Yalnız Mesajı Göster

Antakya (Hatay) Genel Tanitimi

Eski 11-04-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Antakya (Hatay) Genel Tanitimi



Hatay Cami ve Mescitleri

Hatay (Antakya) Cami ve Mescitleri


Osmanlı döneminde Antiocheia'nın ismi Antakya'ya çevrilmiştir Vakıf kayıtlarından öğrenildiğine göre kentte 28 cami ve mescit inşa edilmiştir
Ulu Cami, Habib Neccar Camisi ve Ağa Camisi dışında kalan diğer cami ve mescitler kubbesiz olup, ahşap çatılıdır Sivil mimariye yakınlıkları olan bu mescitlerin minareleri çoğunlukla şerefelerine kadar taştan örülmüştür Bunların yükseklikleri de fazla değildir Çokgen gövdeli minarelerin üzerleri genellikle yöresel ahşap külahlıdır Bu tür minareler daha çok Halep, Gaziantep, Maraş ve Adana'daki örneklerde karşımıza çıkmaktadır
Antakya'daki belli başlı mescitler arasında Erdebili, İbn Sufî, Kubbeli, Yunus Fakih, Sarı Mahmut, Şönbik Debağa (Tabakhane), Kostal, Meydan, Mukbil, Şuğunoğlu, Numan, Ağca, Hamamcıoğlu, Şeyh Hakikoğlu, Basaliye ve İmaran mescitleri bulunmaktadır

Habib Neccar Cami (Merkez)


Habibi Neccar Cami, şehirde yapılan ilk cami olarak bilinmektedir Memluklulardan Baybars zamanında eski bir Roma tapınağının yerine yapılan cami, IX yüzyılda depremden zarar görmüş XVII Yüzyılda, Osmanlı döneminde yenilenmiş, yalnızca barok üsluptaki minaresi eski şeklini korumuştur Bu yapının altında halkın ziyaret ettiği 3 mezar bulunmaktadır Kuranda Habib-ün Neccar ile ilgili olayın geçtiği yer olması bakımından kutsal sayılmaktadır
Tarihi kaynaklara göre Antakyada ilk cami 638 yılında Arapların şehri ele geçirmesinden sonra yapılmıştır Bazı kaynaklara göre de Habib Neccar Türbesini ve Camisini Ubu Ubeyde Bin Cerrah yaptırmıştır Caminin bulunduğu yerde 1960 yılında yapılan bir kazıda alt kısımlarda farklı duvar kalıntıları ile karşılaşılmıştır Ancak bu duvarların hangi yapılara ait olduğu kesinlik kazanamamıştır Bugünkü Habib Neccar Camisinin medrese duvarlarında Arapça kitabeli metinlere rastlanmaktadır Habib Neccarın ismi ilk kez İbni Batuta seyyehatnamesinde geçmiş; burada da Habib Neccarın mezarı, yanında zaviyesi olduğunu belirtmiştir

Caminin köşesinde Hzİsa tarafından gönderilen azizlerine ilk defa inanan ve onları korurken şehit olan Habib Neccarın türbesi vardır Caminin arkasındaki dağa onun ismi verilmiştirAyrıca bu dağ üzerinde de Habib Neccara ait bir de ziyaret yeri vardır


Antakyada inanılan bir efsaneye göre: Peygamberin halifesi Hz Ömer, Diyar-ı Rûm denilen ve o zaman Hıristiyanların elinde bulunan Anadoluyu fethetmek, İslamlaştırmak için buraya askerlerini göndermiştir Bunlardan bir gurup Ebu Übeyde bir Cerrahın kumandasında, Antakya üzerine yürümüş ve karşılaştıkları kaleleri ele geçirmişlerdir Ebu Übeydenin, Habib Neccar adında bir bayraktarı vardı Savaşın en kızgın, en çetin anlarında, Habib Neccar, bir elinde sancağı şerif, diğer elinde kılıcıyla ön saflarda kıyasıya dövüşürdü Kumandan ne zaman : "Yetiş ya Habib" derse, canını dişine takar, düşman saflarını yararak öne geçer, askere şevk ve heyecan verirdi Böyle bir gün, Antakya yakınlarındaki Nur dağları üzerinde savaşılıyorken Ebu Übeyde çaresiz kalmıştı Savaşın kızgın bir anında, yine: "Yetiş ya Habib!" diye bağırınca, Habib Neccar : "yallah!" diyerek tepeyi bir anda tırmanmış, düşman saflarını yararak sancağı en yüksek zirveye dikmiştir Bu sırada karşısındakiler bir kılıç darbesiyle başını gövdesinden ayırmışlar Bu sırada galeyana gelen Arap ordusu tepeden indiklerinde Habib Neccarın başsız gövdesiyle karşılaşmışlar Geri çekilen düşman, Habibin başını bir sırığa saplayarak götürmüş ve ibret olsun diye Antakya kalesinin en yüksek burcuna dikmişler Arap orduları, birkaç gün sonra, Antakyayı da kuşatmışlar Savaşın kızıştığı bir sırada kale burcundaki Habibin kesik başından sesler gelmeye başlamış: "Kardeşlerim, yiğitlerim, ben buradayım Sağdan hücum edin, sola koşun" Kesik baştan gelen sesleri işiten Araplar heyecanla ileri atılmışlar, düşman askerleri ise paniğe kapılarak geriye çekilmişler Bu olayın ardından kale birkaç saat içinde zapt edilmiş, halk vergiye bağlanmıştır İnanışa göre; Kumandan Ebu Übeyde, şehit Habibinin kesik başını gömmüş, üzerine türbe, yanına da bir cami yaptırmıştır Habib Neccarın vücudu da Nurdağlarındaki bir mezara konmuştur

Evliya Çelebi, Antakyaya geldiğinde Habib Neccar Türbesini ziyaret etmiş, ona ait çeşitli efsaneleri seyyahatnamesinde yazmıştır Evliya Çelebiye göre, Habib Neccar, İsa Peygamber zamanında yaşamış ve Ona iman etmiş İsa gibi mucizeler göstermiş, daha sonra da, puta tapanlar tarafından başı kesilerek öldürülmüştür Evliya Çelebinin bir ifadesine göre de Antakya Kalası, İstanbul Kalasından sonra en büyük kalalardan biridir Seyahatnamesinde bunu şöyle anlatır:

"Antakya Kalası duvarlarının ve burçlarının yüksekliği başka bir yerde görmedim Doğu yönündeki dağlar üzerine oturan duvarları 80 arşın yüksekliğindedir Asi nehri kıyılarındaki duvarlar ise yalınkat, 20 arşındır Kalanın yapıldığı taşların her biri birer fil gövdesi kadardır Büyük usta Ferhat, taşları baltasıyla birbirine öyle yanaştırmış ki, tek bir kaya sanırsınız"

Ulu Cami (Sultan Selim Cami) (Merkez)

Antakyanın en eski yapısı olarak bilinen Ulu Cami, XVI yy da yapılmış olup, Erken Osmanlı dönemi Ulu Camileri plân düzenindedirBununla beraber Memlûklar dönemine ait izler burada açıkça görülmektedir Kitabesinde Hicri 1117 (1705) tarihi bulunmaktadır İbadet mekânı sütunların desteklediği küçük kubbelerle örtülüdür Ancak, depremlerden zarar gören bu yapı 1987 yılında yıkılarak yeniden yapılmıştır Günümüze ulaşan camide orijinal mimari parçalar ve bezemeye rastlanmamaktadır

Ahmet Kuseyri Cami ve Türbesi (Yayladağı)

Antakya-Yayladağı yolu üzerinde, Antakyaya 25 km uzaklıkta bulunan Şenköydedir Osmanlı döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyrinin türbesi ve aynı avluda bulunan cami XVI Yüzyıla tarihlendirilmektedir

Kanuni Sultan Süleyman Cami (Belen)

Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1553te tek kubbeli olarak yaptırılmıştır Günümüze orijinal durumu ile ulaşamamıştır Yakınında bir de kervansaray bulunmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla