72 yılında İmparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar, yani Helenistik; sütunlu cadde, tiyatro, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı ve Zafer Kapısı Roma döneminden kalma yapılardır V yyda Hıristiyanlığın yörede gelişmesi ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de yapılmıştır Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç” demişlerdir

Uzuncaburç’taki Belli Başlı Kalıntılar Şunlardır

Sütunlu Cadde

Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son bulur İS I yydan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok olmuştur

Tören Kapısı

İS I yydan kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla heybetli bir yapıdır Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı Yarısı yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır

Zeus Tapınağı

Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın Selefkos Nikator (MÖ 312 - 295) tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir Zeus Tapınağı, Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir Romalılar tarafından da kullanılan tapınak, Hıristiyanlık döneminde, V yyda önemli değişikliklerle kiliseye çevrilmiş; cella’sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiştir

Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır

Şans Tapınağı (Tychaeum)

Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İS I yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini bildirmektedir

Zafer Kapısı

Güney - kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük; yanlarında iki küçük kemerli girişi vardır Üzerindeki kitabede, depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395 - 408) ile Honorius (395 - 423)’un birlikte yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır Anıtsal nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır “Zafer Takı” görünümlü bu muhteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır

Tiyatro

Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161 - 180) ile Lucius Verus (161 - 169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır Yer olarak doğal çukur bir arazi seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır

Helenistik Anıtmezar

Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıtmezar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir Piramit çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezar anıt 5,5 m X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır 2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir

Helenistik Yüksek Kule

Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğinde olup yapımında hiç harç kullanılmamıştır Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekân olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı Kule kapısı üzerindeki yazıttan, MÖ III yüzyılın 2 Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İS III yy solarında onarım görmüştür Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur: Uzuncaburç

Kiliseler

Hıristiyanlığın bölgeye gelmesiyle, V yyda Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır Bunlar, kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir Bunlardan çok az kalıntı mevcuttur

Nekropol

Kentin kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar vardır

Ura (Olba)

Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehri idi Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İS 193 - 211) zamanında yaptırılmıştır Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu

Diğer bir önemli eser İse nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştür Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiştir

Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir

Gözlükule

Neolitik Çağda (MÖ 5000) toprak tepe üzerinde kurulmuş en eski medeniyeti yaşamasıyla Anadolu kültürüne ışık tutan önemli yerleşim merkezlerinden biridir İlk çağda Tarsus limanı olarak kullanılmıştır Şehrin güneydoğusunda bugün park olarak ağaçlandırılmış 300 m uzunluğunda ve 22 m yüksekliğinde bir höyüktür

Burada 1934-1938 ve 1947 yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan Arkeolojik kazılarda, Neolitik dönemden İslam dönemine kadar çeşitli yapıtlar bulunmuştur

Neolitik döneme ait, sıva parçaları, opsidon araç ve gereçler, ok uçları, küçük mızraklar, seramikler, Kalkolitik döneme ait içerisinde ölülerin gömüldüğü küpler, testi ve çömlekler, aynı mimari tarzda yapılmış üst üste ev tabanları

Tunç dönemine ait Tunç silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve kerpiç evler gibi ilk mimari kalıntıları Bu çağda kentleşme ve sınıflaşma ortaya çıkmış, kent yangından sonra surlarla çevrilmiştir Hitit döneminde Kuziwatna Kralı Isput Ahşu ile Hitit Kralı Telepinus arasında yapılan anlaşmanın küçük bir bölümü, Gözlükule'de bu anlaşmayı yapan isput Ahşu'nun çevresi çivi ile yazılı, ortası Hiyeroglif bir mührü, Hitit kralı 3 Hattuşil'in karısı Hepa'ya ait mühür, bir arazi bağışı ile ilgili bir çivili yazılı Hitit tableti, bir din adamı tasvir eden kristal bir heykelcik ve Boğazköy surlarına benzer bir kale kalıntıları bulunmaktadır Gözlükule'de çıkarılan eserler Adana Müzesi'nde sergilenmektedir

Donuktaş

İlçenin, Tekke Mahallesinde bulunan Donuktaş İlçedeki anıtların en eskisi olarak bilinmektedir Yapı özellikleri ile bir Roma mabedi olması muhtemeldir

Dikdörtgen şeklinde iç içe bölümleri bulunan çok eski bir yapıdır Tekke Mahallesindedir

Gayet kalın dış duvarların boyu 115 m, yapının genişliği dıştan dışa 43 m, yüksekliği 7 m, kalınlığı 660 mdir Prof Nezahat Baydur'un yürüttüğü kazı çalışmalarından, bu yapının tapınak olduğu anlaşılmıştır

Donuktaş'ı gezen gezginlerden Sefir Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde buranın bir saray olduğunu yazar, Hollanda'nın Tarsus Konsolosu Barker, 1835'de yazdığı "Kilikya" adlı eserinde "Donuktaş bir kral ailesi mezarıdır Fakat Serdanapol'ın mezarı değildir Çünkü Serdanpol Ninova'da yakılmıştır" Demektedir Donuktaş bazı kitaplarda da Jupiter Mabeti olarak geçmektedir Bir efsaneye göre Donuktaş bir hükümdarın sarayı olup Gözlükule üzerindeymiş, Hükümdar burada kızı ile yaşarmış, zamanın peygamberi bu hükümdara darılarak sarayına tekme vurmuş Saray ters dönerek yuvarlanmış ve bugün bulunduğu yere düşmüş

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Altından Geçme (Roma Hamamı)

Roma İmparatorluk çağından kalma, Tarsus'un görkemli yapılarından olan Hamam kalıntısı İlçe merkezinde olup, Eski Cami'nin 50 m kuzeyinde yer almaktadır Hamam kalın Horasan tabakaları, moloz taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştır Kalın duvarın içinde yer yer baca ve havalandırma künkleri ve duvar içinde tuğladan kör kemerler mevcuttur Hamamın doğusundaki duvarlar kısmen sağlam olarak kalmış ve üstünü kubbeyle örtülü olduğu yarım kalan kubbe ayaklarından anlaşılmaktadır İS 2-3 yüzyıla ait olduğu tahmin edilen yapının kuzey ve batı bölümleri tamamen yıkılmış, güney duvarında 3,5 m genişlikte, 4 m yükseklikte delik açılmak suretiyle yol geçirilmiştir Bu nedenle buraya halk tarafından altından geçme denilmektedir

Kleopatra Kapısı (Deniz Kapısı)

Kleopatra Kapısı, Tarsus'un girişindedir Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için iskele kapısı ismini takmıştır Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 617 m, derinliği İse 618 mdir Tarsus'un 18 Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır

Mısır'ın ünlü kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir Bu nedenle Deniz Kapısına Kleopatra Kapısı da denir

Onur Yazıtı (Yeni Hamam)

Yeni Hamam İlçemiz Merkezinde Ulu Camiinin yanında yer almaktadır Hamamın giriş kapısı üzerindeki kitabeden 1785 tarihinde yapılmış olduğu belirtilmektedir Bu kitabenin onarım sonrası konulduğu sanılmaktadır Hamam klasik Türk hamamlarının özelliğini taşımaktadır Hamamda soyunma, ılıklık, sıcaklık külhan olmak üzere dört bölüm mevcuttur Soyunma yeri beşik tonozla, ılıklık ve sıcaklık bölümü kubbe ile örtülüdür Sekizgen planlı sıcaklık kısmında dört yanda eyvanlar ve bunlar arasında halvet odaları bulunmaktadır

Yeni Hamam'ın duvarında bulunmakta olan bu yazıt 1982 yılında yerinden çıkarılıp şimdiki yeri olan Kleopatra Kapısının kuzeyine yerleştirilmiştir Boyu 145 m eni 052 mdir Romalılar zamanında bir heykelin kaidesi olarak kullanılmıştır Üzerindeki yazıtın Türkçe çevirisi şöyledir

"Bu heykel imparatorluk tapınağının koruyuculuğunu iki kez yapmak, gerek kent, gerekse Kilikya eyalet yönetiminde bazı sivil ve resmi işlerde özel sorumluluk ve yetkilere sahip olmak ve bağımsız eyalet meclİSi kurmak gibi pekçok ve seçkin ayrıcalıklarla onurlandırılmış bulunan Kilikya, İsaura ve Lycaonia eyaletlerine başkanlık eden, en büyük, en güzel ve en önde gelen başkent olan Severus Alexander'in Septimus Severus'un Caracalla'nın ve Handrianus'un kenti Tarsus tarafından dindar ve talihli efendimiz imparator Marcus Aurelius Severus Alexander'in esenliği için dikilmiştir"

Yazıt, Severus Alexander'in imparator olduğu yıllar arasında yani MS 222-235 yıllarına tarihlenmiştir

Justiniaus Köprüsü (Baç Köprüsü)

Modern Tarsus kentinin doğusunda bulunan Justiniaus köprüsüne halk tarafından eskiden şehre girişte alınan Bac Vergisinden dolayı Bac Köprüsü denilmektedir

Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyindedir Berdan (Tarsus) Çayı üzerindeki köprü, İSVI yüzyılda Bizans İmparatoru Justiniaus (MÖ527-566) tarafından yaptırılmıştır Birkaç kez ve en son olarak 1978 yılında restore edilmiştir

Eski dönemlerde köprüden geçme paralı olduğundan bu köprüye vergi anlamına gelen Bac adı verilmiştir

Tarsus Şelalesi Ve Roma Mezarları

Tarsus İlçe Merkezinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çay'ı üzerindedir Berdan nehrinin bu bölümünde nehir suyu 4-5 metrelik bir yükseklikten dökülerek şelale meydana getirmektedir Romalılar döneminde şelalenin bulunduğu alan nekropol (mezarlık) olarak kullanılmıştır Şelalenin bulunduğu alanda konalemera yapıya sahip kayalara oyularak yapılmış mezarlar nehrin akış yükseltisi altında ortaya çıkmasından sonra oldukça tahrip olmuş durumdadır

Cumhuriyet Alanı Antik Kenti

Tarsus İlçesi Merkezinde çok katlı otopark projesi temel hafriyat çalışmaları esnasında zemin seviyesinin 5 m altında antik bir yola tesadüf edilmiştir 68 mlik bölümü ortaya çıkarılan yolun genişliği 7 m olup, poligonal teknikte bazalt taştan inşa edilmiştir Yolun altında 170 m yükseklikte, 70 cm genişlikte orijinal kanalizasyon İS temi ve tali kanallarla, cadde kenarlarında konglemera taştan yağmur sularını toplayan kanallar mevcuttur Antik yolun sağ tarafında sütunlu stilabot yer almaktadır Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen yolun Bizans ve İslami dönemlerde de kullanıldığı yapılan çalışmalardan anlaşılmıştır Kazı çalışmaları devam etmektedir

Antik Mezar Kalıntısı

Tarsus İlçesi, Caminur Mahallesi, 305 ada, 21 parsel üzerinde yapılan Emniyet Sarayının temel atma hafriyat esnasında ortaya çıkan kesme kireç taşından inşa edilen anıt mezarın güneyinde bir giriş kapısının bulunduğu, girişin her iki yanında birer kilinesi bulunan bir oda ile bağlantılı ikinci bir odanın bulunduğu görülmüştür Üst bölüm ikinci katta, orta zemine açıklığı olan ve yanlarda kilineler bulunan bir mekân ve bu mekânın kuzeyinde yüksek kilineli bir mekânın daha mevcut olduğu tespit edilmiştir Müze Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar sonucunda mezar içinde bulunan pişmiş toprak lahitler ve diğer buluntular Müze Müdürlüğüne taşınmıştır

Roma Yapı Kalıntısı

Tarsus İlçesi Merkezi, Eski Ömerli Mahallesi, 875 ada, 101 parselde Milli Eğitim Bakanlığınca yaptırılmak İstenen Barbaros Hayrettin Lisesi inşaatı hafriyat çalışmaları sırasında zeminden 330 m alt seviyede açığa çıkan, Roma döneminde yapıldığı belirlenen yapı kalıntısı dikdörtgen planlı olup, beşik tonozludur Kesme kalker taşından yapılma, sıvalı, doğu batı ekseninde olan koridorun uzunluğu 3713 m genişliği 330 m dir Doğu batı doğrultusunda uzanan koridorun kuzey cephesinde 8 kapı açıtı, güney cephesinde ise kazı sonucu açığa çıkarılan bir merdiven girişi, binaya girişi sağlayan ve içi temizlenen, duvarları freskli, zemini mozaikli oda ve 3 kapı açıtı bulunmaktadır Doğu cephede de kemerli bir kapı açıtı bulunmaktadır Roma yapısı Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 19011998 gün ve 2951 sayılı kararı ile tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır

Sağlıklı Köyü Antik Yolu Ve Kapısı

Sağlıklı Köyü Tarsus'a 15 km uzaklıkta olup, köyün yukarı dağlık kısmında ana kaya üzerinde taş levhalarla döşeli Roma yolu vardır Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan Tarsus ve civarı sahile kadar görülebilmektedir Yolun genişliği yaklaşık üç metredir Ve 3 km lik kısmı sağlam durumdadır Yolun her iki tarafında bulunan korkuluk duvarı yol boyunca devam etmektedir Yol güzergâhı üzerinde Roma ve Bizans devirlerine ait mezarlar ve yolla ilgili yazılı onarım kitabeleri bulunmaktadır Söz konusu bu roma yolu üzerinde kemerli bir yapı vardır Bu kapının zafer takı ve Kilikya sınırlarının başlangıç yeri olduğu veya sınır kapısı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir Tek sıra kesme taştan yapılan kapının genişliği 880 m, yüksekliği İse 520 mdir

Çavuşlu Köyü Gözetleme Kulesi

Tarsus-Pozantı karayolunun 25 Kmsinden sağa dönülerek 7 km stabilize yoldan sonra Çavuşlu Köyü mevkiindeki gözetleme kulesine ulaşılır Vadiye hâkim bir tepe üzerinde bulunan ve ortaçağda inşa edilen gözetleme kulesi dörtgen planlı, duvarları kesme taştan yapılmıştır İki katlı olan yapının orta kat ahşap kiriş yerleri görülmektedir

Gülek Kalesi

Tarsus İlçesine bağlı Gülek Beldesinin kuzeydoğusunda yüksek kayalık dağ üzerindedir Gülek Boğazına hâkim olan kale, oldukça düzgün taşlardan özenle yapılmıştır Kalenin surları savunmaya zayıf noktalardan köşeli ve yuvarlak kulelerle takviye edilmiştir Kaleye giriş, kemerli abidevi bir kapıdandır Kale oldukça tahrip olmuş durumdadır

Sarışıh Hanı

Sarışıh Hanı, Tarsus İlçesi, Çukurbağ Köyü, Sarışıh Mahallesi yerleşim alanının batısında bulunmaktadır Han doğu-batı eksenli olup, tahminen 30 m uzunluğunda, 12 m genişliğinde ve 5-6 m yüksekliğindedir Dikdörtgen planlı han küçük kesme taşlardan Horasan harcı ile yapılmıştır Güney cephede yuvarlak tonozlu giriş koridoru bulunmaktadır Hanın içi yuvarlak tonozludur Tonozun üstü dıştan beton ile doldurulmuştur Yapının muhtemelen beylikler döneminde yapıldığı sanılmaktadır Hanın yanında bir de çeşme bulunmaktadır

Su Kemeri

Tarsus İlçe Merkezinin 700-800 m kuzeydoğusunda bulunan Su Kemeri 10X3 m ebatlarında, 12 m yüksekliğindedir Yapının içi moloz taşlardan harç kullanılarak yapılmış, yüzeyi İse tuğla ile düzgün bir şekilde inşa edilmiştir

Mahmut Ağa Höyüğü

Tarsus- Adana karayolunun sağ tarafında Mahmutağa Köyünün bitişiğinde bulunmaktadır Geniş yayvan höyüğün üst kısmı tarla malikince düzeltilmiş ve tahrip edilmiştir Höyükte Hitit dönemine kadar olan katlar tespit edilmiştir Höyük Adana Koruma Kurulunca tescil edilmiştir

Aliefendioğlu Köyü Höyüğü

Tarsus İlçe Merkezine bağlı Aliefendioğlu Köyü sınırları içinde yer almaktadır Höyük Adana Koruma Kurulunun 21101992 tarih ve 1311 sayılı kararı ile tescil edilmiştir

Nacarlı Köyü Höyüğü

Tarsus İlçesi, Nacarlı köyü sınırları içinde yer almaktadır Höyük köyün batısında yüksek bir tepelik üzerinde olup, üst düzeyde yoğun Roma Bizans dönemi seramik kalıntıları bulunmaktadır Ayrıca köyün içinde geçen dere üzerinde tek kemer göze sahip bir ortaçağ köprüsü vardır Höyük koruma altına alınmıştır

Tepe Köyü Höyüğü

Tepeköyü sınırları içinde bulunan höyük doğal bir tepe üzerinde yer almaktadır Höyükte su sarnıçları, toprağa gömülü pt küpler ve yoğun yapı malzemeleri bulunmaktadır Höyük koruma altına alınmıştır

Kaklık Taşı Köyü Nekropol Alanı Ve Örenyeri

Kaklıktaşı Köyü sınırları içinde vadiden batıya yükselen kaya kütlesine oyulmuş Roma devrine ait mezarlar topluluğu bulunmaktadır Kaya mezarlarından içeri girildiğinde geniş mezar odası ve ortada dikdörtgen çukurluk ve mezar odasının yanlarında ölü hediye nişleri yer almaktadır Söz konusu nekropol alanının çevresinde küçük yerleşim alanları mevcuttur

Karadiken Köyü Mezar Anıtı

Karadiken Köyünde yüksekçe tepe üzerinde dışı kesme taşlardan yapılmış mezar anıta MS 2- 3yy tarihlenmektedir Anıtın üst kısmı yıkılmıştır İç örgüsü ara kısım molozlarla doldurulmuştur

Belen Köyü Nekropol Alanı Ve Örenyeri

Belen Köyü yakınında kireç taşı kayalık üzerinde İS2 ve 3 yy Roma devri lahit ve kaya mezarların bulunduğu nekropol alanı bulunmaktadır Yakın çevresinde küçük bir örenyeri mevcuttur

Keşbükü Köyü Nekropol Alanı Ve Örenyeri

Keşbükü Köyü sınırları içinde anayola girişin sağ ve solunda İS 3-4 yüzyıla tarihlenebilen geniş bir nekropol alanı bulunmaktadır Nekropol alanının doğusunda tepe düzlüğü üzerinde aynı devre tekabül eden bina ve su sarnıcı kalıntıları yer alır En ilgi çekici olanı, yolun sol girişindeki kayaya oyulmuş mezarlardır Keşbükü köyünün içinden geçen çayın geldiği güzergâh içinde iki adet mezar ve bir adet küçük bir kaya tapınağı bulunmaktadır Tapınağın kaya civarına yazılmış beş satır yazı mevcuttur

Çevreli (Muhat Köyü Kilise Kalıntısı)

Köy yakınında bir adet 6-7 yya ait kilise kalıntısı bulunmaktadır Kilisenin apsİS ve yan duvarlarının bir bölümü ayakta kalabilmiştir Kilisenin duvarları çok tahrip olmuş, apsİSin arka kısmı yıkılmıştır

Çokak Köyü Han Kalıntısı Ve Örenyeri

Çokak Köyü sınırları içinde Kuzoluk mevkiinde büyük bir han kalıntısı yer almaktadır Duvarlarının bir kısmı sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir Han kompleksine yakın kayalık arazi üzerinde yapı kalıntıları bulunmaktadır Ayrıca bir de çeşme binası mevcuttur

Anamur Ören Yerleri

Titiopolis

Anamur'un batısında Ovabaşı köyü yolu üzerinde 5 kmde sağda, köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören köyü kalıntılarının bulunduğu yere gelinir George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya'da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya'da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören köyünün yerini Titiopolis olarak işaretlemişlerdir

Ören yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer alır

Titiopolis antik çağlarda Anemurium'a bağlı olmayan bir site konumunda idi

Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion, ninfeum, odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşmesinin altında kalmıştır

Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır

Köy girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekir Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılmamaktadır

Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır

Titiopolis Bazilika - Titiopolis Basilica

Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika yer alır Yapıda sintronon basamakları vardır Apsisin sağında ve solunda diakonion odaları yer alır Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir

Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir

Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir

Titiopolis Mezar-Titiopolis Hereon

Dini yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarlar yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır

Akropol'ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj'ın cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarda girlandları taşıyan bukranion ve medusa başları görülür Bu lahtin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sepha üzerinde oturan erkek figürü lahitin ön yüzüne işlenmiştir

Kalınören'deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır Hamamın su gereksinimi 20 m ilerdeki ninfeumdan sağlanıyordu

Eski Anamur (Anemurium)

Anamur İlçe merkezinin 6 km güneybatısındadır Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bu güne kadar henüz rastlanmamıştır Kentin adı sadece bir liman lİStesinde geçtiği için, MÖ 4yyda var olduğu bilinmektedir Anemurium'un adının "rüzgârlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir 1yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochus'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium; aynı zamanda kara yoluyla Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanskopolis ile bağlantılıydı Böylece bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur

Anemurium, 260' da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş 4 ve 5 yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar tarafından sık sık tahrip edilmişti650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir 12ve 13 yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine geçer Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır En göz alıcı yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı kenttedir Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların her kısmı müzede sergilenmektedir Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin tek katlı ve iki katlı bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir Kentin içme suyunu sağlayan su kenarları dışında erken Hıristiyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmaktadır

Anemurium

Anemurium 19 yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır 1960 yılında Toronto Üniversitesinden ElİSabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır Daha sonra Kanada'lı Prof James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir

Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir

Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol Kilisesi tabanında bulunmuştur

Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur Bunların sayısı 350-400 civarındadır Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekânı ve diğer eklenti mekânları yer alır Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir Nekropol de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekânlar oluşturulmuştur Üçüncü mezar tipi İse bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır

Anemuriumnecropol

Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır

Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır

Demiroluk

Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz yaylasından 18 km sonra sağda Demiroluk kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılır

Demiroluk kalıntıları içinde ilk dikkati çeken blok kayalar üzerine oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır Mezarların cepheleri üçgen alınlıklı olup, sütun ve payelerle dekorlandırılmıştır

Bu kaya mezarların birinde üçgen alınlığın içinde aslan betimlemesinin iki yanında "Akroter" süslemeleri yer alır Antik kentin batı yönünde yine bir kaya mezarında üçgen alınlık içinde kalkan tutan, sağa doğru hareket halinde şaha kalkmış at üzerinde yer alan süvari yüksek kabartma olarak işlenmiştir

Mezar kalıntıları Bozkır yakınlarında bulunan Isaura antik kenti kaya mezarları ile büyük benzerlik taşır

Köristanlık

Anamur-Ermenek karayolunda Akpınar yaylasını geçtikten sonra Iconium, Germanikapolis üzerinden Anemuriuma ulaşan antik yol üzerinde bulunan yörede "Çandır" olarak bilinen ören yerine gelinir

Antik kent yukarı şehir (akropol) ve yamaçlarda bulunan nekropol sahalarından ıneydana gelir

Antik şehirde kuzey batı yönünde çok sayıda kaya mezarı yer alır Mezarların cephesi "Templum in antis" tarzında ve iki sütun paye ile dekore edilmiştir

Azıtepe

Anamur Bozyazı karayolunda Çarıklar köyü sınırları içerisinde Azıtepe kalıntıları yer alır

Antik yerleşimin en doğusunda İS 4ncü yüzyıla tarihleyebileceğimiz apsisi ve sintronon izleri belirgin geniş ölçekli bazilika yapısı görülür

Ören yerinin güney doğusunda moloz taştan beşik tonozlu hamam yer alır

Kızıl Kilise

Anamur'un 8 km kuzeyinde Kızılaliler köyü içerisinde yer alır

Ören yeri içerisinde üç şahinli bazilika görülür Yapı 5-6 yüzyıl Isaura yapılarını çağrıştırır

Anıtlı Gözetleme Kulesi

Yapı Anamur-Alanya karayolunun Yakacık köyü içerisinde yer alır

Yapı, kesme taştan kalın temeller üzerinde ve iki katlıdır Mekân açıklıklarını yuvarlak tonozlu, üst örtü beşik çatılıdır İS 4, 5 yüzyıllara tarihleyebileceğimiz gözetleme kulesi döneminde önemli bir karakol yapısı olmalıdır

Otak Köyü Şapel Binası

Anamur -Alanya karayolunda Yakacık'tan sonra sağa dönünce 10 km de solda Kaladran çayının kenarında Otak Şapeli yer alır

Geç Bizans dönemine ait yapı moloz ve kesme taştan tek şahinli apsinin iki yanında kült odaları bulunan küçük bir yapıdır

Ayvasıl

Anamur - Ermenek karayolundan 2 km uzaklıkta, sağda basit kale surları, yapı kalıntıları ve bir hamam yer alır

Kandacık Nekropolü

Anamur Ermenek karayolunda Malaklar köyü yakınlarındaki Kandacık Nekropolünde Roma dönemine ait küp biçiminde mezarlar ve diğer yapı kalıntıları görülür

Arap Çukuru

Çukur Abanoz köyü yakınlarında Arap Çukuru mevkiinde yüksek kayalar üzerinde yer alan yüzlerce oyuk ahşap mertekler üzerine yerleştirilmiş lahitlerin oyuklarına ait olmalıdır Ören yerinde ayrıca üçgen çatılı haç kabartmalı kaya mezarları görülür

Şıhardıcı

Arap çukuru yakınlarında yüksek hakim tepe üzerinde yer alan antik kent aşırı tahrip olmuştur Ören yerinde görülen korint tipi sütun başlıkları ve diğer mimari parçalar önemi yapılara ait olmalıdır

Halkalı

Anamur-Ermenek karayolu üzerinde Abanoz yaylasını geçtikten sonra solda ormanlık saha içerisinde halkalı kalıntıları yer alır Ören yeri içerisinde Roma dönemine ait üçgen alınlıklı ve sütunlu kaya mezarları dikkat çeker

Abanoz

Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz Yaylasında sağda hakim tepeler üzerinde son derece tahrip olmuş kent kalıntıları görülür Antik kentin sağında nekropol sahasında sağlam kalabilmiş kaya mezarları yer alır

Zincirlitepe

Anamur'un batısında Kızılaliler köyünün kuzeyinde henüz fonksiyonu çözülememiş sayısız yapı kalıntısı ve nekropol alanı yer alır

Filir Kalesi

Anamur'un kuzeybatısında Vilayet köyü yakınlarında Filir kale kalıntıları yer alır

Ören yerinde Geç Roma dönemine ait bir sarnıç, basit kale surları ve nekropol alanı görülür

Göz Taşı

Anamur'un batısında Sarıdana köyü sınırlan içerisinde solda bir tepe üzerinde aşırı tahribat nedeniyle işlevleri anlaşılamayan mimari kalıntılar yer alır

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Ovabaşı

Anamur'un batısında Ovabaşı köyü sınırlan içerisinde bulunan ören yerinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait apsis'i belirgin bir bazilika, sarnıçlar ve nekropol alanı görülür

Ninfeum

Sarıdana köyü yakınlarında yer alan anıtsal çeşmenin sütunlu cephesinde ortası aslan ve medüsa başlarıyla dekore edilmiştir Yapı Roma dönemine aittir

Zavrak Taş

Anamur'un kuzey batısında Filir Kalesi yakınlarında yer alır Kalıntı yörenin gri renkli blok taşından yapılmıştır Taşın tam merkezinde apsis biçimindeki geniş açıklık nedeniyle zavrak (pencere) taş diye adlandırılmıştır

Ritüel amaçlı kullanıldığı sanılan anıt eser Hitit dönemine ait olmalıdır

Kudret Kalesi

Anamur'un yayla kesiminde Kaş yaylasının karşısında bir tepe üzerinde Roma dönemine ait kale surları ve diğer yapılara ait kalıntılar görülebilir

Cennet Koyu

Anamur-Gazipaşa yolunun 17kmsinde soldaki köy içerisinde apsisi zamanımıza gelebilmiş bir bazilika ile diğer yapı kalıntıları yer alır

Camiler, Kiliseler

Akdeniz

Eski Cami

Sultan Abdülmecit’in annesi Bezm-i Âlem Valide Sultan adına 1870 yılında yaptırılmıştır Dikdörtgen planlı, ahşap beşik çatılı, tek minareli cami 1901 yılında onarım görmüştür 2008 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiştir

Müftü Cami

Müftü deresinde Müftü köprüsünün yanındadır Mersin'in eski camilerindendir Müftü Emin Efendi tarafından 1884 yılında cami ve medrese olarak inşa edilmiştir 19 yüzyıl geç dönem tarzında süslemeli, tuğralı mihrabı vardır 2007 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiştir

Ulu Cami

1898 yılında Sultan IIAbdulhamit zamanında, Saydalı Abdulkadir Seydavi öncülüğünde halk tarafından yaptırılan eski Gümrük Meydanı'ndaki (Günümüzde Ulu Çarşı) Yeni Cami yıktırılmış, yerine büyük ve modern Ulu Cami inşa edilmiştir Cami üç katlıdır Zemin katta 2000 kişilik ibadet mekânı ve son cemaat yeri bulunmaktadır Ayrıca bodrum katında 400 kişilik konferans salonu olan caminin, iç yüzeyinde ilk defa bu camide uygulanan rumi ve hatai desenli Kütahya çinisi ile profilli ve oymalı ahşap malzeme kullanılmıştır İbadet mekânına giriş tavanında rumi desenli renkli malakari rölyef uygulanmıştır

Mihrabı çini ve ahşap karışımıdır Mukarnaslı alçıdan yapılmış olup, üst kavsarasının yüzeyi altın varak kaplanmıştır 2 şerefeli iki minaresi vardır

Avniye Cami

Minaresinin önceleri ahşap olması nedeniyle, Tahtalı Camii adıyla da bilinen yapı, Mahmut Şami-Sümen tarafından bağışlanan arsa üzerinde 1898 yılında inşa edilmiştir

İtalyan Katolik( Katedral) Kilisesi

Sultan Abdulmecit tarafından 1853 yılında verilen bir fermana dayanılarak kilise mekânının inşaatına başlanmış ve yönetimi Capucins Rahiplerine verilmiştir Günümüzde uray caddesi üzerinde bulunan saat kuleli kilise kompleksi, diğer birimleri ile 1898 yılında bitirilmiştir

Kesme kireç taşından avlulu anıtsal bir yapı olan İtalyan Katolik Kilisesi, Vatikan tarafından 1991 yılında İtalyan Katolik(Katedral) Kilisesi olarak değiştirilmiş ve güney, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz Bölgesi, Suriye, Irak, İran ve Rusya'daki katolik kiliselerine bağlanmıştır Mersin ve yöresindeki Katolik cemaat için ibadete açıktır

Arap Ortodoks Kilisesi

Atatürk Caddesi üzerinde bulunan Arap Ortodoks Kilisesi, Mersin'in ilk sakinlerinden, Dimitri ve Taunus Nadir tarafından bağışlanan arsa üzerine 1878 yılında inşa edilmiştir İbadete açıktır

Yenişehir

Hazreti Mikdat (Muğdat) Camii

Ankara Kocatepe Camii'nden sonra, Cumhuriyet döneminin ikinci büyük cami Muğdat Semti'ndedir Cemaat yeri, ana kubbe, son cemaat yeri ve mahfil katından ibaret olan ve klasik Osmanlı mimarisi tarzındaki yapı, toplam Üç'er şerefeli, 6 adet minaresi, konferans salonu, kütüphane, aşevi, sağlık ocağı ve diğer birimleriyle külliye özelliği taşır

Mut

Alahan Manastırı

Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır 1000-1200 m yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur

Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır İsa'nın havarilerinden St Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır

İşte bu iki Hıristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır Alahan Manastırı bunlardan biridir

440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır Narteksten ana mekâna geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür St Paul, St Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, İncil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasvir edilmiştir

Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadır Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur Ana nefin ortası ilginçtir Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür Kapı çerçevesi süslüdür

Dağpazarı Kilisesi (CorapİSsus)

Mut İlçesinin 35 km kuzey batısındadır Antik ismi Corapissus olan kentin antik yol üzerinde oluşu eski kente ayrı bir önem verildiğini göstermektedir Antik kentte hayat ağacının kollarına asılmış çok sayıda hayvan ve geometri desenlerle bezenmiş taban mozaiği göze çarpar 15x550 m ölçülerinde olan taban mozaiğinin hangi yapının taban döşemesi olduğu bilinmemektedir Antik kentte mozaiğin yanında 3 adet hereon tipi mezar oldukça yıpran- mıştır Bizans dönemine ait kilisenin İse apsisi ve bazı duvarları ayakta kalabilmiştir Köyün güneyindeki vadide İse kaya mezarlarının bulunduğu nectopol sahası bulunmaktadır Köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan sarnıçlar vardır

Kümbetler

Lalaağa Camisinin doğusunda iki türbe vardır Üzeri konik çatı ile örtülü olduğundan bunlara kümbet demek daha doğru olur Muntazam kesilmiş küfeki taşları ile yapılmış kümbetlerin birinde üç, diğerinde dört mezar vardır Bunlardan biri Karamanoğullarından Musa Bey'e (Lalaağa)' ya aittir

Lalaağa Camii

Karamanoğlu İbrahim Bey' in emirleri ile Lalaağa tarafından yaptırılmıştır Kare planlı ve tek kubbeli caminin son cemaat yeri, beş küçük kubbe ile örtülmüştür

Dağ Cami: Mut'un 2 km güneybatısındadır Selçuklular dönemine ait olduğu (11 yy sonları) sanılmaktadır Çevredeki devşirme taşlarla yapılmıştır

Kızıl Minare


Rengi nedeniyle bu adı almıştır Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Karamanoğulları döneminde yapıldığı sanılmaktadır

Nure Sofi Türbesi

1228 yılında Selçuk Sultanı 1 Alaaddin Keykubat tarafından Ermenek Kalesi civarına yerleştirilen Karamanoğlu Beyliğinin ilk tarihi şahsiyeti Nure Sofi'dir Karaman adını verdiği oğluna beyliği devretmesinden sonra ömrünü Mut'ta geçirmiş ve ölümü üzerine Sinanlı nahiyesi Değirmenlik Yaylası (Yalnızcabağ köyü) 'ne gömülmüştür

Tarsus

Eshab-I Kehf Camii

Tarsus'un kuzeybatısında 14 km uzaklıkta Dedeler Köyündedir Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılır Mağaraya 15-20 merdivenle inilir

Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir Bu nedenle burası Yedi Uyurlar Mağarası diye de anılır"

Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topografik görünümü itibariyle doğal bir özellik arz eder Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır

Eski Cami

Çarşıbaşı’ndaki Kilisenin 1102 yılında St Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir Bazı kaynaklarda Ortaçağın başlarına ait bir Ayasofya Kilisesinden söz edilir ve Papa'nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Witteısbach'ın 6 Ocak 1198'de burada, Ruppenlerden lLeon'u Ermeni Kralı olarak tanıdığı ve taç giydirmiş olduğu anlatılır1704'de Tarsus'a gelen PLucas'da burada bir Grek ve bir Ermeni Kilisesinden söz ederek Ermeni Kilisesinin Paulus'un kendisi tarafından inşa edildiğini belirtir 1851 yılında Tarsus'a gelen VLangloİS de bu kiliseyi ziyaret etmiştir Roma stilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları dikkat çekicidir

Kilisenin bahçesinebatı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilirYapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460 m2lik bir alanı kapsamaktadırKesme taşlarla inşa edilen yapının dış uzun cephelerinde kör kemerler bulunmaktadırBatıdaki ana kapıdan girilen salonun genişliği 1930 m,uzunluğu 1750 mdirGirişin sağında ve solunda birer yarım plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran,ikişerli iki sıra halinde dört serbest sütun yer alırKuzey ve güney duvarlarda da yine yarım sütunlar bulunmaktadırAslında bu sütunlar gri renkli granit olup,antik çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldirOrta salonun genişliği 1260 m olup, üzeri tonozludur Tavanın merkezine rastlayan bölümde, ortada Hz İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios, batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri bulunmaktadır Yapının kuzey-batı köşesinde İse bir çan kulesi yer almaktadır Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir restorasyon görmüş, çevre düzenlemesi ve istimlak ile düzenlenmiştir

Makam-ı Danyal Camii

Cami, İlçe merkezindeki Kubat Paşa Medresesi’nin kuzeybatısında yer almaktadır Tarsus Müzesi tarafından Makamı-ı Danyal Camii’nde yapılan kurtarma kazıları sonucunda camii içinde bulunan temsili mezarın altında, rivayetlerde anlatılan bir türbe yapısına ulaşılmıştır 1857 yılında yapılan camiinin adı o dönemde yerin kutsallığına inanılmasından dolayı Makam-ı Danyal Camii olarak adlandırılmıştır

Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların saygı gösterdiği bir peygamber olan Danyal Peygamber’in yaşamıyla ilgili az yazılı kaynağın aksine, sözlü anlatım fazladır Yüzyıllardır süregelen bu sözlü anlatımlardan yola çıkılarak Danyal Peygamber’in Tarsus’ta gömüldüğü halk tarafından kabul edilir

Ulu Cami (Cami-İ Nur)

Cami-i Nur adıyla anılan ve bulunduğu semte de Cami-Nur ismini veren bu cami, Tarsus merkezinde yer alan Türk-İslam sanatının önde gelen eseridir1579 yılında Ramazanoğulları'ndan Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştırSelçuk-Osmanlı üslubunda tek şerefeli minaresi olan camii yapımında tümüyle kesme taş kullanılmıştır 47X13 m boyutlarında dikdörtgen plana sahip caminin iç avlusuna 10m yüksekliğinde, 720 m genişliğinde olup, doğu, kuzey ve batı bölümlerini kapsayan 14 mermer sütunun taşıdığı revak vardır Avlu taş levhalarla kaplı olup, ortada (H1323) tarihli onarım kitabesi bulunan bir şadırvanı mevcuttur Camiye kuzey yönünden abidevi portalla girilir Bu portal Memlük mimarı özelliklerini taşıyan siyah beyaz mermerlerle süslüdür Son cemaat yeri, doğu- batı doğrultusunda 14 adet baklava dilimli sütunların taşıdığı orijinal kiremitlerle örtülü 16 kubbeden revaklı ve 5 kapılı avlu yer alır Caminin iç mekân sütunları "İran Kemeri" adı verilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır Caminin minber, mihrap ve müezzin mahfili mermerden yapılmıştır

Caminin doğu bölümünde ayrı mekânda Hazreti Şit ve Lokman peygamberlerin makamları ve Abbasi Halifesi olan ve Pozantı'da 833 (H218) yılında ölen Me'mun'un kabri bulunmaktadır

Cami Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 01111990 gün ve 696 sayılı kararı ile tescil edilmiştir 2008 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiştir

Kubad Paşa Medresesi

Tarsus İlçesi Merkezi Tabakhane Mahallesinde bulunmaktadır 1970 yılından bu yana Tarsus Müze binası olarak kullanılmaktadır Yapı Ramazanoğullarından Piri Paşa'nın kardeşi Kubad Paşa tarafından 1553 tarihinde medrese olarak inşa edilmiştir Medrese dikdörtgen planlı olup, ortada avlunun etrafında 16 oda sıralanmıştır Orijinalinde iki katlı, tek eyvanlı, açık avlulu medreseler grubundandır 1970 yılında yapılan onarımlarda orijinal şeklini büyük ölçüde kaybetmiştir Tamamen kesme taştan yapılan medresenin girişi batıdan görkemli, süslemeli, Selçuklu stilinde orijinal bir kapıdan sağlanmaktadır Medrese odalarının tavanları tonozlu olup, odalarda birer ocak bulunmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Bilal-i Habeş Makamı Ve Mescidi

Bilal-i Habeşi Makamı ve Mescidi, Ulu Caminin güneybatı tarafında bulunmaktadır Peygamberimiz Hz Muhammed (SAV)' in müezzini olan Bilal-i Habeşi'nin Hz Ömer zamanında feth edilen yerleri ziyareti esnasında Tarsus'a geldiği, Kırkkaşık denilen yerde, yani şimdiki makamı ve mescidi bulunan yerde ezan okuyup, namaz kıldırdığı için 7 Yüzyılda makamı, 16yüzyılda da mescidi inşa edilmiştir Mescit kara planlı olup, üstü büyük bir kubbeyle örtülüdür Üç bölümlü, üç kubbeli son cemaat mahalli mevcuttur İçeride Bilal-i Habeşi'ye ait makam kısmı vardır Ayrıca mescidin yanına bir de kuyu inşa ettirilmiştir Osmanlı arşiv belgelerinde, 1519 tarihinde Bilal-i Habeşi makamı adına bir vakfın kurulduğu anlaşılmaktadır

Mencek Baba Türbesi

Tarsus İlçesi Merkezi, Tekke Mahallesinde bulunmaktadır Nakşibendî Şeyhlerinden Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır Halk tarafından Mencek Baba diye adlandırılan türbeye ait kitabe, güneydeki giriş kapısının üzerinde yer alır

Osmanlı Devleti arşiv belgelerinde Mencek Zaviyesi (Küçük Tekke) olarak kayıtlara giren yapının, vakfiyesinden anlaşıldığına göre İmam Kuseyrizade Şeyh Abdullah Mencek tarafından inşa edilmiştir Yine aynı zat tarafından H781 (M1379)' da vakfiyesi de tanzim edilmiştir Vakfiyesinden Orta Asya'dan ve Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya gelen ve gelecek Türklerin uğramaları ve konaklamaları için kurulmuş olduğu ifade edilmektedir İçeride bir mezar sanduka yer almaktadır Güney tarafında bir mihrabı bulunan yapının kubbesinde dekoratif anlamda renkli süslemeler görülmektedir

Duatepe Türbesi

Tarsus İlçesi Merkezi, Kleopatra kapısının kuzeydoğusunda, Gözlükule Höyüğünün batı eteğinde Karamehmetler İlköğretim okulunun bahçesinde bulunmaktadır Osmanlı Devleti zamanında yapıldığı tahmin edilen türbe, taş yığma avlu içerisinde yer almaktadır Yapı kare planlar ve kubbelerden oluşmuş olup, bugünkü durumu bakımsız ve harap bir vaziyettedir

Mehmet Felah Türbesi

Tarsus İlçesi Merkezi, Adana Caddesi üzerinde bulunan Demirkapı Camiinin içerisinde yer almaktadır Türbe Tarsus'u Ermenilerden alan Halep Saltanat Naibi Harzemli Seyfettin Timur'un şehit düşen kumandanı Felahoğlu Nureddin adına Osmanlı Padişahı II Abdulhamit tarafından (1903 yılında) yaptırılmıştır

Anamur

Mamure Camii

Mamure Kalesinin batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunmaktadır İki bölümden oluşan kalede, iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol vardır Bu yıl üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere 39 kule bulunmaktadır

Ak Cami

Karamanoğulları döneminde 1326 da yapılan cami, daha sonra yapılan yivli minaresi ile ilgi çekicidir Karşısında Karamanoğullarından kalma bir han ve bir köprü bulunmaktadır

Akarca mahallesinde merkezi planlı tamamen kesme taştan kubbeli bir camidir

Camiye batı yönünde basık kemerli taş kapıdan girilir Girişin tam karşısında fazla derinliği olmayan taş mihrap sağda orijinal olmayan ahşap minber yer alır

Yapıda köşelerde ve yan duvarlar üzerinde sağır sivri kemerli açıklıklarda duvar içine gömülmüş yuvarlak iç dolgu ile geleneksel Türk mimarisinde pek görülmeyen tarzda kubbeye geçiş sağlanmıştır Sağır kemerlerin ayakları üçgenimsi payandalarla desteklenmiştir

Girişin solunda zamanında ahşap olan güdük minaresinin yerinde yivli tek şerefeli minaresi kaide üzerinde yükselir

Giriş kapısının hemen üzerinde yer alan altı satırlık yazıda 1326 H tarihi okunmakla birlikte yazıt orijinal değildir



Silifke

Alaaddin Camisi

Roma köprüsünün karşısında bulunan cami, Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat döneminde yapıldığı için Alaaddin Camii adını almıştır Şehrin tam merkezinde olduğu için Merkez Camisi olarak ta bilinir

Reşadiye Camisi

Padişah Sultan Mehmet Reşat zamanında, Nüzhet Paşa tarafından 1912 yılında yaptırılan caminin doğu ve batısında bulunan sundurmaları, başlık ve tabanlıkları Korint tarzında sütunlarla desteklenmiştir Mermer ve kireçtaşından yontulmuş bu sütunlar Silifke yöresindeki eski kalıntılardan devşirilmiştir

Tevekkül Sultan Türbesi

Taşköprünün hemen yanındaki türbe hakkında yazılı herhangi bir kaynak bulunmamaktadır Selçuklu hanedanlarından birine ait olduğu rivayet edilen mezarın üzerindeki çatı daha sonradan ilave edilmiştir

Cambazlı Kilisesi

Adamkayalar’dan sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı Köyü’ne varılır Cambazlının helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile Kızkalesi (Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve günümüze kadar gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır Burada, kaya mezarlarının yanı sıra birer küçük mabedi andıran anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle köyün girişinde bulunan kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır

Cambazlı Kilisesi, benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki örneklerden biridir Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki iki sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların üstünde sıralanan galeri sütunları ayaktadır V yüzyıla ait 20 m X 13 m ölçülerindeki kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır

Aya Thekla Yeraltı Kilisesi (Meryemlik)

Taşucu yolu üzerinde 4 Kilometreden sağa dönülüp bir km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Meryemlik’e varılır Meryemlik’in tarihi Azize Thekla’nın buraya gelişi ile başlar

İSa Peygamber’in havarilerinden St Paul’ün vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Thekla kendini Hıristiyanlık dinine adar St Paul’ün bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır Sığındığı mağaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır

Aya Thekla’nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İS 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır Bu mağara daha sonra IV yyda kiliseye dönüştürülmüştür

Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Thekla Kilisesi; imparator Zenon tarafından Aya Thekla’ya itafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir

Erdemli

Paşa Türbesi

Ayaş- Korykos yolu üzerinde olan bir Selçuklu eseridir Türbe 1220 yılında Aktaşoğlu Sinan Bey tarafından yaptırılmıştır

Gülnar

Zeyne Türbesi

Gülnar'dan Mut'a giderken 26 km de Zeyne (Sütlüce) Kasabasındadır Geniş bir bahçe içerisinde inşa edilen ahşap çatı örtülü ve ahşap direkli ana geçit kısmına, zaman zaman mezar odalarına ilavesi ile meydana gelmiştir

Bahçede İse mezarlar bulunmaktadır Zeyne Türbesi olarak bilinen Şeyh Ali Semerkandi Türbesi, Beylikler dönemi eseridir

Bir küllüye olması gereken yapı gruplarından sadece türbe ayakta kalabilmiştir Görünüşte psikolojik rahatsızlığı olan hastaların ziyaret ettikleri ve kurban kestikleri türbenin, külliyenin bir parçası olduğuna dair yazılı bir kaynak bulunamamıştır

Ali Semerkandi ile ilgili bir efsane anlatılır Çobanlıkta yapmış olan Semerkandi öğle sıcağında hayvanları susuzluktan yanmış vaziyette iken, yoldan geçen bir Türkmenin sert sözleri ile karşılaşır Buna çok üzülen Semerkandi dua ederek elindeki sopasını kayaların ortasına vurur ve su fışkırır Hayvanlarını sulayarak susuzluktan kurtarır Bu yer halen mesire yeri olarak kullanılmaktadır

Şeyh Ömer Türbesi

Gülnar İlçesi'ne bağlı Şeyh Ömer Köyündedir Türbede Bahru'l-Ulum adlı Kur-an tefsirinin yazarı yatmaktadır Türbe sekizgen planlı olup, düzgün kesme taşlarla örülmüştür Üzerindeki büyük kubbe betonla tamir edildiğinden eski özelliği hakkında tam olarak bilgi alınamamıştır

Atatürk Anıtı

Kültür Merkezinin önündeki alanda bulunan bronz anıt, 1944 yılında Heykeltıraş Kenan Yontuç tarafından yapılmıştır

Refah Şehitleri Anıtı

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’ye sipariş edilen dört Muhrip, dört Denizaltı, 12 Çıkarma Gemisi, Dört Uçak Filosunu getirmek üzerede Benjamen Benzilay isimli Şirkete ait REFAH GEMİSİ ile Subay, Astsubay, Er ve öğrenciden oluşan 199 kişilik personel 23061941 günü saat 1730'da Mersin’den Port-Sait’e hareket etmiştir

Beş saat süren bir yolculuktan sonra Karpat Burnu yakınında Gemi torpillenmiş ve kısa bir süre sonra da batmıştır

Faciadan sadece dört deniz, beş hava subayı, 15 Astsubay, beş Er, üç gemi personeli kurtulabilmiştir 167 kişi şehit olmuştur

Bu Anıt, Ordumuzun en seçme kahraman şehitlerinin anısına faciadan 31 yıl sonra 1972 yılında Atatürk Parkı’na konulmuştur

Faciaya sebep olan ülke hala meçhuldür Almanlar İngilizleri, İngilizler Almanları suçlamışlar, bu arada Fransa’da suçlanmıştır

Ancak bir İtalyan Denizaltı Kumandanı bir gemi batırdığını üstlerine rapor etmiştir Verdiği raporda belirttiği gün ve saat Refahın battığı zamana uymakta İse de bu da kesinlik kazanmamıştır

Japonya’da “Türk Şehitleri” Anıtı

Japonya’nın Kushimoto kentinde Türk şehitleri için dikilmiş bir anıt vardır Bu anıtın kardeşi de Mersin’deki “Refah Şehitleri” anıtıdır

Anıtın hikâyesi şöyledir: 2 Abdülhamit, Japonya ile diplomatik ilişkileri geliştirmek için Amiral Osman Paşa kumandasındaki “Ertuğrul” harp gemisini Japonya’ya ziyarete göndermişti Ziyaret gayet olumlu geçmiş ve gemi İstanbul’a dönmek üzere hareket ettiğinde 1691890 günü öğleden sonra çıkan ani bir tayfun sonucu kayalara çarparak batmıştır

581 Türk gemicisi şehit olmuştur Japon İmparatoru Show’a olayın vuku bulduğu mahalde bir anıt yapılmasını emretmiş ve 1937 yılında da bu anıt dikilmiştir


Mut

Karacaoğlan Heykeli

Çınaraltı Parkında Belediyenin girişimi ile Mut'lu Heykeltıraş Hüseyin Gezer tarafından ücretsiz yapılan Pleglas heykel, Mut şenlikleri sırasında 8 Haziran 1973 günü yapılan törenle açılmıştır Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda kesin bir bilgi yoktur Son yıllarda yapılan araştırmalarda ve şiirlerinde yapılan incelemelerden onun 1606 da doğmuş 1670 yılında ölmüş olduğu tahmin edilmektedir Her ne kadar doğduğu yer bilinmiyorsa da öldüğü ve mezarının bulunduğu yer bellidir Kendisinin Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretinden olduğu daha doğrusu Mersin'li olduğu muhakkaktır Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi pek çok yer gezmiş, aşkı ve tabiat sevgisini yaşadığı hayatı, çağının konuşma dili ile öz Türkçe olarak işlemiş ve anlatmış bir halk şairidir

Silifke

Kıbrıs Barış Harekâtı Şehitleri Hatıra Ormanı

Konya Yönünde

Kıbrıs Barış Harekâtı’nda şehit düşen 454 subay, astsubay, erbaş ve erimizin anısına Silifke - Gülnar yolunun 5 kilometresinde, Çamdüzü mevkiinde bir Hatıra Ormanı oluşturulmuştur

1976 yılında tamamlanan ve 9 hektarlık bir alanı kaplayan Şehitlikte, Atatürk Anıtı ve tören alanı ile çevresinde şehitlerimizin sembol mezarları vardır Her mezar yanına bir de ağaç dikilmiştir Şehitlikte ayrıca, 220 Kıbrıs Türk Mücahidi Şehitleri anısına bir de abide bulunmaktadır1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda ele geçen Rum tank, top, zırhlı araç ve silahların bir kısmı burada sergilenmektedir

Frederik Barbarossa Anıtı

Roma - Germen İmparatoru Frederik Barbarossa, III Haçlı Seferi’nde ordusu ile Filistin’e giderken 10 Haziran 1190 günü Ekşiler Köyü yakınlarında Göksu Irmağı’nda boğulmuştur

1971 yılında Alman Büyükelçiliği tarafından Frederik Barbarossa’nın boğulduğu yere taptırılan anıttaş Silifke - Konya karayolunun 9 kilometresinde yolun hemen sağ kenarındadır

Tarsus

Tarsus Şehitler Abidesi

Tarsus İlçe Merkezi, Cumhuriyet Caddesi üzerindedir Tarsus'un kurtuluşunda şehit düşenlerin anısına, 1955 yılında yaptırılmıştır Kurtuluş Savaşında Tarsus'un çeşitli yerlerinde şehit olanların naaşları alınıp, bu anıtın altındaki katakampa konulmuştur Adana Koruma Kurulunca tescil edilerek koruma altına alınmıştır

Çamalan Türk Şehitliği

Tarsus-Ankara E-5 karayolunun 47 Kmsindeki Çamalan Kasabasında şehit düşen bir subay ve 29 ere aittir Adana Koruma Kurulunca tescil edilerek koruma altına alınmıştır

Eshab-I Kehf Şehitliği

Tarsus Çamlıyayla karayolunun 20 Kmsinde yolun sol tarafındadır Ulaş Köyü sınırları içerisindedir İçerİSinde 4 adet mezar bulunmaktadır Şehitlik Sadi AKŞAHİN isimli bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır Burada yatan şehitlerin Tozkoparan Müfrezesine mensup oldukları söylenmektedir

Bedestenler

Tarsus

Kırkkaşık Bedesteni

Her dönem hareketli bir ticari ve siyasi merkez olan ve kültürlerin kesişme noktasında bulunan Tarsus’un en önemli tarihi yapılarından biri de Kırkkaşık Bedesteni’dir

Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılmış olan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (Aşevi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüştür Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen plana sahiptir Bedesten adını, yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden almaktadır Kesme taştan inşa edilen binaya batı ve doğu yönündeki iki kapıdan girilebilmektedir İçerisinde 21 oda bulunan yapı 7 kubbeden oluşmaktadır Ayrıca, içerden iki merdivenle çıkılan iki kule oda ve batı yönünde dış cephedeki iki oda ile birlikte oda sayısı 25’tir

Mülkiyeti, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ait olan Kırkkaşık Bedesteni, Tarsus Belediyesi tarafından kiralanarak 2004 yılında restore ettirilmiştir Kırkkaşık Bedesteni, 2005 yılında Tarihi Kentler Birliği “Proje Yarışma Ödülü” almıştır

Tarsus Belediyesi, 2006 yılında, turizm alanında gelişme çabası içinde olan kentin hem tanıtımında hem de sosyo-ekonomik ve kültürel alanlarda katkı sağlaması hedefi doğrultusunda bedestenin dükkânlarını işletmecilere kiralamıştır Bedesten 7 Mart 2007’de yapılan açılış töreni ile yeniden faaliyete geçmiştir

Bedesten içerisinde yer alan dükkân ve bürolarda, başta yöresel el sanatlarına ait seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma turistik hediyelik ürünler olmak üzere, yöresel damak tatlarının sunulduğu yiyecek ve içecekler ile kent tarihini, toplumsal ve kültürel yaşamının anlatıldığı çeşitli yayınlar sergilenmekte ve satılmaktadır

Anamur

Tol Kervansarayı

Tol Kervansarayı Alanya karayolunun 22 kilometresinde, Demirören köyünde yer alır

Yörenin sert kırmızı ve sarı renkli kayan ve moloz taşları ile inşa edilmiş yapı, güney kuzey yönünde iki sahınlı olup yuvarlak tonoz örtülüdür

Yapılış tarihini belirten herhangi bir yazıt bulunmamakla birlikte 14-15 yüzyıllara ait olmalıdır

Akarca Hanı

Akarca mahallesinde Ak caminin karşısında yer alan yapı moloz ve kayan taşından inşa edilmiş olup, tek sahınlı ve tonoz örtülü bir yapıdır

Altı Kapı Hanı

Anamur-Antalya karayolunda “Kharadrus”un kuzey batısındaki yaklaşık 800 m'lik bir yolu izleyerek Altı Kapı Hanına ulaşılır

Yörenin siyah ve sarı renkli taşı ile kayan taşından araları Horasan harçlı olarak inşa edilmiş Altı Kapı Hanında doğu - batı yönünde yuvarlak kemerli altı giriş kapısı birbirine bitişik altı yuvarlak tonozlu mekâna açılır Bu mekânların önünde yine yuvarlak tonozlu payandalarla taşınan revak yer alır

Yapı 14 - 1 5 yüzyıllara ait olmalıdır

Mut

Sartavul hanları

Karaman karayolunun Toros dağlarını aştığı en yüksek nokta olan Sartavulbeli'nin Mut tarafındadır Mut' a 38 km uzaklıktadır

Yolcuların sıkıntılarını ve ölümle sonuçlanan kazaları önlemek için Sartavul Beli'nin Mut ve Karaman tarafında 5' er km arayla Tonoz örtülü birer han yapılmıştır

Halen; köylüler arasında kış günleri gidiş-gelişlerde ve herhangi bir arızaya uğrayan otobüs yolcuları bu hanlarda bulunmaktadır

Çeşmeler

Bezm-İ Alem Valide Sultan Çeşmesi

Mersin kentinin en eski İslami yapısıdır Eski Cami'nin güney batı köşesindedir Üzerinde Sultan Abdulaziz'in tuğrası bulunan mermer kitabesine göre, Sultan Abdulaziz tarafından Sultan Abdulmecit'in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan adına 1861 yılında deniz kenarında yapılmıştır Üçgen alınlığı ve payeleri ile antik görünümde yöreye özgü ilginç bir mimari sentezdir 1964 yılında onarılmıştır

Kaleler ve Hisarlar

Mersin merkez

Hebilli kalesi

Mersin’in yaklaşık 18 km kuzeydoğusundaki Hebilli Köyündedir Ortaçağ dönemine tarihlenen kalenin uzunluğu 20 m genişliği 14 m dir Komutan Kalah Habellieh tarafından yaptırılmıştır Dışı kesme kalker taş kaplama, içi moloz taşlarla örülmüştür Yer yer ağaç hatıl izleri bulunmaktadır Tavanı tonozlu, köşeleri yuvarlak kuleli ve iki katlıdır Eteğinde sarnıç ve kilise kalıntısı vardır Köyün girişinde şapel olabilecek tonozlu küçük bir yapı kalıntısı da bulunmaktadır

Gözne Kalesi

Mersin’in yaklaşık 29 km kuzeyindeki Gözne beldesinden, 500 m’lik stabilize bir yolla ulaşılan kale, 1085 m yükseklikte sarp kayalıklar üzerinde yer alan iki yapıdan oluşmaktadır

Doğudaki yapı, üçü güneyde, biri doğuda olmak üzere dört burçlu ve dikdörtgen formludur Giriş, batıdaki tek kapıdandır Kapı eşiği toprak seviyesinden 1 m kadar yüksektedir Yapı sivri kemerli tonozla örtülü olup, içi üç kemerle dört kısma ayrılmıştır İkisi kuzey, üçü güney duvarlarda olmak üzere 5 ışık ve havalandırma deliği vardır

Batıdaki yapı üç pencereli, iki kapılı, altıgen formlu kule tiplidir Yapının üstünde güney, batı ve kuzey yanlarında olmak üzere 15 sundurma bulunmaktadır Tavan, yerden çatıyı saran bir kemerle ikiye bölünmüştür Kemerin batı tarafındaki tavan üç ayrı üçgen yüze sahiptir Doğu kısmı sivri uçlu tonoz tekniğinde yapılan kale, Ortaçağ dönemine tarihlenmektedir


Sinap Kalesi

Mersin’in yaklaşık 29 km kuzeyinde yer alan Gözne beldesinin 5 km kuzeyinde, Ayvagediği yaylasına girmeden sağa dönülen ve Çandır Kalesi’ne doğru giden yol güzergâhındadır Bu önemli yol Sinap’ı konaklama yeri haline getirmiştir Belki de bir garnizon olabilecek bu yerin Ortaçağ’daki adı bilinmemektedir

Kale, köşelerinde dört kulesi olan dikdörtgen planlıdır Topoğrafik yapıya göre çukurda kalan kalenin duvarları kısmen çökmüş ve içyapısı tamamen yok olmuştur

Dış duvarlarda bosajlı duvar örgü sistemi uygulanırken, duvar aralarındaki kırık moloz taşlar İse dolgu malzemesini oluşturmaktadır İç duvarlar İse düz kesme taştan yapılmıştır Kuleler kuzeydoğudaki hariç birbirinin aynıdır Üst kata çıkan merdiven basamağı izleri yer yer gözlenebilmektedir Giriş muhtemelen doğu duvarı içinde olmalıdır Kalenin ikinci katında altı adet gözetleme deliği bulunmaktadır

Çandır (Paperon) Kalesi

Ortaçağ Ermeni Kalesi olan Çandır, önemli bir coğrafi konumdadır( Paperon/Barbaron ) Mersin’in 40 km kuzeyinde, Çandır Köyü’ nün kuzeybatısında, oldukça yüksek yöreye hakim bir platonun tüm zirvesini kaplamaktadır İç Anadolu’ya ulaşan iki önemli yol bu kalenin tam kuzeyinde birleşmektedir Çandır’ın güneyindeki yol Sinap, Gözne ve Belenkeşlik Kaleleri tarafından korunmaktadır Köyün doğusunda Kızlar kalesine giden bir yol daha vardır Kalede her zamanki gibi su kaynağı olarak sarnıçlar kullanılmıştır

Burada yerleşim Ermeni göçmenlerden önce başlamıştır Ermeni Gezgin Alişhan’a göre Çandır Bizans kalesi olan Papirion veya Papurion’dur İmparator Zeno devrinde en parlak günlerini yaşamıştır Zeno tahtı terk ettikten sonra orada gömülmüştür Stilit Joshua’ya göre imparator Zeno, kaleyi arkadaşı Illius’a teslim etmiştir Illius burada acil durumlarda kullanılacak hazineler biriktirmiştir 479 yılında Veria’nın en küçük üvey oğlu Prens Marcinus kaleye sürgün edilmiş ve beş yıl sonra Illius geri getirilerek idam edilmiştir Gottwald’a göre Çandır’ın Papirion olması imkânsızdır Eski tarihçiler kaleyi Kilikia, Kapadokya ve Isauria arasında olarak tanımlarlar Oysa Papirion her zaman Kilikia bağlantılı olmamıştır

Çevresindeki uçurumlar savunmada önemli bir doğal set oluşturmaktadır Bu nedenledir ki kule inşa edilmemiştir Zirvenin ucundaki duvar İse heyelana karşı yapılmış olmalıdır Kaleye çıkışı sağlayan 63 basamaklı merdiven, güneye doğru 59 basamakla devam etmektedir Kale içinde kilise kalıntısı ve iki katlı yapı kompleksi bulunmaktadır Büyük odalar arasında kemerli geçiş kapıları, sağlam durumda olan diğer odalardaki süsleme unsurları ve boya izleri hala görülebilmektedir Üst kat odalarına küçük bir merdivenle çıkılmaktadır Kalenin güneydoğu kesiminde sivil halkın ikamet ettiği bazı yapı kalıntıları ve tahrip olmuş kilise kalıntısı vardır Bir adet lahit (sarkopaj) bulunmuştur

Kızlar Kalesi-Manastır

Çandır Kalesi’nin ve köyünün doğu-güneydoğusundadır Yer yer asfalt ve çoğunlukla stabilize bir yolla ulaşılmaktadır Çandır kalesi yolundan geri döndükten sonra Sinap kalesine sapan yola değil Ayvagediği yolunada sapmadan sola ayrılan stabilize yoldan dere kenarına indikten sonra tekrar sola dönerek ve dere takip edilerek ulaşılmaktadır Araba ile bir yere kadar varılabilen bu yere geri kalan yol yürüyerek, dere içine inilerek ve tırmanılarak çıkılmaktadır Bu nedenle ulaşımı zordur Yapılan incelemede halk arasında kale denilen bu yerin aslında bir manastır olduğu anlaşılmıştır Yüksek bir tepenin eteklerinde yer alan burunda kurulmuştur Mimari kalıntıların çok azı ayakta kalmıştır Ana kaya önüne çekilen set duvarından hiçbir iz kalmamıştır Ancak üzerinde 18 satırlık Ermenice yazıtın bulunduğu duvar hala sağlamdır

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Belenkeşlik Kalesi

Mersin’in yaklaşık 20 km kuzeyindeki Soğucak yaylasındadır Kale, iki katlı ve dikdörtgen planlıdır Dış duvarları kesme blok taşlarla örülen kale, üzerine yapıldığı kayalık arazi ile bütünleşmiştir Kapı açıklığı zeminden yukarıda olduğu için kaldırılabilir - yaklaştırılabilir, ahşap bir düzenek kullanıldığı tahmin edilmektedir Giriş üç bölümlü kenar pervazıyla donatılmıştır Üst katta gözetleme delikleri bulunmaktadır Alt katta enine iki kemerle desteklenmiş odanın kuzeybatı köşesinde büyük ve üstü açık bir kapı vardır Bu kapıdan ikinci kata çıkılmaktadır İkinci katın duvarlarındaki konsolumsu taş çıkıntılar, belki de ağaç hatıllardan yapılmış bir üçüncü katın olabileceğini göstermektedir Sağlam durumdaki kale, Orta Çağ dönemine tarihlenmektedir

Başnalar Kalesi

Mersin’in 15 km kuzeybatısındaki İnsu Köyü’nden stabilize bir yolla 300 m yakınına gidildikten sonra geri kalan yol yürüyerek, kaleye ulaşılmaktadır Kuzucubelen’in kuzeydoğusundadır Üç tarafı vadiyle çevrili olup, doğusu ormanlık ve dağlıktır Kesintisiz duvarlarıyla yedigen bir plana sahip olan kalenin üç kulesi bulunmaktadır Duvar örgü sisteminden Bizans döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır

Asar (HİSar) Kale

Kale, Gözne’den Arslanköye giden yol güzergâhında, Güzelyayla Yaylasına varmadan yolun solunda yer almaktadır

Kalenin dışı kalker kesme blok taşlarla örülmüştür Batı tarafındaki, vadinin yanında bugün çok az taşları kalan Arslanköy kalesi görülmektedir Buranın tarihi kaynaklarda rastlanan bir adı bulunmamaktadır

Dış yüzündeki taşların yüzeyi pürüzlü olarak işlenmiştir Kuzey kulesinin haricinde iç kısım duvar taşları düzgün yüzeylidir Kuzeybatıdaki kuzey kulesi parçalanmış duvarlarla bir kalıntı halindedir Kuzey kulesi aslında iki katlı bir binadır Üstteki kat çökmüş olmasına rağmen yapısı bellidir Kuzeyde, şimdiki yıkık olan, ince bir apsidal yapı mevcuttur Bu alan belki bir depo , belki bir kilisedir

Güneydeki kule odasının girişi yıkılmıştır Odanın iç duvarlarının yapısı düzgün kesme kalker kaplama taş arası moloz dolgudur Duvar, rengi ve deseni birbirinden farklı pek çok kalker taşla yapılmıştır Bu nedenle süslü ve çok değişik bir taş yapısı kullanılmıştır

Güney kulesinden başlayan duvar, kuzey kulesinde son bulmaktadır Çöküş nedeniyle mazgallar ve kuzey kulesinin tepesi zeminle birleşmiştir Doğunun sonunda küçük alandan su çıkmaktadır Kuzeybatıdaki köşede toprağın içinde borular vardır Bunlar yağmur suyunu toplamak veya başka bir yere kanalize etmek için yapılmıştır Kuzeybatı köşesindeki odaların girişi de çökmüştür

Kaleye ait bazı ufak depolar anayoldadır Planından ve taş işçiliğinden Ortaçağ dönemine ait bir yapı olduğu anlaşılmaktadır Burada dönemin kralı Het’um II ‘ye ait madeni paralar bulunmuştur

Gediği Kalesi Ve Manastır

Mersin’in yaklaşık 45 km kuzeyinde yer alan Yavca Köyü’nün 10 km güneyindedir Gediği Dağı’nın güney tarafındaki yol Akdeniz’e uzanmaktadır Kale, Hisar, Arslanköy, Fındıkpınar ve Evciler ile karşılıklı birbirlerini görmektedir Güneybatısına doğru üstü taraçalı, mağaraların bulunduğu ikinci bir tepe vardır Bu doğal kireştaşı oyuklarının herbiri duvarlarla örülmüştür Doğu zirvesinde yer alan bu kalıntıların, manastır kompleksi olduğu sanılmaktadır

2210 m yükseklikteki kaleye ulaşmak son derece zordur Tırmanış yolu olarak ancak kuzeyde bir geçit bulunmaktadır Buradaki duvar aslında yokuş aşağı uzanan, altlı üstlü kayalardan oluşan harici bir istihkam alanıdır Geçişleri kontrol etmek amacıyla yapılmış olmalıdır Duvar işçiliğinden 6 ve 7 yylara tarihlenmektedir Bu duvarda bulunan delik, zamanında kapı olarak kullanılmıştır Arazinin zorluğu bu duvarın zirvedeki kale ile ilişkisini anlamayı olanaksızlaştırmaktadır Burada bulunan patika yol mağaralarla ilişkilidir Bu patikanın sonu güneybatı yönünden, zirvenin kuzeydoğu ucuna doğru dönmektedir Kuzeydoğu ucunda bulunan noktalar geçit olabilecek özelliktedir

Çok yoğun bitki örtüsü nedeniyle kalıntılar çok zor görülebilmektedir Duvar taşlarının çoğu uçuruma yuvarlanmıştır Kalenin güneybatısındaki arazi eğimi yeterli korumayı sağladığından buradaki duvarlar savunma amaçlı kullanılmamış olmalıdır Bu yönde hiçbir sarnıç kalıntısıda bulunmamaktadır

Bu komplekse ulaşımın zor olmasından, elverişli bir yerleşim yeri olamamıştır Kalenin kompleks girişi, kuleleri ve diğer bölümleri olmadığı için istihkam gibi inşa edilmediği de açıktır Belkide manastıra ait bir sığınaktır Askeri bir değeri İse ancak gözetleme ve haberleşme yeri olarak vardır

Evciler Kalesi

Mersin’in 40 km kadar kuzeyinde yer alan Çandır kalesinin (Arslanköy’e giden yol güzergahında ) 20 km kadar batısındaki Evciler Köyü mevkiindedir Ortaçağ’daki adı ve tarihçesi bilinmeyen küçük bir garnizon kalesidir

Basit simetrik bir iç avlusu ve iç kulesi vardır İç kale tepenin doruğundadır ve iç avlunun duvarları güneye doğru alçalmaktadır Olasılıkla Bizans döneminde yapılmış olan iç avlunun güneybatı köşesinde yuvarlak bir kule bulunmaktadır

Fındıkpınar Kalesi

Mersin’in yaklaşık 50 km kuzeybatısındaki asfalt yol ile ulaşılan Fındıkpınar yaylasındadır Yaylanın bitişiğinde, duvarları ana kaya üzerine uydurularak yapılan kalede, aynı adı taşımaktadır

Taş ve tuğla ile örülmüş duvarlar, kayaların üzerinde yükselmektedir Doğu taraftaki dairevi yerin ortasındaki taştan yapılmış kule ve kuzeyde daha küçük olan yuvarlak burcu vardır Etrafı odalarla çevrili, doğu ve güney kulelerine benzemeyen kuzeydeki kulenin ortası, ana kaya görünümündedir Bu kulenin tam kuzeyinde ana kayadan oluşan düşey bir duvar vardır Bu belki de burada kontrolün yapıldığı avlunun giriş kapısıdır

Karmaşık planlı, yuvarlak kuleli bu garnizon kalesi, Ortaçağ Dönemine tarihlenmektedir

Kaleburnu Köyü Kalesi

Mersin’in yaklaşık 30 km batısında( Fındıkpınarı yolu üzerinde) bulunan Kaleburnu köyünün girişinde, yolun sağındaki yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur Eteklerinde yapılan yüzey araştırmasında Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait seramik parçalarına rastlanmıştır İç sur ve dış sur bulunmaktadır Surların ve burçların bir kısmı ayakta kalmıştır

Kuzucubelen Kalesi Ve Örenyeri

Mersin’in 34 km kuzeybatısında, Mersin-Fındıkpınarı karayolu üzerinde, 450 rakımlı bu küçük gözetleme kalesi, uçurum dibindeki yüksek platoya dayanmaktadır Köylüler tarafından Taş Kale olarak adlandırılmaktadır

Kale iki katlı ve dikdörtgen planlıdır Batıdaki bir gedik dışında duvarlar orijinal yüksekliklerine dayanmaktadır İki kemeri çökmüştür Ortaçağ mimarisinin tipik örneğidir İç tarafındaki blokların kenarları çok miktarda harç ve küçük kaya parçaları ile doldurulmuştur Kapı girişinde, kaldırılabilir ahşap bir seyyar merdiven kullanılmış olmalıdır Yüksek seviyedeki diğer açıklıklar doğu ve güney duvarlarındaki dar deliklerdir Gözetleme delikleri kapılara göre küçüktür Daha üst seviyedeki tek giriş kuzeybatıdadır

Bizans ve Roma dönemlerinde de iskan gördüğü anlaşılan kalede, kilise, sarnıç ve belki de manastır olabilecek yapı kalıntıları bulunmaktadır

Tarsus

Çavuşlu Köyü Gözetleme Kulesi

Tarsus-Pozantı karayolunun 25 Kmsinden sağa dönülerek 7 km stablize yoldan sonra Çavuşlu Köyü mevkiindeki gözetleme kulesine ulaşılır Vadiye hakim bir tepe üzerinde bulunan ve ortaçağda inşa edilen gözetleme kulesi dörtgen planlı, duvarları kesme taştan yapılmıştır İki katlı olan yapının orta kat ahşap kiriş yerleri görülmektedir

Gülek Kalesi

Tarsus İlçesine bağlı Gülek Beldesinin kuzeydoğusunda yüksek kayalık dağ üzerindedir Gülek Boğazına hakim olan kale, oldukça düzgün taşlardan özenle yapılmıştır Kalenin surları savunmaya zayıf noktalardan köşeli ve yuvarlak kulelerle takviye edilmiştir Kaleye giriş, kemerli abidevi bir kapıdandır Kale oldukça tahrip olmuş durumdadır

Kleopatra Kapısı (Deniz Kapısı)

Kleopatra Kapısı, Tarsus'un girişindedir Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için iskele kapısı ismini takmıştır Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 617 m, derinliği İse 618 m dir Tarsus'un 18 Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır Mısır'ın ünül kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir Bu nedenle Deniz Kapısına Kleopatra Kapısı da denir

Çamlıyayla

Lampron (Namrun) Kalesi

Orta Çağ dönemine tarihlenen kale ilçe merkezindedir Hitit ve Asur dönemlerinde Illibru olarak bilinmektedir Yüksek bir tepe üzerinde inşa edilen savunma kalesine, yıkılmış bir merdivenle çıkılmaktadır Kuzeyde kesme taşlardan yapılmış iki burcu sağlam olarak kalırken müştemilatının tümü yıkılmıştır

Sinap Kalesi

Namrun kalesi’nin 6 km kuzeydoğusunda, tahkim edilmiş küçük bir Ermeni kalesidir Tipik dikdörtgen planlı ve 4 kulelidir Bu özelliğiyle Çandır yakınındaki Sinap Kalesi’ne benzemektedir Namrun’a yakın olması, iki stratejik yolun kavşağında ki konumu, bu tahkim edilmiş kalenin güneydeki Het'umid Kalesi için bir garnizon (kontrol veya erken uyarı amaçlı) noktası olduğunu da göstermektedir Çandır yakınındaki Sinap’tan farklı olarak bu kale üç katlıdır Ancak muhtemelen çatısız olan 3 kata kadar hasarlıdır Bu yüzden incelenememektedir Kaleye en yakın su kaynağı 25 m kadar güneydoğusundaki bir kuyudur Kale hakkında tarihsel başvuru kaynağı yoktur Güney cephede yer alan giriş kapısı üzerinde boş bir yazıt yeri bulunmaktadır

Sinap adı bazı yayınlarda ve haritalarda Kalecik olarak geçmektedir

Erdemli

Korykos (Kara Kalesi)

Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60 kmsinde Kızkalesi beldesindedir Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, İslami devirlerde de iskân görmüştür Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4 yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır MÖ 1yüzyılda kendi adına sikke darp ettirmiştir Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar Korykos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir MÖ 4 yüzyılın sonunda Seleukhos Nikador Silifke kentini kurduğunda, Korykos'u yönetimi altına almıştır Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir 13 yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uğrak limanı durumuna gelmiştir Korykos 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçirilerek, yeniden imar edilmiştir Örenyerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayaktadır Adını, adadaki kaleden almaktadır Kare planlı kale, iç içe iki sıra surdan oluşmaktadır Etrafı hendekle çevrilmiştir Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi Bugünkü haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır

Kızkalesi (Deniz Kalesi)

Korykos sahil kalesinin 200 m açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye "Kızkalesi" denir Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi'nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur Kalenin dış çevre uzunluğu 192 mdir Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir Kızkalesi Efsanesi Korykos'ta yaşayan Krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yakarmaktadır Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin sevgisini kazanır Günlerden bir gün kente bir falcı gelir Kral onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister Falcı prensesin eline bakınca irkilir ama bir şey söylemez Kral zorlayınca "Kralım" der, Kızınızı bir yılan sokacak Bu yazgıyı hiçbir şey bozamayacak der ve siz dahi engel olamayacaksınız deyip oradan ayrılır Kral, kıza bir şey söylemez ama düşüncelere dalar Sonunda kıyıya yakın küçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar vererek kaleyi yaptırır ve kızını buraya kapatır Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir Günün birinde saraydan kaleye gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür

Tırtar (Akkale)

Akkale, Mersin-Silifke karayolu üzerinde Mersin'e 49 km uzaklıktadır Geç Roam döneminde kurulmuştur Denize hakim bir noktada bulunan Akkale'de 2-3 katlı bir ana yapı ve bunun doğusunda haç planlı, iki katlı küçük bir bina; güneyinde iki uzun dehliz halinde bir alt ana yapı; bir su sarnıcı, hamam yıkıntısı ve deniz kıyısında küçük bir sarnıç ve limanı bulunmaktadır Büyük bir zeytinyağı ihraç merkezi olan Akkale'de 15000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki sarnıç halen ayaktadır

Hisarkale

Erdemli’ye 14 km uzaklıktaki Kumkuyu Beldesi’ne bağlı antik bir yerleşim olan Hisarkale, Kanlıdivane’nin de batısındadır ve Kabaçam örenyeri ile arasında bulunan bir vadi ile ayrılmaktadır Sahile en yakın noktaya kurulmuştur Önemli bir stratejik noktada yer almaktadır Garnizon kalesidir Güney-Kuzey doğrultusundaki vadinin dördüncü kilometresinde yer almaktadır

Kale surlarla çok iyi tahkim edilmiştir Batıdaki sur, çok sarp ve çıkılması imkânsızdır Poligonal teknikte, çift sıra taş ile inşa edilmiştir Sur bedeninin iç kısmı payelerle desteklenmiştir Kuzey sınırdaki surun hemen arkası İse düzleştirilerek, yan yana küçük odacıklara ayrılmış, olasılıkla işlik ve barınak haline getirilmiştir

Hisarkale yerleşiminde, surun dışında kalan, poligonal teknikte inşa edilmiş birkaç odalı yapı ile mezarlarda bulunmaktadır Bir de çok odalı yapı vardır Sur duvarı üzerinde bulunan ve Hellenistik dönemde Olba bölgesinin sembollerinden biri olan Herakles labutu, bu yapının giriş kapısının lentosunda da bulunmaktadır

Sur duvarının kuzeydoğusunda 3 adet anıt mezar yer almaktadır Bu anıt mezarlardan bir tanesinin duvarları poligonal teknikle yapılmıştır Yine poligonal teknikle yapılmış sur duvarının güneyinde yer alan derin vadinin yamacındaki kaya mezarlarının bir tanesinin üzerinde kabartma kline sahnesi yer almaktadır

Veyselli Kale

Ayaş beldesinin 18 km kuzeyinde bulunan Veyselli Köyü’nde konik bir tepe üzerinde yer almaktadır Kalede Roma dönemine ait beş adet kaya kabartması bulunmaktadır Bu kabartmalar kubbemsi tepenin tamamını kaplamaktadır Erken Roma dönemine tarihlenen bir sarnıç, hayvan barınağı olarak kullanılmaktadır

Yeniyurt Kalesi Ve Örenyeri

Ayaş beldesinin 20 km kuzeyinde, Veyselli köyünün 2 km kuzeydoğusunda Yeniyurt köyündedir Eteklerinden Lamas deresi geçmektedir

Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde iskân görmüştür Üç yuvarlak kulesi olan kalenin eteklerinde asker kabartması bulunmaktadır Kale duvarlarında kullanılan teknik ve malzeme farklılığı değişik dönemlerde onarım gördüğüne işaret etmektedir Etrafındaki mimari kalıntıların da çok azı ayakta kalmıştır Örenyeri içerisinde nekropol alanı, bazilikal planlı kilise, lahit mezarlar ve evler yer almaktadır Kalenin eteklerinde bir de anıt mezar dikkat çekmektedir

Alıntı Yaparak Cevapla

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler

Eski 08-11-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersinde Bulunan Tarihi Yerler



Silifke

Silifke Kalesi

Temel tespitlerine göre Helenistik veya erken Roma dönemine ait olduğu anlaşılan kale, geçirdiği onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Ortaçağ kalesi görünümündedir

Silifke’ye hâkim, 185 m yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış olan, etrafı kuru hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler, su sarnıçları, depolar ve diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, XVII yyda Silifke Kalesi’nin 23 burcu olduğunu, içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar Ancak, burçların bir kısmı ve kale içi tamamen yıkık durumda olduğundan tam tespiti yapmak mümkün değildir Halen görülebilen 10 adet burç mevcuttur

Meydan Kalesi (Sivri Kale)

Silifke’nin 12 km kuzeyindeki İmamlı Köyü’nün kuzeydoğusundadır Silifke -Uzuncaburç yolunun 600 m Kuzey doğusunda ki Kale kalıntıları içerisinde burç ve gözetleme kuleleri, sarnıçlar, mezarlar, kilise ve doğusundaki dereye inen bir adet merdiven bulunmaktadır Geç Roma ve Erken Bizans dönemine tarihlenmektedir

Hançerkale

Silifke’nin 16 km kuzey doğusundadır Poligonal taşlarla inşa edilmiş bir gözetleme kulesi bulunmaktadır Güneye bakan giriş kapısının üzerinde Dioskur miğferi, kalkan, kılıç ve Herakles’in labutu kabartmaları vardır

Gökburç

Hançerkale’nin hemen doğusundadır Silifke’ye uzaklığı 17 kmdir Bizans dönemine ait 6 yyda inşa edilmiş gözetleme kulesi bulunmaktadır Doğu duvarı yıkılmıştır Gökburç’u çevreleyen bahçe içerisinde 3 adet daha kule kalıntısı ile bir adet sarnıç ve duvar izleri yer almaktadır

Liman Kalesi

Taşucu - Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz kıyısındadır Taşucu’na 7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV yyda inşa edilmiştir Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden biridir

Tokmar Kalesi (Castellum Novum)

Taşucu - Antalya karayolunun 22 Kilometresinde kuzeye ayrılan 5 kmlik asfalt bir yolla ulaşılan Tokmar Kalesi, denize hakim bir tepe üzerine inşa edilmiştir Güneyi yalçın bir kaya ile çevrili kalenin kuzeyinde savunma burçları vardır XII Yyda yapıldığı tahmin edilmektedir

Mut

Mut Kalesi

Şehrin içindeki kalenin inşa tarihi bilinmemektedir Bugünkü hali Karamanoğulları devri karakterini gösterir Dikdörtgen şeklindeki kalenin dört burcu ve içinde iç kale diye adlandırılan bir kulesi vardır

Mavga Kalesi

Kozlar Yaylası yakınında Mut' tan 16 km uzaklıkta olup, sağlam kalan bir burcundaki kitabeye göre Alaattin Keykubat'ın emri üzerine 1230 yıllarında yapılmıştır Sarp ve dik kayalar üzerine yapıldığından görünüşü ürperti vermektedir Yüksekliği 150 mdir Kale içindeki odalar, ağırlar, yemeklikler, sulama tekneleri ve içi Horasan harcı ile sıvanmış su sarnıçları kayalara oyularak oluşturulmuş olup büyük emek harcanmıştır

Gülnar

Kırshu (Meydancık Kalesi)

İlçe merkezinin 12 km güneyinde, Emirhacı Köyü sınırları içerisindedir Kale 750 m uzunluğunda oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır MÖ 7 ve 6 yylarda Kral kenti, MÖ 4 yylarda Pers döneminde askeri ve idari bir rol, 2yyda da Mısır Krallarına Garnizon kenti olmuştur Geç Roma ve Bizans dönemi izlerine de rastlanmaktadır Özellikle MÖ 557/556 yılında Pirundu kralı Appuaşu’ya karşı bir sefer düzenleyen Babil kralı Nergilissar’ın bu seferiyle ilgili metinlerde, kralın ordularının, Appuaşu’nun “ atalarının başkenti” olan ve bugünkü Meydancıkkale olarak gösterilen Kirşu’ya kadar geldiği, buradan önce denize indiği, daha sonra, bu metinlerdeki adıyla Sallune’ye, yani Selinus’a (bu günkü Gazipaşa) kadar ulaştığı anlatılmaktadır

Kalede anıtsal giriş, doğu mezarı, Pers (yürüyüş halinde gösterilen beş insan figürü) kabartmaları ve ne tasvir edildiği anlaşılamayan bir başka kabartma ve hazine binası görülebilmektedir Burada Hitit kralı Muwattalli’nin mührü ele geçmiştir 1980 yılında bilimsel kazılarından çıkmış 5215 adet gümüş sikke de Silifke Müzesi’nde sergilenmektedir

Bozyazı

Softa Kalesi

İlçenin 10 km doğusunda Mersin yolu üzerinde "Fidik" denilen tepe üzerinde kurulmuştur Eski çağlardan beri korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü orta çağda almış olup, Bizans döneminde onarım görmüş ve sonra Türkler tarafından kullanılmıştır Surların içinde birkaç su sarnıcı ile orta çağa ait hamam kalıntıları bulunmaktadır

Surları yer yer iyi korunmuş durumda olup, oval planlıdır Batı surlarının ortasında yer alan giriş kapısının, ara mekânla savunma gücü arttırılmıştır Dış kale ve iç kale surlarından oluşan ve çok geniş bir alana yayılmış olan kalenin güney yamaçlarında yer alan yapı grupları, eski bir liman kenti olan ‘Arsinoe’ye kadar uzanmaktadır

Kalenin güney yamacında örneklerini Anemurium Antik Kentinde gördüğümüz örneklere benzer iki katlı mezar vardır Yapının üst örtüsü tonozlu olup, yıkılmıştır Kale girişinin sonunda bulunan ve duvarları halen ayakta olan yapının cami, bir rampa ile ulaşılan mekânın İse saray olduğu tahmin edilmektedir Sur duvarlarına yakın inşa edilmiş küçük ölçekte Geç Roma Dönemine ait hamam yer almaktadır Bu yapılar dışında Roma ve Bizans Dönemlerinde kullanılmış olan içleri sıvalı çok sayıda sarnıç yer almaktadır Son olarak Karamanoğulları döneminde iskân edilmiştir Anamur Kalesinin fethi sırasında anlatılan menkıbeden bu kalenin Selçuklu Ertokuş Bey tarafından imar ve zapt edildiği kaydedilmektedir

Yelbiz Kalesi

Bozyazı’nın yaklaşık 10 km kuzeydoğusundaki Tekedüz Köyündeki Derebaşı İlkokulunun önünden kuzeybatıya doğru 15 saatlik bir yürüyüşle çıkılabilen tepe üzerindedir

Büyük bir avlusu, iki geniş holü ve bazilika kısmının çoğu ayakta kalmış olan bu yapı bir manastırı andırmaktadır Giriş kapıları ve pencereleri yuvarlak kemer sistemi ile inşa edilmiştir İç duvarlarında aynı hizada yer alan kare formundaki delikler, üst örtünün ahşap çatı olduğu izlenimini vermektedir

Yapı grubunun doğusunda yer alan apsisi belirgin bazilika yapısının orta zemininde geometrik düzenleme içinde mozaik izleri mevcuttur Batıdaki büyük avlunun girişinin iki yanında yaklaşık 6-7 m yükseklikte kısmen ayakta kalmış karşılıklı iki kule mevcuttur Avlu duvarları önemli ölçüde tahrip olmuştur Yapının ön kısmında dışarıdan içeriye doğru derin bir kanalı olan ve merdivenle inilen bir sarnıç bulunmaktadır Doğuda yine sarnıç olduğunu sandığımız ikinci bir yapı yer almaktadır Manastırın batı yönünde küçük apsisli şapel binası, şapelin yine batısında dikdörtgen planlı apsisli ikinci bir şapel binası görülmektedir

Aydıncık

Susanlık Kalesi

İlçe merkezine 2 km kala sola dönüldükten sonra, Denizciler Mahallesi’nin 500 m kuzeyinde yer almaktadır Antik kentte ilk bakışta Geç Roma Devri özellikleri gösteren yapı grupları göze çarpmaktadır Batıda en yüksek noktada gözetleme kulesi, yay şeklinde tepeyi çeviren kale surları ile önemli bir yapıya ait olması muhtemel mimari parçalar ve tonoz örtülü sarnıç yer almaktadır Doğu yönünde üst örtüsünü tamamen yitirmiş şapel binası bulunmaktadır Kuzeyde birbirine bitişik fonksiyonu çözülmeyen iki yapı vardır Tam ortada taşa oyulmuş libasyon oyukları ve taş merdivenler görülmektedir Çevrede yapılan yüzey araştırmalarına göre devetüyü renginde boyamasız kalın ve ince cidarlı çizgi bezekli ya da kabartmalı kaba seramik örnekleri ile ince cidarlı cam eşya örnekleri ele geçmiştir Örenyeri Geç Hitit, Geç Roma ve Bizans dönemlerinde iskân görmüştür

Anamur

Mamure Kalesi

Akdeniz kıyı şeridinde, zamanımıza az çok sağlam ulaşabilmiş Türk kalelerinden birİSidir Anamur’un 6 km doğusunda, Bozdoğan Köyü sınırları içerisindedir Yüksek kayalıklar ve düzlükler üzerine kurulmuş olan Mamure Kalesi birçok Anadolu kaleleri gibi antik temeller üzerine inşa edilmiştir Büyük kesme taşlardan yapılmış olan antik temellerin, hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı tam tespit edilememiştir

Kale üç bölümden oluşmaktadır Yüksek duvarlarla ayrılmış doğudaki iç avlu, batıdaki dış kale ve bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilmiş iç kaleden oluşmaktadır 39 kulesi, su sarnıçları ve camisi, dışında hamamı bulunan kalenin etrafı 10 m genişliğinde savunma amaçlı hendekle çevrilidir

Kale ve çevresinde 3 ve 4 yyda fazla önemi olmayan Roma yerleşimi olduğu tahmin edilmektedir Kale dışında ve kuzeyinde hamam kalıntısı vardır1988 yılında, Anamur Müzesi Müdürlüğünce, yapılan kurtarma kazıları sonucunda; moloz taştan, Horasan harçlı olarak inşa edilmiş, tabanı mozaik döşeli, hamam ve konut olduğu sanılan mekânlar ortaya çıkartılmıştır Hamamı’nın giriş bölümü yıkılmış, ılıklık ve sıcaklık bölümleri oldukça sağlam durumda zamanımıza gelmiştir Hamam ve çevresinde yer alan bazı temel izleri burasının Mamure Kalesi ile bütünlük oluşturan bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir Bu kalıntıların ‘ Rigmonai’ antik kentine ait olduğu sanılmaktadır

Şikari tarihine göre, Anamur ve Taşeli’nin Hıristiyanlar tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirmiş, kiliseleri yıkıp yerine cami yapmış ve kaleyi mamur edip, adını Mamuriye koymuştur Kalenin daha sonra 16yy ortalarında ve 18 yy sonlarında yeniden onarım gördüğü ve yeni eklentiler yapıldığına dair belgeler bulunmaktadır Son olarak 1960’lı yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarım yapılmıştır

İşçiliği ve yapım tekniği Alanya Kalesi’ni hatırlatmaktadır Mazgal delikleri ve siperleriyle dantel gibi işlenmiştir Duvarlarının alt kısımları geniş, üst kısımları yukarı doğru daralmaktadır Duvarlar ve burçlar yapılırken, çeşitli taşlar ve horasan harcı kullanılmıştır Giriş kapıları ve bazı pencerelerin kemerleri ile duvar köşelerinde kesme taş kullanılmıştır Daha geç devirlerde yapılan onarım ve eklentilerde tuğla kullanılmıştır

Çift katlı olan kale duvarları içinde birbirleri ile bağlantılı olan galeriler bulunmaktadır Bu galeriler birbirleri ile irtibatlıdır Üst kattaki burçlara ve seyirdim yerlerine merdivenlerle de ulaşılmaktadır Burçlara ayrıca dış merdivenlerle ulaşım sağlanmaktadır Kalenin güneyde sahil kenarındaki baş kale olarak adlandırdığımız kalın ve yüksek gözetleme kulesinden başlayarak, dairesel ve dört köşe formlarında baş kale ve köşe burcunun yanında üstü tamamen yıkılmış olan fener kulesi bulunmaktadır

Dış kalede, merkezi planlı, tek kubbeli bir cami ve çeşmesi, depolar, sarnıçlar ve askerlerin İSkân yerleri olması muhtemel yapılar bulunmaktadır Bazı yayınlarda kale içinde Hüseyin Gazi’ye ait türbeden söz edilmektedir

Bugün kullanılan giriş yeri, kalenin esas giriş yeri değildir Asıl giriş kapısı iç avlunun kuzeyinde, dört köşe planlı, iki kule arasında kalan yerdir Üzerinde altı satır kitabesi bulunmaktadır Kitabede özetle ‘Karamanoğlu Alaaddinoğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim inşa etti Mamure beldesi ve kalesi savaş için yardım edilen köşedir Korunan yerleşim yeri Allah yolunda hediye olarak cihat için onun yardımı ile tamam oldu Allah’ın nimetlerinden verdiği uyanıklık ve doğru yolu gösterdiğinden şükürler olsun Bu tarih Mükerrem Şevval ayında 854 yılında yazıldı’ yazılıdır Giriş kapısını dışarıya bağlayan ve hendekten kaleye girişi sağlayan köprü bugün mevcut değildir

Kalenin su ihtiyacı ana giriş kapısının kuzey doğusundaki burcun olduğu yerde yer alan ve hendek üzerinde iki sivri kemerle geçişi sağlayan suyolu ile sağlanmaktadır Kalenin kuşatılması halinde su ihtiyacı kalenin değişik kesimlerinde bulunan sarnıçlardan da temin edilmiştir

İçinde yer alan ve 16yy Osmanlı mimarisinin klasik öğelerini taşıyan caminin ilk yapılışı Karamanoğulları dönemine aittir

Çoban Kalesi

Anamur’un 14 km güneybatısındaki Çamlıpınar Köyü’nün ormanlık arazisinin içinden geçen stabilize bir yol izleyerek Çoban Kalesi kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılmaktadır

Yapıya kuzeyde yer alan 170 m genişliğindeki taş kapıdan girilmektedir Yapının tam ortasında bulunan geniş avlunun çevresi, işlevleri değişik çok sayıda oda ile çevrilmiştir Orta salona açılan kapı ve pencereler ile gotik bir etki yaratılmıştır Üst kısımlar sağır kemerlerle zenginleştirilmiştir Orta salonun üst örtüsü tamamen yıkılmıştır Üst katlara ulaşım büyük bir olasılıkla ahşap merdivenlerle sağlanıyor olmalıdır

Bir Osmanlı Derebeyine ait olması gereken yapı 16 veya 17 yylara tarihlendirilmektedir

Boncuklu Kale

Anamur-Ermenek karayolunun 3 kmsi üzerinde bulunan Çeltikçi Köyü’nün içinden geçtikten sonra, 2 kmlik patika bir yol izleyerek deniz seviyesinden 400 m yükseklikteki ‘Boncuklu Kale ‘ kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılmaktadır

Boncuklu Kale’nin bulunduğu tepenin yamacında 200–300 haneli antik köy yerleşmesinin izlerine rastlanmaktadır Yerleşim meyilli arazi üzerine kurulmuştur Tepenin en üst noktasına savunma amaçlı olarak oval biçimli sur duvarları inşa edilmiştir Kalenin ortasındaki sarnıç tonozlu ve kalın duvarlıdır Kale surlarının üst seğirdimlerinin altları tonozlu ve eyvanlı olarak düzenlenmiştir Sur içleri eyvan formundadır Kalenin içerisinde bulunan şapel binası doğuda yer almaktadır Boncuklu Kalenin doğusunda konutlar ve nekropol alanı yer almaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.