Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Sinsi Eğlence > Bir Tutam Hikaye > Arkadaşlık Hikayeleri

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
dostluk, hikayeleri

Cevap : Dostluk Hikayeleri

Eski 06-25-2009   #16
TiFus
Varsayılan

Cevap : Dostluk Hikayeleri



Dostluk ipi

genç adam iyi bir terziymiş bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmışÇok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş artık ne bir işi varmış ne de parası günler boyu iş aramış ama bulamamış yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, \"yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer\" diye söylenmiş zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle birden siniri geçiveren ihtiyar, \"zavallı adamcağız kimbilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?\" diye düşünmeye başlamış oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş o, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp, \"ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun İstersen paltomu sana verebilirim\" deyince, \"hayır, teşekkür ederim ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş\" diye yanıt vermiş terzi yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş \"soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?\" diye soran yaşlı adam, \"ben terziyim\" yanıtını alınca \"benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın\" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş küçük dükkan önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış terzi artık \"ünlü işadamı\" diye anılır olmuş bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş ve başlamış anlatmaya: \"bir zamanlar fakir bir oduncu varmış ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş o çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş ağacların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuşbaşını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş bülbül ona \"senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın\" demiş gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın\" Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Dostluk Hikayeleri

Eski 06-25-2009   #17
TiFus
Varsayılan

Cevap : Dostluk Hikayeleri



Bir Sonraki Ayrılık

birer birer gittiler yaşamımdan herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları seviyorlardı ben onları öylece seviyordum yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular , sonraları sevdamdılar sabah güneş penceremi tırmalıyordu artık ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu dört elle olmasa da yaşama bağlanmamı sağlıyordu İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; \"que sera sera\" hoşuma gidiyordu bu ama kadercilik değildi benimkisi , sadece hoşuma gidiyordu Çünkü bir bakıma doğruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti bana yararı yoktu hatırlamanın unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor , sadece yürümekle yetiniyordum belki de bu benim mola verişimdi anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum mola İşe geldim artık rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne büyük huzurdu onaylanmak dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin , sıradan hep yazılagelen şeyler ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda değişik olaylar olmasını bekliyordum ufak bir renkti aradığım ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık siyahın bile tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi daha büyük korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı etrafımı boş gözlerle süzdüm bir arkadaşla göz göze geldik yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu , bana aitmiş gibi cidden benim miydi bu yaşam ? telefon çaldı bir ses evecenlikle \"doktora gidiyorum , eve geç kalacağım\" dedi tamam bile demedim , gereksizdi çünkü yemek vaktine kadar öylece oturdum , birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla birlikte ne iyi yemekten dönünce gazete okudum kuponaları seyrettim kesmek külfet ama seyretmesi zor değil keşke \"kuzate\" diye bir gazete çıksa ve ben kuponları öylece seyretsem ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese ama ben bunlarla avunabilecek miyim? mutlu olmam şart mı? gazeteleri karıştırdım kışırtısı beynimi zonklatıyor devam ettim , bir ara telefon çaldı sonra \"sizi arıyorlar\" dediler büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım ses tanıdık ve sadece bir cümle \"gidiyorum\" Öğle vakti telaşla kapattım telefonu rengim değişmişti hızla çıktım işyerinden koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana kış , rüzgar her şeyi itekliyor yolda iki kişi öylece yürüyordu rüzgara aldırmadan Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar sonra bir koruluk Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar yanlarından birkaç kişi geçti , bakıp gülümseyerek sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor aklımdan hep paylaşımlarımız geçti İnatla itekliyorum onları ama gitmediler gitmelerini istemiyordum aslında bağırıyorum , duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim orada , ileirde duruyordu sırtı bana dönük adınlarımı ağırlaştırdı , bu süreyi uzatır diye yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum donuk gözlerle baktı susutuk yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu sokak boyunca ilerledik , durdu \"sana söylenecek çok şey yok dostum gidiyorum , çünkü bu aklayacak beni gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaşacağım ağlamayacağım , göz yaşlarımı harcamayacağım son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var İleride ellerimiz yine kavuşacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize o güne değin ağlamak yok , sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok , dostum , gidiyorum\" dedi birşey söyleyemedim , boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı \"Öyledir , dost , öyledir\" dedim kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı , belki sonsuza dek ama bu incitmedi bizi kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük ağlamadık , çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi güldük ve isyanla boyun eğdik , güpegündüz İlk değil , son da artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum o gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma , güldüm akşam körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk ama kendi dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik ve bilmek işime gelmiyordu İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk bir bağlamda başarmıştık da bunu ama yine de olamamıştı İki ayrı insandık , iki ayrı dünya düşlerimiz ve sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım , fark buradaydı hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.