Keloğlan Denizler Padişahına Karşı

Eski 07-25-2012   #1
Mountain
icon111

Keloğlan Denizler Padişahına Karşı




Bir Keloğlan varmış Bu Keloğlan'ın saçı yokmuş ama aklı çokmuş Herkesle fikir yarıştırmayı sever, bunu bir oyun haline getirirmiş Kendi köyü Alaca, komşu köyler Bulaca, Kulaca ve Suluca'da yapılan düğünlere davet edilir ve akıl-fikir yarışmalarında ilk sırayı kimselere bırakmazmış Mümkün mü Keloğlan'la akıl-fikir yarıştırmak? Keloğlan sorusunu sordu muydu yarışmacılar dilsiz kesilirmiş

Bulutlar yere inse, yer göğe çıksa, insanlar hangi katta bulunurlar?
Yanan bir ateşin dumanı görünmese bunu kim anlar?
Eller ayaklarla yer değiştirse yürümek nasıl olurdu?

Asıl adı İbrahim olan Keloğlan, zekâsının çokluğuyla her zaman öğünen denizler padişahı ile akıl-fikir yarıştırmak için, yola çıkmış Keloğlan yolda iki adama rastlamış Adamlar, hararetli bir şekilde tartışmaktaymış Keloğlan bir süre adamların tartışmasını izledikten sonra, araya girmiş:

“ Durun ağalar, etmeyin, eylemeyin Şu koca dünyada, bu dağ başında neyi paylaşamazsınız? “

Keloğlan’ın araya girmesiyle adamlar sakinleşmiş Adamlardan biri, Keloğlan’a sormuş:

“ Arkadaş, nerelisin, adın ne? “

Keloğlan:

“ Şu dağın ardında kalan Alaca köyündenim Herkes, bana Keloğlan der Söyleyin bakalım ağalar, nereden gelir, nereye gidersiniz? Adınız nedir, bir öğrenelim

Adamlardan biri:

“ Keloğlan adını duymuşluğum vardı Benim adım Hacivat, kardeşliğimin adı Karagöz’dür

“ Vay, Hacivat ve Karagöz! Ben de sizin adınızı duymuştum Nükteli konuşmalarınızla etrafınızdakileri güldürürmüşsünüz “ diyen Keloğlan, iki ayrılmaz dostla kucaklaşmış

Daha sonra Karagöz sormuş:

“ Keloğlan, sen köyünden çok uzaktasın Nereye böyle? “

Bunun üzerine Keloğlan, olanı-biteni anlatmış ve sonunda, denizler padişahı ile akıl-fikir yarıştırmak için yola çıktığını söylemiş
Keloğlan sözlerini tamamladıktan sonra Hacivat karşısına dikilmiş:

“ Be Keloğlan, sende hiç akıl yok mudur? Denizler padişahını ben de bilirim Akıl-fikir yarışında beni yeneni altına boğarım der ama kimseye beni yendin, al bir çuval altını demedi, kimseyi altına boğmadı O’nun boğdurması başka türlü Cellâtlarının eline düşenin vay haline

Karagöz’ün de kızgınlıkta Hacivat’tan aşağı kalır yanı yokmuş:

“ Bre kellerin padişahı Biz Hacivat’la ikimiz senin emrindeyiz Yeter ki, o kötü fikrinden vazgeç Bak yirminde varsın, yoksun Hayatının baharındasın Gel gitme

Karagöz ile Hacivat uzun süre dil dökmüşler fakat Keloğlan’ı vazgeçirmek ne mümkün? Rüzgâr diyormuş da fırtına demiyormuş Hayalin gerçeğe, masalın efsaneye karıştığı bir anlık zaman diliminde aniden Hacivat’ın yüz hatları gerilmiş, kaşları çatılmış ve konuşmaya başlamış:

“ Bak Keloğlan, hiç kimse kazanma ihtimalinin sıfır olduğu bir şans oyununa parasını, bir ölüm oyununa hayatını koymaz Karagöz’le beni az buçuk tanıdın Yalan nedir bilmeyiz, doğruluktan şaşmayız, sırrını sırrımız bilir, kimselere açmayız Hayatını ortaya koyduğuna göre, bu Denizler Padişahı senin tanıdık veya akrabana mı bir zarar verdi? “

Hacivat’ın kararlı konuşması üzerine, çocukluğundan beri beynini kemiren sırrı, Keloğlan gözyaşları içinde anlatmaya başlamış:

“ Anam anlattıydı Babamın adı Mehmet’miş Köylüymüş ama çok zekiymiş Ben küçük bir çocukken, babamın çok zeki olduğunu duyan denizler padişahı babamı sarayına akıl–fikir yarıştırmak için, davet etmiş Gidiş o gidiş Babamın kendinden daha akıllı olduğunu gören zalim, babamı boğdurtmuş Ben şimdi gidip de, o zalimden babamın intikamını almaz mıyım? Bir de şöyle bir durum var Dikkat ettim, halk arasındaki konuşmalarda padişah, kral, imparator, şah, sultan diyorlar, o kadar zalimler var ki aralarında Zindanlar haksız yere işkence gören, karanlık ve nemli taş odalarda ömür törpüleyen insanlarla dolu Olur mu böyle şey? Padişahın biri, ordusunu toplayıp, kendi halinde yaşayan, iyi insanlarla dolu bir ülkeye saldırıyor, yüzlerce, binlerce insanın ölümüne sebep oluyor Sonra ne oluyor? Ülkesine yeni topraklar kattı, topraklarını genişletti, fethetti, aldı Böyleleri büyük padişah, büyük kral namıyla anılıyor Kızıl saçlı, kızıl sakallı bir korsan olan denizler padişahı da gelecekte büyük padişah olarak anılacaksa yazıklar olsun

Bunun üzerine Hacivat: “ Dediğin doğru, Keloğlan Benim de dikkatimi çeker bu durum Şu el yazması kitaplar Yüzyıllar öncesinden kalanlar var Tarih kitaplarında hep savaşlar var Tarih, savaş demek olmamalı Tarih kitaplarından savaşı çıkarın, geriye Karagöz ile Hacivat kalır Öyle değil mi Karagöz’üm? “

Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bir savaşı sevmeyiz İnsanlar neden bizi tarih kitaplarına yazsınlar

Onların aralarındaki bu konuşma su gibi akıp gitmiş Daha neler konuşmuşlar, neler Özellikle babasından bahsederken, Keloğlan’ın, yıllardır için için yanan bir volkanken aniden patlaması, yüzyıllardır süregelen bir yanlışı doğruluyor nitelikte miymiş? Düşüncede bütünlük sağlamak, aralarında fikir birlikteliği kurmalarına neden olacak, Keloğlan’ın yanına Karagöz ile Hacivat’ı katacak, yakındaki bir çiftlik sahibi onlara üç at satacak, fazla eğlenmeden yola çıkılacak, aradan günler, haftalar geçecek, denizler padişahının ülkesine giriş yapılacak, deniz kenarında, sarp kayalıklar üstündeki zalimin sarayına varılacak ve hoş geldin, beş gittin huzura çıkılacakmış

Artık Keloğlan, denizler padişahının huzurunda, Karagöz ile Hacivat salonun bir köşesinde seyirciler arasındaymış Biraz sonra denizler padişahının davudi sesi salonda yankılanmaya başlamış:

“ Benimle akıl–fikir yarıştırmak için, gelen sen misin? Adın Keloğlan’mış Saçı yok olanın aklı da yok derlerdi de inanmazdım Aklın olsa, şu kadarcık halinle, benim gibi heybetli bir padişahın karşısına çıkar mıydın? “

Bu soruya Keloğlan şu cevabı vermiş: “ Padişahım, saçım yoktur ama aklım çoktur Şu kadarcık değil de, bu kadarcık olsaydım, bu salona sığmaz, dışarı taşardım

Denizler padişahı, Keloğlan’dan böyle bir cevap beklemediği için, sağına, soluna bakınmış Salondaki bütün başlar öne eğilmiş Keloğlan ise, dimdik karşısında duruyormuş Başı dik, alnı açıkmış Cesurmuş Sorulacak her soruya karşılık verebilecek gibi görünüyormuş Denizler padişahı kaşlarını çatıp, Keloğlan’a doğru sert bir bakış fırlatmış Keloğlan oralı olmamış

Bunun üzerine denizler padişahı ayağa fırlarken, bağırmış: “ Rezil herif, hemen diz çök karşımda

“ Padişahım, olur mu? Bu bir yarışma Benim işime karışma Şartlar eşit olacak ki, tadı çıksın; Keloğlan’ın kel başında saç çıksın Hem sen şimdi padişahlığı boş ver, bir soru sorayım da bana akıl ver Bu elimde yok, bu elimde de yok Ellerimde yok olan şeyin adı nedir? “

“ Bre densiz, bu ne biçim sorudur? Cellâtlar, alın bunu başımdan, koparın gövdesini başından

İki cellât gelmiş ve Keloğlan’ı kaptıkları gibi sarayın yer altı katlarında bulunan zindana götürmüşler
Gece yarısı Karagöz ile Hacivat zindana inmiş ve Hacivat uzaktan akrabası zindancıbaşıyla görüşmüş Keloğlan'ı salıvermesini, bu durumun kimse tarafından bilinmeyeceğini söylemiş Hacivat'ın ricası ve verdiği on altın üzerine zindancıbaşı, Keloğlan ile Karagöz ve Hacivat'ı gizli bir geçitten saray dışına çıkarmış

Zindancıbaşı: " Bak Keloğlan, yirmi yıldır bu zindandayım Padişahıma isyan eden, karşı çıkan, düşman olan, boyun eğmeyen yüzlerce insanın hayatına son verdim Şimdiye kadar bir kişi bile, bu zindandan sağ kurtulamadı Hacivat'ın hatırına seni bırakıyorum Eğer ki, bir daha bu zindana gelirsen, vay haline! Bir Hacivat değil, bin Hacivat gelse seni kurtaramaz, dedikten sonra, Keloğlan'ın ensesine öyle sert bir tokat vurmuş ki, onu toza, toprağa bulamış

Zindancıbaşı gittikten sonra, Karagöz ile Hacivat, Keloğlan'ı kucakladıkları gibi oradan kaçırmışlar Keloğlan günlerce ölümle cebelleşmiş Gitmiş, gitmiş, gelmiş Sonradan Keloğlan biraz kendine gelince sormuş: " Ne oldu? Neredeyim ben? "

Bunun üzerine Hacivat: " Dağda, bayırdayız, Keloğlan Tam altı gündür kendini bilmeden yattın Terledin, durdun Zindancıbaşı gitmene izin verdi "

Keloğlan: " Of, ensem! Ne biçim zindancıbaşıymış o Enseme öyle bir tokat vurdu ki, tarifi imkânsız Sanki öldürmek için vurdu "

Hacivat: " Tabi öldürmek için vurdu Seni bıraktığını denizler padişahı bir duyarsa, zindancıbaşını en yüksek direğe astırır Artık akıllan Keloğlan, babanın intikamını aldın Bunu böyle kabul et Denizler padişahının ülkesini terk et Var git köyüne, evine Kur düzenini rahat et "

Daha sonra kendine gelen ve iyileşen Keloğlan'ı, Alaca Köyü'nün yakınlarına kadar getirmişler Keloğlan'dan bir daha denizler padişahıyla uğraşmayacağı sözünü alan Karagöz ile Hacivat, Bursa'ya dönmüş




Keloğlan köyünde birkaç ay kalmış Yemiş, içmiş, gezmiş Aklında hep denizler padişahı varmış Onun hayali gözlerinin önünden gitmiyormuş Bu duruma daha fazla dayanamayacağını düşünen Keloğlan, anasıyla vedalaşıp, yola çıkmış Atını dörtnala sürerek günler sonra denizler padişahının ülkesine ulaşmış Bir han odası kiralayıp, orada yatıp, kalkmaya başlamış Bir sabah Keloğlan, tellalın sesine uyanmış

Tellal: “ Padişahımız dünya güzeli kızı Ay Sultan’ı evlendirecek Ay Sultan’la evlenecek olan cengâverin okla hedefi 12’den vurması gerekiyor Hedefi 12’den vuramayanın boynu vurulacak Duyduk, duymadık demeyin

“ Hah, diye düşünmüş, Keloğlan Nihayet denizler padişahıyla karşılaşmak için bir fırsat doğdu Böyle bir fırsat bir daha elime geçmeyebilir O zaman bu fırsatı çok iyi değerlendirmeli ve denizler padişahından intikamımı almalıyım Önce iyi bir yayla, bolca ok alıp, şehir dışında, açık bir alanda, çalışmaya başlamalıyım Yüz adımdan yumruk kadar bir hedefi her atışta vurabilecek duruma gelmeliyim Yarışmayı kazanıp, Ay Sultan’la evlenirsem, işim kolaylaşacak Bekle denizler padişahı yakında geliyorum

Keloğlan bir haftalık ok taliminden sonra istediği seviyeye gelmiş ve yarışma günü denizler padişahının sarayına gitmiş Sarayın bahçesinde ok atışları başlamış İlk iki yarışmacı hedefi 12’den vuramayınca boynu vurulmuş Üçüncü yarışmacı ise, hedefi 12’den vurmasına karşın, askerlerce yakalanarak boynu vurulmuş Bunun üzerine geride kalan yarışmacılar, kaçmaya çalıştılarsa da, yakalanarak zorla atış yapmışlar Hedefi 12’den vursun vurmasın, yarışmacıların birer birer boynu vurulmuş

Nihayet on ikinci sırada bulunan Keloğlan’a sıra gelmiş Yarışmacıları adını söyleyerek öne çıkaran asker, şimdi sıra Seloğlan’da diye bağırmış Keloğlan şapkasını çıkarıp selam verince, denizler padişahı ayağa kalkmış:

“ Dur bakalım, sen Keloğlan değil misin? Birkaç ay önce akıl-fikir yarıştırmak için, karşıma çıkmıştın Zindanda senin kel başını, değersiz gövdenden ayırmadılar mı? “

Keloğlan: “ Hayır, padişahım! Benim adım Seloğlan Keloğlan, benim üçüzümdür Bir kardeşimiz daha var Adı Yeloğlan Adımızı babam koymuş

“ Keloğlan, sivri zekâlı olduğu için, baban adını Keloğlan koymuştur Kardeşinin adını neden Yeloğlan koymuş? “

“ Yeloğlan, yel gibidir Çok hızlı koşar Son günlerde atlarla yarışacak duruma gelmişti

“ Peki, senin adını neden Seloğlan koymuş? “

“ Şey, padişahım! Ben de sel gibi olduğum ve önümde engel tanımadığım, önüme çıkan en büyük sorunların üstesinden geldiğim için, babam bana bu adı koymuş

“ En büyük sorunlar ha, işte sana büyük bir sorun Kurtar bakalım kalın boynunu kesilmekten Haydi, bir an önce atışını yap

Keloğlan hedefe doğru dönmüş Elindeki oku takıp, yayı germiş Hedefi 12’den değil, 15’den vursa bile, boynunu vurulmaktan kurtaramayacağını biliyormuş

“ Nereden nereye, diye düşünmüş Sözde yarışmayı kazanıp, Ay Sultan’la evlenecek ve denizler padişahını alaşağı edip, tahtı ele geçirecektim

Keloğlan aniden düşünmeyi bırakıp, hızla geriye dönmüş ve nişan alıp, oku fırlatmış Ok, denizler padişahının göğsünün sol tarafına saplanmış Keloğlan, Yeloğlan olup, yel gibi sarayın bahçesinden dışarı kaçmış Peşinden koşan askerler, Keloğlan’ı ormanda boş yere aramışlar Gizlendiği ağaç kovuğunda askerlerin konuşmalarını dinleyen Keloğlan, denizler padişahının kalbinin sağda olduğunu öğrenmiş Askerler, denizler padişahının daha önceki suikastlar gibi, bunu da atlatacağına inanıyorlarmış çünkü denizler padişahı kalbinden vurulmadıkça ölmezmiş

Bunları duyan Keloğlan için için gülmüş “ Askerler, hedefi 12’ den vuran ilk yarışmacının boynu vurulunca, o kargaşalıkta, benim okun ucuna birazcık zehir sürdüğümü nereden bilecekler? Zehir kana karışınca nasılsa denizler padişahının kalbinden geçecek Bu zehir kalbi durdurur, onu öldürür Gitti, gider

Keloğlan ormanda günlerce yol yürümüş ve saraydan iyice uzaklaşmış Daha sonra at satın aldığı bir köylüden denizler padişahının öldüğünü öğrenmiş Babasının intikamını almış olmanın gönül rahatlığı içinde atına binerek ülkesine doğru yola çıkmış

Keloğlan köyüne gelince olanları anasına anlatmış

Anası: Boyu devrilesi denizler padişahı, gencecik babanı bir hiç uğruna öldürdüydü Alacağı vardı, onu da aldı Belasını buldu Aslan oğlum, benim! Dur sana çok sevdiğin tarhana çorbası pişireyim

Anasının pişirdiği çorbayı içen Keloğlan daha sonra babasının mezarını ziyaret etmiş Keloğlan, babasına şunları söylemiş:

“ Buba, ben geldim Ben senin oğlun Keloğlan’ım Seni boğduran denizler padişahını ben zehirli okla vurdum Denizler padişahı yok artık, o öldü Böylece intikamını almış oldum Mezarında rahat uyu


SON

Yazan: Serdar Yıldırım

________________________________________

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.