Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Genel Bilgiler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
bağlı, bağlıdır, kamu, kuruluşa, kuruma, televizyonları

Kamu Televizyonları Hangi Kuruma Bağlıdır? Kamu Televizyonları Hangi Kuruluşa Bağlı?

Eski 09-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kamu Televizyonları Hangi Kuruma Bağlıdır? Kamu Televizyonları Hangi Kuruluşa Bağlı?



Kamu Televizyonları Hangi Kuruma Bağlıdır? Kamu Televizyonları Hangi Kuruluşa Bağlı?
Kamu Televizyonları Hangi Kuruma Bağlıdır? Kamu Televizyonları Hangi Kuruluşa Bağlı?
Medyada Kaynak Bölüşümü Ve Rating Savaşları
Özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda basın sektörüne de hakim olan sermaye gruplarının elinde olması; ulusal düzeyde genel bir gelir eşitsizliği ve demokrasi problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili temel bir problemdir

1990'lı yıllarda Türkiye'de büyüme ve genişlemenin en yoğun gerçekleştiği sektörlerden biri medya sektörü oldu Medya işletmeciliği, özel televizyon ve radyo kuruluşlarının yayına başlamaları ve 1994 yılında da yasallık kazanmaları ile bankacılık ve finans gibi sektörlerden pek çok önemli kişi ve grubun el attığı bir faaliyet alanına dönüştü 1990 yılına kadar, Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu (TRT) tarafından yürütülen radyo ve televizyon yayıncılığı , bu tarihten sonra ticari girişimcilerin bu alana el atmalarıyla gerek üretim ilişkileri gerek üretilen programların form ve nitelikleri bakımından ciddi bir dönüşüm geçirdi Çok değil, üç beş yıllık bir zaman dilimi içinde, onlarca televizyon ve yüzlerce radyo kuruluşunun yayıncılık alanına katılmasıyla bu alanda sıkı bir rekabet ortamı oluştu Ulusal televizyon kuruluşlarının pek çoğunun aynı zamanda gazete ve dergi gibi basılı yayıncılık sektörlerinde de varlık ve faaliyetlerinin olması nedeniyle bu rekabet, kitle iletişim araçlarının gündemini önemli ölçüde belirleyen bir görünüm kazandı Bu rekabetin izleri, promosyon gazeteciliğinden, "bizden ayrılmayın" ve "az sonra"cı televizyon sunuşlarına kadar, pek çok yönüyle kamusal alanda aleniyet kazandı Bu durum yalnızca, televizyon yayıncılığında TRT tekeli döneminin belleklere kazdığı abartılmış bir eğitim ve kültür misyonunun değil, dinlendirme ve eğlendirme işlevlerinin de göz ardı edilmesine ve yayıncılığın, temel motivasyonu "kâr ençoklaştırması " olan bir ticari faaliyet alanı olarak tanımlanmasına hizmet etti
Yayıncılık içeriklerindeki nitelik sorununu, sonradan geri dönmek üzere bir yana bırakacak olursak, medya sektörünün on binlerce çalışanı, yan sektörleri, muhteşem plazaları ve çekim stüdyolarıyla devasa bir sektör olarak, son on yılda kayda değer bir büyüme ve genişleme eğilimi gösterdiği açıktır
Büyüyen bir sektör olarak medya
Medya sektöründeki büyüme eğilimi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD'nin 1999'da yayınladığı "İletişime Bakış" raporunda (Hürriyet, Internet-txt, 22 Mart 1999) şöyle doğrulanmaktadır:
"Türkiye radyo-televizyon yayıncılığında büyüme rekortmeni oldu 1995-1997 döneminde radyo-televizyon sektöründeki büyümede OECD ortalaması yüzde 34 düzeyinde gerçekleşti Türkiye'de ise sektör, iki yılda yüzde 243 büyüdü"
Rapora göre Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında en yüksek büyüme oranı ile belirtilen dönemde bir rekor elde etmişti Türkiye'de yalnızca televizyon yayıncılığı dikkate alındığında, yıllara göre gerçekleşen büyümenin, dolar bazında şöyle gerçekleştiği belirtilmektedir
"Türk televizyonlarının gelir artışı 3 yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 2659 oldu 1995'de 34120 milyon dolar olan Türk televizyon yayıncılarının gelirleri, 1996'da 43040 milyon dolara, 1997'de ise 54681 milyon dolara çıktı" (Hürriyet, 22 Mart 1999) Aynı kaynağa göre, belirtilen dönemde "Türkiye'de 1995'te 17085 milyon dolar olan televizyonların toplam reklam geliri, 1996'da 23038 milyon dolara, 1997'de de 31713 milyon dolara çıkmıştır Bu dönemdeki yıllık ortalama artış oranı yüzde 3624 olarak gerçekleşti"
Reklam geliri: En önemli kaynak ama
Bu verilere bakıldığında, Türkiye'de televizyon sektörünün finansmanında reklam gelirlerinin önemli bir kaynak olduğu görülmektedir Bununla birlikte, Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan yirminin üzerinde televizyon kuruluşunun bulunduğu hatırlanırsa, çok pahalı olan yayıncılık faaliyetinin sürdürülmesinde reklam sektörünün sağladığı girdinin, her bir yayın kuruluşunun payına düşen miktar bakımından yetersiz kalabileceği tahmin edilebilir Yukarıda belirtilen OECD verileriyle ilk bakışta çelişkili gibi görülse de, televizyon kuruluşlarının yayın faaliyetlerinden genellikle zarar ediyor oldukları, yazılı basında sıklıkla gündeme getirilen konular arasındadır Dahası, reklam gelirlerinin önemli bir kısmı en büyük üç ya da dört televizyon kuruluşu tarafından paylaşıldığı için toplam izlenmeden elde ettikleri pay görece düşük olan yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinin de önemli ölçüde düşük olduğu bilinmektedir
1999 yılı reklam gelirleri dağılımına kabaca bir bakış bu eşitsizliği açığa vurmaktadır Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) verilerine göre, 1999 yılında TRT ve 16 özel televizyon kanalının toplam reklam geliri, 125 trilyon 101 milyar 676 milyon 663 bin TL olarak gerçekleşmiştir
Belirtilen dönemde ATV, Kanal D ve Show TV yayın kuruluşları bu miktarın yaklaşık 86 trilyon TL'sini aralarında paylaşmışlardır : ATV: 32359217491 bin TL, KANAL D: 30749122654 bin TL, SHOW TV: 22815855096 bin TL gelir elde etmiştir
Televizyon yayıncılığı bir kültürel üretim alanıdır
Yayıncılık alanında "reklam pastasının" bölüşümündeki eşitsizlik, yayıncılığın ticari bir faaliyet olmasının doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir Her ticari faaliyette olduğu gibi burada da büyükler ve küçüklerin olması kaçınılmazdır Buradaki sorun, yayıncılık faaliyetinin aynı zamanda bir kültürel üretim olması ile ilişkilidir Yayıncılık alanının temel gelir kaynaklarından biri olan reklam gelirlerinin dağılımındaki olağanüstü eşitsiz durum, bu alandaki tekelleşme ve ürün benzeşmesi eğilimleri ile yakından ilişkilidir
Bu durum, program içeriklerinin belirlenmesinde sıklıkla, "genel kamu" olarak tarif edilen bir hedef kitlenin gözetilmesini getirmekte, yayıncılıkta tematikleşme eğilimlerini dolayısıyla da çok sesliliği törpülemekte ve içeriklerde bir tek tipleşme ile sonuçlanmaktadır
Uzun dönemde bu, küçük yayın kuruluşlarının giderek daha fazla büyük sermayenin denetimine geçmeleri ya da yok olmaları anlamına gelecektir Bunlar, televizyon yayıncılığı alanında yalnızca yatay düzeyde ortaya çıkan sorunlar değildir Gazete ve dergi gibi basılı yayıncılığı da içeren dikey bir düzeyde de benzer bir işleyiş hakimdir Türkiye'de özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda yazılı basın sektörüne de önemli ölçüde hakim olan sermaye gruplarının elinde olması, ulusal düzeyde genel bir "gelir eşitsizliği" ve "demokrasi" problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili çok temel bir problem olarak değerlendirilmelidir
Türkiye'de medya sermayesinin yapısı
Bu arada, medya alanındaki sermayenin, daha önce belirtildiği gibi, genellikle medya dışı faaliyet alanlarından gelen bir birikime dayalı olduğu da hatırlanmalıdır Otomotiv sanayii, beyaz eşya ya da bankacılık sektörü ve diğer finans alanlarından kökenlenen bir sermayenin, kültürel üretim alanları olan görsel ve basılı yayıncılık alanlarına ağırlıklı olarak el atmasının kendisi, bu alanların kontrolünün önemli bir prestij ve güç sağlıyor olmasından ötürü, siyaset alanında da önemli sonuçlar doğurabilmektedir
Medya, sermaye, siyaset üçgeninde geçtiğimiz on yılda yaşanan pek çok skandal-olay, bu iç içe geçmenin somut örnekleri olmuştur Bununla birlikte, medyanın kaynak sorununun makro ölçekteki neden ve sonuçları, detaylı incelemelere konu edilmesi gereken oldukça karmaşık ve önemli konulardır Bu anlamda da böyle bir yazının sınırlarını aşmaktadır Burada ancak genel bir bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır
Medyanın kaynak sorununun diğer bir boyutu da Türkiye'de medya içerikleri üretimindeki genel eğilimlerle ilişkilidir Kitle iletişim araçlarının içerikleri olarak, televizyon ve radyo programları ya da gazete ve dergilerdeki haber ve yazılar da medya alanındaki hızlı büyüme nedeniyle nitel bir olgunlaşmadan giderek uzaklaşan bir görünüm kazanmaktadırlar Bu görünüm özellikle televizyon yayıncılığında çok aşikar bir hale gelmiştir
Özel televizyon yayıncılığında içerik sorunu
Özel televizyon yayıncılığının geride bıraktığımız on yılında, televizyon programlarının ulusal ya da sektörel düzeydeki kriz ve eğilimlerden geniş ölçüde etkilenmesi, belli program tür ve formatlarının birdenbire bir furya halinde, tüm televizyon kanallarını doldurmaları ve sonra gözden düşmeleri ya da televizyon ekranlarında sıklıkla aynı yüzler ve konuların dolaşıyor olması gibi sorunlar, yayın kuruluşlarının maddi kaynakları kullanma eğilimleriyle yakından ilişkilidir
Rekabetçi ve büyük ölçüde reklam gelirlerine dayalı medya sektörü, programcılık alanında uzun vadeli planlamadan uzak, sıklıkla tepkisel eğilimler sergileyen ve çeşitli bakımlardan olgunlaşamamış bir görünüm arz etmektedir
Bu tür bir rekabet düzeni içinde yayın kuruluşları, stratejik bir yayın akışı oluşturmada ve yayın çizgilerini belirlemede önemli istikrarsızlıklar sergilemektedirler Bu durumu örneklerle açıklayacak olursak, iki yıl kadar önce Show TV'nin "Kim 500 Milyar İster?" adlı patentli yarışma programı (quiz show) ile elde ettiği başarı, birdenbire diğer yayın kuruluşlarının da, ana-yayın kuşaklarında, benzeri türden "Aslan Payı", "Ağırlığınca Altın" ya da "Fırsat Bu Fırsat" gibi büyük ödüller dağıtan yarışma programlarına yönelmelerine yol açmış ve farklı yayın kuruluşlarının izleyiciye sunduğu programlar yine gerçek bir çeşitlilikten, ya da alternatif yaratma potansiyelinden uzaklaşarak ortak bir eğilimde birleşmişti
İzleyicinin yoğun ilgi gösterdiği ve bir gecede "milyarlar dağıtan" bu programlar, kısa zaman sonra, kazandığı para ya da diğer ödülleri alamayan vatandaşların, yayın kuruluşlarını deşifre etmeleri ile yavaş yavaş gözden düştü Yerli yarışma programları genellikle sona erdi ve başarısını sürdüren tek quiz show patentli olan, yani yabancı bir programın Türkiye versiyonu olduğu için, orijinal programın teknik ya da etik ilkelerine bağlılığı da denetlenen "Kim 500 Milyar İster?" adlı program oldu Bunun gibi geçen yıl, Taxi Orange isimli yabancı bir programın Türkiye versiyonu olarak üretilen "Biri Bizi Gözetliyor" adlı yarışma programının ardından "Dokun Bana" gibi, bilhassa gençler olmak üzere sıradan vatandaşları programın merkezine yerleştirerek her anlarını takiple, çeşitli konulardaki dayanıklılıklarını ölçen ve kazanan kişiye büyük ödüller veren yeni bir yarışma programı türü benzer bir ilgiye mahzar oldu
2001 yılının yıldızı parlayan program türü ise durum komedileriydi (situation comedy) Yabancı bir durum komedisinin, "Dadı" adıyla Show TV'de yayınlanan Türkçe uyarlamasının izleyiciden büyük ilgi görmesinin ardından bu program türü büyük yayın kuruluşlarının ana yayın kuşaklarını doldurmaya başladı Program türlerinin hızla tüketilmeleri ve/ya da istikrarsız bir biçimde yükseliş ve düşüşlerine dair bu örnekler, yayın kuruluşlarının kısa dönemde bir rating patlaması sağlayabilmek için, uzun erimli yayıncılık stratejilerini ve hedeflerini göz ardı etmelerinin somut bir göstergesidir
"Rating Savaşları"
Akılcı bir planlamayı engelleyen bu tarz bir "rating savaşı" nedeniyle, büyük yayın kuruluşlarının pek çoğu, aynı yayın kuşağında benzer türden programları ekrana getirmekte ve karşılaşılan krizlere aynı türden çözümler üretmektedirler
Bazen aynı yayın döneminde belli başlı yayın kuruluşları hep birlikte yerli dramalara ağırlık vermekte ve pahalı bir yapım olan bu program türü bütün kanalları işgal etmektedir Kimi zaman da ülke ekonomisindeki dalgalanmalara bağlı olarak, en yüksek izlenme oranlarına sahip yerli diziler bile, üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yayından çekilebilmekte ve yerlerini game showlar ya da "televole" türü magazin programları almaktadır
Televizyon yayıncılığında mali kaynakların etkin kullanımının önündeki bir diğer engel de bu olgunlaşamamış sektördeki rekabetçi yapının doğal bir sonucu olarak, televizyon programlarının maliyetlerindeki aşırılaşma eğilimleri ile ilgilidir Yayın kuruluşları, özellikle popüler televizyon starlarının yer aldığı programları kendi kanallarına transfer edebilmek ya da bu programların başka kanallara transferlerini önlemek için akıl almaz ödemeler önerebilmekte ve program maliyetleri buna bağlı olarak sürekli yükselmektedir
Sonuç olarak yalnız drama ya da eğlence programlarında değil, haber bültenlerinden, tartışma programlarına kadar televizyonun bütün formatlarında "star" yaratmak ve "star"la çalışmak temel motivasyon haline gelmektedir Böylece, bir anchor man'in başka bir yayın kuruluşu ile çalışmaya başlamasının ardında, milyon dolarlık transfer sözleşmelerinin bulunması kaçınılmaz olmaktadır
Görüldüğü üzere, özel televizyon yayıncılığının bu hayli uzun süren "olgunlaşamama sendromu"nun ekonomik boyutu, mali olanakların kısıtlılığından çok, medya sektöründeki mülkiyet yoğunlaşmasıyla, kaynakların etkin kullanılamamasıyla ve norm ve standart oluşturulamamasıyla ilişkilidir(EK)


Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.