Yalnız Mesajı Göster

Romanesk Üslup, Gotik Mimari, Rönesans

Eski 08-11-2010   #4
Şengül Şirin
Varsayılan

Romanesk Üslup, Gotik Mimari, Rönesans



Romanesk Üslup, Gotik Mimari, Rönesans Romanesk Üslup

11 yüzyıl ortalarında manastırlar Eski Roma mimarlığının özelliklerini taşıyan romanesk üslupla yapılmaya başlandı Sağlam, ağır ve etkileyici bir görünümü olan bu yapılar ortada geniş bir nef ve onu çevreleyen uzun geçitlerden oluşuyordu Romanesk üslubun en belirgin özelliği ana kubbeyi taşımak için oluşturulan, kemer biçimli /ortozlarıydı
Romanesk yapıların en çok rastlandığı yerler İtalya, Almanya ve Fransa'nın kuzeyindeki Normandiya bölgesidir İngiltere'de l()93'te yapılmış olan Durham Katedrali bu üslubun en güzel örneklerinden biridir

Gotik Mimari

1200'lerde, Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden uzunca bir süre sonra kentler yeniden canlanıp büyümeye başladı; bankacılık ve ticaret önem kazandı Bu dönemde sanat ve mimarlıkta kralların ve kiliselerin denetimi azaldı, ticaret yoluyla zenginleşen tüccarların beğenisinin önemi arttı Kentlerde konut, eğitim gibi çeşitli gereksinimleri karşılayacak yeni yapılar yapılmaya başlandı

Sivri kuleli büyük kiliseler, bu yeni çağın simgesi durumuna geldi Yuvarlak kemerlerinyerini sivri kemerler aldı Sivrilik kapı pencere, kemer ve tonoz gibi temel yapı öğelerinin tümüne egemen oldu Gotik olarak adlandırılan bu üslupla birlikte ortaya çıkan bir başka yapı öğesi de çatıyı taşımak ya da bir duvarı desteklemek amacıyla yerleştirilen payandalardı (dayanma ayağı) Bu yapı tekniği duvarların daha ince, dolayısıyla pencerelerin daha geniş yapılabilmesini sağladı

Gotik üslup sivri kuleleri, güzel desenler oluşturan rengârenk camlarla bezenmiş pencereleri, zarif kemerleri ve payandalarıyla mimarlık tarihinin en çarpıcı ve ilgi çekici üsluplarından biridir Gotik üslubun en güzel örnekleri Fransa'da Paris'teki Notre-Dame, Chartres, Amiens ve Reims katedralleridir

Dinsel yapıların yanı sıra Avrupa'nın birçok ülkesinde gotik üslupta yapılmış görkemli saraylar, özel ve resmi yapılar vardır Oxford ve Cambridge üniversitelerine bağlı bazı kolej binaları ve Londra yakınlarındaki Hampton Sarayı bunlara örnektir

Rönesans

Eski Roma geleneklerinin egemen olduğu İtalya'da gotik üslup öteki Avrupa ülkelerindeki gibi gelişip yaygınlaşmadı 15 yüzyılda Eski Yunan ve Roma sanatına duyulan ilginin canlanmasıyla Pantheon ve Colosseum gibi yapılar yeniden önem kazandı Eski Yunan ve Roma sanatının yani klasik sanatın yeniden canlandığı bu döneme "'yeniden doğuş" anlamına gelen Rönesans adı verildi

Romalı mimar Vitruvius'un yazdığı mimarlık kitabı, 152Tde bulunarak İtalyanca'ya çevrildi Bu yapıt Eski Roma yapım tekniklerinin uygulanmasında önemli bilgiler sağladı Bu dönemde Eski Yunan sütunlarının beş ayrı çeşidi bir arada kullanılmaya başlandı Bunlar sırasıyla Dor, İyon ve Korint düzenleriyle, İyon ve Korint düzenlerinin bir karışımı olan kompozit düzen ve Etrüskler'in uyguladığı Tos kana düzeniydi


Bununla birlikte İtalyan mimarlar eski olan her şeyi taklit etmek yerine yeni bir üslup da yarattılar Rönesans mimarları Leonardo da Vinci Michelangelo Bramante ve Raffaello gibi aynı zamanda heykelci, ressam, bilgin ve filozof olan çok yönlü bilge sanatçılardı
Rönesans döneminde kiliseler, Milano'da Bramante'nin yapıtı olan Santa Maria delle Grazie Manastırı gibi ferah, gösterişten uzak, görkemli yapılardı Kiliselerin iç duvarları genellikle fresklerle, mihrap, vaftiz kurnası gibi öğeler, zarif oymalar ve heykellerle bezenir-di Buna karşılık zengin tüccarları rakiplerinden gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla malikâne ve saraylar kale gibi sağlam yapılırdı

Bu tür yapıların en ünlüsü Floransa'da,yapımına 1440'ta başlanan ve 1852'ye kadar çeşitli eklemelerle büyütülen Pitti Sarayı'dır Rönesans 16 yüzyılda Fransa'da, 17 yüzyıl başlarında İngiltere'de etkili oldu Paris'te 1546'da yapımına başlanan ve bugün müze olarak kullanılan Louvre Sarayı, Fransız Geç Rönesans üslubunun en güzel örneklerindendir 17 yüzyılda İngiltere'de klasik sanatı diriltmeye yönelik Yeniklasikçilik Akımı başladı Akımın mimarlık alanında önde gelen adlarından Inigo Jones'un Eski Yunan, Roma ve İtalyan Rönesans mimarlığından esinlenerek yaptığı binalar arasında Londra yakınlarındaki Kraliçe'nin Evi ve Şölen Evi sayılabilir

Rönesans üslubu 17 yüzyılda yerini barok üsluba bıraktı Bu sözcüğün kökeni Portekizce'de özellikle düzgün olmayan inciler için kullanılan ve "düzensiz" anlamına gelen ba-rocco sözcüğüne dayanır Barok üslûbun en belirgin özelliği son derece ayrıntılı, süslü ve gösterişli olmasıdır Barok üslubun İtalya'da-ki önde gelen mimarları Vignola ve Gian Lo-renzo Bernini'ydi Londra'da Christopher Wren tarafından tasarlanan St Paul Katedrali 17 yüzyıl İngiliz barok mimarlığının önde gelen örneklerindendir 18 yüzyıl başlarında barok üslubun yerini Paris'te ortaya çıkan rokoko aldı Rokoko üslubun en önemli özelliği iç ve dış bezemeierdeki simetrik olmayan desenler, bol kıvrımlı çizgiler ve gösterişli süslemelerdi Yapıların dış yüzeyleri mermer heykeller ve çiçek motiflerinden oluşan kabartmalarla bezeniyordu

18 yüzyılda Rönesans mimarlığı Amerikan kolonilerine kadar uzandı Philadelphia'daki Independence Hail ile Washington'daki Capitol Binası döneme özgü örneklerdir

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla